ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL
Can ve gönlün hakikatini bilmenin Hak yolunun şartı olduğunu; insan
kalbinin ne mertebe fazîlet ve kemâl bulduğunu; kalbin yedi basamağa
(etvâr-ı seb’a) taksim olunduğunu; gönül ârif olduğunda, manevî idare ve
tasarruf ile himmet ve kudret bulduğunu; kâmil olduğunda murad ve
himmetten hali olup tasarruf ve kudretten uzaklaştığını, teslim ve rıza ile
dolup her şeyden uzak olduğunu; gönlün ilham, uyku ve ölüm ile kendi
âleminden ilim alıp [198/b] nasiplendiğini; gönlün kendi âlemini unutup
Hakk’ı hatırladığını (tezekkür); gönlün kendi âlemine terbiye ve ıslah yolu
(riyâzet) ile gittiğini; gönlün Mevlâ’nın marifet ve muhabbeti ile izzet ve
lezzet bulduğunu; gönlün kendi âlemine yönelmesinin (teveccüh) her
şeyden daha mühim ve elzem olduğunu; insan ruhunun nice manevî
konaklardan (menzil) seyr ü sefer ettiğini ve bu dünyada nice noksanlık ve
kemâl bulduğunu, ne şekil mertebelere yükselip indiğini (terakki ve
tenezzül) on dört madde ile açıklar.

