Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Dünyanın fânî, çok beğenilip istenilen bir rezil, keder ve üzüntü kaynağı, zulüm ve…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Dünyanın fânî, çok beğenilip istenilen bir rezil, keder ve üzüntü kaynağı, zulüm ve karanlıklar ocağı, şeytanın tayfası, hayvanî oyun, eğlence ve …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Dünyanın fânî, çok beğenilip istenilen bir rezil, keder ve üzüntü kaynağı,

zulüm ve karanlıklar ocağı, şeytanın tayfası, hayvanî oyun, eğlence ve

geleceğe dair hayallerden ibaret oluşunu Kur’ân-ı Kerîm âyetleri ve hadîs-i

kudsîlerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teâlâ kullarına olan merhameti sebebiyle

onları kendi yüce huzuruna davet etmiş ve doğru yolu gösterip dünya

hayatının lezzetlerine sermaye olduğunu duyurmuştur. Nitekim Kelâm-ı

Kadîm’inde şöyle buyurmuştur: “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara,

oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal

hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar,

dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın

katındadır.” (Âl-i İmrân, 3/ 14) “Rableri onlara, tarafından bir rahmet

[183/b] ve hoşnutluk ile kendileri için içinde tükenmez nimetler bulunan

cennetle müjdeler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah

katında büyük mükafat vardır.” (Tevbe, 9/ 21-22) “Bu dünya hayatı ise

aldatma metaından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 3/185) “İnkârcıların

(refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın” (Âl-i İmrân, 3/

196)

“İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.” (Âl-i İmrân, 3/

198) “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî

olanlar için âhiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor

musunuz?” (En’âm, 6/32) “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer

imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah katındadır.” (Enfâl, 8/28) “De ki:

Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız

kazandığınız

mallar,

kesada

uğramasından

korktuğunuz

ticaret,

hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad

etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin.

Allah fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” (Tevbe, 9/24) “Dünya

hayatını âhirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası

âhiretin yanında pek azdır.” (Tevbe, 9/38) “De ki: Ancak Allah’ın lutfu ve

rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak)

topladıklarından daha hayırlıdır.” (Yûnus, 10/ 58) “Onlar dünya hayatıyla

şımardılar. Oysa âhiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka

bir şey değildir.” (Ra’d, 13/ 26)

“Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bâkîdir.

Elbette

sabırlı

davrananlara

yapmakta

olduklarının

en

güzeliyle

mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl, 16/96) “Servet ve oğullar, dünya hayatının

süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha

hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.” (Kehf, 18/46) “(Ey

mü’minler!) Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr,

24/31) “Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür.

Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız

ermeyecek mi?” (Kasas, 28/60) “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve

şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın” (Lokman, 31/33)

“Onlar, dünya hayatının görünen yüzü bilirler; âhiretten ise, onlar tamamen

gâfildirler.” (Rûm, 30/7) “Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün,

O’na teslim olun, sonra size yardım edilmez.” (Zümer, 39/54) “O, kullarının

tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.”

(Şûrâ, 42/25)

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir

öğünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir

yağmur gibidir ki bitirdiği şey, ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da

sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer-çöp olur. Âhirette ise

çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya

hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadîd, 57/20) “De

ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır.

Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma, 62/11) “Ey iman edenler!

Samimi bir tövbe ile Allah’a dönün.” (Tahrîm, 66/8) “Hayır! Doğrusu siz,

çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, âhireti

bırakıyorsunuz. Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine

bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).” (Kıyâme, 75/ 20-23) “Azana ve dünya

hayatını âhirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır. Rabbinin

makãmından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise

şüphesiz cennet yegane barınaktır.” (Nâzi’ât, 79/ 37-41) “Fakat siz (ey

insanlar) âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını

tercih ediyorsunuz.” (A’lâ, 87/16-17) “Gerçekten senin için âhiret dünyadan

daha hayırlıdır. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.”

(Duhâ, 93/ 4-5) “Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki nihayet kabirleri

ziyaret ettiniz. Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz!”

(Tekâsür, 102/ 1-4)

Hak teâlâ bazı kudsî hadislerde şöyle buyurmuştur: “ Ey Âdemoğlu!

Ömrünü dünyalık isteyerek geçirdin. Cenneti ne zaman isteyeceksin? Kim

dünyalık bir şeyin üzüntüsüyle sabahlarsa, sanki bana kızmış, benden geleni

beğenmemiş gibi olur.” “ Ey Âdemoğlu! Dünyanın fânî olduğunu çok iyi

bildiği halde onunla huzur bulup mutlu olan kimseye ve âhiretin ise sonsuz,

nimetlerinin bâkî olduğunu bildiği halde ondan kendini uzak tutana

şaşarım.”

“ Ey Âdemoğlu! Dünyaya tapındınız ve bana kavuşmayı unuttunuz. Sizin

misaliniz, dışı çok güzel ve çekici, içi ise çok çirkin mezarlar gibidir.”

“ Ey Âdemoğlu! Dünya ancak (ahirette) yurdu olmayanın yurdu, (ahirette)

nasibi olmayanın malıdır. Aklı kıt olanlar o dünyaya üşüşür, imanı kuvvetli

olmayanlar onunla mutlu olur, Allah’a tevekkülü olmayanlar ona hırsla

koşar, marifeti olmayanlar dünyalık istek ve arzulara rağbet eder. Kim yok

olup gidecek bir nimet, kesilip sona erecek bir hayat, gelip geçecek istek ve

hevesler isterse kendine yazık etmiş ve Rabbini unutmuş olur. Dünya hayatı

onu kandırmıştır.”

“ Ey Âdemoğlu! Dünya sevgisiyle kalplerinizi öldürmeyiniz! Çünkü onun

sonu yakındır. Sonunda benim vechim (zâtım) müstesna, her şey yok

olacaktır. Dünyaya rağbet ettiğiniz gibi bana rağbet etseydiniz, iki dünyada

da sizi mesud, bahtiyâr ederdim. ”

“ Ey Âdemoğlu! Eğer benim muhabbetimi istiyorsan, kalbinden dünya

sevgisini çıkartmalısın. Çünkü benim muhabbetimle dünya sevgisi

ebediyyen bir kalpte bir araya gelemez. Çünkü su ile ateş bir kapta birlikte

olamadığı gibi iki zıt bir arada olamaz. ”

“ Ey Âdemoğlu! Dünya sevgisi ile birlikte nasıl muhabbetimi istersin?

Rızamı ve muhabbetimi dünyayı terk ederek iste. Bana kulluk için,

vücudunu rahattan, ellerini rızıktan ve kalbini zenginlikten boşalt. ” “ Ey

Âdemoğlu! Kim dünyayı tanır ve ondan uzaklaşırsa kurtuluşa erer, [184/a]

kim de âhireti bilir ve ona koşarsa, (nimetlerine) kavuşur. ”

“ Ey Âdemoğlu! Dünya ve nimetleri gelip geçici, yaşantısı sona erici

olduğu halde dünyaya nasıl rağbet edersin? Hâlbuki benim katımda bana

itaat edenler için sekiz kapılı cennetler vardır. Kim rızamı ve ikramlarımı

istiyorsa dünyayı terk etsin ve aza kanaat etsin.” “ Ey Âdemoğlu! Kalbin

muhabbetimle dolu olduğu bir vaziyette dünyayı terk et.”

“ Ey Âdemoğlu! Helâller sana damla damla gelir, haramlar ise sel gibi

akıp gelir. Eğer sel gibi haramları bırakıp damla damla gelen helâllere

yönelirsen, kalbin ve halin benimle safâ bulup arınır. ”

“ Ey Âdemoğlu! Dünya malından seni bırakıp gidene üzülme, ondan sana

verilene de sevinme! Çünkü dünya malı (sadece) bu gün senin için olup

yarın başkasına aittir. Şu halde dünyayı terk et ve âhireti iste.” “Çünkü ben

sâlih kullarım için gözlerin görmediği ve kulakların işitmediği nimetler

hazırladım.” [141]

Nazm

1-Yâ râkıde’l-leyl mesrûran bi-evvelihî

İnne’l-havâdise kad yatrukne eshâran

2-Efna’l-kurûnu’lletî kânet mun‘imeten

Kerru’l-cedîdeyni ikbâlen ve idbâren

Nazm (ın tercümesi)

1- Ey mutlu yatıp uzanan, gecenin başında! Musibetler gelebilir o gecenin

sonunda.

2-Nimet içinde olan zamanları telef etti; gece ve gündüz gelip gidişiyle.

Nazm

1-Tecerred mine’d-dunya fe-inneke innemâ

Haracte ile’d-dunya ve ente mucerredun

2-Teferred mine’d-dunya fe-inneke innemâ

Se-tahrucu mine’d-dunya ve ente mufredun

Nazm (ın tercümesi)

1-Çek elini eteğini sen dünyadan. Zaten yapayalnız geldin sen topraktan.

2-Çek elini eteğini sen dünyadan. Döneceksin yapayalnız yine, buradan.

Nazm

1-el-fakru cevherun ve siva’l-fakrı arazun

el-fakru şifâ’un ve siva’l-fakrı marazun

2-el-âlemu kulluhu hudâun ve gurûrun

Ve’l-fakru mine’l-âlemi sırrun ve garazun

Nazm (ın tercümesi)

1-Fakirlik bir cevherdir, ötesi ârâzdır. Fakirlik bir şifâdır, ötesi marazdır;

2-Evrenin tümü bir aldatmadır, gururdur. Dünya fakirliği bir sırdır, bir

garazdır.

Nazm

1-İnnema’d-dunya ke-zıllın zâ’ilin

Ev ke-dayfin bâte leylen fe’rtahale

2-Ev ke-hulmin kad ra’âhu nâ’imun

Fe izâ mâ zehebe’n-nevmu batalun

Nazm (ın tercümesi)

1-Dünya, sadece kaybolan bir gölgedir, konaklayıp gidiveren bir

misafirdir.

2-Uyuyanın gördüğü bir düştür, uyanınca da bir bitiştir.

Nazm

1-Elâ innema’d-dunya şarâbun mukedderun

Ve küllü harîsın fî hevâhâ mu‘azzebun

2-İzâ lem yekun lî fi’l-hayâtî uzûbetun

Fe inne rahîka’l-mevti ehlâ ve a‘zeb

Nazm (ın tercümesi)

1-Dünya bulanık bir şaraptan başka nedir? Her harîs, onun uğrunda azap

çekmektedir.

2-Benim için yoksa bir halâvet bu dünyada, ölümün şarabı daha lezîz,

daha cemîldir bana.

Nazm

1-En-nefsu tebkî ale’d-dunyâ ve kad alimet

Enne’s-selâmete fîhâ terku mâ fîhâ

2-Lâ dâre li’l-mer’i ba‘de’l-mevti yeskunuhâ

İlle’lletî kâne kable’l-mevti bânîhâ

Nazm (ın tercümesi)

1-Nefis ağlamaktadır bu dünyaya, biliyorsun. Esenlik, dünyadakini

dünyaya bırakmaktır.

2-Sığınacak tek yeri vardır ölüm sonrası kişinin; ölümden önce olduysa

bir sığınak kendinin.

Beyt

Ve men terake’d-dunyâ ve esbaha zâhiden

Fe mâ li’l-ezâ yevmen ileyhi sebîlun

Beyt (in tercümesi)

Dünyayı terk edip de zahid olursa insan; aslâ eziyet görmez hiçbir an,

hiçbir zaman.

Beyt

Li-ehli’z-zuhdi fi’d-dâreyni izzun

Ve emnun bel surûrun fî huzûrin

Beyt (in tercümesi)

Zâhidlerin iki cihanda da şerefi vardır. Güveni vardır, huzurda sevinci

vardır.

Nazm

1-Razînâ kısmete’l-cebbâri fînâ

Lenâ ılmun ve li’l-a‘dâ’i mâlun

2-Fe inne’l-mâle yefnâ an karîbin

Ve ılmu’llâhi yebkâ lâ yezâlu

Nazm (ın tercümesi)

1-Biz râzı olduk, taksimâtına Allah’ın. İlim bizim, mal ile mülk ise

düşmanın;

2-Çok geçmeden mal biter, fenâ bulur. Allah’ın ilmi devam eder,

sonsuzdur.

Nazm

1-Mulûku’l-arzı ashâbu’r-re‘âyâ

Abednâ nahnu hallâka’l-berâyâ [184/b]

2-İzâ ifteharû bi-dîbâcin ve kazz

Feharnâ bi’l-murakka‘ı ve’l-abâyâ

3-Ve in rakibû hayulen sâbikâtin

Meşeynâ fi’l-huklâ yevmen hafâyâ

4-Ve in nezelû kusûran e‘âliyâtin

Nezelnâ fi’l-mesâcidi ve’z-zevâyâ

5-Razînâ el-kûte min hubzi’ş-şa‘îr

İzâ ekelu’l-halâvete ve’l-kalâyâ

Nazm (ın tercümesi)

1-Yeryüzünün sahipleri, efendileri tebaanın. Kulluk ettik biz, yaratıcısına

mahlukatın.

2-Şanla, şöhretle, ipekle övünürse onlar, övüncümüz olur bizim yamalı

giysi ve abalar.

3-Binekleri olursa onların önde giden atlar, bineğimiz olur sessiz,

görünmeyen mahluklar.

4-Yüksek saraylarda konaklarlarsa onlar, zâviye ve mescidler konağımız

olur bizim.

5-Razı geldik biz, arpadan ekmeğe; onlar yesinler kızartmayı, tatlıyı.

Nazm

1-Hiye’d-dunya ekallu mine’l-kalîl

Ve âşıkuhâ ezellu mine’z-zelîl

2-Tasummu bi sihrihâ kavmen ve ta‘mâ

Fe-hum mutehayyirûne bi-lâ delîl

Nazm (ın tercümesi)

1-O dünya ki, «azın azı» denecek kadar önemsizdir. Onun aşığı rezilin ta

kendisidir.

2-Sihri ile sağırlaştırır toplumu, kör eder. Delilsiz bir halde hayret ederler.