Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Dünya sevgisinin, Mevlâ’nın huzuruna varmaya engel olduğunu, gönlün çeşitli zühd…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Dünya sevgisinin, Mevlâ’nın huzuruna varmaya engel olduğunu, gönlün çeşitli zühd yöntemleriyle ondan kurtulduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Dünya sevgisinin, Mevlâ’nın huzuruna varmaya engel olduğunu, gönlün

çeşitli zühd yöntemleriyle ondan kurtulduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dünya sevgisi

kulu Mevlâ’sının yolundan döndürüp ibadet ve huzurundan alıkoyar.

Dünyayı gönülden uzaklaştırmak ve aradan kaldırmak ancak dünyalık her

şeyden sıyrılmak (tecerrüd) [179] ve dünyadan yüz çevirmekle (zühd) [180]

mümkün olur. Bu zühd ve tecerrüd şunun için sana lâzımdır ki dünyaya

meyil ve muhabbetin seni meşgul eder. Dışını (zâhir) sürekli istekler ve

çalışma ile bağlayıp hapseder; kalbini de (bâtın) arzu ve isteklerle meşgul

eder. Hâlbuki bunların ikisi de Hakk’ın huzurundan ve O’na ibadetten

uzaklaştırıcıdır. Çünkü nefis ve kalp, ikisi birdir. Bir şeyle meşgul

olduğunda zıddından uzak durmuş olursun. Dünya ile âhiret iki zıdda

benzer ki birini memnun eden diğerini kızdırır. Şüphesiz ki dünya ile âhiret,

batı ile doğu gibidir. Birine meylettiğin kadar öbüründen uzaklaşırsın.

Dışta (zâhir) talep ve çalışma ile olan dünya meşguliyetinin lüzumu bir

vâkıadır. Çünkü Hazret-i Ebû’d-Derdâ (r.a.) demiştir ki: “İbadetle ticaretin

arasını birleştirmenin çaresini aradım, bir araya gelmediler. Ben de

ticaretten yüz çevirip ibadete yöneldim.” Hazret-i Ömer (r.a.) buyurmuştur

ki: “Eğer ibadetle ticareti birleştirmek benden başkası için [189/a] mümkün

olsaydı, önce benim için mümkün olurdu.

Çünkü Hak teâlâ bana hem merhamet (lînet/yumuşaklık) hem de kuvvet

vermiştir.” Gönülde arzu ve istekle olan dünya meşguliyeti muhakkaktır.

Çünkü Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ Dünyasına muhabbet eden

âhiretine zarar verir. Âhiretine muhabbet eden dünyasına zarar verir. O

halde sonsuz olanı geçici olana tercih ediniz.”

Nazm

1-Kesî çun be-fânî nehed dil zi-cân

Çu û-râ zevâlî resed gam buved

2-Çu men dil be-bâkî nihâdem temâm

Ez-ân hâtırem hûb u hurrem buved

Nazm (ın tercümesi)

1-Bir kimse fânî olana gönül bağlarsa, onu kaybettiğinde üzülür,

kederlenir.

2-Ben gönlümü Bâkî olana bağladığımdan, gönlüm huzurlu, mutlu ve

mesrûrum.

Bedenin dünya talebiyle, kalbin de dünya isteğiyle meşgul iken, sana ne

ibadet müyesser olur, ne de huzuru bulursun. Eğer dünyayı terk edip

bedeninle ve kalbinle ondan uzak olursan, senin için hem ibadet müyesser

olur ve hem de huzuru bulursun.

Zühdün tarifi ve hakikati, dünyadan yüz çevirmektir. Onun zıddı rağbettir.

Zühd ikidir: Biri kulun irâdesi, gücü ve kuvveti iledir (zühd-i makdûr),

diğeri kulun gücü ve kudreti ile olmayandır (gayr-ı makdûr). Kulun kendi

irâdesiyle olan zühd (zühd-i makdûr) üç şeydir. Biri, şu yok olup gidecek

fânî

dünyayı

istemekten

vazgeçmektir.

İkincisi,

dünyanın

bütün

menfaatlerini dağıtıp onlardan ayrı kalmaktır. Üçüncüsü (şahsî) istekleri ve

dünyayı tercih etmeyi terk etmektir. Kulun kendi irâdesiyle olmayan zühd

zâhidin kalbinde dünyaya karşı duyduğu soğukluktur.

Zühd-i makdûr, zühd-i gayr-ı makdûrun başlangıcıdır. Çünkü insan kendi

irâdesine bağlı zühdüyle işlerini yapsa, yani kendisinde olmayan dünyalığa

göz dikmese, elinde olanları ise dağıtsa, dünyanın âfetlerini bilerek onu

kalbiyle dileyip istemese, bu gibi şeyler onun kalbinde Allah için dünyadan

bir soğukluk meydana getirir. Ve bu sayede kendi irâdesi dışındaki zühde

sahip olur. İşte gerçek zühd de bu mânâdadır. Yukarıda bahsi geçen üç şeyin

en zoru, kalp ile dünyadan nefret etmek ve ondan soğumaktır. Dünyadan

yüz çevirmek ve hiç sevmemektir. Çünkü nice zâhid vardır ki dıştan

bakıldığında dünyadan zâhid, soğuk ve uzak görünür. Gerçekte ise dünyayı

sever, ister ve ona rağbet eder.

Zâhid şiddetli güçlükler içinde nefsiyle mücâdele eder. Ancak dünyadan

soğumaya sebep olan asıl şey dünyanın mahvedici âfetlerinin dile getirilip

hatırda tutulmasıdır. Bunlar da dünyanın ayıplarından doğar. Nitekim bir

ârif şöyle demiştir; “Dünyayı zahmeti çok, zenginliği az, sonu yakın ve

ortakları ise cimri ve âdî olduğu için terk ettim.” Bunu duyan bir başka ârif

ise şöyle demiştir: “Bu sözden rağbet kokusu gelmektedir. Çünkü bir

kimsenin ayrılığından şikâyet eden, kavuşmasını istemektedir. Bir şeyi

sevilmediği bir ortamda terk eden, yalnız bulsa ona rağbet eder. Belki bu

konuda kabul edilebilecek cümle şudur ki: “Dünya, Mevlâ’nın düşmanı

iken kalbin onun sevgisini istemektedir. Hâlbuki sevenin, sevdiğinin

düşmanına düşmanlık etmesi gerekir.”

Nazm

1-Terk-i în şurb er be-gûyî yek do rûz

Der konî ender-şerâb-i huld pûz

2-Yek do rûzî ceh ki dünya sâ‘atîst

Her ki terkeş kerd ender- râhatîst

3-Ber segân begzâr în murdâr-râ

Hord bişken şîşe-i pindâr-râ

Nazm (ın tercümesi)

1-Bir iki gün şu içmeyi terk edersen, ağzını sonsuzluk şarabına daldırırsın.

2-Birkaç gün çalış çabala, çünkü dünya anlıktır. Onu terk eden bil ki

rahata ermiştir.

3-Bu murdar leşi köpeklere bırak. Zan ve vehim şişesini kır parçala.

Bir kâmil demiştir ki; “Dünya, aslında çirkin ve iğrenç bir leş gibidir.

Dünyanın sonunun pislik, bozulma ve yok oluş olduğunu görmez misin ki,

dünya pisliğinin dışı çeşit çeşit güzel takılar, zînetler, gümüş ve altınla

bezenmiş olduğundan görünüşüne gâfiller aldanır. Ârifler ise zühd ile ondan

uzak dururlar.” Hâlbuki dünyanın haramından zühd etmek, farz-ı ayın ise

helâlinden zühd etmek, ganimet ve güzelliktir.

Çünkü dünyanın haramı ateş, helâli ise hayvan leşine benzer. Ancak

zorunlu hallerde ihtiyaç miktarı almak helâldir. Mesela, bir kimse şartlarına

uygun şekilde bir helva pişirse, sonra da onun içine bir miktar öldürücü

zehir koysa, onun helvaya zehir koyduğunu bir adam görse, bir adam

görmese, [189/b] sonra o kimse o şekerli helvayı güzel bir tabak ile iki

adamın önüne koysa, ona öldürücü zehir konduğunu gören adam helvadan

uzak durur, onu yemek aklına bile gelmez. Belki o helvayı yakıcı ateş gibi

görür. Onun güzel dış görünüşüne aldanmaz. Çünkü onun nasıl bir âfet

olduğunu bilir.

Helvadaki zehiri görmeyen adam ise, onun süslü tabağına, lezzetine ve

tatlılığına aldanıp hırsla ondan yer, kendinden geçer. Helvadan uzak duran

arkadaşına da müdahale edip ondan uzak durmasına şaşırır. O helvadan alıp

alıp yer, sonunda da mahvolup gider. İşte bu helva, âhiret ehli ile dünya

ehlinin dünyanın haramları ile olan hallerine misaldir.

Dünyanın helâlleri ise, her ne kadar öldürücü zehir gibi kötü olmasa da,

içi salya ve sümük gibi tiksinilecek şeylerle dolmuş, dışı ise güzellik ve

lezzetle donatılmış bir helvaya benzer. Ondaki iğrenç şeyleri bilen adam

ondan nefret eder, uzaklaşır. Helvadan yiyemez. Meğer ki zorda kaldığında,

başka

bir

şey

bulamadığında,

ihtiyacı

kadarını

alır.

Helvadaki

çirkinliklerden habersiz kişi ise, onun dış görünüşüne aldanıp ona meyleder.

Ondan uzak duran arkadaşına sataşır, ona hayret eder. O helvayı büyük bir

hırsla yer. Bu helva ise, basîret ehli ile gaflet ehlinin dünyanın helâlleriyle

olan hallerine örnektir. Bu iki adam tabiat ve yaratılışta beraber iken, şu

sebeple halleri birbirine zıt olmuştur ki birisi ilim ve basîret ile müşâhade

ehlinden olmuş, diğeri, cehalet ve körlükte kalakalmıştır. Eğer o dünyaya

meyleden, dünyadan yüz çeviren zâhidin bildiğini bilseydi, o da dünyadan

yüz çevirirdi. Eğer o zâhid de dünyaya rağbet eden gibi câhil olsaydı, o da

dünyaya rağbet ederdi. Bundan şu anlaşılıyor ki fark ve temyiz ancak

basîretle elde edilir, tabiatla elde edilemez. İşte bu, hak ve gerçek, faydalı

bir sözdür.

Nazm

1-Yüzün tut bu deyrin âyinesinden seyr kıl anı

Ki bu sûret ki sen tutdun ne mâ‘nâdır anın şânı

2-Çü sensin ahsen-i takvîm ü harfin ebced-i âdem

Seninle oldı müstahrec hesâb-ı çarh-ı devrânı

3-Gönülden iste cânı, hüsn-i tenden geç ki hiçdir bu

Ger olsa şems-i cân, tâbân olur âfâk-ı mestânı

4-Eger Cennet dilersen, nefsten geç gönlüne gel kim

Cehennem nefsdir, bed huylarıdır nâr-ı sûzânı

5-Niçün ârif gönülden taşra çıksın seyre kim dâ’im

Açılmış gonce-i dilden, anın yüz bin gülistânı

6-O mâ‘nâ gülşeninden kim dönüp bir sûrete baksa

Olur âb-ı revân zencîr ü sahn ü bağ-ı zindânı

7-Cihândır mezbele sîm ü zeridir seng-i istincâ

Ona dest-i tama‘ urmaz o kim, pâk oldı dâmânı

8-Tama‘ çün âteş-i külhan diler zibl-i zer ü sîmi

Anı cem‘ eyleyen ehl-i tama‘ hor oldı külhânı

9-Bu külhandan geçen ehl-i kanâ‘at vardı hammâma

Tecerrüd eyleyüb izzetle pâk oldı ten ü cânı

10-Ricâl-i fakrın idbârıdır ehl-i devlet ikbâli

Hakîkat fakrdır devletle ikbâl olma nâdânı

11-Müsebbib âşinâsından sebeb fevt olsa, gam çekmez

Ki deryâdan biten reyhan ne bilsün kaht-ı bârânı

12-Nice dostı bulur ol hod-perest-i nefs-perver kim

Bugün ferzend-i vezn ister, yarın hem hûr u vildânı

13-Huzûz-ı nefsi terk it vir hukûkun Hak-perest ol kim

Dü âlemdir harâm ol câna kim, olmuş o hakkânî

14-Muhabbet ehline bî-dost gülşen külhen olmuşdur

Bulan anı iki âlemde olmuş mest ü hayrânı

15-Şüyû‘-ı “küllü sırrın câveze’l-isneyn” zâhirdir

İki lübden nihân tut el-amân sırr-ı dil ü cânı

16-Peşîmân olmamış râz-ı derûnun ketm iden hergiz

Velî ifşâ-yı râzın çoğ olur Hakkı peşîmânı [190/a]

Günümüz Türkçesiyle

1-Yüzünü tut, bu âlemin aynasında seyr et ki onu, gördüğün sûretin

mânâsı nedir?

2-Mâdem ki sensin ahsen-i takvîm [181] ve harflerin ebced i [182] Âdem.

Seninle çıkarıldı öyleyse, feleğin devrânı hesabı

3-Gönülden iste canı, beden güzelliğinden geç; hiçtir bu. Can güneşi bir

parlasa, bütün ufuklar onunla mest olur.

4-Eğer Cennet istersen nefisten geç, gönlüne gel ki cehennem alevdir,

kötü huylar onun sönmeyen ateşi.

5-Ârif gönülden seyretmek için, neden dışarı çıksın? Gönül goncasında

onun yüz bin gülistânı açılmış.

6-O mânâ gülşeninden dönüp de kim bir sûrete baksa; bulunduğu yer ona,

zincirlendiği zindan bahçesi olur.

7-Cihan bir mezbeledir; altını, gümüşü tahâret taşı gibidir. Ona tamah

edip el vurmaz, eteği hırstan arınmış olan.

8-Tama külhan ateşi, çünkü eritmek ister altını, gümüşü. Onları hırsla

toplayan, tamahkâr külhanbeyi gibi hakîr oldu.

9-Bu külhandan vazgeçen kanaat ehli (sonunda) hamama vardı. Tenhâya

çekildi de teni ve canı uzlette pâk oldu.

10-Devlet ricâlinin ikbâl(diye rağbet ettiğ)i, fakr ehlinin geride

bıraktıklarıdır. Hakikat fakrdır, devletle ikbâl arayıp akılsızlık etme.

11-Müsebbibe âşinâ olan, sebep yok olsa da gam çekmez. Deryâda

yetişen reyhan, yağmur damlasını ne bilsin?

12-O bencil, o nefsine tapan dostu nasıl bulsun ki? Bu gün evlat hanım

ister, yarın hûri ve gılmânı.

13-Nefsin hazlarını terk et, hakkını ver; hak-perest ol; iki âlem haramdır o

cana ki hakkaniyetlidir.

14-Muhabbet ehline dostsuz gülşen, külhan olmuştur. Onu bulan, iki

âlemde mest ve hayrân olmuştur.

15-Ortaya dökülen sırların, iki dudağı aşınca yayılacağı açıktır. Gönlün ve

ruhun sırrını aman ki iki dudağından gizli tut.

16-Pişman olmamış sayılır zayıflığını gizleyen hiçbir zaman. Hakkı!

Sırrını herkese açan çok pişman olur.