BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Bizi kuşatan hava kütlesinin bedenlerimize ve ruhlarımıza olan tesirlerini
ve faydalarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Cenâb-ı Hakk’ın
emriyle bizi çepeçevre kuşatmış bulunan havanın başta bedenlerimize
olmak üzere pek çok etkisi olduğu gayet açıktır. Bu hava, bedenlerimizin ve
ruhlarımızın birer unsuru olması sebebiyle ruhlarımıza ulaşıp etkin bir
denge unsuru gibi sıhhatimize ve âfiyette bulunmamıza tesir etmiştir. Bu
itibarla havanın tesiriyle ruhlarımızda meydana gelen denge unsuru iki
işleme bağlıdır ki, bunlardan biri rahatlandırma (tervîh), diğeri
temizlemedir (tenkiye).
Rûhu râhatlandırması şöyle olur: Ruhun mizacı gereği olan harareti
(içerde) tutulması arttıkça ruh sıkışır. Sıkışma şiddetlendikçe, ona
akciğerden canlandırma için hava ve bitişiğinde bulunan nabız
mesâmelerinden nefes verilir. Çünkü bizi kuşatan hava kütlesi, ruhumuzun
azîz mizacına göre gayet soğuktur.
Havanın sadme si ruha ulaşıp ikisi birbirine karıştığında, yaşamamızı
sağlayan nefes kabul edilmiş olur. Ruhu yeteneğinden ruhu alıkoyarak kötü
mizaca sebep olan ateşe dönüşmesi engellenmiş olur. Buharında bulunan
rutûbetli cevheri mahvolmaktan kurtulur.
Temizlenmeye gelince, bu, bedenin en değerli karışımı gibi olan ruhun
(ayırt edici yeteneğiyle, içimize çektiğimiz) havanın duman buharını ayırıp
(nefes geri çıkarken tekrar) onu teslim eylemesidir. Bu durumda, burna
çekilen havanın belli bir dengeyi sağlaması, nefes alma sırasında havanın
ruh üzerine gelmesiyle olur. Temizlenme nefes verme sırasında havanın
candan çıkmasıyla olur. Çünkü dengeyi temin için alınan havanın ilk kez
gelişi anında soğuk olması lâzımdır. Bu hava içeride uzun süre kalıp ruhun
mizacıyla karışarak ısınırsa, ilk girdiği andaki faydalı hali gider ve (bu tür
bekleyip kokuşmuş) havadan ruh arınmak ister. Yeni havaya ihtiyaç duyar
ki temiz hava akciğere gelip öncekinin yerini alsın. Bu durumda mecburen
önceki havayı çıkarmak lâzım gelir. Ta ki ondan sonra gelecek havaya yer
açılsın. Dışarı çıkan hava ile birlikte ruh, fazla cevherleri dışarı itmiş olsun.
Hava mutedil ve saf olup ruhun mizacına ters olan acayip cevherler ona
karışmadığı müddetçe bu vasıfları hâiz olan havanın vazifesi, yukarıda
anlatıldığı üzere bedenleri ve ruhu rahatlandırıp arındırmakla sıhhat ve
âfiyete sebep olmaktır. Bedenleri ve ruhu (kokuşup bozulmaktan) muhafaza
etmektir. Eğer hava bozulur ve kokuşursa, bu takdirde onun işi de bedenlere
ve ruhlara zarar vermek olur. Gerçekte zarar ve fayda veren Yaratıcı ve
doğru yolu gösterici olan Allah teâlâ olduğu halde O, bedenlerdeki ve
ruhlardaki oluş ve bozuluşları hava gibi (bir takım) sebeplere bağlamıştır.

