Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Cihanın Yaratıcısı’nın şu âlemde bulunan benzersiz güzellikteki sanatını

KİTABIN MUKADDİMESİ · Birinci Madde Birinci Madde Cihanın Yaratıcısı’nın şu âlemde bulunan benzersiz güzellikteki sanatını düşünüp inceliklerini anlamaya sevk eden apaçık alâmetleri bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak …

KİTABIN MUKADDİMESİ · Birinci Madde

Birinci Madde

Cihanın Yaratıcısı’nın şu âlemde bulunan benzersiz güzellikteki sanatını

düşünüp inceliklerini anlamaya sevk eden apaçık alâmetleri bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak Teâlâ bu âlemi, vahdaniyetinin varlığına delil

olarak yaratmış, bütün eşyada sanatını göstererek hikmetinin hakikatlerini

akıl sahiplerine duyurmuştur. [2/b] Kullarını kendi zâtının bilinmesini

arzulamaları için Kur’ân-ı Kerîm’de tüm azametiyle şöyle buyurmuştur:

[372]

Bismillâhirrahmânirahîm.

“Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur.” (Fâtiha, 1/1) “Göklerin ve yerin

hükümranlığının yalnız Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Allah’tan başka

dost ve yardımcınız yoktur.” (Bakara, 2/107) “Allah, O’ndan başka ilâh

olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını

görüp gözetendir. Göklerde ve yerde olanlar ancak O’nundur. O’nun izni

olmadıkça katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve

işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.

Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O’na ağır

gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (Bakara, 2/255) “Şüphesiz göklerde ve

yerde hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi dilediği gibi

şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O güçlüdür, hakîmdir.” (Âl-i

İmrân, 3/5-6)

“Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ındır. İşler (hesabı görülmek

üzere) Allah’a döndürülür.” (Âl-i İmrân, 3/109) “Göklerin ve yerin

yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri

için şüphesiz deliller vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzere

yatarken hep Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler:

‘Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen münezzehsin (her türlü

noksanlıktan uzaksın)’ derler.” (Âl-i İmrân, 3/190-191) “Göklerde olanlar

da, yerde olanlar da Allah’ındır. Allah her şeyi kuşatır.” (Nisâ, 4/126)

“Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah’ındır.

Dönüş O’nadır.” (Mâide, 5/18) “Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların

hükümranlığı Allah’ındır. Allah her şeye kadîrdir.” (Mâide, 5/120) “O,

göklerin ve yerin Allah’ı. İçinizi dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir.”

(En’âm, 6/3) “Gecede ve gündüzde bulunan O’nundur. O, (her şeyi) işiten

ve (hakkıyla) bilendir.” (En’âm, 6/13) “Gaybın anahtarı O’nun katındadır,

onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanları bilir. Düşen yaprağı, yerin

karanlıklarında olan taneyi, yaşı, kuruyu –ki (bunların hepsi) apaçık

Kitap’tadır – ancak O bilir.” (En’âm, 6/59) “Yakînen bilenlerden olması için

İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk.”

(En’âm, 6/75) “Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya

yönelerek çevirdim. Ben puta tapanlardan değilim.” (En’âm, 6/79)

“İşte Rabbiniz, Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur, her şeyi yaratandır.

Öyleyse O’na kulluk edin; O her şeye vekildir.” (En’âm, 6/102) “Rabbiniz

gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü –peşi

sıra gelen– gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları hepsini buyruğuna baş

eğdirerek var eden Allah’tır. Bilin ki yaratma da, emir de O’nun hakkıdır.

Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.” (A’râf, 7/54) “Göklerin ve yerin

hükümranlığı elbette Allah’ındır; dirilten ve öldüren O’dur. Allah’tan başka

dost ve yardımcınız yoktur.” (Tevbe, 9/116) “Yerde ve göklerde hiçbir zerre

Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz

apaçık bir Kitap’tadır.” (Yûnus, 10/61) “Göklerde ve yerde olanlara bakın,

de.” (Yûnus, 10/101) “Göklerde ve yerde bulunan her şey, Rahmân’a baş

eğmiş kul olarak gelecektir. Andolsun ki Allah onların adedini bilmiş ve

teker teker saymıştır.” (Meryem, 19/93-94)

“Eğer yerde göklerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de bozulurdu.

Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıklarından uzaktır.” (Enbiyâ,

21/22) “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu

durdururdu. Sonra Biz güneşi ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize

çekmişizdir.” (Furkan, 25/45-46) “Dağları yerinde donmuş gibi durur

görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu, her şeyi sağlam tutan

Allah’ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Neml, 27/88)

“Göklerde ve yerde olanlar O’nundur; hepsi O’na boyun eğmiştir.” (Rûm,

30/26) “Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları göklerde dilediği gibi

yayan ve kısım kısım yığan Allah’tır. Artık sen aralarından yağmur

tanelerinin çıktığını görürsün. Allah’ın kullarından dilediğine verdiği

yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini

kestikleri için sevinirler. Allah’ın rahmetinin belirtilerine bir bak.

Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir.

Onun her şeye gücü yeter.” (Rûm, 30/48-50) “Allah’ın geceyi gündüze ve

gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek

olan güneşi ve ayı buyruğu altında tuttuğunu; Allah’ın yaptıklarınızdan

haberdar olduğunu bilmez misiniz?” (Lokman, 31/29)

“Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra

arşa hükmeden Allah’tır. O’ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur.

Düşünmüyor musunuz?” (Secde, 32/4) “Hamd, göklerde olanlar ve yerde

bulunanlar Kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd, âhirette de O’na

mahsustur. O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve

oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir,

bağışlayıcıdır.” (Sebe’, 34/1-2) “De ki:) Gaybı bilen Rabbim hakkı için, o

mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde [3/a] zerre miktarı bir şey bile

O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de, şüphesiz

apaçık kitapta (yazılı)dır.” (Sebe’, 34/3) “Doğrusu, zevâl bulmasın diye

gökleri ve yeri tutan Allah’tır. Eğer onlar zevâle uğrarsa Ondan başka and

olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halîmdir, bağışlayandır.” (Fâtır,

35/41)

“İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan

yerler. Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar

fışkırtırız. Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler

mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift

çift yaratan Allah (her türlü noksanlıktan) münezzehtir. Onlara bir delil de

gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de

yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ın

kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar

tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez.

Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemi ile

taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış

olmamızdır.” (Yâsin, 36/33-42) “Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin

benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve

bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye “ol”

demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de

kendisine döneceğiniz Allah (bütün noksan sıfatlardan) münezzehtir.”

(Yâsin, 36/81-83) “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi

güçlüdür, çok bağışlayandır.” (Sâd, 38/66) “Onlar, Allah’ı gereği gibi

değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O’nun kudret elindedir;

gökler O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak

koştuklarından yüce ve münezzehtir.” (Zümer, 39/67)

“Sûra üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar

hepsi düşüp ölür. Sonra sûra bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır

dururlar. Yeryüzü Rabbinin nûruyla aydınlanır, Kitab açılır, peygamberlerle

şahitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adâletle hüküm

verilir. Her kişiye işlediği(nin karşılığı) ödenir. Esasen Allah onların

yaptıklarını en iyi bilendir. İnkâr edenler, bölük bölük, cehenneme sürülür.

Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara; “Size içinizden

Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınızı hatırlatan

peygamberler gelmedi mi?” derler. Evet geldi,” derler. Lâkin azap sözü

inkârcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: “Temelli kalacağınız cehennemin

kapılarından girin, böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!” denir. Rablerine

karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp

da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: “Selâm size, hoş geldiniz! Temelli

olarak buraya girin,” derler. Onlar: “Bize verdiği sözde duran ve bizi bu

yere vâris kılan Allah’a hamd olsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz.

Yararlı iş işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!” derler. Melekleri, arşın

etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün.

Artık insanların aralarında adâletle hükmolunmuştur. Övgü, âlemlerin

Rabbi olan Allah içindir, denir.” (Zümer, 39/68-75)

“Sizin için yeri durak, gökleri bina eden, size şekil verip de, şeklinizi

güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah’tır. İşte Rabbiniz olan

Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne yücedir.” (Mü’min, 40/64)

“Bilesiniz ki O her şeyi (ilmiyle) kuşatandır.” (Fussilet, 41/54) “O, gökleri

ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da

(kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun

benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûrâ, 42/11) “Göklerde de

ilâh, yerde de ilâh O’dur. Hakîm olan, her şeyi bilen O’dur. Göklerin, yerin

ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne

yücedir! Kıyamet saatini bilmek O’na aittir. O’na döneceksiniz.” (Zuhruf,

43/84-85)

“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları oyun olsun diye

yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık; ama

insanların çoğu bilmezler.” (Duhân, 44/38-39) “Göklerde olanları, yerde

olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda

düşünen kimseler için dersler vardır.” (Câsiye, 45/13) “Övülmek, göklerin

Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve

yerde büyüklük O’nundur. O güçlüdür, hakîmdir.” (Câsiye 45/36-37)

“Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah’ındır. Allah bilendir. Hakîm olandır.”

(Fetih, 48/4) “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini

bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”

(Fetih, 48/14) “Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir. Ancak, yüce ve cömert

olan Rabbinin varlığı bâkîdir.” (Rahmân, 55/26-27) “Göklerde ve yerde

olan kimseler her şeyi O’ndan isterler; O her an kâinâta tasarruf etmektedir.

Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” (Rahmân,

55/29-30) “Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih ederler. O güçlüdür,

hakîmdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur; diriltir, öldürür. O, her

şeye kâdirdir. O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin

kalmayacağı sondur. Varlığı âşikârdır. Gerçek mâhiyeti insan için gizlidir. O

her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere

gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O’dur. Nerede

olursanız olun. O, sizinle berâberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve

yerin hükümranlığı O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülür. Geceyi

gündüze katar, gündüzü geceye katar. O, kalplerde olanı bilir.” (Hadîd,

57/1-6)

“Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah’ın bildiğini bilmez misin?

Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli

bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok, ne

olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla berâberdir.

Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi

bilendir.” (Mücâdele, 58/7)

“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah’ı tesbih ederler. [3/b] O

güçlüdür, hakîmdir.” (Haşr, 59/1) “Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar

Allah’ı tesbih ederler. Hükümranlık O’nundur, övülmek O’na mahsustur. O

her şeye kadirdir.” (Teğâbün, 64/1) “Gökleri ve yeri gerektiği gibi

yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş O’nadır.

Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da

bilir. Allah, kalplerde olanı da bilendir.” (Teğâbün 64/3-4)

“Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah’tır. Allah’ın her şeye

kadir olduğunu ve Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için,

Allah’ın buyruğu bunlar arasında iner durur.” (Talak, 65/12)

“Mutlak hükümranlık kudret elinde olan Allah yücedir. Ve O her şeye

kadirdir. Hanginizin daha yararlı iş işlediğini belirtmek için ölümü ve hayatı

yaratan O’dur. O güçlüdür, bağışlayandır. Gökleri yedi kat üzere yaratan

O’dur. Rahmân’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir

çevir bak, bir bozukluk görebilir misin?” (Mülk, 67/1-3) “And olsun ki

yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık

ve şeytanlara çılgın alev azâbını hazırladık.” (Mülk, 67/5)

“Sizi yerde yaratıp yayan O’dur ve O’nun huzurunda toplanacaksınız.”

(Mülk, 67/24) “Allah’ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez

misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını

sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir. Sonra sizi oraya

döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada

yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan O’dur.”

(Nûh, 71/15-20)

İkinci Madde [373]

Özetle âlemin yaratılışını bildirir. [374]

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, [375]

Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri ehadiyet mertebesinde gizli bir hazine

iken, bilinmeyi murad edip dilemesiyle [376] ruhlar âlemiyle cisimler âlemini

yaratmıştır. Rahmetinin güzelliği ve kudretinin kemâli, azametinin görkemi,

nimetinin bolluğu, sanatının çeşitliliği ve hikmetinin sırlarını meydana

çıkarmayı

istediğinde,

bütün

yaratılmışlardan

önce,

yokluğun

bilinmezliğinden parlak, yeşil bir cevher vücuda getirmiştir. Bir rivayete

göre; kendi nûrundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip o cevherden

kâinâtın tamamını derece derece düzenli bir biçimde yaratmıştır. Buna ilk

cevher, Nûr-ı Muhammedî, (levh-i mahfûz) korunmuş kutsal levha, (akl-ı

küll) evrensel akıl ve (rûh-ı izâfî) göreceli ruh da denilir. Bütün ruhların ve

cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. [377]

Hak teâlâ muhabbetiyle o cevhere baktığı anda o cevher hayâsından eriyip

su gibi akmış, halis özü, üzerine çıkmıştır. İşte o özden ilk önce küllî nefsi

yaratmış, sonra sırasıyla meleklerin ruhlarını, peygamberlerin ruhlarını,

evliyânın ruhlarını, âriflerin ruhlarını, âbidlerin ruhlarını; sonra mü’minlerin

ruhlarını ve kâfirlerin ruhlarını, sonra cinlerin ruhlarını, şeytanların

ruhlarını, hayvanların ruhlarını, bitkilerin ruhlarını ve tabiatların ruhlarını

yaratmıştır.

Bu ruhlardan her birisi için kendi derecelerine göre belirli makamlar tayin

etmiş, her sınıf kendisi için belirlenen makama gitmiştir. Ve her ruh kendi

cinsini bulup düzenli bir ordunun neferleri gibi bir araya gelmiş, her bir

topluluk kendi makamında kalmıştır.

Melekût âlemi (bâtın âlem), bu on dört çeşit ruh ile tamam olmuştur.

Âlemin [378] en saf, en temiz ve en güzel olanına gayb âlemi, lâhût âlemi ve

ceberût âlemi [379] denir. Ortasına; ruhlar âlemi, mânâlar âlemi ve emir

âlemi [380] denir. En aşağı, en kesîf ve cisimlere en yakın olanına ise âlem-i

mücerredât [4/a] (soyut âlem), berzah âlemi ve misal âlemi denir.

Bu yaratılışın üzerinden iki bin sene geçtikten sonra Hak teâlânın kadîm

irâdesi, yüce şânını ortaya çıkarması için cisimler âlemini yaratmayı diledi.

Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha baktı. Ve onun yüzeyindeki

su hayâsından dalga dalga kabardı. O cevherin yüce özünden arş-ı a’zam

meydana gelmiş, onun altında olan özlerden kürsî, cennet, cehennem, yedi

kat gökler ve dört unsur (toprak, ateş, hava ve su) meydana gelip

şekillenmiştir.

Arş-ı âlâdan esfel-i sâfilîne kadar sûret âlemi bu tertib üzere kurulup

düzenlenince, sözü edilen on beş çeşit cisimle, mülk âleminin yaratılması

tamamlanmış oldu. Bu âlemin en üst tabakasına ulvî âlem, cisimler âlemi,

bekâ âlemi ve âhiret âlemi denir. Orta tabakasına, orta âlem, âlem-i ecsâm-ı

esîriyye, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi ve gökler âlemi denir. En alt

tabakasına ise süflî âlem, unsurlar âlemi, âlem-i kevn ü fesâd (oluş ve yok

oluş âlemi) ve dünya âlemi denir.

Şu halde melekût âlemindekilerle, mülk âlemindeki müfred (basit)

olanların toplamı, yani ruhların çeşitleri ile basit gurupların tamamı,

alfabeyi oluşturan harfler gibi yirmi dokuz olmuştur. Ve iki âlemin anılan

sayıdaki öğelerinin terkibinden üç kısım birleşik cisim meydana gelmiştir:

Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Nasıl ki alfabedeki harflerden isim, fiil ve

edat meydana gelmiş ve insanın iletişim kurmasını sağlayan kelime sistemi

ortaya çıkmışsa, bunun gibi her iki âlemdeki basitlerden üç bileşik ortaya

çıkmış ve onlardan da ucu bucağı olmayan cihan kitabı mânâ bulmuştur.

Bundan dolayı ibret gözüyle âlemi seyreden ârifler, her nesnede nice

hikmetler seyretmişlerdir. Hak dostları Allah’ın yüce sanatının sırlarını

öğrenmişler, eşyanın harflerinden mânânın özüne ulaşıp huzur ve yakınlığı

bulmuşlardır.

Rubâî

Âlem ki tamam nüsha-i hikmettir

Ma’nâsını fehm eyleyene cennettir

Mahrûm-ı şuhûd olanların çeşminde

Zindân-ı belâ, çâh u gam-ı mihnettir

Günümüz Türkçesiyle

Baştan başa hikmet nüshası olan âlem, mânâsını anlayana cennettir

Müşâhede etmekten mahrum olanların gözünde, belâ zindanı, gam ve

meşakkat kuyusudur