BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Denizlerle karaların yer değiştirmesini ve birbirinin yerini almasını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri demişlerdir ki;
denizlerle karalar (zamanla) yer değiştirirler. Çünkü (asırlar geçtikçe) suyun
etkisiyle karada (tedrîcen) nice büyük değişiklikler meydana gelir.
Birinci değişiklik ; toprağın bazı kısımları çorak ve gayet kuru iken,
denizlerden ona mutedil havalar gelir. Kuru ve çorak olan toprak zamanla
tam tersi bir hale dönüşür. Bu yönüyle toprak, insan ve hayvana benzer ki
bazen civân gibi delikanlı olur, bazen de pîr-i fânî ihtiyar gibi olur.
İkinci değişiklik ; bazı yerler açık arazi iken, denizlerle örtülür. Bazen de
denizlerle kaplı olan yerler (suyun geri çekilmesiyle) açılıp yerleşim yeri
olur. Çünkü denizlerin hareketleri gök cisimlerinin kuvvetinden meydana
geldiğinden, fırtınalarla tûfanı harekete geçiren yıldızların tesirleri
denizlerin hareketine denk düştüğünde denizler haddinden fazla coşar ve
(her zaman mutad olarak durduğu) sahillerini geçip gider. Öyle olur ki bazı
kere bir ülkeyi basıp örter ve onu kendine katar. Ve bazen de öyle olur ki
başka bir sahilden geri çekilip o araziyi açar. Sanki o bölgeyi Âdemoğluna
bağışlar.
Üçüncü değişiklik ; karaya bağlı bazı yerler, zamanla adalar haline gelir.
Kıbrıs gibi, ana karadan tamamen ayrılır. Bazen de bunun tam tersi olur;
karadan ayrı olan nice adalar büyük kara parçasına bitişerek karadaki
ülkelere bitişir.
Dördüncü değişiklik ; sanki denizler (insanoğluna) verdiği yerlerin
karşılığı olarak bazı şehirleri ve adaları geriye, kendi içine alır. Azak Denizi
etrafında bulunan Pira misali, nice beldeleri denizler basıp içine çekmiştir.
Bu sebeple (bazıları) derler ki; daha önceleri Sebte Boğazı ’ndan ( Cebel-i
Târık ) bu tarafa Akdeniz ’in yeri kara iken, Yunan toprakları idi. Aradan
uzun zamanın geçmesiyle Atlas Okyanusu taşıp Sebte Boğazı’nı yarıp
geçerek bu günkü bulunduğu yerlere gelmiştir. Atlas Denizi kenarında
aşağıda bir büyük ada var iken, (tam olarak bilinmeyen) bir tarihte Atlas
Denizi taşarak, onu bütünüyle içine almıştır. Onun için, söz konusu denizin
derinliğini keşfedenler, o tarafın ölçümlerini yaparken deniz dibinin balçıklı
ve otlarla kaplı olduğunu tecrübe etmişlerdir. Bu husus şuna işarettir ki,
orası sonradan deniz tarafından yutulmuş ve denize katılmıştır.
İmam Fahreddin Râzi (rh.a.) demiştir ki; “Şimdi mâmur olan dünyanın
dörtte biri, eski zamanlarda (binlerce yıl öncesinde) sularla kaplı ve örtülü
idi.” Onun bu görüşünü şu olay doğrulamaktadır ki, -eğer parçalansa-
taşların pek çoğunda deniz hayvanlarına ait fosiller ortaya çıkar. Çünkü
(aslında bu günkü kayalar, eski zamanlarda) su altından çıkan balçıklardır ki
aradan geçen uzun zaman zarfında, güneşin tesiriyle taşlaşmışlardır.
Mesûdî , “Mürûc” adlı kitabında şöyle demiştir: “Deniz suyu, üzerinden
uzun asırların geçmesiyle hareketli, akışkan ve seyyâr hale gelmiştir. Ancak
denizlerin (yerküre üzerinde) kapladığı yerin çok geniş olması ve büyük su
kütlelerinin hareketinin yavaş olması sebebiyle, bunların intikali kolaylıkla
hissedilmeyip hep eski yerlerinde öylece sabit durdukları zannedilmiştir.
Nitekim Hz. Hâlid bin Velid (r.a.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ın halîfeliği
zamanında Hire’ nin fethine gitmişti. Oradan Necef ’e erişmişti. Hire
halkından Abdülmesih adlı bir ihtiyarı görüp onun bilgisi dahilinde olan
bazı acayip haberleri soruşturmuştu. Bahsi geçen pîr-i fânînin aktardığı
acayip haberlerden [75/b] biri de şudur; “Çocukluğumda yetiştiğim şaşırtıcı
hallerden biri şudur ki Fars Denizi (Basra Körfezi)’nin kıyıları, şimdi senin
inip de konakladığın yerde bulunurdu. Hatta dalgaları şimdi senin
ayaklarını bastığın yerlerde çırpınıp dururdu. Sind ve Hind mallarıyla dolu
gemiler buralara kadar gelip giderdi.”
Mesûdî demiştir ki; “Hâlen denizle Hire ’nin arası şu kadar bir mesafedir.
Necef ’e gidenler, ihtiyarın ne kadar doğru söylediğine şahit olacaklardır.”
Arîş-i Mısır (Filistin’de bir şehir adı) ile Kıbrıs Adası arasında bir yol
vardı; Ariş halkı o yolu takip ederek karadan Kıbrıs’a giderlerdi. Sebte
Boğazı ’nda (karşıdan karşıya uzanan) on iki mil uzunluğunda taşlardan
yapılmış gayet sağlam bir köprü vardı. Endülüs halkı oradan batıya,
batıdakiler de oradan doğuya geçerlerdi. Akdeniz ’in (Rum Denizi) suları o
köprünün altından akıp okyanusa dökülürdü. Ancak aradan geçen uzun
yılların etkisiyle deniz suları bir gün o köprüyü yuttu, etrafını dahi bastı.
Denizin sâkin olduğu vakitlerde, hâlâ o köprünün kalıntıları görülür,
denilmiştir. Burada söylediklerimize benzer daha nice misaller vardır ki
bunlar denizlerin suyunun batıdan doğuya doğru aktığına delâlet eder.
Hint hükümdarlarının (bilinen) en eskisi Büyük Brahman ’dır ki hikmetli
işleyişi bilip söylemiştir. Yüksek âlemdeki cisimlerin aşağı âleme ait
cisimlere (ecsâm-ı süflî) olan tesirlerini usûlünce açıklayıp ilk başlangıcı
isbat etmiştir. Hind u Sind adlı kitabında hikmet ilimlerinin esaslarını ve
teferruâtını yazıp demiştir ki: “güneşin yerötesi her burçta iki bin yüz sene
seyredip yirmi beş bin iki yüz güneş yılında bir devresini tamamlar.
Ne zaman ki güneşin yerötesi kuzey burçlarından güneydeki burçlara
doğru geçer, işte zaman yeryüzünün mamur bölgeleri de kuzeyden güneye
doğru değişir. Çünkü şu anda mâmur halde bulunan yerler, denizlerle kaplı
hale gelip şimdi denizlerle örtülü olan yerler ise imar ve iskâna açılır.” O
demiştir ki: “güneşin yerötesinin (evc,apoje) her devresinde bir kere
yeryüzündekiler yok olur ve (yerlerine) yeniden başkaları var edilir.”
Mesûdî demiştir ki: “Bu takdirde güneşin yerberisinin deniz sularını
çekmesi, (yukarıda değinilen) kural gereğincedir. Çünkü bahsi geçen yeröte
ve yerberi noktalarının yer değiştirmesi tedrîcen meydana gelir. Bu
sebepledir ki şimdi mâmur olan yerlerin sular altında kalması, sularla örtülü
bulunan yerlerin de mâmur ve meskûn hale gelmesi ve (bu günkü yaşanan
yerlerden) başka bir âlemin meydana gelmesi de tedrîcen olacak işlerdendir.
Bu, bir defada olacak iş değildir.”
O halde, mâdem ki güneşin yerberisi şimdi güney burçları tarafındadır. Bu
durumda yeryüzünün güney bölgeleri kuzeyden daha sıcak olup güneşin
harareti deniz suyunun rutûbetini kendi tarafına çekip su unsuru da o yöne
gider. Ve daima yeryüzünün (bazı bölgelerinin) mâmur olmasının, güneşin
yerötesi noktasının değişmesiyle olduğu kabul edilerek, yerberi, perijenın)
kuzey burçlarına geçmesiyle yeryüzündeki imar edilmiş bölgeler de, o
tarafa geçer.
Bu işleyişi yazıp tarif etmekten maksadımız, kesinlikle böyle olduğuna
inanılması için değildir. Belki O Hikmetli Yaratıcı‘nın hayret verici
sanatlarını ve şaşırtıcı hikmetlerini hakkıyla bilip hepsini kendi vücudunda
bulmakla nefsini tanıma nimetine erişmen ve bundan hareketle Hakk’ı
bilme şerefine ulaşıp her muradını kendi gönlünde bulman içindir.

