Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Cennetteki nimetlerin çeşitlerini, orada bulunan hûrileri, hizmetkârları ve

KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde İkinci Madde Cennetteki nimetlerin çeşitlerini, orada bulunan hûrileri, hizmetkârları ve Rahmân’a kavuşmayı bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri görüş birliği ile …

KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde

İkinci Madde

Cennetteki nimetlerin çeşitlerini, orada bulunan hûrileri, hizmetkârları ve

Rahmân’a kavuşmayı bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri görüş birliği ile şunları

bildirmişlerdir:

Cennet ehlinin arzu ettiği nimetler hemen hazırlanıp önlerine gelir, yüksek

ağaçların enfes meyveleri bir işaretle ellerine geçer. Ve istedikleri her

vakitte çeşit çeşit meyvelerin lezzetini tadarlar. Yiyecek ve içecek türünden

her neyi canları çekse, onu önlerinde hazır bulurlar. Bütün bunları

kazanmaya ve pişirmeye ihtiyaç yoktur. Çünkü cennette bir şeyi kazanmak

için zahmete katlanma, çalışıp yorulma ve pişirmek için ateş yakma söz

konusu değildir. Cennetteki ağaçların en büyüğü Tûbâ ağacı dır. Onun kökü

Sidre’ de, dalları ve budakları bütün cennet saraylarının ta içindedir. Nitekim

dünyada güneş yukarıda olduğu halde ışığı bütün evlere girer. Tıpkı bunun

gibi Tûbâ nın kökü cennetin yukarısında olan Sidre’de bulunduğu halde

sayısız dalları cennet köşklerine sarkmış vaziyettedir. Cennetlikler onun

türlü türlü meyvelerinden faydalanıp her an nice lezzetlerini tatmışlardır.

Orada mü’minler için rengârenk minderlerle döşeli saraylar, saraylarda

koltuklar üzerine oturmuş amber saçlı, hilâl kaşlı, kara gözlü, güneş yüzlü,

şirin sözlü, cilveli, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, servi boylu, güzel

huylu, gülden daha taze ve tertemiz hûri kızları vardır. Onlar, cennetliklerin

tertemiz eşleridir. Her biri yetmiş kat elbise giymiştir; elbiselerinin renkleri

farklı farklı olup çok da hafiftir. Her hûrinin tazecik teninin ötesinden

inciğinin içi görünür. Başlarına rengârenk nûrlarla parıldayan taçlar

konulmuş, türlü çeşit mücevherle süslenmiş tahtlar üzerine yaslanıp

mü’minleri beklemektedirler. Karşılarında da hizmet için binlerce uşak ve

hizmetkâr saf saf dizilip ayakta durmaktadırlar.

Cennete girmeyi hak eden müminler, orada sonsuza kadar kalırlar, hiç

çıkmazlar. Birbirlerine esenlik dileyerek tatlı sözlerle sohbet ederler. Boş ve

gereksiz sözlerle birbirinin gönlünü kırmazlar. Cennet ehline ölüm ve

ihtiyarlık yoktur. Onların elbiseleri eskimez; gönülleri zengin, gözleri

toktur. Yerler, içerler fakat ayakyoluna (tuvalete) gitmezler. Yiyip içtikleri

şeyler güzel bir ter şeklinde vücutlarından gül suyu gibi dışarıya çıkar.

Onlar, küçük abdest de bozmazlar. Cennetteki hûriler ve kadınlar hayız ve

nifas görmezler, kötü huylardan uzak ve arınmışlardır.

Cennetlikler her an ve her zaman emniyet ve güven içindedirler.

Hayatlarını sürdürmek için çalışıp çabalamalarına gerek yoktur. Kaygı ve

kederlerden, hastalık ve sakatlanma derdinden uzaktırlar. Sağlık ve esenlik

içinde sonsuza kadar mutlu olacakları saâdet yurdunda kalacaklardır.

Rahmân’ın melekleri, mü’minler için haftada bir kere mücevherlerle süslü

burak binekler getirip Hak teâlânın hususi selâm ve davetini ileterek, müjde

verirler. Mü’minler de getirilen bineklere binip Adn cenneti ne yükselirler.

Hak teâlânın misafirhanesine varıp ikram ve izzet görerek çeşit çeşit

nimetleri yiyip Hakk’ın selâmını ve kelâmını işitip O’nun benzersiz

cemâlini gözleriyle müşâhade ederler. O’nun cemâlini görmüş olmanın

zevkiyle kendilerinden geçerler de, cennetteki bunca nimetleri tamamen

unuturlar. Nihayetinde Cenâb-ı Hakk’ın izniyle tekrar önceki makamlarına

dönerler. Bütün cennetlerin hâkimi ve bekçisi büyük, [7/b] sevimli bir

melektir; insan şeklinde olup adı Rıdvân ’dır.

Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz; cennetin bütün yönleri bir an bile

ışıksız kalmaz, devamlı aydınlıktır. Çünkü cennet göğünün tavanı,

Rahmân’ın arşıdır. Her an arşın nûrları orada parlamaktadır.