Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Altıncı Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Denizlerin faydalarından olan gemilerin sahillere gidip gelmelerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Cenâb-ı Hakk’ın …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Denizlerin faydalarından olan gemilerin sahillere gidip gelmelerini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Cenâb-ı Hakk’ın

inâyetiyle denizlerin faydalarından biri de şudur ki deniz üzerinde gemiler

her yönün uygun rüzgarıyla, istenen tarafa doğru sür’atle seyredip binlerce

hamal ile katırın, nice zahmet ve meşakkatle günler ve belki de aylar

sürecek yorucu bir yolculukla memleketlerine ulaştırabileceği ağır yükleri

kolaylıkla yüklenip kısa sürede götürebilirler.

Akdeniz ’de ve Karadeniz ’de gemilerle seyahat eden Müslüman

kaptanlar, seyr ü sefer esnasında gemilerin faydalanabilecekleri otuz iki

çeşit rüzgar tayin ve taksim [76/b] edip bunların hepsini on isim altında

açıklamışlardır. Kuzeyden esen rüzgara yıldız , güney rüzgarına kıble ,

doğudan esen yele gün doğusu , batıdan esen rüzgara da batı rüzgarı

demişlerdir. Kuzeyle doğu arasına poyraz , doğu ile güney arasına keşişlem e,

güney ile batı arasına lodos ve batı ile kuzey arasına karayel demişlerdir.

Sonra bu sekiz yönden her ikisi arasına bir orta, orta ile yön arasına da –

dörtte birden oluşan- bir kerte tayin etmişlerdir. Yani (Yukarıda sayılanların

dışında tesbit ettikleri rüzgarları) adı geçen rüzgarlardan en yakın olana

nispetle belirleyip o isimle anmışlardır. Mesela (bir rüzgara) yıldızın

poyrazdan yana kertesi adını vermişlerdir. Böylece otuz iki rüzgarı bilip

hepsini pusula ile bulup aslına erişmişlerdir. Bu rüzgarlardan her biriyle ayrı

bir bölgeye gitmeye muvaffak olmuşlardır.

Amma Hint Okyanusu ’nda seyahat eden Çinli, Maçinli, Hintli, Sindli,

Arap ve Fars gemicileri (yukarıda sözü edilen) otuz iki rüzgarı yaklaşık

olarak on beş doğuş yeri ve iki de kutup bölgesi olmak üzere toplam on

yedi isimle adlandırmışlardır. Doğuş yerlerinin mukãbilinde olanlara ise

batma yeri demişlerdir. Ve bu on yedi isim de harektsiz yıdızlardan ( sâbite )

on yedi yıldızın ismidir ki, onları ıstılah edinerek on beşinin doğuş ve batış

yerleriyle, kutuplara seyahat etmişlerdir. Bu yönlerin tesbitini de şöyle

yapmışlardır. Kuzey noktasından başlayıp doğu istikãmetine doğru giderek

güney noktasından tertip ile itibar etmişlerdir. Bunlardan ilki, bir kutup

yıldızıdır ki, o kutup bölgesinden yüksekte, batıdan ise köşk gibi görünür.

Astronomi bilginleri ona -ism-i tasğîr sîgası ile- Cedy derler. (Ve söz

konusu gemiciler) o taraftan esen rüzgarı esas almışlardır. Bundan sonra

doğu cihetinden güneye kadar on beş doğuş yeri sıralamışlardır ki adları

şöyledir: farkadânın doğuş yeri, na’şın doğuş yeri, nâkanın doğuş yeri,

büyük ayyûkun doğuş yeri, nesr-i vakiin doğuş yeri, simâk-ı ramihin doğuş

yeri, süreyyânın doğuş yeri ve nesr-i tâirin doğuş yeridir. Bu sonuncusu tam

doğu noktasında bulunduğu için, aslî doğma yeri de denir. Bundan sonra

cevzâ nın doğuş yeri, tîr-i yemânînin doğuş yeri, iklîlin doğuş yeri, kalb-i

akrebin doğuş yeri, fâriseynin doğuş yeri, süheyl in doğuş yeri, silbarın

doğuş yeri vardır.

Güney kutbu ki ona süheyl kutbu da derler. Bu bölgenin rüzgarı da asıldır.

Batı yarım küre ise, yukarıda anılan yıldızların batış noktalarıyla

isimlendirilmiştir. Süheyl (güney) kutbundan sonra silbarın batış yeri,

süheylin batış yeri, fariseynin batış yeri, akrebin batış yeri, iklîlin batış yeri,

tîrin batış yeri, cevzânın batış yeri, tâirin batış yeri -bu, aslî bıtş yeridir-,

süreyyânın batış yeri, simâkın batış yeri, vâkiin batış yeri, ayyûkun batış

yeri, nâkanın batış yeri, na’şın batış yeri ve farkadânın batış yeridir ki

bunlarla (toplam) otuz iki yönden esen rüzgarları pusulada tespit edip her

birinin karşısına düşen yöne doğru seyahat ve sefer etmişlerdir.

Pusula; yuvarlak, dönen bir mukavvadır ki üzerine otuz iki rüzgarın adı

yazılıp bir kutunun içine konulmuştur. Söz konusu taksimâtın bir yerinde

kuzey noktasına siyah bir işaret konulmuş ve o kutuya ibre evi (beyt-i ibre)

denilmiştir. Kuzey ibresinin ucu mıknatıs ile kaplanmıştır. Kutunun

merkezinde bulunan milin baş kısmına, ibrenin ortası rabt edilip kutunun

üzeri camla kaplanmıştır. Tâ ki kutunun içine rüzgar girmesin ve ibrenin

hareketine engel olmasın. Şu halde pusula kutusunun kuzey noktası,

haritanın kuzey noktasına denk olarak konulursa, ibre kuzey noktasından on

bir derece batıda durup kutu ile haritanın kuzey noktası ibreden on bir

derece doğuda bulunursa, gemiciler buna bakarak bütün yönleri bulup

bütün rüzgarları bilerek nereden gelip nereye gideceklerini gayet açık

bilmişlerdir. Çünkü pusula ibresi (daima) kuzey noktasından batıya [77/a]

on bir derece farklı bulunur.

Denizciler çoğu gece ve gündüzlerde (kıyıdan uzak olmaları sebebiyle)

dağların zirvelerini göremezler. Bu sebeple, onlara göre güneş ve yıldızlar

(sanki) denizden doğar ve yine deniz ufkunda batar.

“Denizleri emrimize musahhar kılan Allah’ı tesbih ederiz; O her türlü

noksan sıfatlardan münezzehtir.” [540]

Nazm

1-Keşti-yi sâyiri san vakt-i şitâb

Bâdbândan kanâd açmış mürğ-âb

2-Havf dursun nedir ol zevk ü safâ

K’olasın tâ’ir-i rûy-ı deryâ

3-İttikâ eyleyesin bâlîne

Bakasın âyine-i sîmîne

4-Olasın pâre-i bâd ile vezân

İdesin hayli sevâhili seyrân

5-Olub âsûde-i ber-dûş-ı hevâ

Gezesin âlemi bî-minnet-i pâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Şu giden gemiyi, hızlanınca tanırsın; kanatlanmış yelkenleriyle, ördek

sanırsın.

2-Korkuyu bırak gitsin; bak zevk ü sefâya. Uçmadasın sanki, doyacaksın

deryâya.

3-Yasla kolunu, yelkenden kanatlara. Bakıver denizdeki gümüş aynalara.

4-Rüzgar parçalarıyla hareket ediver; beldeleri, sahilleri bir bir geçiver.

5-Mutlusun, hürsün her şeyden önce; “Tabana kuvvet” demezsin, gezersin

gönlünce.