ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Dünya ve dünya ehli ile nefis ve hevânın; mü’mine düşman olup
ibadetine ve Hakk’ın huzuruna ulaşmasına engel olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mü’minin
ibadetinden ve Mevlâ’sının huzurundan men eden engellerden çekinip uzak
durması en önemli meseledir. İbadetten ve Hak teâlânın huzurundan
uzaklaşmış olanların ya dünya ya halk ya da nefis sebebiyle bu hallere
düştükleri tecrübe edilmiştir. Dünya konusunda sana lâzım olan, ondan
zühd edip uzak kalmandır.
İnsanın dünya ile alâkası, üç seçenekten biridir: Ya sen basîret ve fetanet
ehlindensindir. Bu durumda sana şunu bilmen yeter ki dünya senin biricik
dostun ve sevdiğin olan Rabb’inin hakikatte düşmanı ve nefret ettiği şeydir;
senin kadr u kıymetin olan aklın aksi ve zıddıdır. Yahut sen, ibadette
himmet ve gayret ehlindensin. Şu sana yeter ki dünya hayırsız ve
uğursuzdur, onu düşünmek ve istemek seni Hakk’a boyun eğip ibadet
etmekten alıkoyar. Varıp şunu mukayese et ki dünyanın bizzat kendi varlığı
nice engel ve yol kesicilerle sana neler yapar, bir düşün. Yahut sen, cehalet
ve gaflet ehlindensin. Ne basîretin var ki Hak ile olasın ve ne de himmetin
var ki ibadet edesin? Varıp şunu mukayese et ki böyleyken O’na ibadet
edeceksin, huzur ve ünsü bulacaksın. O halde şunu bilmen sana yeter ki
dünya bâkî kalmaz. Yahut da sen ondan ayrılırsın ya da o senden ayrılır.
Eğer sen onunla kalsan o seninle kalmaz. İşte dünya böyle iken, onu
istemende ve kıymetli ömrünü onun uğrunda boşa harcamanda ne fayda
vardır?
Nazm
1-Zeri’d-dunya tusâku ileyke sevkan
Eleyse masîru zâke ile’z-zevâl
2-Ve mâ dunyake illâ misle zıll
Ezalleke summe âzene bi irtihâl
Nazm (ın tercümesi)
1-Dünyayı bırak, sana sevk olunsun. Dünyanın sonu zevâl değil midir?
2-Senin dünyan ancak bir gölgedir. Önce sana gölge eder, sonra irtihaline
yol açar.
Halk konusunda sana lâzım olan şudur ki, onlardan ayrı kalasın (uzlet).
Çünkü eğer halk ile karışıp âdet ve isteklerinde onlara uyarsan, onlar
kalbinin halini ifsad ederler ve âhiretinin işlerini berbat ederler. Eğer onlara
muhalefet edersen; dünyalık istekleri terk edip hakkı söylersen, türlü
cefâlarla eziyet çekersin. Dünya işlerinde üzüntü içinde kalırsın. Sonra
kötülüklerinden emin olamayıp düşmanlıklarını düşünüp durursun. Halk
eğer seni övüp yüceltirse, senin hakkında kendini beğenme (ucub) ve
yoldan çıkma (fitne) felâketlerinden korkulur. Eğer seni kötüleyip
aşağılasalar bu sefer de ya üzülürsün ya da kızarsın. Halbuki övgü ve yergi
helâk edici âfetlerdendir ki kaçınılması gerekir.
Mezara konulduktan üç gün sonra halk ile olan durumunu bir düşün!
Senden ne kadar uzak dururlar, seni nasıl da unutup terk edip giderler? Seni
hayırla anıp ruhunu şâd etmezler. Öyle ki seni hiçbir gün görmemiş gibi
olurlar. Orada hiçbir kimse seninle kalmaz. Ancak Hak teâlâ seninle kalır ki
“Her nerede olursanız, O sizinledir” (Hadîd, 57/4) buyurmuştur. O
senden hiç ayrılmaz. Halk ile halin budur. Şu halde, senin yaptığın büyük
bir aldanma değil midir ki bu derece ömrü az, vefâsı kalmamış halk ile
ömrünü boşa harcarsın. Sonunda dönüp varacağın Mevlâ’ya yönelip ibadet
etmezsin. Çünkü Allah, öyle bir Yaratıcıdır ki herkese hem verir hem de
verilmesini engeller. Halkın tamamı O’na dönecektir.
Nazm
1-Der-în nişîmen-i hirmân me-kon be-kes peyvend
Ki her kesî ki nihî dil ber âşinâî-yi û
2-Eger muhâlif-i tab‘-ı to bâşed evzâ‘eş
Azâb-ı rûh buved sıhhat-i rubâî-yi û
3-Veger muvâfık-ı tab‘-ı to bâşed ahlâkeş
Mezâk-ı merg dehed şerbet-i cudâî-yi û
Nazm (ın tercümesi)
1-Bu ümitsizlik, mahrûmiyet yuvasında kimseye bağlanma. Tanıdık bildik
olanlara gönül ver.
2-Eğer davranışları senin mizacına muhâlif ise. Ruha azap verir, sağlık ve
selâmetliği alır götürür.
3-Huyu ahlâkı mizacına uygunsa. Ondan ayrılığın şerbeti ölüm tadı verir.
Nefisden yüz çevirip ondan kaçmak için sana şu yeterlidir: Onun
maksadının
alçaklık
olduğunu,
hallerinin
rezilliğini,
isteklerinin
kötülüğünü, niyetinin bozukluğunu müşâhade edesin ki, nefis şehvet
halinde şaşkın deli gibidir. Öfke halinde [190/b] yırtıcı, vahşi hayvan
gibidir. Belâ ve musibet halinde çaresiz bir çocuk gibidir. Nimete
kavuştuğunda Firavun gibidir. Eğer aç kalsa sabırsızlıkla ağlayıp sızlar.
Karnı doyduğunda ise boş ve faydasız sözler eder. Netice olarak, eğer akılla
bakarsan, şunu yakînen bilirsin ki dünya alçak bir şeydir.
Dünyalık isteyenler onu azar azar ve zahmetle toplayıp cimrilikle
korurken, yine hasretle onu bırakıp giderler. Çünkü dikkatle baktığında
görürsün ki dünyanın sürekliliği yoktur. Onun zararları -kalbi meşgul etme
ve zahmet çekme gibi- faydasından daha çoktur. Bunu bilince dünyanın
fazlasından zühd edersin. Ondan ancak ibadette kuvvet bulacak kadarını
alırsın. Şüphelerle karmakarışık olan nimetlerinden ve güzelliklerinden yüz
çevirip uzak durursun. Ona meyil ve rağbetten kurtulup kalb-i selîm ile
Hakk’ın huzuruna gidersin.
Gerçekte halkın aslâ vefâsı yoktur. Sıkıntıları yardımlarından daha çoktur.
Eğer onlardan ayrı kalıp (uzlet) iyiliklerinden faydalanıp kötülüklerinden
kaçınırsan, insanlar ile ilişkilerini ateşle olan münasebetin gibi tanzim
edersen, Hakk’a yönelip ibadetle Hakk’ın huzurunu bulursun. O zaman
halkı ne edeceksin ki? Daima Hakk’a kulluk etmekle nimetlenirsin,
kitabıyla dostluk kurar ve Yüce huzurunda bulunursun. “ Kim Allah için
(yalnız) olursa Allah da onun için (yalnız) olur. ” fehvasınca Allah’ın da
senin yardımcın olduğunu bilirsin. Halktan uzak durduğun kadar Hakk’a
yakın olursun. İki cihan saâdetiyle gözbebeği (gibi kıymetli nimetleri)
bulursun. Ve bilirsin ki nefs-i emmâre kötülüklerle dolu bir hîlebazdır. O,
“akl-ı küll”e isyan eder ve âhireti düşünenlere en büyük düşmandır. Şu
halde az yemek, az uyku, az konuşma ve uzlet ile onu Allah’a itaatkâr ve
emirlerine âmâde edersin. Onun düşmanlık ve kötülüklerinden kurtuluşa
erip kulluk sıfatıyla muttasıf olarak Mevlâ’nın huzuruna gidersin.
Nitekim Ebû Tâlib Mekkî (r. a.) demiştir ki: “Abdal denen velîler ancak
açlık, uykusuzluk, suskunluk ve uzlet ile abdâl oldular.” Bir kâmil zât şöyle
demiştir: “Saâdetimizin sermayesi açlıktır.” Yani bizim için hâsıl olan
tevekkül, rahat, tefvîz, ferâğat, sabır, rıza, halâvet, zevk, marifet, şevk,
muhabbet, hilm, huzur, kurbet (Allah’a manevî yakınlık), üns, kerâmet,
vecd, halet, cezb, inâyet, kemâl, saâdet, ilhâm, hidâyet, devlet ve vuslat ile
bunların tamamı açlık ile elde edilir. Burada sadece isimleri geçen güzel
haller inşâallah gelecek fasıllarda açıklanacaktır. Şu beyitler ile de dünyanın
halleri bilinir.
Nazm
1-Kevn ü fesâd âleminin şânıdır fenâ
Bu şeş cihette gayr-ı ta‘alluk nedir ana
2-Bî-çâredir o dil ki ider çarha ittikâ
Sergeştedir o kim ola bâlîni âsiyâ
3-Yokdur vefâ bu nâsda hîç itme i‘timâd
Cân ü gönülden eyle hemân Hakk’a ittikâ
4-Aldanma bu rüsûm u bu âdâta zen gibi
Ger merd-i aşk isen, yeter âzâdelik sana
5-Kalbin mukayyed eyleme sayd-ı megesle kim
Ankâ hem âşiyânedir a‘lâ şikâr ana
6-Ferhunde mürgdür dil ü irfân gıdâsıdır
Cehl üstühânı virme kim, ekl itmez ol hümâ
7-Nûr-ı Hudâ olur çü gıdâ rûha dem-be-dem
Bu nân ü âbı yükleme, olmaz ana gıdâ
8-Dil virme bu hayâta, sakın itme i‘tibâr
Kim sende âriyetdir, anı hem alır Hudâ
9-Vir Hakk’a bu emâneti, sen zinde ol ebed
Âb-ı bekâ ile doludur, kâse-i fenâ
10-Mevt-i irâdîdir çün sana âb-ı zindegî
“Mûtû kable en temût” buyurmuş o reh-nümâ
11-Müt bi’l-irâde koy emel ve ârzûları
Kim tahayyî bi’t-tabî‘a Felâtun ider edâ [191/a]
12-Dil kâmı üzre mevt olur âsân, misâl-i nevm
Tarîh-i mevlidindir o mâ‘nâda, merhabâ
13-Ger bu libâs-ı âriyetden ârî olmasa can
Halkı münâsibince bulur hulle vü kabâ
14-Yandınsa bu cahîm-i tabî‘atde müjde kim
Kalbin behişt-i nakdin olub, can bulur nevâ
15-Birdir iki cihan ve bir âyinedir hemân
Zahrı bu âlem oldı, yüzi âlem-i likâ
16-Bu semti firkat olmuş, o semti cihân-ı vasl
Bu semti zulmet olmuş, o vechi kamer-ziyâ
17-Bu yüzde mihnet ü elem, ol yüzde zevk-ı can
Bu yüz kamu küdûret ve ol yüz kamu safâ
18-Âyîneci mükedder ider bir yüzin anın
Kim ol kederdir âyîneye mâye-i cilâ
19-Dâreyni Hak bir anda niçin virmez âdeme
Ger vehm olunsa buhl ana, ol fikirdir hatâ
20-Leyl ile nehâr cem‘ olamaz bir zamanda kim
Cem‘-i zulâm u nûr değil mümkin ü revâ
21-Hakkı, cihân-ı fânîye dil virme, fânî ol
Tâ âlem-i bekâda bula cân ü dil bekâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Fânilik oluş ve bozuluş âleminin şânı iken, altı cihetten ona bağlanmak
neden?
2-Çaresizdir o gönül ki feleğin çarkına güvenir. Yastığı değirmen olan kişi
dik başlıdır.
3-İnsanlarda vefâ yoktur, hiç itimat etme. Can u gönülden hemen Hakk’a
güven.
4-Bu merâsim ve âdetlere kadınlar gibi aldanma; eğer aşk adamıysan,
hürriyet yeter sana.
5-Boş gezip kalbini sinek avlamaya bağlama ki Ankâ kuşu yüksek uçar,
yuvası hem yücelerdedir.
6-O kutlu bir kuştur; gönül ve irfâna dair işler gıdasıdır. Cehalet kemiğini
sakın verme, hümâ kuşu onu yemez.
7- Allah›ın nûru her an ruha gıdadır. Bu ekmeği suyu, boşuna yükleme;
ona gıda olmaz.
8-Gönül verme bu hayata, sakın itibar etme ki sende zaten ödünçtür, hem
Hudâ onu alır.
9-Bu emaneti Hakk’a ver, sen ebedî zinde ol; Fânilik kâsesi, ebediyet
suyu ile doludur.
10-Çünkü irâdî ölümdür sana zindelik şurubu; “Ölmeden önce ölünüz”
buyurmuş, ol Rehberimiz.
11-İrâdî ölümle ölüp, emel ve arzuları bırak. Tabiî hayatı (olanca
sadeliğinde) Eflatun yaşamıştır.
12-Gönül istediğince olsa, ölüm uyku gibi kolay olur. O, mânâ âleminde
doğum tarihidir ki, merhaba!
13-Eğer bu ödünç elbiseden sıyrılmazsa gönül, ahlâkı münâsibince elbise
ve kaftan bulur.
14-Bu tabiat cehenneminde yandıysan, müjdeler olsun. Kalbin cennet
sermayen olur, canın gıdalanıp gelişir.
15-Aslında birdir iki cihan, (ikisi) bir aynadır hemen. (Aynanın) sırtı bu
âlem oldu, yüzü ise Allah’a kavuşma yurdu.
16-Bu tarafı ayrılık olmuş, öbür yüzü vuslat cihanı. Bu yüzü karanlık
olmuş, öbür tarafı ayın aydınlığı.
17-Bu yüzde mihnet ve elem, öbür tarafta ruha gıda. Bu tarafta baştanbaşa
keder, o yanda baştanbaşa safâ.
18-Aynacı, onun bir yüzünü kirletip bulanık eder; o bulanıklık (sanılan)
tozlar, aynaya cilâ olur.
19- “İki cihanı bir anda, Hak niçin vermez adama” diyerek O›na cimrilik
atf edilirse, fâhiş hata olur.
20-Geceyle gündüz, bir anda aynı yerde bulunamaz ki! Karanlıkla nûrun
birlikte bulunması mümkün değildir.
21-Hakkı! Fânî cihana gönül verme, fânî ol. Bekâ âleminde ruhun ve
gönlün ebedî olsun.

