ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Dünyanın fânî, çok beğenilip istenilen bir rezil, keder ve üzüntü kaynağı,
zulüm ve karanlıklar ocağı, şeytanın tayfası, hayvanî oyun, eğlence ve
geleceğe dair hayallerden ibaret oluşunu Kur’ân-ı Kerîm âyetleri ve hadîs-i
kudsîlerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teâlâ kullarına olan merhameti sebebiyle
onları kendi yüce huzuruna davet etmiş ve doğru yolu gösterip dünya
hayatının lezzetlerine sermaye olduğunu duyurmuştur. Nitekim Kelâm-ı
Kadîm’inde şöyle buyurmuştur: “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara,
oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal
hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar,
dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın
katındadır.” (Âl-i İmrân, 3/ 14) “Rableri onlara, tarafından bir rahmet
[183/b] ve hoşnutluk ile kendileri için içinde tükenmez nimetler bulunan
cennetle müjdeler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah
katında büyük mükafat vardır.” (Tevbe, 9/ 21-22) “Bu dünya hayatı ise
aldatma metaından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 3/185) “İnkârcıların
(refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın” (Âl-i İmrân, 3/
196)
“İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.” (Âl-i İmrân, 3/
198) “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî
olanlar için âhiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor
musunuz?” (En’âm, 6/32) “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer
imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah katındadır.” (Enfâl, 8/28) “De ki:
Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız
kazandığınız
mallar,
kesada
uğramasından
korktuğunuz
ticaret,
hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad
etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin.
Allah fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” (Tevbe, 9/24) “Dünya
hayatını âhirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası
âhiretin yanında pek azdır.” (Tevbe, 9/38) “De ki: Ancak Allah’ın lutfu ve
rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak)
topladıklarından daha hayırlıdır.” (Yûnus, 10/ 58) “Onlar dünya hayatıyla
şımardılar. Oysa âhiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka
bir şey değildir.” (Ra’d, 13/ 26)
“Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bâkîdir.
Elbette
sabırlı
davrananlara
yapmakta
olduklarının
en
güzeliyle
mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl, 16/96) “Servet ve oğullar, dünya hayatının
süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha
hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.” (Kehf, 18/46) “(Ey
mü’minler!) Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr,
24/31) “Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür.
Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız
ermeyecek mi?” (Kasas, 28/60) “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve
şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın” (Lokman, 31/33)
“Onlar, dünya hayatının görünen yüzü bilirler; âhiretten ise, onlar tamamen
gâfildirler.” (Rûm, 30/7) “Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün,
O’na teslim olun, sonra size yardım edilmez.” (Zümer, 39/54) “O, kullarının
tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.”
(Şûrâ, 42/25)
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir
öğünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir
yağmur gibidir ki bitirdiği şey, ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da
sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer-çöp olur. Âhirette ise
çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya
hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadîd, 57/20) “De
ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır.
Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma, 62/11) “Ey iman edenler!
Samimi bir tövbe ile Allah’a dönün.” (Tahrîm, 66/8) “Hayır! Doğrusu siz,
çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, âhireti
bırakıyorsunuz. Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine
bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).” (Kıyâme, 75/ 20-23) “Azana ve dünya
hayatını âhirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır. Rabbinin
makãmından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise
şüphesiz cennet yegane barınaktır.” (Nâzi’ât, 79/ 37-41) “Fakat siz (ey
insanlar) âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını
tercih ediyorsunuz.” (A’lâ, 87/16-17) “Gerçekten senin için âhiret dünyadan
daha hayırlıdır. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.”
(Duhâ, 93/ 4-5) “Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki nihayet kabirleri
ziyaret ettiniz. Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz!”
(Tekâsür, 102/ 1-4)
Hak teâlâ bazı kudsî hadislerde şöyle buyurmuştur: “ Ey Âdemoğlu!
Ömrünü dünyalık isteyerek geçirdin. Cenneti ne zaman isteyeceksin? Kim
dünyalık bir şeyin üzüntüsüyle sabahlarsa, sanki bana kızmış, benden geleni
beğenmemiş gibi olur.” “ Ey Âdemoğlu! Dünyanın fânî olduğunu çok iyi
bildiği halde onunla huzur bulup mutlu olan kimseye ve âhiretin ise sonsuz,
nimetlerinin bâkî olduğunu bildiği halde ondan kendini uzak tutana
şaşarım.”
“ Ey Âdemoğlu! Dünyaya tapındınız ve bana kavuşmayı unuttunuz. Sizin
misaliniz, dışı çok güzel ve çekici, içi ise çok çirkin mezarlar gibidir.”
“ Ey Âdemoğlu! Dünya ancak (ahirette) yurdu olmayanın yurdu, (ahirette)
nasibi olmayanın malıdır. Aklı kıt olanlar o dünyaya üşüşür, imanı kuvvetli
olmayanlar onunla mutlu olur, Allah’a tevekkülü olmayanlar ona hırsla
koşar, marifeti olmayanlar dünyalık istek ve arzulara rağbet eder. Kim yok
olup gidecek bir nimet, kesilip sona erecek bir hayat, gelip geçecek istek ve
hevesler isterse kendine yazık etmiş ve Rabbini unutmuş olur. Dünya hayatı
onu kandırmıştır.”
“ Ey Âdemoğlu! Dünya sevgisiyle kalplerinizi öldürmeyiniz! Çünkü onun
sonu yakındır. Sonunda benim vechim (zâtım) müstesna, her şey yok
olacaktır. Dünyaya rağbet ettiğiniz gibi bana rağbet etseydiniz, iki dünyada
da sizi mesud, bahtiyâr ederdim. ”
“ Ey Âdemoğlu! Eğer benim muhabbetimi istiyorsan, kalbinden dünya
sevgisini çıkartmalısın. Çünkü benim muhabbetimle dünya sevgisi
ebediyyen bir kalpte bir araya gelemez. Çünkü su ile ateş bir kapta birlikte
olamadığı gibi iki zıt bir arada olamaz. ”
“ Ey Âdemoğlu! Dünya sevgisi ile birlikte nasıl muhabbetimi istersin?
Rızamı ve muhabbetimi dünyayı terk ederek iste. Bana kulluk için,
vücudunu rahattan, ellerini rızıktan ve kalbini zenginlikten boşalt. ” “ Ey
Âdemoğlu! Kim dünyayı tanır ve ondan uzaklaşırsa kurtuluşa erer, [184/a]
kim de âhireti bilir ve ona koşarsa, (nimetlerine) kavuşur. ”
“ Ey Âdemoğlu! Dünya ve nimetleri gelip geçici, yaşantısı sona erici
olduğu halde dünyaya nasıl rağbet edersin? Hâlbuki benim katımda bana
itaat edenler için sekiz kapılı cennetler vardır. Kim rızamı ve ikramlarımı
istiyorsa dünyayı terk etsin ve aza kanaat etsin.” “ Ey Âdemoğlu! Kalbin
muhabbetimle dolu olduğu bir vaziyette dünyayı terk et.”
“ Ey Âdemoğlu! Helâller sana damla damla gelir, haramlar ise sel gibi
akıp gelir. Eğer sel gibi haramları bırakıp damla damla gelen helâllere
yönelirsen, kalbin ve halin benimle safâ bulup arınır. ”
“ Ey Âdemoğlu! Dünya malından seni bırakıp gidene üzülme, ondan sana
verilene de sevinme! Çünkü dünya malı (sadece) bu gün senin için olup
yarın başkasına aittir. Şu halde dünyayı terk et ve âhireti iste.” “Çünkü ben
sâlih kullarım için gözlerin görmediği ve kulakların işitmediği nimetler
hazırladım.” [141]
Nazm
1-Yâ râkıde’l-leyl mesrûran bi-evvelihî
İnne’l-havâdise kad yatrukne eshâran
2-Efna’l-kurûnu’lletî kânet mun‘imeten
Kerru’l-cedîdeyni ikbâlen ve idbâren
Nazm (ın tercümesi)
1- Ey mutlu yatıp uzanan, gecenin başında! Musibetler gelebilir o gecenin
sonunda.
2-Nimet içinde olan zamanları telef etti; gece ve gündüz gelip gidişiyle.
Nazm
1-Tecerred mine’d-dunya fe-inneke innemâ
Haracte ile’d-dunya ve ente mucerredun
2-Teferred mine’d-dunya fe-inneke innemâ
Se-tahrucu mine’d-dunya ve ente mufredun
Nazm (ın tercümesi)
1-Çek elini eteğini sen dünyadan. Zaten yapayalnız geldin sen topraktan.
2-Çek elini eteğini sen dünyadan. Döneceksin yapayalnız yine, buradan.
Nazm
1-el-fakru cevherun ve siva’l-fakrı arazun
el-fakru şifâ’un ve siva’l-fakrı marazun
2-el-âlemu kulluhu hudâun ve gurûrun
Ve’l-fakru mine’l-âlemi sırrun ve garazun
Nazm (ın tercümesi)
1-Fakirlik bir cevherdir, ötesi ârâzdır. Fakirlik bir şifâdır, ötesi marazdır;
2-Evrenin tümü bir aldatmadır, gururdur. Dünya fakirliği bir sırdır, bir
garazdır.
Nazm
1-İnnema’d-dunya ke-zıllın zâ’ilin
Ev ke-dayfin bâte leylen fe’rtahale
2-Ev ke-hulmin kad ra’âhu nâ’imun
Fe izâ mâ zehebe’n-nevmu batalun
Nazm (ın tercümesi)
1-Dünya, sadece kaybolan bir gölgedir, konaklayıp gidiveren bir
misafirdir.
2-Uyuyanın gördüğü bir düştür, uyanınca da bir bitiştir.
Nazm
1-Elâ innema’d-dunya şarâbun mukedderun
Ve küllü harîsın fî hevâhâ mu‘azzebun
2-İzâ lem yekun lî fi’l-hayâtî uzûbetun
Fe inne rahîka’l-mevti ehlâ ve a‘zeb
Nazm (ın tercümesi)
1-Dünya bulanık bir şaraptan başka nedir? Her harîs, onun uğrunda azap
çekmektedir.
2-Benim için yoksa bir halâvet bu dünyada, ölümün şarabı daha lezîz,
daha cemîldir bana.
Nazm
1-En-nefsu tebkî ale’d-dunyâ ve kad alimet
Enne’s-selâmete fîhâ terku mâ fîhâ
2-Lâ dâre li’l-mer’i ba‘de’l-mevti yeskunuhâ
İlle’lletî kâne kable’l-mevti bânîhâ
Nazm (ın tercümesi)
1-Nefis ağlamaktadır bu dünyaya, biliyorsun. Esenlik, dünyadakini
dünyaya bırakmaktır.
2-Sığınacak tek yeri vardır ölüm sonrası kişinin; ölümden önce olduysa
bir sığınak kendinin.
Beyt
Ve men terake’d-dunyâ ve esbaha zâhiden
Fe mâ li’l-ezâ yevmen ileyhi sebîlun
Beyt (in tercümesi)
Dünyayı terk edip de zahid olursa insan; aslâ eziyet görmez hiçbir an,
hiçbir zaman.
Beyt
Li-ehli’z-zuhdi fi’d-dâreyni izzun
Ve emnun bel surûrun fî huzûrin
Beyt (in tercümesi)
Zâhidlerin iki cihanda da şerefi vardır. Güveni vardır, huzurda sevinci
vardır.
Nazm
1-Razînâ kısmete’l-cebbâri fînâ
Lenâ ılmun ve li’l-a‘dâ’i mâlun
2-Fe inne’l-mâle yefnâ an karîbin
Ve ılmu’llâhi yebkâ lâ yezâlu
Nazm (ın tercümesi)
1-Biz râzı olduk, taksimâtına Allah’ın. İlim bizim, mal ile mülk ise
düşmanın;
2-Çok geçmeden mal biter, fenâ bulur. Allah’ın ilmi devam eder,
sonsuzdur.
Nazm
1-Mulûku’l-arzı ashâbu’r-re‘âyâ
Abednâ nahnu hallâka’l-berâyâ [184/b]
2-İzâ ifteharû bi-dîbâcin ve kazz
Feharnâ bi’l-murakka‘ı ve’l-abâyâ
3-Ve in rakibû hayulen sâbikâtin
Meşeynâ fi’l-huklâ yevmen hafâyâ
4-Ve in nezelû kusûran e‘âliyâtin
Nezelnâ fi’l-mesâcidi ve’z-zevâyâ
5-Razînâ el-kûte min hubzi’ş-şa‘îr
İzâ ekelu’l-halâvete ve’l-kalâyâ
Nazm (ın tercümesi)
1-Yeryüzünün sahipleri, efendileri tebaanın. Kulluk ettik biz, yaratıcısına
mahlukatın.
2-Şanla, şöhretle, ipekle övünürse onlar, övüncümüz olur bizim yamalı
giysi ve abalar.
3-Binekleri olursa onların önde giden atlar, bineğimiz olur sessiz,
görünmeyen mahluklar.
4-Yüksek saraylarda konaklarlarsa onlar, zâviye ve mescidler konağımız
olur bizim.
5-Razı geldik biz, arpadan ekmeğe; onlar yesinler kızartmayı, tatlıyı.
Nazm
1-Hiye’d-dunya ekallu mine’l-kalîl
Ve âşıkuhâ ezellu mine’z-zelîl
2-Tasummu bi sihrihâ kavmen ve ta‘mâ
Fe-hum mutehayyirûne bi-lâ delîl
Nazm (ın tercümesi)
1-O dünya ki, «azın azı» denecek kadar önemsizdir. Onun aşığı rezilin ta
kendisidir.
2-Sihri ile sağırlaştırır toplumu, kör eder. Delilsiz bir halde hayret ederler.

