Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Can ve gönlün hakikatini bilmenin Hak yolunun şartı olduğunu; insan kalbinin ne mertebe…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL Can ve gönlün hakikatini bilmenin Hak yolunun şartı olduğunu; insan kalbinin ne mertebe fazîlet ve kemâl bulduğunu; kalbin yedi basamağa (etvâr-ı seb’a) taksim olunduğunu; gönül …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL

Can ve gönlün hakikatini bilmenin Hak yolunun şartı olduğunu; insan

kalbinin ne mertebe fazîlet ve kemâl bulduğunu; kalbin yedi basamağa

(etvâr-ı seb’a) taksim olunduğunu; gönül ârif olduğunda, manevî idare ve

tasarruf ile himmet ve kudret bulduğunu; kâmil olduğunda murad ve

himmetten hali olup tasarruf ve kudretten uzaklaştığını, teslim ve rıza ile

dolup her şeyden uzak olduğunu; gönlün ilham, uyku ve ölüm ile kendi

âleminden ilim alıp [198/b] nasiplendiğini; gönlün kendi âlemini unutup

Hakk’ı hatırladığını (tezekkür); gönlün kendi âlemine terbiye ve ıslah yolu

(riyâzet) ile gittiğini; gönlün Mevlâ’nın marifet ve muhabbeti ile izzet ve

lezzet bulduğunu; gönlün kendi âlemine yönelmesinin (teveccüh) her

şeyden daha mühim ve elzem olduğunu; insan ruhunun nice manevî

konaklardan (menzil) seyr ü sefer ettiğini ve bu dünyada nice noksanlık ve

kemâl bulduğunu, ne şekil mertebelere yükselip indiğini (terakki ve

tenezzül) on dört madde ile açıklar.