BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Bizi kuşatan havada –gayri tabiî ve yerden kaynaklanan sebeplerle-
meydana gelen değişimleri; yani yeryüzünün değişik bölgelerindeki
yükseklik ve alçaklık farkı sebebiyle dağlar, denizler, rüzgarlar ve toprak
bakımından oluşan değişimleri bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Bir bölgenin
yüksekte veya alçakta bulunmasıyla havasında değişimler olacağı
muhakkaktır. Yüksekte bulunan yerin havası daima soğuk olur. Alçakta
bulunan yerin havası ise sürekli sıcak (ve basık) olur. Çünkü bu güneş
şualarının yerden yansıması esnasında edindikleri sıcaklığın yoğun ve
şiddetli tarafı yere yakın tarafları olmakla, bizi kuşatan hava kütlesinin en
sıcak tarafı yere yakın bulunan kısmıdır. Ve hava yerden uzaklaştıkça soğuk
tabakasına yakınlaşmış olur; çevresiyle birlikte soğur. Eğer söz konusu olan
basık mekân, derin bir vâdi ise, bu yapısı itibâriyle güneş ışınlarının
sıcaklığını tutar. Bu sebeple havası sıcak ve yoğun olur.
Dağlar sebebiyle meydana gelen hava değişimlerinin sebebi açıktır.
Çünkü bir yerleşim yeri dağ üzerinde kurulu ise, -yukarıda değinildiği
üzere- oranın (ovalara nisbetle) havası daha soğuk olur. Eğer dağ, yerleşim
yerinin civarında ise, bu takdirde dağın beldeyi kuşatan hava kütlesi üzerine
iki şekilde tesir ettiği tecrübe olunmuştur: Bunlardan birincisi; güneş
ışınlarını söz konusu beldenin üzerine ya yansıtması ya da önüne bir perde
gibi gerilip ışınları oradan kesmesi [67/a] şeklinde olur. İkinci tesiri ise
rüzgarla ilgilidir; ya bir perde gibi gerilip o bölgenin rüzgar almasına mâni
olur ya da esintileri oraya sevk ederek rüzgarı daha çok almasında etkili
olur. Bunlardan birinci tesire misal, dağın o bölgenin kuzeyine yakın
bulunmasıdır. Çünkü o takdirde nurlu güneş ışınlarını o dağın üzerine âdeta
serper ve şualar bölgenin üzerine akseder. Enlemi ne kadar fazla olursa
olsun, o bölgeyi kuşatan havayı ısıtır. Ve eğer dağ bölgenin batı
istikãmetinde bulunup doğu ciheti de açık bulunursa; bu takdirde beldeye
güneşin etkisi yine yörenin havasını ısıtma şeklinde olur.
Eğer dağ, bölgenin doğusunda bulunup batı tarafı açık olursa; bu takdirde
güneş (öncekine göre) yarı yarıya havayı ısıtır. Çünkü bu dağın üzerinde
güneş ışınları ancak zevâlden sonra etkili olur ve saatler ilerledikçe dağın
doğusundan uzaklaşmış olup güneş ışınlarının etkisi gayet azalarak havanın
ısınması tam olmaz. Ancak güneş dağın batısına doğru geldikçe, her saat
biraz daha dağa yakınlaşmış olup (tam yansıtma gerçekleştiği için) bölgenin
havasını tamamen ısıtır. Ve eğer dağ bölgenin güneyine yakın bulunursa, bu
takdirde bölgenin havasını hiç ısıtamaz.
Dağın ikinci dereceden tesiri, söz konusu bölge üzerinden soğuk kuzey
rüzgarlarının esmesine mâni olmasıdır. Bu da ya sıcak güney rüzgarlarının
esmesini bölge üzerinden kaldırmasıyla olur ya da -söz konusu bölge iki
büyük dağın ortasında yüksekçe bir yerde olup- rüzgarın estiği yönde etkiye
açık bulunmasıyla olur. İşte o zaman orada rüzgarın esmesi, düz ovada
bulunan bölgeler üzerine esmesinden daha şiddetli ve daha fazla olur.
Çünkü rüzgar dar bir bölgeye sevk olunursa orada akıntısı hiç durmaz,
akarsu gibi çağıldar, sükûnet bulmaz. Bu durumda dağlarla olan ilgisi
bakımından bölgelerin en ılımlısı şudur ki; doğu ve kuzey tarafları açık olup
batı ve güney cihetleri dağlarla perdelenmiş bulunsun.
Denizler sebebiyle (olan hava değişimlerine gelince); denizin çevresinde
bulunan bütün bölgelerin iklimleri rütûbetli olur. Eğer deniz bir bölgenin
kuzeyine yakın bulunur ve üzerinde de kuzey rüzgarları eserse, söz konusu
esinti bölgenin havasının ziyadesiyle soğuk olmasına tesir eder. Çünkü
zaten suyun tabiatı da kuzey rüzgarları gibi soğuktur. Eğer deniz, bölgenin
güney tarafına yakın bulunursa o bölgenin havasına ziyadesiyle ağırlık
verir. Bununla birlikte bir de kuzeyinde dağ bulunur ve bu da rüzgarın esip
geçmesine engel olursa, bölgenin havası gayet ağır ve yoğun olur. Eğer
deniz bölgenin doğu tarafında bulunursa bölge havasının fazlaca rutûbetli
olmasına etki eder. Çünkü nurlu güneş ziyadesiyle o bölgenin üzerine
yaklaşır. Ve eğer deniz, bir bölgenin batısında bulunursa oranın havasına
rutûbet vermesi gayet az olur. Çünkü Güneş o bölgeyi âdeta yalayıp geçer,
çabucak uzaklaşır. Bu mânâya uygun düşen rüzgarlar kuzey, doğu ve batı
rüzgarlarıdır ki zararlı olan rüzgar güney rüzgarıdır.
Rüzgarlar sebebiyle olan hava değişimleri şöylece tecrübe olunmuştur ki;
kuzey rüzgarları soğuk ve kurudur. Soğukluğunun sebebi, rüzgarın soğuk
dağlardan geçerek bize ulaşmasındandır. Kuruluğu ise, güneş ışınlarının o
bölgeye zayıf olarak düşüp buharlaşmanın az olmasındandır. Doğu
rüzgarlarına gelince; bunlar hararet ve soğukluk bakımından mutedildir.
Ancak bunlar ekseriyetle dağlardan ve kara ikliminden geçtikleri için, bir
miktar kuru olur. Batı rüzgarları da mutedildir. Ancak bunlar genellikle
denizlerden geçerek geldikleri için bir miktar rutûbetli olurlar. Güney
rüzgarları ise; bölgelerin pek çoğunda sıcak ve rutûbetli olur. Bunların sıcak
olması, güneşe yakın olmaları sebebiyle ısınmış olan bölgelerden bize
gelmelerindendir. Rutûbetli olmaları ise şundandır; güney bölgelerindeki
denizler güneşin sıcaklığı etkisiyle çözülüp sıcaklığın tesiriyle denizler
buharlaşır ve rüzgarlara karışır. Bu sebepledir ki güney rüzgarları bünyeye
rehâvet verir. Sam, yani [67/b] helâk edici yeller ise; -yukarıda açıklandığı
üzere- ya aşırı sıcak olan bölgelerden geçerek bize ulaşan rüzgarlardır
veyahut da duman tabakasından ateşler misali dehşetli alâmetler gösteren
dumanların ağır tabakalarının yere inip karıştığı rüzgardır ki, her ne taraftan
hareket etseler tesadüf ettikleri canlıları o saatte yakıp simsiyah küle çevirip
helâk ederler. Sam yelleri bahsi geçen bütün kuralları değiştirip başka
şeylere dönüştürürler. Bütün şiddetli rüzgarlar, ilk önce zayıf esintiler gibi
aşağı tabakadan olur. Ancak hareketlerinin başlangıcı, esmeleri ve şiddeti
yukarı taraftandır.
Toprak sebebiyle meydana gelen hava değişimlerine gelince; bunlar
bölgelere göre farklılık arz eder. Bu farklılığın sebebi şudur ki, bölgelerin
bazısının toprağı killidir, bir kısmı taşlık(çorak)tır, bazısı kumludur, bir
kısmı kara (humuslu toprak) dır ve bazısı da madenlerin yoğunlukta olduğu
yerlerdir. Şu halde bu toprak çeşitlerinin hepsi (bölgelerinde bulunan) suyun
yapısını değiştirdikleri gibi, havanın yapısının değişmesinde de etkili
olurlar. Cenâb-ı Hakk’ın müsâade etmesiyle bu tür değişimlerde etkili
olurlar. Çünkü şu kâinâtta (molekülden galaksilere) zerreden kürreye her
şey varlık sahnesine çıkar ve süresini tamamlayınca çekip gider. Bütün
bunlar her ne ederlerse Allah’ın bilgisi dahilinde, O’nun dilemesiyle ve
O’nun kudretiyle yapıp ederler. Bunda şüphe yoktur. Güçlü ve her zaman
diri olan ancak Allah teâlâdır. O’nun şânı yücedir.

