BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Denizlerin faydalarından olan gemilerin sahillere gidip gelmelerini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Cenâb-ı Hakk’ın
inâyetiyle denizlerin faydalarından biri de şudur ki deniz üzerinde gemiler
her yönün uygun rüzgarıyla, istenen tarafa doğru sür’atle seyredip binlerce
hamal ile katırın, nice zahmet ve meşakkatle günler ve belki de aylar
sürecek yorucu bir yolculukla memleketlerine ulaştırabileceği ağır yükleri
kolaylıkla yüklenip kısa sürede götürebilirler.
Akdeniz ’de ve Karadeniz ’de gemilerle seyahat eden Müslüman
kaptanlar, seyr ü sefer esnasında gemilerin faydalanabilecekleri otuz iki
çeşit rüzgar tayin ve taksim [76/b] edip bunların hepsini on isim altında
açıklamışlardır. Kuzeyden esen rüzgara yıldız , güney rüzgarına kıble ,
doğudan esen yele gün doğusu , batıdan esen rüzgara da batı rüzgarı
demişlerdir. Kuzeyle doğu arasına poyraz , doğu ile güney arasına keşişlem e,
güney ile batı arasına lodos ve batı ile kuzey arasına karayel demişlerdir.
Sonra bu sekiz yönden her ikisi arasına bir orta, orta ile yön arasına da –
dörtte birden oluşan- bir kerte tayin etmişlerdir. Yani (Yukarıda sayılanların
dışında tesbit ettikleri rüzgarları) adı geçen rüzgarlardan en yakın olana
nispetle belirleyip o isimle anmışlardır. Mesela (bir rüzgara) yıldızın
poyrazdan yana kertesi adını vermişlerdir. Böylece otuz iki rüzgarı bilip
hepsini pusula ile bulup aslına erişmişlerdir. Bu rüzgarlardan her biriyle ayrı
bir bölgeye gitmeye muvaffak olmuşlardır.
Amma Hint Okyanusu ’nda seyahat eden Çinli, Maçinli, Hintli, Sindli,
Arap ve Fars gemicileri (yukarıda sözü edilen) otuz iki rüzgarı yaklaşık
olarak on beş doğuş yeri ve iki de kutup bölgesi olmak üzere toplam on
yedi isimle adlandırmışlardır. Doğuş yerlerinin mukãbilinde olanlara ise
batma yeri demişlerdir. Ve bu on yedi isim de harektsiz yıdızlardan ( sâbite )
on yedi yıldızın ismidir ki, onları ıstılah edinerek on beşinin doğuş ve batış
yerleriyle, kutuplara seyahat etmişlerdir. Bu yönlerin tesbitini de şöyle
yapmışlardır. Kuzey noktasından başlayıp doğu istikãmetine doğru giderek
güney noktasından tertip ile itibar etmişlerdir. Bunlardan ilki, bir kutup
yıldızıdır ki, o kutup bölgesinden yüksekte, batıdan ise köşk gibi görünür.
Astronomi bilginleri ona -ism-i tasğîr sîgası ile- Cedy derler. (Ve söz
konusu gemiciler) o taraftan esen rüzgarı esas almışlardır. Bundan sonra
doğu cihetinden güneye kadar on beş doğuş yeri sıralamışlardır ki adları
şöyledir: farkadânın doğuş yeri, na’şın doğuş yeri, nâkanın doğuş yeri,
büyük ayyûkun doğuş yeri, nesr-i vakiin doğuş yeri, simâk-ı ramihin doğuş
yeri, süreyyânın doğuş yeri ve nesr-i tâirin doğuş yeridir. Bu sonuncusu tam
doğu noktasında bulunduğu için, aslî doğma yeri de denir. Bundan sonra
cevzâ nın doğuş yeri, tîr-i yemânînin doğuş yeri, iklîlin doğuş yeri, kalb-i
akrebin doğuş yeri, fâriseynin doğuş yeri, süheyl in doğuş yeri, silbarın
doğuş yeri vardır.
Güney kutbu ki ona süheyl kutbu da derler. Bu bölgenin rüzgarı da asıldır.
Batı yarım küre ise, yukarıda anılan yıldızların batış noktalarıyla
isimlendirilmiştir. Süheyl (güney) kutbundan sonra silbarın batış yeri,
süheylin batış yeri, fariseynin batış yeri, akrebin batış yeri, iklîlin batış yeri,
tîrin batış yeri, cevzânın batış yeri, tâirin batış yeri -bu, aslî bıtş yeridir-,
süreyyânın batış yeri, simâkın batış yeri, vâkiin batış yeri, ayyûkun batış
yeri, nâkanın batış yeri, na’şın batış yeri ve farkadânın batış yeridir ki
bunlarla (toplam) otuz iki yönden esen rüzgarları pusulada tespit edip her
birinin karşısına düşen yöne doğru seyahat ve sefer etmişlerdir.
Pusula; yuvarlak, dönen bir mukavvadır ki üzerine otuz iki rüzgarın adı
yazılıp bir kutunun içine konulmuştur. Söz konusu taksimâtın bir yerinde
kuzey noktasına siyah bir işaret konulmuş ve o kutuya ibre evi (beyt-i ibre)
denilmiştir. Kuzey ibresinin ucu mıknatıs ile kaplanmıştır. Kutunun
merkezinde bulunan milin baş kısmına, ibrenin ortası rabt edilip kutunun
üzeri camla kaplanmıştır. Tâ ki kutunun içine rüzgar girmesin ve ibrenin
hareketine engel olmasın. Şu halde pusula kutusunun kuzey noktası,
haritanın kuzey noktasına denk olarak konulursa, ibre kuzey noktasından on
bir derece batıda durup kutu ile haritanın kuzey noktası ibreden on bir
derece doğuda bulunursa, gemiciler buna bakarak bütün yönleri bulup
bütün rüzgarları bilerek nereden gelip nereye gideceklerini gayet açık
bilmişlerdir. Çünkü pusula ibresi (daima) kuzey noktasından batıya [77/a]
on bir derece farklı bulunur.
Denizciler çoğu gece ve gündüzlerde (kıyıdan uzak olmaları sebebiyle)
dağların zirvelerini göremezler. Bu sebeple, onlara göre güneş ve yıldızlar
(sanki) denizden doğar ve yine deniz ufkunda batar.
“Denizleri emrimize musahhar kılan Allah’ı tesbih ederiz; O her türlü
noksan sıfatlardan münezzehtir.” [540]
Nazm
1-Keşti-yi sâyiri san vakt-i şitâb
Bâdbândan kanâd açmış mürğ-âb
2-Havf dursun nedir ol zevk ü safâ
K’olasın tâ’ir-i rûy-ı deryâ
3-İttikâ eyleyesin bâlîne
Bakasın âyine-i sîmîne
4-Olasın pâre-i bâd ile vezân
İdesin hayli sevâhili seyrân
5-Olub âsûde-i ber-dûş-ı hevâ
Gezesin âlemi bî-minnet-i pâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Şu giden gemiyi, hızlanınca tanırsın; kanatlanmış yelkenleriyle, ördek
sanırsın.
2-Korkuyu bırak gitsin; bak zevk ü sefâya. Uçmadasın sanki, doyacaksın
deryâya.
3-Yasla kolunu, yelkenden kanatlara. Bakıver denizdeki gümüş aynalara.
4-Rüzgar parçalarıyla hareket ediver; beldeleri, sahilleri bir bir geçiver.
5-Mutlusun, hürsün her şeyden önce; “Tabana kuvvet” demezsin, gezersin
gönlünce.

