Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Altıncı Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Bu dünyanın bizi şefkatli bir anne gibi terbiye ettiğini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: Bu âlem bizim şefkatli …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Bu dünyanın bizi şefkatli bir anne gibi terbiye ettiğini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: Bu âlem bizim

şefkatli annemizdir. Nitekim annenin çocuğunu yetiştirip büyüttüğü gibi,

küçük çocuğunun yiyemediği gıdaları yiyip hazmederek, onlardan çocuğa

lâyık gıda, süt meydana geldiği gibi, göğüsleri vasıtasıyla onları çocuğa

ulaştırarak çocuğu büyütüp yetiştirdiği gibi, bu âlem de bizim şefkatli

annemizdir ki iki meme mesâbesinde olan bitki ve hayvanlar yoluyla bize

uygun gıdaları ulaştırır. Çeşitli renklerde lezzetli meyvelerle ve türlü türlü

nefis yiyeceklerle bizi büyütür. Anne denilen bu âlem ki diğer annelerin

zıddınadır. Çünkü bütün anneler [109/a] dış âlemlerine yönelmişken bu

âlem kendi içine yönelmiştir. Böylece bizleri gözetleyerek terbiyemizde

hâzır olmuştur. Öyleyse hakikatte henüz biz hâlâ kendi annemizin karnında

yaşamaktayız ki “ Saîd anasının karnında saîd olandır, şakî anasının

olandır” [560]

karnında

şakî

hadîs-i

şerifini

bazıları

bu

şekilde

yorumlamışlardır. Bu mânâ şu âyet-i kerîmeye de uygundur ki Hak teâlâ;

“Bu dünyada kör olan âhirette de kördür, üstelik iyice yolunu

şaşırmıştır” (İsrâ, 17/72) buyurmuştur. Bu mânâyı bir kâmil insan şu

beyitle duyurmuştur.

Beyt

Kim ki bunda ârif-i Hak olmadı

Tâ ebed bîgâne kaldı bulmadı

Günümüz Türkçesiyle

Bu dünyada Hak teâlâyı bilemeyen sonsuza kadar gâfil kalır, bir daha

bulamaz.

Bu mânâ aynı zamanda anadan doğma körlere aslâ ilaç olmadığını ifade

eder. Şu halde iki cihan saâdetini hemen bu yaşadığımız ortamda elde

etmek mümkündür, çünkü hâlâ ana karnındayız, yani bu âlemdeyiz. Burada

kör olmak şu mânâya gelir ki; insan kendini bilmez, görmez ve kendi

hakikatine ulaşamaz. Çünkü kendini bilmeyen çocuk sayılır. Mevlâ’sını da

bilememiş ve bulamamış sayılır. İşte bu sebeple o kişi, iki cihanda da kör

olur. Onun için peygamberler, velîler ve âlimler gelmiştir ki insanları

Hakk’a davet ederler. Cihan halkı ancak Kur’ân’ın nûruyla, tevhid ilmiyle,

irfânla ve Rahmân’a ibadetle körlük hastalığından kurtulurlar. Kendi nefsini

bilerek Hakk’ın manevî yakınlarından olurlar. Allah’ın has kulları arasına

girerler. Ebedî O’nunla kalırlar.

“Ey diri olan ve her şeyin yaratıcısı olan Allah’ım! Ey mülkün sahibi,

celâl ve ikram sahibi Allah’ım! İzzetin ve şerefin hakkı için marifetinin

nûruyla kalplerimize ve gözlerimize hayat ver.”

İKİNCİ FASIL

Bedenin asıl ve esasını (keyfiyet), içteki ve dıştaki âzâların tabiî esaslarını

(mâhiyet), insanın çeşitli yaşlarındaki mizaclarının hakikatini, dört

karışımın doğuşunu, karışımların sebeplerini, hallerini, faydalarını ve

onlardan meydana gelen şeyleri beş madde ile etraflıca açıklar.