Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Cisim ve ruhun iniş ve yükselişinin keyfiyetini, bedenin duraklarını geçerek insan ruhunun geri dönüşünü, bedenin bozulma ve değişimlerini ve ruhun …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Cisim ve ruhun iniş ve yükselişinin keyfiyetini, bedenin duraklarını

geçerek insan ruhunun geri dönüşünü, bedenin bozulma ve değişimlerini ve

ruhun bâkî kalışını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli bilginler şöyle demişlerdir:

Eğer bir kimse kendine takdir edilen âkıbetini araştırmak ve dönüş

konaklarını geçerek aslına geri gitmek isterse, şunu bilmelidir ki insan,

ihtiyarlığından önce olgunluk çağında idi, olgunluk çağından önce gençlik

çağında idi, gençlikten önce çocukluk çağında idi, çocukluktan önce ana

rahminde cenin idi, cenin olmadan önce mudga idi, mudgadan önce alaka

idi, alakadan önce rahimde birleşmiş nutfe idi, nutfeden önce baba sulbünde

ve ana göğsünde sperm idi, meniden önce damarlar içinde kan idi, ondan

önce ana ve babanın gıdası idi, gıda olmadan önce hayvan idi, hayvan

olmadan önce bitki idi, bitki olmadan önce dört unsurun parçaları ve

birleşik toprak idi, topraktan önce mutlak cisim idi, mutlak cisimden önce

(küllî) tabiat idi, ondan önce soyut (mücerret) cevher idi.

O kimse ki (manevî ) hallerle bu makãma erişmiştir, o cismânî ve ruhanî

yolu tamamıyla geçip gitmiştir. Karanlık ve aydınlık bütün perdeleri

kaldırmıştır; kendi nefsini anlayıp bilmiştir. Mevlâ’sını tanıyıp bulmuştur.

Geldiği yeri ve döneceği yeri bilerek, nereden gelip nereye gittiğinin farkına

varmıştır. Ârif-i billâh ve vâsıl-ı ilallâh olmuştur. Bu ruhanî mi‘râc ile onun

her müşkili hallolmuş, her muradı hâsıl olmuştur. Bu ifadeden anlaşılan

şudur ki: Gerçi insan ruhu, fiilleriyle bedene yakındır, fakat zâtıyla (aslen)

bedenden farklıdır ve ona zıttır. Çünkü ruh bir hal üzere bâkî kalan soyut

(mücerret) bir cevherdir. Beden ise her an değişir ve fanîdir. Ruh şu cihetle

bedenden ayrı ve farklıdır ki o, bedenin menzillerinin hepsini geçip (iyi ile

kötüyü) birbirinden temyiz etmiştir. Bu vesileyle başlangıç ve dönüş yolunu

tefekkür edip sonunu hatırlayarak işin sonuna gitmiştir. Tahkik ve yakîn ile

hallerin hakikatine ermiştir. Şu halde, bunun gibi bir kimse bir şeyi ölçüp

takdir edebilirse, o kimse o şeyin aynı değil gayrıdır.

Ruhun cisimden ayrı olduğuna dair hikmet kitaplarında deliller çoktur. Bu

mânâda lafı uzatmaya hiç lüzum yoktur. Fakat bu makama uygun delil

şudur ki ruh, ancak beden beş yaşında iken olan ruhtur. Fakat beden o beden

değildir. Çünkü o beden nice şekle girip nice sıfatlar edinmiştir. Uzunlukta,

genişlikte ve derinlikte hareket ederek büyümüştür. Önce genç iken şimdi

yaşlı olmuştur. Önce kilolu iken şimdi zayıf olmuştur. Önce ince iken şimdi

kalın olmuştur. Şu halde yaşlı olan beden gerçekte gençlikteki bedenden

başkadır. Genç olan beden de çocukluktaki halinden başkadır. Hâlbuki

beden bunca değişim ve farklılığı yaşarken ruh yine ilk halinde kalır.

İnsanın tabiî ölümü anında ayrıldığı bedeni kabirde ve mahşerde bulur.

Onunla ya cehennemde azap bulur ya da Cennette nimetlere kavuşur.