Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Bizi kuşatan havada –gayri tabiî ve yerden kaynaklanan sebeplerle- meydana gelen değişimleri; yani yeryüzünün değişik bölgelerindeki yükseklik ve …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Bizi kuşatan havada –gayri tabiî ve yerden kaynaklanan sebeplerle-

meydana gelen değişimleri; yani yeryüzünün değişik bölgelerindeki

yükseklik ve alçaklık farkı sebebiyle dağlar, denizler, rüzgarlar ve toprak

bakımından oluşan değişimleri bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Bir bölgenin

yüksekte veya alçakta bulunmasıyla havasında değişimler olacağı

muhakkaktır. Yüksekte bulunan yerin havası daima soğuk olur. Alçakta

bulunan yerin havası ise sürekli sıcak (ve basık) olur. Çünkü bu güneş

şualarının yerden yansıması esnasında edindikleri sıcaklığın yoğun ve

şiddetli tarafı yere yakın tarafları olmakla, bizi kuşatan hava kütlesinin en

sıcak tarafı yere yakın bulunan kısmıdır. Ve hava yerden uzaklaştıkça soğuk

tabakasına yakınlaşmış olur; çevresiyle birlikte soğur. Eğer söz konusu olan

basık mekân, derin bir vâdi ise, bu yapısı itibâriyle güneş ışınlarının

sıcaklığını tutar. Bu sebeple havası sıcak ve yoğun olur.

Dağlar sebebiyle meydana gelen hava değişimlerinin sebebi açıktır.

Çünkü bir yerleşim yeri dağ üzerinde kurulu ise, -yukarıda değinildiği

üzere- oranın (ovalara nisbetle) havası daha soğuk olur. Eğer dağ, yerleşim

yerinin civarında ise, bu takdirde dağın beldeyi kuşatan hava kütlesi üzerine

iki şekilde tesir ettiği tecrübe olunmuştur: Bunlardan birincisi; güneş

ışınlarını söz konusu beldenin üzerine ya yansıtması ya da önüne bir perde

gibi gerilip ışınları oradan kesmesi [67/a] şeklinde olur. İkinci tesiri ise

rüzgarla ilgilidir; ya bir perde gibi gerilip o bölgenin rüzgar almasına mâni

olur ya da esintileri oraya sevk ederek rüzgarı daha çok almasında etkili

olur. Bunlardan birinci tesire misal, dağın o bölgenin kuzeyine yakın

bulunmasıdır. Çünkü o takdirde nurlu güneş ışınlarını o dağın üzerine âdeta

serper ve şualar bölgenin üzerine akseder. Enlemi ne kadar fazla olursa

olsun, o bölgeyi kuşatan havayı ısıtır. Ve eğer dağ bölgenin batı

istikãmetinde bulunup doğu ciheti de açık bulunursa; bu takdirde beldeye

güneşin etkisi yine yörenin havasını ısıtma şeklinde olur.

Eğer dağ, bölgenin doğusunda bulunup batı tarafı açık olursa; bu takdirde

güneş (öncekine göre) yarı yarıya havayı ısıtır. Çünkü bu dağın üzerinde

güneş ışınları ancak zevâlden sonra etkili olur ve saatler ilerledikçe dağın

doğusundan uzaklaşmış olup güneş ışınlarının etkisi gayet azalarak havanın

ısınması tam olmaz. Ancak güneş dağın batısına doğru geldikçe, her saat

biraz daha dağa yakınlaşmış olup (tam yansıtma gerçekleştiği için) bölgenin

havasını tamamen ısıtır. Ve eğer dağ bölgenin güneyine yakın bulunursa, bu

takdirde bölgenin havasını hiç ısıtamaz.

Dağın ikinci dereceden tesiri, söz konusu bölge üzerinden soğuk kuzey

rüzgarlarının esmesine mâni olmasıdır. Bu da ya sıcak güney rüzgarlarının

esmesini bölge üzerinden kaldırmasıyla olur ya da -söz konusu bölge iki

büyük dağın ortasında yüksekçe bir yerde olup- rüzgarın estiği yönde etkiye

açık bulunmasıyla olur. İşte o zaman orada rüzgarın esmesi, düz ovada

bulunan bölgeler üzerine esmesinden daha şiddetli ve daha fazla olur.

Çünkü rüzgar dar bir bölgeye sevk olunursa orada akıntısı hiç durmaz,

akarsu gibi çağıldar, sükûnet bulmaz. Bu durumda dağlarla olan ilgisi

bakımından bölgelerin en ılımlısı şudur ki; doğu ve kuzey tarafları açık olup

batı ve güney cihetleri dağlarla perdelenmiş bulunsun.

Denizler sebebiyle (olan hava değişimlerine gelince); denizin çevresinde

bulunan bütün bölgelerin iklimleri rütûbetli olur. Eğer deniz bir bölgenin

kuzeyine yakın bulunur ve üzerinde de kuzey rüzgarları eserse, söz konusu

esinti bölgenin havasının ziyadesiyle soğuk olmasına tesir eder. Çünkü

zaten suyun tabiatı da kuzey rüzgarları gibi soğuktur. Eğer deniz, bölgenin

güney tarafına yakın bulunursa o bölgenin havasına ziyadesiyle ağırlık

verir. Bununla birlikte bir de kuzeyinde dağ bulunur ve bu da rüzgarın esip

geçmesine engel olursa, bölgenin havası gayet ağır ve yoğun olur. Eğer

deniz bölgenin doğu tarafında bulunursa bölge havasının fazlaca rutûbetli

olmasına etki eder. Çünkü nurlu güneş ziyadesiyle o bölgenin üzerine

yaklaşır. Ve eğer deniz, bir bölgenin batısında bulunursa oranın havasına

rutûbet vermesi gayet az olur. Çünkü Güneş o bölgeyi âdeta yalayıp geçer,

çabucak uzaklaşır. Bu mânâya uygun düşen rüzgarlar kuzey, doğu ve batı

rüzgarlarıdır ki zararlı olan rüzgar güney rüzgarıdır.

Rüzgarlar sebebiyle olan hava değişimleri şöylece tecrübe olunmuştur ki;

kuzey rüzgarları soğuk ve kurudur. Soğukluğunun sebebi, rüzgarın soğuk

dağlardan geçerek bize ulaşmasındandır. Kuruluğu ise, güneş ışınlarının o

bölgeye zayıf olarak düşüp buharlaşmanın az olmasındandır. Doğu

rüzgarlarına gelince; bunlar hararet ve soğukluk bakımından mutedildir.

Ancak bunlar ekseriyetle dağlardan ve kara ikliminden geçtikleri için, bir

miktar kuru olur. Batı rüzgarları da mutedildir. Ancak bunlar genellikle

denizlerden geçerek geldikleri için bir miktar rutûbetli olurlar. Güney

rüzgarları ise; bölgelerin pek çoğunda sıcak ve rutûbetli olur. Bunların sıcak

olması, güneşe yakın olmaları sebebiyle ısınmış olan bölgelerden bize

gelmelerindendir. Rutûbetli olmaları ise şundandır; güney bölgelerindeki

denizler güneşin sıcaklığı etkisiyle çözülüp sıcaklığın tesiriyle denizler

buharlaşır ve rüzgarlara karışır. Bu sebepledir ki güney rüzgarları bünyeye

rehâvet verir. Sam, yani [67/b] helâk edici yeller ise; -yukarıda açıklandığı

üzere- ya aşırı sıcak olan bölgelerden geçerek bize ulaşan rüzgarlardır

veyahut da duman tabakasından ateşler misali dehşetli alâmetler gösteren

dumanların ağır tabakalarının yere inip karıştığı rüzgardır ki, her ne taraftan

hareket etseler tesadüf ettikleri canlıları o saatte yakıp simsiyah küle çevirip

helâk ederler. Sam yelleri bahsi geçen bütün kuralları değiştirip başka

şeylere dönüştürürler. Bütün şiddetli rüzgarlar, ilk önce zayıf esintiler gibi

aşağı tabakadan olur. Ancak hareketlerinin başlangıcı, esmeleri ve şiddeti

yukarı taraftandır.

Toprak sebebiyle meydana gelen hava değişimlerine gelince; bunlar

bölgelere göre farklılık arz eder. Bu farklılığın sebebi şudur ki, bölgelerin

bazısının toprağı killidir, bir kısmı taşlık(çorak)tır, bazısı kumludur, bir

kısmı kara (humuslu toprak) dır ve bazısı da madenlerin yoğunlukta olduğu

yerlerdir. Şu halde bu toprak çeşitlerinin hepsi (bölgelerinde bulunan) suyun

yapısını değiştirdikleri gibi, havanın yapısının değişmesinde de etkili

olurlar. Cenâb-ı Hakk’ın müsâade etmesiyle bu tür değişimlerde etkili

olurlar. Çünkü şu kâinâtta (molekülden galaksilere) zerreden kürreye her

şey varlık sahnesine çıkar ve süresini tamamlayınca çekip gider. Bütün

bunlar her ne ederlerse Allah’ın bilgisi dahilinde, O’nun dilemesiyle ve

O’nun kudretiyle yapıp ederler. Bunda şüphe yoktur. Güçlü ve her zaman

diri olan ancak Allah teâlâdır. O’nun şânı yücedir.