Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Denizlerle karaların yer değiştirmesini ve birbirinin yerini almasını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Denizlerle karaların yer değiştirmesini ve birbirinin yerini almasını

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri demişlerdir ki;

denizlerle karalar (zamanla) yer değiştirirler. Çünkü (asırlar geçtikçe) suyun

etkisiyle karada (tedrîcen) nice büyük değişiklikler meydana gelir.

Birinci değişiklik ; toprağın bazı kısımları çorak ve gayet kuru iken,

denizlerden ona mutedil havalar gelir. Kuru ve çorak olan toprak zamanla

tam tersi bir hale dönüşür. Bu yönüyle toprak, insan ve hayvana benzer ki

bazen civân gibi delikanlı olur, bazen de pîr-i fânî ihtiyar gibi olur.

İkinci değişiklik ; bazı yerler açık arazi iken, denizlerle örtülür. Bazen de

denizlerle kaplı olan yerler (suyun geri çekilmesiyle) açılıp yerleşim yeri

olur. Çünkü denizlerin hareketleri gök cisimlerinin kuvvetinden meydana

geldiğinden, fırtınalarla tûfanı harekete geçiren yıldızların tesirleri

denizlerin hareketine denk düştüğünde denizler haddinden fazla coşar ve

(her zaman mutad olarak durduğu) sahillerini geçip gider. Öyle olur ki bazı

kere bir ülkeyi basıp örter ve onu kendine katar. Ve bazen de öyle olur ki

başka bir sahilden geri çekilip o araziyi açar. Sanki o bölgeyi Âdemoğluna

bağışlar.

Üçüncü değişiklik ; karaya bağlı bazı yerler, zamanla adalar haline gelir.

Kıbrıs gibi, ana karadan tamamen ayrılır. Bazen de bunun tam tersi olur;

karadan ayrı olan nice adalar büyük kara parçasına bitişerek karadaki

ülkelere bitişir.

Dördüncü değişiklik ; sanki denizler (insanoğluna) verdiği yerlerin

karşılığı olarak bazı şehirleri ve adaları geriye, kendi içine alır. Azak Denizi

etrafında bulunan Pira misali, nice beldeleri denizler basıp içine çekmiştir.

Bu sebeple (bazıları) derler ki; daha önceleri Sebte Boğazı ’ndan ( Cebel-i

Târık ) bu tarafa Akdeniz ’in yeri kara iken, Yunan toprakları idi. Aradan

uzun zamanın geçmesiyle Atlas Okyanusu taşıp Sebte Boğazı’nı yarıp

geçerek bu günkü bulunduğu yerlere gelmiştir. Atlas Denizi kenarında

aşağıda bir büyük ada var iken, (tam olarak bilinmeyen) bir tarihte Atlas

Denizi taşarak, onu bütünüyle içine almıştır. Onun için, söz konusu denizin

derinliğini keşfedenler, o tarafın ölçümlerini yaparken deniz dibinin balçıklı

ve otlarla kaplı olduğunu tecrübe etmişlerdir. Bu husus şuna işarettir ki,

orası sonradan deniz tarafından yutulmuş ve denize katılmıştır.

İmam Fahreddin Râzi (rh.a.) demiştir ki; “Şimdi mâmur olan dünyanın

dörtte biri, eski zamanlarda (binlerce yıl öncesinde) sularla kaplı ve örtülü

idi.” Onun bu görüşünü şu olay doğrulamaktadır ki, -eğer parçalansa-

taşların pek çoğunda deniz hayvanlarına ait fosiller ortaya çıkar. Çünkü

(aslında bu günkü kayalar, eski zamanlarda) su altından çıkan balçıklardır ki

aradan geçen uzun zaman zarfında, güneşin tesiriyle taşlaşmışlardır.

Mesûdî , “Mürûc” adlı kitabında şöyle demiştir: “Deniz suyu, üzerinden

uzun asırların geçmesiyle hareketli, akışkan ve seyyâr hale gelmiştir. Ancak

denizlerin (yerküre üzerinde) kapladığı yerin çok geniş olması ve büyük su

kütlelerinin hareketinin yavaş olması sebebiyle, bunların intikali kolaylıkla

hissedilmeyip hep eski yerlerinde öylece sabit durdukları zannedilmiştir.

Nitekim Hz. Hâlid bin Velid (r.a.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ın halîfeliği

zamanında Hire’ nin fethine gitmişti. Oradan Necef ’e erişmişti. Hire

halkından Abdülmesih adlı bir ihtiyarı görüp onun bilgisi dahilinde olan

bazı acayip haberleri soruşturmuştu. Bahsi geçen pîr-i fânînin aktardığı

acayip haberlerden [75/b] biri de şudur; “Çocukluğumda yetiştiğim şaşırtıcı

hallerden biri şudur ki Fars Denizi (Basra Körfezi)’nin kıyıları, şimdi senin

inip de konakladığın yerde bulunurdu. Hatta dalgaları şimdi senin

ayaklarını bastığın yerlerde çırpınıp dururdu. Sind ve Hind mallarıyla dolu

gemiler buralara kadar gelip giderdi.”

Mesûdî demiştir ki; “Hâlen denizle Hire ’nin arası şu kadar bir mesafedir.

Necef ’e gidenler, ihtiyarın ne kadar doğru söylediğine şahit olacaklardır.”

Arîş-i Mısır (Filistin’de bir şehir adı) ile Kıbrıs Adası arasında bir yol

vardı; Ariş halkı o yolu takip ederek karadan Kıbrıs’a giderlerdi. Sebte

Boğazı ’nda (karşıdan karşıya uzanan) on iki mil uzunluğunda taşlardan

yapılmış gayet sağlam bir köprü vardı. Endülüs halkı oradan batıya,

batıdakiler de oradan doğuya geçerlerdi. Akdeniz ’in (Rum Denizi) suları o

köprünün altından akıp okyanusa dökülürdü. Ancak aradan geçen uzun

yılların etkisiyle deniz suları bir gün o köprüyü yuttu, etrafını dahi bastı.

Denizin sâkin olduğu vakitlerde, hâlâ o köprünün kalıntıları görülür,

denilmiştir. Burada söylediklerimize benzer daha nice misaller vardır ki

bunlar denizlerin suyunun batıdan doğuya doğru aktığına delâlet eder.

Hint hükümdarlarının (bilinen) en eskisi Büyük Brahman ’dır ki hikmetli

işleyişi bilip söylemiştir. Yüksek âlemdeki cisimlerin aşağı âleme ait

cisimlere (ecsâm-ı süflî) olan tesirlerini usûlünce açıklayıp ilk başlangıcı

isbat etmiştir. Hind u Sind adlı kitabında hikmet ilimlerinin esaslarını ve

teferruâtını yazıp demiştir ki: “güneşin yerötesi her burçta iki bin yüz sene

seyredip yirmi beş bin iki yüz güneş yılında bir devresini tamamlar.

Ne zaman ki güneşin yerötesi kuzey burçlarından güneydeki burçlara

doğru geçer, işte zaman yeryüzünün mamur bölgeleri de kuzeyden güneye

doğru değişir. Çünkü şu anda mâmur halde bulunan yerler, denizlerle kaplı

hale gelip şimdi denizlerle örtülü olan yerler ise imar ve iskâna açılır.” O

demiştir ki: “güneşin yerötesinin (evc,apoje) her devresinde bir kere

yeryüzündekiler yok olur ve (yerlerine) yeniden başkaları var edilir.”

Mesûdî demiştir ki: “Bu takdirde güneşin yerberisinin deniz sularını

çekmesi, (yukarıda değinilen) kural gereğincedir. Çünkü bahsi geçen yeröte

ve yerberi noktalarının yer değiştirmesi tedrîcen meydana gelir. Bu

sebepledir ki şimdi mâmur olan yerlerin sular altında kalması, sularla örtülü

bulunan yerlerin de mâmur ve meskûn hale gelmesi ve (bu günkü yaşanan

yerlerden) başka bir âlemin meydana gelmesi de tedrîcen olacak işlerdendir.

Bu, bir defada olacak iş değildir.”

O halde, mâdem ki güneşin yerberisi şimdi güney burçları tarafındadır. Bu

durumda yeryüzünün güney bölgeleri kuzeyden daha sıcak olup güneşin

harareti deniz suyunun rutûbetini kendi tarafına çekip su unsuru da o yöne

gider. Ve daima yeryüzünün (bazı bölgelerinin) mâmur olmasının, güneşin

yerötesi noktasının değişmesiyle olduğu kabul edilerek, yerberi, perijenın)

kuzey burçlarına geçmesiyle yeryüzündeki imar edilmiş bölgeler de, o

tarafa geçer.

Bu işleyişi yazıp tarif etmekten maksadımız, kesinlikle böyle olduğuna

inanılması için değildir. Belki O Hikmetli Yaratıcı‘nın hayret verici

sanatlarını ve şaşırtıcı hikmetlerini hakkıyla bilip hepsini kendi vücudunda

bulmakla nefsini tanıma nimetine erişmen ve bundan hareketle Hakk’ı

bilme şerefine ulaşıp her muradını kendi gönlünde bulman içindir.