Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Dünya ve dünya ehli ile nefis ve hevânın; mü’mine düşman olup ibadetine ve Hakk’ın…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Dünya ve dünya ehli ile nefis ve hevânın; mü’mine düşman olup ibadetine ve Hakk’ın huzuruna ulaşmasına engel olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Dünya ve dünya ehli ile nefis ve hevânın; mü’mine düşman olup

ibadetine ve Hakk’ın huzuruna ulaşmasına engel olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mü’minin

ibadetinden ve Mevlâ’sının huzurundan men eden engellerden çekinip uzak

durması en önemli meseledir. İbadetten ve Hak teâlânın huzurundan

uzaklaşmış olanların ya dünya ya halk ya da nefis sebebiyle bu hallere

düştükleri tecrübe edilmiştir. Dünya konusunda sana lâzım olan, ondan

zühd edip uzak kalmandır.

İnsanın dünya ile alâkası, üç seçenekten biridir: Ya sen basîret ve fetanet

ehlindensindir. Bu durumda sana şunu bilmen yeter ki dünya senin biricik

dostun ve sevdiğin olan Rabb’inin hakikatte düşmanı ve nefret ettiği şeydir;

senin kadr u kıymetin olan aklın aksi ve zıddıdır. Yahut sen, ibadette

himmet ve gayret ehlindensin. Şu sana yeter ki dünya hayırsız ve

uğursuzdur, onu düşünmek ve istemek seni Hakk’a boyun eğip ibadet

etmekten alıkoyar. Varıp şunu mukayese et ki dünyanın bizzat kendi varlığı

nice engel ve yol kesicilerle sana neler yapar, bir düşün. Yahut sen, cehalet

ve gaflet ehlindensin. Ne basîretin var ki Hak ile olasın ve ne de himmetin

var ki ibadet edesin? Varıp şunu mukayese et ki böyleyken O’na ibadet

edeceksin, huzur ve ünsü bulacaksın. O halde şunu bilmen sana yeter ki

dünya bâkî kalmaz. Yahut da sen ondan ayrılırsın ya da o senden ayrılır.

Eğer sen onunla kalsan o seninle kalmaz. İşte dünya böyle iken, onu

istemende ve kıymetli ömrünü onun uğrunda boşa harcamanda ne fayda

vardır?

Nazm

1-Zeri’d-dunya tusâku ileyke sevkan

Eleyse masîru zâke ile’z-zevâl

2-Ve mâ dunyake illâ misle zıll

Ezalleke summe âzene bi irtihâl

Nazm (ın tercümesi)

1-Dünyayı bırak, sana sevk olunsun. Dünyanın sonu zevâl değil midir?

2-Senin dünyan ancak bir gölgedir. Önce sana gölge eder, sonra irtihaline

yol açar.

Halk konusunda sana lâzım olan şudur ki, onlardan ayrı kalasın (uzlet).

Çünkü eğer halk ile karışıp âdet ve isteklerinde onlara uyarsan, onlar

kalbinin halini ifsad ederler ve âhiretinin işlerini berbat ederler. Eğer onlara

muhalefet edersen; dünyalık istekleri terk edip hakkı söylersen, türlü

cefâlarla eziyet çekersin. Dünya işlerinde üzüntü içinde kalırsın. Sonra

kötülüklerinden emin olamayıp düşmanlıklarını düşünüp durursun. Halk

eğer seni övüp yüceltirse, senin hakkında kendini beğenme (ucub) ve

yoldan çıkma (fitne) felâketlerinden korkulur. Eğer seni kötüleyip

aşağılasalar bu sefer de ya üzülürsün ya da kızarsın. Halbuki övgü ve yergi

helâk edici âfetlerdendir ki kaçınılması gerekir.

Mezara konulduktan üç gün sonra halk ile olan durumunu bir düşün!

Senden ne kadar uzak dururlar, seni nasıl da unutup terk edip giderler? Seni

hayırla anıp ruhunu şâd etmezler. Öyle ki seni hiçbir gün görmemiş gibi

olurlar. Orada hiçbir kimse seninle kalmaz. Ancak Hak teâlâ seninle kalır ki

“Her nerede olursanız, O sizinledir” (Hadîd, 57/4) buyurmuştur. O

senden hiç ayrılmaz. Halk ile halin budur. Şu halde, senin yaptığın büyük

bir aldanma değil midir ki bu derece ömrü az, vefâsı kalmamış halk ile

ömrünü boşa harcarsın. Sonunda dönüp varacağın Mevlâ’ya yönelip ibadet

etmezsin. Çünkü Allah, öyle bir Yaratıcıdır ki herkese hem verir hem de

verilmesini engeller. Halkın tamamı O’na dönecektir.

Nazm

1-Der-în nişîmen-i hirmân me-kon be-kes peyvend

Ki her kesî ki nihî dil ber âşinâî-yi û

2-Eger muhâlif-i tab‘-ı to bâşed evzâ‘eş

Azâb-ı rûh buved sıhhat-i rubâî-yi û

3-Veger muvâfık-ı tab‘-ı to bâşed ahlâkeş

Mezâk-ı merg dehed şerbet-i cudâî-yi û

Nazm (ın tercümesi)

1-Bu ümitsizlik, mahrûmiyet yuvasında kimseye bağlanma. Tanıdık bildik

olanlara gönül ver.

2-Eğer davranışları senin mizacına muhâlif ise. Ruha azap verir, sağlık ve

selâmetliği alır götürür.

3-Huyu ahlâkı mizacına uygunsa. Ondan ayrılığın şerbeti ölüm tadı verir.

Nefisden yüz çevirip ondan kaçmak için sana şu yeterlidir: Onun

maksadının

alçaklık

olduğunu,

hallerinin

rezilliğini,

isteklerinin

kötülüğünü, niyetinin bozukluğunu müşâhade edesin ki, nefis şehvet

halinde şaşkın deli gibidir. Öfke halinde [190/b] yırtıcı, vahşi hayvan

gibidir. Belâ ve musibet halinde çaresiz bir çocuk gibidir. Nimete

kavuştuğunda Firavun gibidir. Eğer aç kalsa sabırsızlıkla ağlayıp sızlar.

Karnı doyduğunda ise boş ve faydasız sözler eder. Netice olarak, eğer akılla

bakarsan, şunu yakînen bilirsin ki dünya alçak bir şeydir.

Dünyalık isteyenler onu azar azar ve zahmetle toplayıp cimrilikle

korurken, yine hasretle onu bırakıp giderler. Çünkü dikkatle baktığında

görürsün ki dünyanın sürekliliği yoktur. Onun zararları -kalbi meşgul etme

ve zahmet çekme gibi- faydasından daha çoktur. Bunu bilince dünyanın

fazlasından zühd edersin. Ondan ancak ibadette kuvvet bulacak kadarını

alırsın. Şüphelerle karmakarışık olan nimetlerinden ve güzelliklerinden yüz

çevirip uzak durursun. Ona meyil ve rağbetten kurtulup kalb-i selîm ile

Hakk’ın huzuruna gidersin.

Gerçekte halkın aslâ vefâsı yoktur. Sıkıntıları yardımlarından daha çoktur.

Eğer onlardan ayrı kalıp (uzlet) iyiliklerinden faydalanıp kötülüklerinden

kaçınırsan, insanlar ile ilişkilerini ateşle olan münasebetin gibi tanzim

edersen, Hakk’a yönelip ibadetle Hakk’ın huzurunu bulursun. O zaman

halkı ne edeceksin ki? Daima Hakk’a kulluk etmekle nimetlenirsin,

kitabıyla dostluk kurar ve Yüce huzurunda bulunursun. “ Kim Allah için

(yalnız) olursa Allah da onun için (yalnız) olur. ” fehvasınca Allah’ın da

senin yardımcın olduğunu bilirsin. Halktan uzak durduğun kadar Hakk’a

yakın olursun. İki cihan saâdetiyle gözbebeği (gibi kıymetli nimetleri)

bulursun. Ve bilirsin ki nefs-i emmâre kötülüklerle dolu bir hîlebazdır. O,

“akl-ı küll”e isyan eder ve âhireti düşünenlere en büyük düşmandır. Şu

halde az yemek, az uyku, az konuşma ve uzlet ile onu Allah’a itaatkâr ve

emirlerine âmâde edersin. Onun düşmanlık ve kötülüklerinden kurtuluşa

erip kulluk sıfatıyla muttasıf olarak Mevlâ’nın huzuruna gidersin.

Nitekim Ebû Tâlib Mekkî (r. a.) demiştir ki: “Abdal denen velîler ancak

açlık, uykusuzluk, suskunluk ve uzlet ile abdâl oldular.” Bir kâmil zât şöyle

demiştir: “Saâdetimizin sermayesi açlıktır.” Yani bizim için hâsıl olan

tevekkül, rahat, tefvîz, ferâğat, sabır, rıza, halâvet, zevk, marifet, şevk,

muhabbet, hilm, huzur, kurbet (Allah’a manevî yakınlık), üns, kerâmet,

vecd, halet, cezb, inâyet, kemâl, saâdet, ilhâm, hidâyet, devlet ve vuslat ile

bunların tamamı açlık ile elde edilir. Burada sadece isimleri geçen güzel

haller inşâallah gelecek fasıllarda açıklanacaktır. Şu beyitler ile de dünyanın

halleri bilinir.

Nazm

1-Kevn ü fesâd âleminin şânıdır fenâ

Bu şeş cihette gayr-ı ta‘alluk nedir ana

2-Bî-çâredir o dil ki ider çarha ittikâ

Sergeştedir o kim ola bâlîni âsiyâ

3-Yokdur vefâ bu nâsda hîç itme i‘timâd

Cân ü gönülden eyle hemân Hakk’a ittikâ

4-Aldanma bu rüsûm u bu âdâta zen gibi

Ger merd-i aşk isen, yeter âzâdelik sana

5-Kalbin mukayyed eyleme sayd-ı megesle kim

Ankâ hem âşiyânedir a‘lâ şikâr ana

6-Ferhunde mürgdür dil ü irfân gıdâsıdır

Cehl üstühânı virme kim, ekl itmez ol hümâ

7-Nûr-ı Hudâ olur çü gıdâ rûha dem-be-dem

Bu nân ü âbı yükleme, olmaz ana gıdâ

8-Dil virme bu hayâta, sakın itme i‘tibâr

Kim sende âriyetdir, anı hem alır Hudâ

9-Vir Hakk’a bu emâneti, sen zinde ol ebed

Âb-ı bekâ ile doludur, kâse-i fenâ

10-Mevt-i irâdîdir çün sana âb-ı zindegî

“Mûtû kable en temût” buyurmuş o reh-nümâ

11-Müt bi’l-irâde koy emel ve ârzûları

Kim tahayyî bi’t-tabî‘a Felâtun ider edâ [191/a]

12-Dil kâmı üzre mevt olur âsân, misâl-i nevm

Tarîh-i mevlidindir o mâ‘nâda, merhabâ

13-Ger bu libâs-ı âriyetden ârî olmasa can

Halkı münâsibince bulur hulle vü kabâ

14-Yandınsa bu cahîm-i tabî‘atde müjde kim

Kalbin behişt-i nakdin olub, can bulur nevâ

15-Birdir iki cihan ve bir âyinedir hemân

Zahrı bu âlem oldı, yüzi âlem-i likâ

16-Bu semti firkat olmuş, o semti cihân-ı vasl

Bu semti zulmet olmuş, o vechi kamer-ziyâ

17-Bu yüzde mihnet ü elem, ol yüzde zevk-ı can

Bu yüz kamu küdûret ve ol yüz kamu safâ

18-Âyîneci mükedder ider bir yüzin anın

Kim ol kederdir âyîneye mâye-i cilâ

19-Dâreyni Hak bir anda niçin virmez âdeme

Ger vehm olunsa buhl ana, ol fikirdir hatâ

20-Leyl ile nehâr cem‘ olamaz bir zamanda kim

Cem‘-i zulâm u nûr değil mümkin ü revâ

21-Hakkı, cihân-ı fânîye dil virme, fânî ol

Tâ âlem-i bekâda bula cân ü dil bekâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Fânilik oluş ve bozuluş âleminin şânı iken, altı cihetten ona bağlanmak

neden?

2-Çaresizdir o gönül ki feleğin çarkına güvenir. Yastığı değirmen olan kişi

dik başlıdır.

3-İnsanlarda vefâ yoktur, hiç itimat etme. Can u gönülden hemen Hakk’a

güven.

4-Bu merâsim ve âdetlere kadınlar gibi aldanma; eğer aşk adamıysan,

hürriyet yeter sana.

5-Boş gezip kalbini sinek avlamaya bağlama ki Ankâ kuşu yüksek uçar,

yuvası hem yücelerdedir.

6-O kutlu bir kuştur; gönül ve irfâna dair işler gıdasıdır. Cehalet kemiğini

sakın verme, hümâ kuşu onu yemez.

7- Allah›ın nûru her an ruha gıdadır. Bu ekmeği suyu, boşuna yükleme;

ona gıda olmaz.

8-Gönül verme bu hayata, sakın itibar etme ki sende zaten ödünçtür, hem

Hudâ onu alır.

9-Bu emaneti Hakk’a ver, sen ebedî zinde ol; Fânilik kâsesi, ebediyet

suyu ile doludur.

10-Çünkü irâdî ölümdür sana zindelik şurubu; “Ölmeden önce ölünüz”

buyurmuş, ol Rehberimiz.

11-İrâdî ölümle ölüp, emel ve arzuları bırak. Tabiî hayatı (olanca

sadeliğinde) Eflatun yaşamıştır.

12-Gönül istediğince olsa, ölüm uyku gibi kolay olur. O, mânâ âleminde

doğum tarihidir ki, merhaba!

13-Eğer bu ödünç elbiseden sıyrılmazsa gönül, ahlâkı münâsibince elbise

ve kaftan bulur.

14-Bu tabiat cehenneminde yandıysan, müjdeler olsun. Kalbin cennet

sermayen olur, canın gıdalanıp gelişir.

15-Aslında birdir iki cihan, (ikisi) bir aynadır hemen. (Aynanın) sırtı bu

âlem oldu, yüzü ise Allah’a kavuşma yurdu.

16-Bu tarafı ayrılık olmuş, öbür yüzü vuslat cihanı. Bu yüzü karanlık

olmuş, öbür tarafı ayın aydınlığı.

17-Bu yüzde mihnet ve elem, öbür tarafta ruha gıda. Bu tarafta baştanbaşa

keder, o yanda baştanbaşa safâ.

18-Aynacı, onun bir yüzünü kirletip bulanık eder; o bulanıklık (sanılan)

tozlar, aynaya cilâ olur.

19- “İki cihanı bir anda, Hak niçin vermez adama” diyerek O›na cimrilik

atf edilirse, fâhiş hata olur.

20-Geceyle gündüz, bir anda aynı yerde bulunamaz ki! Karanlıkla nûrun

birlikte bulunması mümkün değildir.

21-Hakkı! Fânî cihana gönül verme, fânî ol. Bekâ âleminde ruhun ve

gönlün ebedî olsun.