KİTABIN MUKADDİMESİ · Birinci Madde
Birinci Madde
Cihanın Yaratıcısı’nın şu âlemde bulunan benzersiz güzellikteki sanatını
düşünüp inceliklerini anlamaya sevk eden apaçık alâmetleri bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak Teâlâ bu âlemi, vahdaniyetinin varlığına delil
olarak yaratmış, bütün eşyada sanatını göstererek hikmetinin hakikatlerini
akıl sahiplerine duyurmuştur. [2/b] Kullarını kendi zâtının bilinmesini
arzulamaları için Kur’ân-ı Kerîm’de tüm azametiyle şöyle buyurmuştur:
[372]
Bismillâhirrahmânirahîm.
“Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur.” (Fâtiha, 1/1) “Göklerin ve yerin
hükümranlığının yalnız Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Allah’tan başka
dost ve yardımcınız yoktur.” (Bakara, 2/107) “Allah, O’ndan başka ilâh
olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını
görüp gözetendir. Göklerde ve yerde olanlar ancak O’nundur. O’nun izni
olmadıkça katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve
işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.
Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O’na ağır
gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (Bakara, 2/255) “Şüphesiz göklerde ve
yerde hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi dilediği gibi
şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O güçlüdür, hakîmdir.” (Âl-i
İmrân, 3/5-6)
“Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ındır. İşler (hesabı görülmek
üzere) Allah’a döndürülür.” (Âl-i İmrân, 3/109) “Göklerin ve yerin
yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri
için şüphesiz deliller vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzere
yatarken hep Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler:
‘Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen münezzehsin (her türlü
noksanlıktan uzaksın)’ derler.” (Âl-i İmrân, 3/190-191) “Göklerde olanlar
da, yerde olanlar da Allah’ındır. Allah her şeyi kuşatır.” (Nisâ, 4/126)
“Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah’ındır.
Dönüş O’nadır.” (Mâide, 5/18) “Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların
hükümranlığı Allah’ındır. Allah her şeye kadîrdir.” (Mâide, 5/120) “O,
göklerin ve yerin Allah’ı. İçinizi dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir.”
(En’âm, 6/3) “Gecede ve gündüzde bulunan O’nundur. O, (her şeyi) işiten
ve (hakkıyla) bilendir.” (En’âm, 6/13) “Gaybın anahtarı O’nun katındadır,
onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanları bilir. Düşen yaprağı, yerin
karanlıklarında olan taneyi, yaşı, kuruyu –ki (bunların hepsi) apaçık
Kitap’tadır – ancak O bilir.” (En’âm, 6/59) “Yakînen bilenlerden olması için
İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk.”
(En’âm, 6/75) “Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya
yönelerek çevirdim. Ben puta tapanlardan değilim.” (En’âm, 6/79)
“İşte Rabbiniz, Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur, her şeyi yaratandır.
Öyleyse O’na kulluk edin; O her şeye vekildir.” (En’âm, 6/102) “Rabbiniz
gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü –peşi
sıra gelen– gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları hepsini buyruğuna baş
eğdirerek var eden Allah’tır. Bilin ki yaratma da, emir de O’nun hakkıdır.
Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.” (A’râf, 7/54) “Göklerin ve yerin
hükümranlığı elbette Allah’ındır; dirilten ve öldüren O’dur. Allah’tan başka
dost ve yardımcınız yoktur.” (Tevbe, 9/116) “Yerde ve göklerde hiçbir zerre
Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz
apaçık bir Kitap’tadır.” (Yûnus, 10/61) “Göklerde ve yerde olanlara bakın,
de.” (Yûnus, 10/101) “Göklerde ve yerde bulunan her şey, Rahmân’a baş
eğmiş kul olarak gelecektir. Andolsun ki Allah onların adedini bilmiş ve
teker teker saymıştır.” (Meryem, 19/93-94)
“Eğer yerde göklerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de bozulurdu.
Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıklarından uzaktır.” (Enbiyâ,
21/22) “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu
durdururdu. Sonra Biz güneşi ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize
çekmişizdir.” (Furkan, 25/45-46) “Dağları yerinde donmuş gibi durur
görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu, her şeyi sağlam tutan
Allah’ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Neml, 27/88)
“Göklerde ve yerde olanlar O’nundur; hepsi O’na boyun eğmiştir.” (Rûm,
30/26) “Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları göklerde dilediği gibi
yayan ve kısım kısım yığan Allah’tır. Artık sen aralarından yağmur
tanelerinin çıktığını görürsün. Allah’ın kullarından dilediğine verdiği
yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini
kestikleri için sevinirler. Allah’ın rahmetinin belirtilerine bir bak.
Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir.
Onun her şeye gücü yeter.” (Rûm, 30/48-50) “Allah’ın geceyi gündüze ve
gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek
olan güneşi ve ayı buyruğu altında tuttuğunu; Allah’ın yaptıklarınızdan
haberdar olduğunu bilmez misiniz?” (Lokman, 31/29)
“Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra
arşa hükmeden Allah’tır. O’ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur.
Düşünmüyor musunuz?” (Secde, 32/4) “Hamd, göklerde olanlar ve yerde
bulunanlar Kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd, âhirette de O’na
mahsustur. O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve
oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir,
bağışlayıcıdır.” (Sebe’, 34/1-2) “De ki:) Gaybı bilen Rabbim hakkı için, o
mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde [3/a] zerre miktarı bir şey bile
O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de, şüphesiz
apaçık kitapta (yazılı)dır.” (Sebe’, 34/3) “Doğrusu, zevâl bulmasın diye
gökleri ve yeri tutan Allah’tır. Eğer onlar zevâle uğrarsa Ondan başka and
olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halîmdir, bağışlayandır.” (Fâtır,
35/41)
“İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan
yerler. Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar
fışkırtırız. Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler
mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift
çift yaratan Allah (her türlü noksanlıktan) münezzehtir. Onlara bir delil de
gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de
yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ın
kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar
tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez.
Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemi ile
taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış
olmamızdır.” (Yâsin, 36/33-42) “Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin
benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve
bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye “ol”
demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de
kendisine döneceğiniz Allah (bütün noksan sıfatlardan) münezzehtir.”
(Yâsin, 36/81-83) “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi
güçlüdür, çok bağışlayandır.” (Sâd, 38/66) “Onlar, Allah’ı gereği gibi
değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O’nun kudret elindedir;
gökler O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak
koştuklarından yüce ve münezzehtir.” (Zümer, 39/67)
“Sûra üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar
hepsi düşüp ölür. Sonra sûra bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır
dururlar. Yeryüzü Rabbinin nûruyla aydınlanır, Kitab açılır, peygamberlerle
şahitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adâletle hüküm
verilir. Her kişiye işlediği(nin karşılığı) ödenir. Esasen Allah onların
yaptıklarını en iyi bilendir. İnkâr edenler, bölük bölük, cehenneme sürülür.
Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara; “Size içinizden
Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınızı hatırlatan
peygamberler gelmedi mi?” derler. Evet geldi,” derler. Lâkin azap sözü
inkârcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: “Temelli kalacağınız cehennemin
kapılarından girin, böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!” denir. Rablerine
karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp
da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: “Selâm size, hoş geldiniz! Temelli
olarak buraya girin,” derler. Onlar: “Bize verdiği sözde duran ve bizi bu
yere vâris kılan Allah’a hamd olsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz.
Yararlı iş işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!” derler. Melekleri, arşın
etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün.
Artık insanların aralarında adâletle hükmolunmuştur. Övgü, âlemlerin
Rabbi olan Allah içindir, denir.” (Zümer, 39/68-75)
“Sizin için yeri durak, gökleri bina eden, size şekil verip de, şeklinizi
güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah’tır. İşte Rabbiniz olan
Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne yücedir.” (Mü’min, 40/64)
“Bilesiniz ki O her şeyi (ilmiyle) kuşatandır.” (Fussilet, 41/54) “O, gökleri
ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da
(kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun
benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûrâ, 42/11) “Göklerde de
ilâh, yerde de ilâh O’dur. Hakîm olan, her şeyi bilen O’dur. Göklerin, yerin
ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne
yücedir! Kıyamet saatini bilmek O’na aittir. O’na döneceksiniz.” (Zuhruf,
43/84-85)
“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları oyun olsun diye
yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık; ama
insanların çoğu bilmezler.” (Duhân, 44/38-39) “Göklerde olanları, yerde
olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda
düşünen kimseler için dersler vardır.” (Câsiye, 45/13) “Övülmek, göklerin
Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve
yerde büyüklük O’nundur. O güçlüdür, hakîmdir.” (Câsiye 45/36-37)
“Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah’ındır. Allah bilendir. Hakîm olandır.”
(Fetih, 48/4) “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini
bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”
(Fetih, 48/14) “Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir. Ancak, yüce ve cömert
olan Rabbinin varlığı bâkîdir.” (Rahmân, 55/26-27) “Göklerde ve yerde
olan kimseler her şeyi O’ndan isterler; O her an kâinâta tasarruf etmektedir.
Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” (Rahmân,
55/29-30) “Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih ederler. O güçlüdür,
hakîmdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur; diriltir, öldürür. O, her
şeye kâdirdir. O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin
kalmayacağı sondur. Varlığı âşikârdır. Gerçek mâhiyeti insan için gizlidir. O
her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere
gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O’dur. Nerede
olursanız olun. O, sizinle berâberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve
yerin hükümranlığı O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülür. Geceyi
gündüze katar, gündüzü geceye katar. O, kalplerde olanı bilir.” (Hadîd,
57/1-6)
“Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah’ın bildiğini bilmez misin?
Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli
bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok, ne
olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla berâberdir.
Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi
bilendir.” (Mücâdele, 58/7)
“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah’ı tesbih ederler. [3/b] O
güçlüdür, hakîmdir.” (Haşr, 59/1) “Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar
Allah’ı tesbih ederler. Hükümranlık O’nundur, övülmek O’na mahsustur. O
her şeye kadirdir.” (Teğâbün, 64/1) “Gökleri ve yeri gerektiği gibi
yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş O’nadır.
Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da
bilir. Allah, kalplerde olanı da bilendir.” (Teğâbün 64/3-4)
“Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah’tır. Allah’ın her şeye
kadir olduğunu ve Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için,
Allah’ın buyruğu bunlar arasında iner durur.” (Talak, 65/12)
“Mutlak hükümranlık kudret elinde olan Allah yücedir. Ve O her şeye
kadirdir. Hanginizin daha yararlı iş işlediğini belirtmek için ölümü ve hayatı
yaratan O’dur. O güçlüdür, bağışlayandır. Gökleri yedi kat üzere yaratan
O’dur. Rahmân’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir
çevir bak, bir bozukluk görebilir misin?” (Mülk, 67/1-3) “And olsun ki
yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık
ve şeytanlara çılgın alev azâbını hazırladık.” (Mülk, 67/5)
“Sizi yerde yaratıp yayan O’dur ve O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
(Mülk, 67/24) “Allah’ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez
misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını
sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir. Sonra sizi oraya
döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada
yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan O’dur.”
(Nûh, 71/15-20)
İkinci Madde [373]
Özetle âlemin yaratılışını bildirir. [374]
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, [375]
Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri ehadiyet mertebesinde gizli bir hazine
iken, bilinmeyi murad edip dilemesiyle [376] ruhlar âlemiyle cisimler âlemini
yaratmıştır. Rahmetinin güzelliği ve kudretinin kemâli, azametinin görkemi,
nimetinin bolluğu, sanatının çeşitliliği ve hikmetinin sırlarını meydana
çıkarmayı
istediğinde,
bütün
yaratılmışlardan
önce,
yokluğun
bilinmezliğinden parlak, yeşil bir cevher vücuda getirmiştir. Bir rivayete
göre; kendi nûrundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip o cevherden
kâinâtın tamamını derece derece düzenli bir biçimde yaratmıştır. Buna ilk
cevher, Nûr-ı Muhammedî, (levh-i mahfûz) korunmuş kutsal levha, (akl-ı
küll) evrensel akıl ve (rûh-ı izâfî) göreceli ruh da denilir. Bütün ruhların ve
cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. [377]
Hak teâlâ muhabbetiyle o cevhere baktığı anda o cevher hayâsından eriyip
su gibi akmış, halis özü, üzerine çıkmıştır. İşte o özden ilk önce küllî nefsi
yaratmış, sonra sırasıyla meleklerin ruhlarını, peygamberlerin ruhlarını,
evliyânın ruhlarını, âriflerin ruhlarını, âbidlerin ruhlarını; sonra mü’minlerin
ruhlarını ve kâfirlerin ruhlarını, sonra cinlerin ruhlarını, şeytanların
ruhlarını, hayvanların ruhlarını, bitkilerin ruhlarını ve tabiatların ruhlarını
yaratmıştır.
Bu ruhlardan her birisi için kendi derecelerine göre belirli makamlar tayin
etmiş, her sınıf kendisi için belirlenen makama gitmiştir. Ve her ruh kendi
cinsini bulup düzenli bir ordunun neferleri gibi bir araya gelmiş, her bir
topluluk kendi makamında kalmıştır.
Melekût âlemi (bâtın âlem), bu on dört çeşit ruh ile tamam olmuştur.
Âlemin [378] en saf, en temiz ve en güzel olanına gayb âlemi, lâhût âlemi ve
ceberût âlemi [379] denir. Ortasına; ruhlar âlemi, mânâlar âlemi ve emir
âlemi [380] denir. En aşağı, en kesîf ve cisimlere en yakın olanına ise âlem-i
mücerredât [4/a] (soyut âlem), berzah âlemi ve misal âlemi denir.
Bu yaratılışın üzerinden iki bin sene geçtikten sonra Hak teâlânın kadîm
irâdesi, yüce şânını ortaya çıkarması için cisimler âlemini yaratmayı diledi.
Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha baktı. Ve onun yüzeyindeki
su hayâsından dalga dalga kabardı. O cevherin yüce özünden arş-ı a’zam
meydana gelmiş, onun altında olan özlerden kürsî, cennet, cehennem, yedi
kat gökler ve dört unsur (toprak, ateş, hava ve su) meydana gelip
şekillenmiştir.
Arş-ı âlâdan esfel-i sâfilîne kadar sûret âlemi bu tertib üzere kurulup
düzenlenince, sözü edilen on beş çeşit cisimle, mülk âleminin yaratılması
tamamlanmış oldu. Bu âlemin en üst tabakasına ulvî âlem, cisimler âlemi,
bekâ âlemi ve âhiret âlemi denir. Orta tabakasına, orta âlem, âlem-i ecsâm-ı
esîriyye, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi ve gökler âlemi denir. En alt
tabakasına ise süflî âlem, unsurlar âlemi, âlem-i kevn ü fesâd (oluş ve yok
oluş âlemi) ve dünya âlemi denir.
Şu halde melekût âlemindekilerle, mülk âlemindeki müfred (basit)
olanların toplamı, yani ruhların çeşitleri ile basit gurupların tamamı,
alfabeyi oluşturan harfler gibi yirmi dokuz olmuştur. Ve iki âlemin anılan
sayıdaki öğelerinin terkibinden üç kısım birleşik cisim meydana gelmiştir:
Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Nasıl ki alfabedeki harflerden isim, fiil ve
edat meydana gelmiş ve insanın iletişim kurmasını sağlayan kelime sistemi
ortaya çıkmışsa, bunun gibi her iki âlemdeki basitlerden üç bileşik ortaya
çıkmış ve onlardan da ucu bucağı olmayan cihan kitabı mânâ bulmuştur.
Bundan dolayı ibret gözüyle âlemi seyreden ârifler, her nesnede nice
hikmetler seyretmişlerdir. Hak dostları Allah’ın yüce sanatının sırlarını
öğrenmişler, eşyanın harflerinden mânânın özüne ulaşıp huzur ve yakınlığı
bulmuşlardır.
Rubâî
Âlem ki tamam nüsha-i hikmettir
Ma’nâsını fehm eyleyene cennettir
Mahrûm-ı şuhûd olanların çeşminde
Zindân-ı belâ, çâh u gam-ı mihnettir
Günümüz Türkçesiyle
Baştan başa hikmet nüshası olan âlem, mânâsını anlayana cennettir
Müşâhede etmekten mahrum olanların gözünde, belâ zindanı, gam ve
meşakkat kuyusudur

