Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde Bizi kuşatan havanın bedenlerimizle ruhlarımıza olan çeşitli tesirlerini ve faydalarını, esen rüzgarların [68/a] değişime uğrayan kısımlarını ve …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

Bizi kuşatan havanın bedenlerimizle ruhlarımıza olan çeşitli tesirlerini ve

faydalarını, esen rüzgarların [68/a] değişime uğrayan kısımlarını ve

bunların faydalarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Eğer hava aşırı

derecede ısınıp bir değişime uğrasa, bu bedenlere rehâvet verip bedende

(olması gereken) rutûbeti eksiltir. Susuzluğu artırır ve bedenin kuvvetlerini

zayıf düşürür. Doğal bir âlet olan bedenin hararetini çözüp sindirim

sistemini bozar. Kanın dokusunda bulunan ideal karışımı çözer ve safrayı

(kanın yapısı üzerine etkili olan) diğer unsurlara üstün tutarak, rengini sarı

eder. Bu durumda sıcak havalar, sıhhatli bedenlere uygun değildir. Ancak

nezle olanlar, soğuk algınlığı sebebiyle rahatsızlananlar ve bazı felçli

hastalar için faydalıdır. Aşırı soğuk hava ise, bedenin doğal hararetini tutar.

Akıcı maddelerin akıp gitmesine engel olarak nezleyi harekete geçirir.

Sinirlere zarar verip yıpratır; akciğer bölgesine ve damarlara şiddetli zarar

verir.

Eğer havanın soğukluğu mutedil olursa, bu takdirde sindirim sistemine

faydalı olur. (Sindirim sisteminin düzenli işlemesi sebebiyle) bütün iç

organlara olumlu etkisi görülür. Bütün uzuvları güçlendirir. (Soğuk havalar)

sıhhatli bedenler için gayet uygun olur. (Deri üzerindeki) ince deliklerin

(büzüşerek)

kapanmalarını

sağlar;

kemik

boşluklarının

sıkışıp

güçlenmesinde etkili olur. Rutûbetli havaya gelince; bu ekseriyetle çoğu

bedenlerin mizacına uygun gelir. Cildi yumuşatır, rengi güzelleştirir,

görünüşü hoş eder ve hava deliklerini temizler. Ancak kokuşmaya hazır

hale getirir. Kuru hava ise; yukarıda çeşitli tesirlerinden söz edilen rutûbetli

havanın tersi yönde bir etkiye sahiptir.

Kuzeyden esen rüzgarlar; bedenlere kuvvet verir, dayanıklılık bahşeder.

Terlemeyi engeller ve derideki hava deliklerini tıkar. Sindirim sistemini

güçlendirir. Karın bölgesini kuvvetlendirir. İdrarın boşaltımını kolaylaştırır.

Batı rüzgarları eğer kokuşmuş olsa, bu rüzgar onu ıslah eder. Ve eğer güney

rüzgarları kuzey rüzgarlarının önüne geçerse ve onun peşinden kuzey

rüzgarları eserse, bu durumda güney rüzgarı terletir. Kuzey rüzgarı ise

insanın içini takviye edip pekleştirir. Dışa açılmaya sebep olur. Bu sebeple,

o sırada baştan gelen ifrâzâtın miktarı çoğalır. Göğüs, damar ve rahim

hastalıklarının arttığı görülür. İdrar zorluğu, öksürüğe bağlı rahatsızlıklar,

eklem ağrıları ve deri seğirmesi gibi rahatsızlıklar görülür.

Güney rüzgarları bedenleri gevşetir, hava deliklerini açar. Bedendeki

muhtelif karışımları dışa doğru hareket ettirip hislere ağırlık verip yaraları

azdırıp hastalıkları artırır. Baş ağrısına sebep olur ve uyku yapar. Sıtmayı

davet eder. Doğu rüzgarları eğer günün sonunda ve gündüzün evvelinde

eserse, güneşin etkisiyle ısınmış bulunan mutedil bir hava meydana gelir ki

bunun rutûbeti az ve kuruluğu itidal üzeredir. Doğu rüzgarlarının esmesi,

ekseriyetle günün ilk saatlerinde olmakla, ona sabâ rüzgarı ve sahrâ esintisi

(nesîm-i sahrâ) derler. Şu halde, o sabâ rüzgarı bedenlere safâ verir, uykuyu

tatlandırır. Hastalıklara şifâ bahşeder. Eğer günün sonunda ya da gecenin ilk

saatlerinde eserse bunun tesiri biraz önce söylenen olumlu etkilerin tam

tersine olur. Doğu bölgelerinin havası, batı bölgelerinin havasından daha

latîf ve daha temiz olur.

Batı rüzgarlarına gelince; bunlar eğer günün sonunda ya da gecenin ilk

saatlerinde eserse gayet yoğun bir hava oluşmasına sebep olur ki deniz

buharı yüklü olarak esmektedir. Eğer seher vaktinde eserse, güneşin

etkisiyle mutedil olmamış havadır ki en yoğun ve en ağır havadır. Batı

rüzgarları her ne vakit eserse essin, bunun tesiri sabâ rüzgarının faydalı

etkilerinin tam tersi olur. Bu sebeple söz konusu esintilere debûr rüzgarı

derler. Nitekim hadis-i şerifte: “Sabâ rüzgarıyla bana yardım olundu. Âd

kavmi ise debûr rüzgarıyla helâk oldu” vârid olmuştur. Şimdi burada

havanın faydalarına dair bilgileri bu kadar zikretmekle yetineceğiz. Çünkü

(bu miktar) basîret sahiplerinin ibret alması için yeterli görülmüştür.

“Çeşit çeşit rüzgarları mahlukatın istifadesi için gönderen, onların

esmesiyle ruhları canlandırıp cilâlandıran Allah teâlâ her türlü

noksanlıktan münezzehtir. Sebeplerin sebebi, efendilerin Rabbi Yüce Allah

ki, O’ndan başka gerçek mânâda kulluk etmeye değer ilâh yoktur. O’nun

şânı yücedir, her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.” [522]

[519] . Semt (partes): Ekliptik üzerinde hakîki tâliden başlayarak muayyen

bir mesafedeki noktaya kadar ölçülen itibari tâli.

[520] . Meyl-i küllî: En büyük eğim (gâyetü’l-meyl); Ekliptiğin ekvatora

en uzak noktaları; ekliptik ve ekvator daireleri arasındaki eğim. “Bu daire

(kutuplardan geçen daire) ekliptiği iki noktada keser. Bu iki nokta en büyük

eğim noktalarıdır ve bu noktalar kuzey ve güneyde, ekliptiğin ekvatora en

uzak noktalarıdır.

[521] . Daha önce dört unsur un değişime uğraması konusu işlenirken,

bunun nasıl olduğu anlatılmıştı.

[522] . “Sübhâne mürseli’r-riyâhi ve mürevvihi’l-ervâhi ve müferrihi’l-

eşbâhi ve müsebbibi’l-esbâbi ve rabbi’l-erbâbi te‘alâllahu sübhânehû ve

te‘âlâ celle şânuhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe gayrühû.”

“Çeşit çeşit rüzgarları mahlukatın istifadesi için gönderen, onların

esmesiyle ruhları canlandırıp cilâlandıran Allah teâlâ her türlü

noksanlıktan münezzehtir. Sebeplerin sebebi, efendilerin Rabbi Yüce Allah

ki, O’ndan başka gerçek mânâda kulluk etmeye değer ilâh yoktur. O’nun

şânı yücedir, her türlü noksan sıfatlardan uzaktır.”

Bunun da asıl sebebi şudur ki; Güneş şualarının düştüğü yerlerin bazısı,

silindir ve koni şeklinde (şuanın geri dönüşünü engelleyici bir yapıda) olur.

Gûya güneşin şuaları onun merkezinden çıkıp karşısında bulunan nesnenin

içine nüfuz etmiş olur. Şuaların çıktığı yerlerin bazısı basit ile kuşatılmış

veyahut kuşatılmışa yakın mesâbesindedir. Halbuki şuaların kuvvetinin

etkisi, “partes” indedir (semt). Çünkü ona tesir, her yönde yönelmeye

uygundur. Etrafa yakın olan yerlere tesiri zayıf olur. Çünkü biz, (Güneş

ışınlarının

dünyaya

düşmesi

açılarına

göre)

kuzey

yarımkürede

bulunuyoruz. Bu sebeple, yaz mevsiminde güneş şualarının ya sehminde

veya sehmine yakın olduğu bir coğrafyada bulunuyoruz.

Mesela güneş, ikizler burcunun çıkış düğümü noktası civarında iken

havaya olan tesirinden, Aslan burcunun çıkış düğümü noktasına geldiğinde

daha çok tesir eder. Çünkü Aslan burcunun çıkış düğümü noktasında iken

güneş ışınlarının dik açılarla yere gelmesi, devamlılık arz eder. Halbuki

ekvatora çakışmış bulunan diğer bölgelerde güneş birkaç gün (şuaları dik

açılarla yere gelecek şekilde) çıkış düğümü noktasında bulunur ve hızla o

noktadan uzaklaşır. Çünkü ekinoks noktasının (nokta-i itidal) yakınında

olan cüz’î eğimdeki artış, gündönümü noktasında (nokta-i inkılâb) bulunan

cüz’î eğimin artışından çok büyüktür. Ve gündönümü noktasında olan

artışın hareketi üç dört günle sınırlı olmaz. Şüphesiz ki güneş orada bir

müddet yakın bir mekânda kalır. Havanın ısınmasına etki eder. Bütün

bunlardan şu husus bilinir: o ülkeler ki en büyük eğim (meyl-i küllî)

enlemlerine yakındır. İşte oralar, yeryüzünün en sıcak bölgeleridir.

Bunlardan sonra gelen en sıcak bölgeler ise, buraların kutuplarından tarafta

bulunan yanlarında ve ekvatordan yana bulunan taraflarında on beşer

dereceye kadar olan enlemde bulunan bölgelerdir.

. Daha önce dört unsur un değişime uğraması konusu işlenirken, bunun

nasıl olduğu anlatılmıştı.

. “Sübhâne mürseli’r-riyâhi ve mürevvihi’l-ervâhi ve müferrihi’l-eşbâhi

ve müsebbibi’l-esbâbi ve rabbi’l-erbâbi te‘alâllahu sübhânehû ve te‘âlâ

celle şânuhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe gayrühû.”

Havanın cevherinde olan istihâle , hava cevherinin bizzat bozulması ve

değişmesiyle olur. Yoksa bu değişim havada herhangi bir keyfiyetin aşırı

derecede artması ya da eksilmesiyle olmuş değildir. Bilakis havanın cevheri

bizzat bozuk olsa ona vebâ denir ki havaya ârız olan bir kokuşma halidir.

Ona tâun da derler. Söz konusu bozulma, rengi, kokusu ve tadı bozulan

suyun kokuşması gibidir. Bizim burada havadan maksadımız, basit ve latîf

hava değildir. Bizim etrafımızı kuşatan buhar ve duman kütlesidir ki, o basit

ve mücerret değildir. Çünkü, basit cisimlerin hiç biri kokuşmaz. Ancak

keyfiyetinde ve cevherinde başka bir basit cisme dönüşüp değişime uğrar.

Bizim havadan maksadımız havanın içinde yayılmış olup havanın asıl

kısımlarından, su damlacıklarından, buhar ve duman ile yukarılara yükselen

toprak ve ateş unsurlarıyla karışmış bir cisimdir ki ona hava dememiz,

deniz suyuna su denilmesi gibidir. Çünkü deniz suyu da, saf su değildir.

Bilakis o da topraktan, sudan, havadan ve ateşten (değişik oranlarda) oluşan

bir karışımdır. Ancak, bu karışım içinde su gâlip olduğu için, ona da su adı

verilmiştir. Şu halde, farklı unsurların karışımından meydana gelen hava

bazı durumlarda kokuşup cevheri kötüleşir, değişime uğrar. Nitekim tabanı

çakıllarla kaplı geniş derelerin suyu kokuşup (kendisini oluşturan asıl)

cevherine dönüşerek taş kesilir. Aynen bunun gibi (yukarıda bahsi geçen)

hava da kokuşur, vebâ kesilir. Bu şekilde havadaki kokuşmanın artarak vebâ

salgını nın çoğalması genellikle yaz mevsimi sonunda ve Sonbahar’da olur.

Ancak havanın asıl keyfiyetinde bulunan değişim şudur ki sıcaklık veya

soğukluk dayanılmaz bir dereceye ulaşıp ziraat yapılamaz, nesil üreyemez

hale gelir. Aşırı sıcakların ya da soğukların, bu ikisini (nesli ve ziraati)

helâke götürecek derecede seyretmesidir.

. Semt (partes): Ekliptik üzerinde hakîki tâliden başlayarak muayyen bir

mesafedeki noktaya kadar ölçülen itibari tâli.

. Meyl-i küllî: En büyük eğim (gâyetü’l-meyl); Ekliptiğin ekvatora en

uzak noktaları; ekliptik ve ekvator daireleri arasındaki eğim. “Bu daire

(kutuplardan geçen daire) ekliptiği iki noktada keser. Bu iki nokta en büyük

eğim noktalarıdır ve bu noktalar kuzey ve güneyde, ekliptiğin ekvatora en

uzak noktalarıdır.