BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
Bizi kuşatan havanın bedenlerimizle ruhlarımıza olan çeşitli tesirlerini ve
faydalarını, esen rüzgarların [68/a] değişime uğrayan kısımlarını ve
bunların faydalarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Eğer hava aşırı
derecede ısınıp bir değişime uğrasa, bu bedenlere rehâvet verip bedende
(olması gereken) rutûbeti eksiltir. Susuzluğu artırır ve bedenin kuvvetlerini
zayıf düşürür. Doğal bir âlet olan bedenin hararetini çözüp sindirim
sistemini bozar. Kanın dokusunda bulunan ideal karışımı çözer ve safrayı
(kanın yapısı üzerine etkili olan) diğer unsurlara üstün tutarak, rengini sarı
eder. Bu durumda sıcak havalar, sıhhatli bedenlere uygun değildir. Ancak
nezle olanlar, soğuk algınlığı sebebiyle rahatsızlananlar ve bazı felçli
hastalar için faydalıdır. Aşırı soğuk hava ise, bedenin doğal hararetini tutar.
Akıcı maddelerin akıp gitmesine engel olarak nezleyi harekete geçirir.
Sinirlere zarar verip yıpratır; akciğer bölgesine ve damarlara şiddetli zarar
verir.
Eğer havanın soğukluğu mutedil olursa, bu takdirde sindirim sistemine
faydalı olur. (Sindirim sisteminin düzenli işlemesi sebebiyle) bütün iç
organlara olumlu etkisi görülür. Bütün uzuvları güçlendirir. (Soğuk havalar)
sıhhatli bedenler için gayet uygun olur. (Deri üzerindeki) ince deliklerin
(büzüşerek)
kapanmalarını
sağlar;
kemik
boşluklarının
sıkışıp
güçlenmesinde etkili olur. Rutûbetli havaya gelince; bu ekseriyetle çoğu
bedenlerin mizacına uygun gelir. Cildi yumuşatır, rengi güzelleştirir,
görünüşü hoş eder ve hava deliklerini temizler. Ancak kokuşmaya hazır
hale getirir. Kuru hava ise; yukarıda çeşitli tesirlerinden söz edilen rutûbetli
havanın tersi yönde bir etkiye sahiptir.
Kuzeyden esen rüzgarlar; bedenlere kuvvet verir, dayanıklılık bahşeder.
Terlemeyi engeller ve derideki hava deliklerini tıkar. Sindirim sistemini
güçlendirir. Karın bölgesini kuvvetlendirir. İdrarın boşaltımını kolaylaştırır.
Batı rüzgarları eğer kokuşmuş olsa, bu rüzgar onu ıslah eder. Ve eğer güney
rüzgarları kuzey rüzgarlarının önüne geçerse ve onun peşinden kuzey
rüzgarları eserse, bu durumda güney rüzgarı terletir. Kuzey rüzgarı ise
insanın içini takviye edip pekleştirir. Dışa açılmaya sebep olur. Bu sebeple,
o sırada baştan gelen ifrâzâtın miktarı çoğalır. Göğüs, damar ve rahim
hastalıklarının arttığı görülür. İdrar zorluğu, öksürüğe bağlı rahatsızlıklar,
eklem ağrıları ve deri seğirmesi gibi rahatsızlıklar görülür.
Güney rüzgarları bedenleri gevşetir, hava deliklerini açar. Bedendeki
muhtelif karışımları dışa doğru hareket ettirip hislere ağırlık verip yaraları
azdırıp hastalıkları artırır. Baş ağrısına sebep olur ve uyku yapar. Sıtmayı
davet eder. Doğu rüzgarları eğer günün sonunda ve gündüzün evvelinde
eserse, güneşin etkisiyle ısınmış bulunan mutedil bir hava meydana gelir ki
bunun rutûbeti az ve kuruluğu itidal üzeredir. Doğu rüzgarlarının esmesi,
ekseriyetle günün ilk saatlerinde olmakla, ona sabâ rüzgarı ve sahrâ esintisi
(nesîm-i sahrâ) derler. Şu halde, o sabâ rüzgarı bedenlere safâ verir, uykuyu
tatlandırır. Hastalıklara şifâ bahşeder. Eğer günün sonunda ya da gecenin ilk
saatlerinde eserse bunun tesiri biraz önce söylenen olumlu etkilerin tam
tersine olur. Doğu bölgelerinin havası, batı bölgelerinin havasından daha
latîf ve daha temiz olur.
Batı rüzgarlarına gelince; bunlar eğer günün sonunda ya da gecenin ilk
saatlerinde eserse gayet yoğun bir hava oluşmasına sebep olur ki deniz
buharı yüklü olarak esmektedir. Eğer seher vaktinde eserse, güneşin
etkisiyle mutedil olmamış havadır ki en yoğun ve en ağır havadır. Batı
rüzgarları her ne vakit eserse essin, bunun tesiri sabâ rüzgarının faydalı
etkilerinin tam tersi olur. Bu sebeple söz konusu esintilere debûr rüzgarı
derler. Nitekim hadis-i şerifte: “Sabâ rüzgarıyla bana yardım olundu. Âd
kavmi ise debûr rüzgarıyla helâk oldu” vârid olmuştur. Şimdi burada
havanın faydalarına dair bilgileri bu kadar zikretmekle yetineceğiz. Çünkü
(bu miktar) basîret sahiplerinin ibret alması için yeterli görülmüştür.
“Çeşit çeşit rüzgarları mahlukatın istifadesi için gönderen, onların
esmesiyle ruhları canlandırıp cilâlandıran Allah teâlâ her türlü
noksanlıktan münezzehtir. Sebeplerin sebebi, efendilerin Rabbi Yüce Allah
ki, O’ndan başka gerçek mânâda kulluk etmeye değer ilâh yoktur. O’nun
şânı yücedir, her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.” [522]
[519] . Semt (partes): Ekliptik üzerinde hakîki tâliden başlayarak muayyen
bir mesafedeki noktaya kadar ölçülen itibari tâli.
[520] . Meyl-i küllî: En büyük eğim (gâyetü’l-meyl); Ekliptiğin ekvatora
en uzak noktaları; ekliptik ve ekvator daireleri arasındaki eğim. “Bu daire
(kutuplardan geçen daire) ekliptiği iki noktada keser. Bu iki nokta en büyük
eğim noktalarıdır ve bu noktalar kuzey ve güneyde, ekliptiğin ekvatora en
uzak noktalarıdır.
[521] . Daha önce dört unsur un değişime uğraması konusu işlenirken,
bunun nasıl olduğu anlatılmıştı.
[522] . “Sübhâne mürseli’r-riyâhi ve mürevvihi’l-ervâhi ve müferrihi’l-
eşbâhi ve müsebbibi’l-esbâbi ve rabbi’l-erbâbi te‘alâllahu sübhânehû ve
te‘âlâ celle şânuhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe gayrühû.”
“Çeşit çeşit rüzgarları mahlukatın istifadesi için gönderen, onların
esmesiyle ruhları canlandırıp cilâlandıran Allah teâlâ her türlü
noksanlıktan münezzehtir. Sebeplerin sebebi, efendilerin Rabbi Yüce Allah
ki, O’ndan başka gerçek mânâda kulluk etmeye değer ilâh yoktur. O’nun
şânı yücedir, her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.”
Bunun da asıl sebebi şudur ki; Güneş şualarının düştüğü yerlerin bazısı,
silindir ve koni şeklinde (şuanın geri dönüşünü engelleyici bir yapıda) olur.
Gûya güneşin şuaları onun merkezinden çıkıp karşısında bulunan nesnenin
içine nüfuz etmiş olur. Şuaların çıktığı yerlerin bazısı basit ile kuşatılmış
veyahut kuşatılmışa yakın mesâbesindedir. Halbuki şuaların kuvvetinin
etkisi, “partes” indedir (semt). Çünkü ona tesir, her yönde yönelmeye
uygundur. Etrafa yakın olan yerlere tesiri zayıf olur. Çünkü biz, (Güneş
ışınlarının
dünyaya
düşmesi
açılarına
göre)
kuzey
yarımkürede
bulunuyoruz. Bu sebeple, yaz mevsiminde güneş şualarının ya sehminde
veya sehmine yakın olduğu bir coğrafyada bulunuyoruz.
Mesela güneş, ikizler burcunun çıkış düğümü noktası civarında iken
havaya olan tesirinden, Aslan burcunun çıkış düğümü noktasına geldiğinde
daha çok tesir eder. Çünkü Aslan burcunun çıkış düğümü noktasında iken
güneş ışınlarının dik açılarla yere gelmesi, devamlılık arz eder. Halbuki
ekvatora çakışmış bulunan diğer bölgelerde güneş birkaç gün (şuaları dik
açılarla yere gelecek şekilde) çıkış düğümü noktasında bulunur ve hızla o
noktadan uzaklaşır. Çünkü ekinoks noktasının (nokta-i itidal) yakınında
olan cüz’î eğimdeki artış, gündönümü noktasında (nokta-i inkılâb) bulunan
cüz’î eğimin artışından çok büyüktür. Ve gündönümü noktasında olan
artışın hareketi üç dört günle sınırlı olmaz. Şüphesiz ki güneş orada bir
müddet yakın bir mekânda kalır. Havanın ısınmasına etki eder. Bütün
bunlardan şu husus bilinir: o ülkeler ki en büyük eğim (meyl-i küllî)
enlemlerine yakındır. İşte oralar, yeryüzünün en sıcak bölgeleridir.
Bunlardan sonra gelen en sıcak bölgeler ise, buraların kutuplarından tarafta
bulunan yanlarında ve ekvatordan yana bulunan taraflarında on beşer
dereceye kadar olan enlemde bulunan bölgelerdir.
. Daha önce dört unsur un değişime uğraması konusu işlenirken, bunun
nasıl olduğu anlatılmıştı.
. “Sübhâne mürseli’r-riyâhi ve mürevvihi’l-ervâhi ve müferrihi’l-eşbâhi
ve müsebbibi’l-esbâbi ve rabbi’l-erbâbi te‘alâllahu sübhânehû ve te‘âlâ
celle şânuhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe gayrühû.”
Havanın cevherinde olan istihâle , hava cevherinin bizzat bozulması ve
değişmesiyle olur. Yoksa bu değişim havada herhangi bir keyfiyetin aşırı
derecede artması ya da eksilmesiyle olmuş değildir. Bilakis havanın cevheri
bizzat bozuk olsa ona vebâ denir ki havaya ârız olan bir kokuşma halidir.
Ona tâun da derler. Söz konusu bozulma, rengi, kokusu ve tadı bozulan
suyun kokuşması gibidir. Bizim burada havadan maksadımız, basit ve latîf
hava değildir. Bizim etrafımızı kuşatan buhar ve duman kütlesidir ki, o basit
ve mücerret değildir. Çünkü, basit cisimlerin hiç biri kokuşmaz. Ancak
keyfiyetinde ve cevherinde başka bir basit cisme dönüşüp değişime uğrar.
Bizim havadan maksadımız havanın içinde yayılmış olup havanın asıl
kısımlarından, su damlacıklarından, buhar ve duman ile yukarılara yükselen
toprak ve ateş unsurlarıyla karışmış bir cisimdir ki ona hava dememiz,
deniz suyuna su denilmesi gibidir. Çünkü deniz suyu da, saf su değildir.
Bilakis o da topraktan, sudan, havadan ve ateşten (değişik oranlarda) oluşan
bir karışımdır. Ancak, bu karışım içinde su gâlip olduğu için, ona da su adı
verilmiştir. Şu halde, farklı unsurların karışımından meydana gelen hava
bazı durumlarda kokuşup cevheri kötüleşir, değişime uğrar. Nitekim tabanı
çakıllarla kaplı geniş derelerin suyu kokuşup (kendisini oluşturan asıl)
cevherine dönüşerek taş kesilir. Aynen bunun gibi (yukarıda bahsi geçen)
hava da kokuşur, vebâ kesilir. Bu şekilde havadaki kokuşmanın artarak vebâ
salgını nın çoğalması genellikle yaz mevsimi sonunda ve Sonbahar’da olur.
Ancak havanın asıl keyfiyetinde bulunan değişim şudur ki sıcaklık veya
soğukluk dayanılmaz bir dereceye ulaşıp ziraat yapılamaz, nesil üreyemez
hale gelir. Aşırı sıcakların ya da soğukların, bu ikisini (nesli ve ziraati)
helâke götürecek derecede seyretmesidir.
. Semt (partes): Ekliptik üzerinde hakîki tâliden başlayarak muayyen bir
mesafedeki noktaya kadar ölçülen itibari tâli.
. Meyl-i küllî: En büyük eğim (gâyetü’l-meyl); Ekliptiğin ekvatora en
uzak noktaları; ekliptik ve ekvator daireleri arasındaki eğim. “Bu daire
(kutuplardan geçen daire) ekliptiği iki noktada keser. Bu iki nokta en büyük
eğim noktalarıdır ve bu noktalar kuzey ve güneyde, ekliptiğin ekvatora en
uzak noktalarıdır.

