Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Dünyanın gerçek değerini ve hakikatinin üç kısma ayrıldığını, âhiret kısmının tayin…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Dünyanın gerçek değerini ve hakikatinin üç kısma ayrıldığını, âhiret kısmının tayin edilmesini, dünyada kanaatin nasıl elde edileceğini, kanaatin …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Dünyanın gerçek değerini ve hakikatinin üç kısma ayrıldığını, âhiret

kısmının tayin edilmesini, dünyada kanaatin nasıl elde edileceğini, kanaatin

rahatlık ve selâmetlik olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İster iyi olsun

isterse kötü olsun, insana ancak ölümüne kadar faydalı olan şeylerin hepsi

dünyadan sayılır. İşte onun için Habîb-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz dünyayı

yerdiğinde hayırlı şeyleri ondan istisna edip şöyle buyurmuştur: “ Dünya ve

içindekiler lanetlenmiştir. Ancak, Allah’ı zikretmek, Kur’ân okumak ve

Allah rızası için söylenilen sözler, yapılan işler, tavırlar ve duruşlar

lanetlenmiş değildir. ” [173] Hâlbuki istisna edilen şeylerin hepsi yine bu

dünyadadır. Bu dünyada gerçekleşmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

hadîs-i şerifte bahsedilen şeyleri lanetlenmiş dünyadan ayrı tutmuştur.

Çünkü öldükten sonra kul ile yukarıda bahsedilen istisnalar yakın olur,

onlarla [187/a] kalır.

Ve buyurmuştur ki: “ Sizin dünyanızdan bana sevimli gelen üç şey vardır.

Biri kadındır, biri güzel kokulu şeylerdir, biri de gözümün nûru

namazdır. ” [174] Rasûlullah (s.a.v.) namazı dünya lezzetlerinden kabul

ederek, onu övmüştür.

Çünkü namazdaki okumalar ve yapılan hareketlere, zâhirî hisler ve

müşâhadeler dahil edilmiştir. Bu açıklamadan anlaşılan şudur: Herhangi bir

lezzet ki öldükten sonra da meyve vermektedir, işte o lezzet lanetlenen

dünyadan değildir. Her ne kadar o lezzet bu dünyada bulunsa da sırf âhiret

için kabul edilmiştir.

Çünkü dünya, âhiretin tarlası yapılmıştır. Âhiret için yapılan işler

âhiretten kabul edilmiştir. Dünyanın birinci kısmı budur ki övülmüş ve

makbul sayılmıştır. Âhiretin aynı kabul edilmiştir.

Herhangi bir eşya ki bu dünyada meyvesi çabucak ve bolca görülür, fakat

öldükten sonra aslâ bir meyvesi olmaz –günah ve isyanlar; ihtiyacından

fazla elde edilen mübah ve benzeri şeyler gibi- işte bunlar ikinci kısımdır ki

yerilmiş ve lanetlenmiş olan dünyadır. Üçüncü kısım, bahsi geçen iki kısım

arasında, orta bir yol olmuştur. Bu kısımdan bâkî kalacak olanlar; yiyecek,

içecek, giyecek, eş, kazanç, ev, tarla, çalışıp çabalama gibi şeylerden ihtiyaç

miktarı, dünyada elde edilen lezzetlerdir. Bunlar da âhiret işlerinden

sayılmış ve oraya ait oldukları kabul edilmiştir. Bu kısım birinci kısma ilâve

edilmiş ve âhiret hükmüne girmiştir. Çünkü âhiret işleri bu sebeplerle elde

edilir.

Bir kimse, helâl yiyeceklerden birine kavuştuğunda, ondan ancak

midesinin yarısını dolduracak kadarını yiyip içtiğinde; helâl giyeceklerden

herhangi birisini bulduğunda, ancak sıcak ve soğuktan koruyacak kadar orta

yollu giyindiğinde; eş olarak aklı başında, normal bir hanımla evlendiğinde;

ev olarak mal ve canını koruyacak şekilde yüksek olmayan, gösterişsiz bir

yapıyı tercih ettiğinde; geçimi için, ancak ihitiyaç miktarı hîlesiz bir

meslek/zanaat ya da insaflı bir ticaret yaptığında; kendisine yetecek miktar

bir tarlada ziraat yaptığında; konuşmalarında faydasız ve zararlı

konuşmaları bırakıp hayırlı şeyler söylediğinde; ilimlerden kendi haline

uygun ilmi bildiğinde; muhakkak o kimse dünya lezzetlerini ve Mevlâ’nın

rızasını bulur. Hem dünya hem de âhiret mutluluğuna ulaşmış olur.

Nitekim Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “ Karnınızın en fazla yarısını yemek ve su

ile doldurunuz ki bu peygamberlikten bir bölümdür ” buyurmuştur. Çünkü

biz, bunu böyle bildik ve inandık ki, büyüklerce kötülenen dünyalık işler,

kişiyi âhiret işlerinden uzak tutar, Hak teâlâdan gâfil eder. Fakat Allah’a

yönelip kulluk etmede kişiye yardım eden işler âhirettendir. Bunun böyle

olduğu tahkik ehlince kabul edilmiştir. Bu işler sûretâ bu dünyada

bulundukları için, dünyadan sayılsalar da hakikatte din işlerinden

addedilmişlerdir. Nitekim bir kâmil demiştir ki: “Sana Mevlâ’yı unutturan

her şey senin dünyandır.”

Nazm

1-Çîst dünyâ ez-Hodâ gâfil buden

Nî kumâş u nokre vu ferzend u zen

2-Kûze-i ser-beste ender-âb-ı zeft

Ez dil-i pur-bâd fevk-ı âb reft

3-Bâd-ı dervîşî çu der bâtın buved

Ber ser-i âb-ı cihân sâkin buved

Nazm (ın tercümesi)

1-Dünya nedir? Allah’tan gâfil olmak; kumaş, para, çoluk çocuk ve kadın

[dünya] değildir.

2-Ağzı kapalı testi, içi hava ile dolu olduğundan, güçlü deniz suyu

üzerinde yüzer gider.

3-(İnsan da) içinde yoksulluk havası oldukça, dünya denizi üzerinde

durabilir.

Hak teâlâ kullarına hidâyetiyle dünyanın hakikatinin beş şey olduğunu

duyurmuştur. Nitekim Kelâm-ı Şerîf’inde “Bilin ki dünya hayatı ancak

bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve

evlat sahibi olma isteğinden ibarettir.” (Hadîd, 57/20) buyurmuştur. Hak

teâlâ yine kullarına lutfuyla bu beş zararlının kaynağının yedi şey olduğunu

duyurmuştur. Nitekim Kur’ân-ı Mübîn’inde “Nefsanî arzulara, kadınlara,

oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal

hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı.

Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir.” (Âl-i İmrân, 3/14)

buyurmuştur. İşte bu zikredilen bütün çirkinlik ve kötülükler, ancak bu yedi

[187/b] şeyde toplanıp ortaya çıkar.

Hâlbuki bu yedi şey aslında kendi zâtında kötü şeyler değildir. Hatta

yerinde kullanıldıklarında hepsi âhirete yardımcı olurlar. Nitekim Habîb-i

Ekrem (s.a.v.) malı methedip buyurmuştur ki: “ Ancak iki kişiye gıpta edilir.

Biri öyle bir kimsedir ki Allah teâlâ ona mal vermiştir. O da o maldan gece

gündüz (Allah için) vermektedir. Diğeri öyle bir kimsedir ki Hak teâlâ ona

Kur’ân vermiştir. O da gece gündüz onunla amel eder. ” [175] Ve buyurmuştur

ki: “ Sâlih kimsenin malının olması ne güzel şeydir. ” [176] İşte bu hadîs-i şerif

de işaret eder ki mal, kendi zâtında ne hayırdır ne de şerdir. Belki hayır ve

şer ancak mal sahibinin kendindendir. Eğer malı hayra harcarsa hayır olur,

kötülüğe harcarsa şer olur.

Yukarıda yazılan âyetler ve hadîs-i şerifler ile kötülenen lanetlenen dünya,

Hak teâlânın değer vermesinden uzak olan şeylerdir. “Oyun, eğlence, süs,

insanlar arasında övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteği”

(Hadîd, 57/20) kalbi Hakk’ın huzurundan uzaklaştıran şeylerdir. Onun için

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “ Mal-mülk, bağ bahçe edinmeyiniz. Çünkü

dünyaya rağbetiniz artar ” [177] buyruğu ile bağ-bahçe ve tarla[ları ihtirasla]

edinmekten men etmiştir.

Çünkü bütün insanlar Allah’a kulluk etmek için yaratılmıştır. Hâlbuki

kulluğun başı, mâsivâdan arınmış selîm bir kalp ile Hakk’ın celâl ve

cemâlini zikredip tefekkür etmektir, diye bilinmiştir. Bağ bostan sahibi ise,

gece-gündüz, her saat düşüncelerle doludur. Sürekli bağcıların ve

bostancıların, işçilerin ve hizmetçilerin, hîlecilere yardımcı olanların hîle ve

düşmanlıklarıyla, onların kendine olan ihanetleriyle, malını çalıp

çalmadıklarıyla ve bunun gibi daha bin bir türlü düşüncelerle ve üzüntüyle

doludur. Çeşit çeşit keder ve üzüntülerle doludur.

Kişinin mal ve varlığından her ne ki kalbini Allah’a yönelmekten ve O’na

kulluk etmekten meşgul edip yüce huzurundan uzak tutarsa, -bu ister sanat

olsun isterse ticaret olsun- yine [yukarıdaki hadiste nehyedilen] bağ, bahçe

hükmündedir. Bu şeylere bağ, bahçe denilmesi, dünyalık için genelde bu

ismin kullanılmasındandır.

Çünkü geçimle ilgili her uğraşıya bağ, bahçe denilmiştir. Ve Hazret-i

Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ Bana göre imrenilecek evliyâ,

evlâdı ve malı az (hafîfü’l-hâz), namaz ve orucu çok olup bunlardan çok haz

alan, gizli ve âşikâr Rabbi’ne güzelce ibadet eden, insanlar arasında

parmakla gösterilmeyip gizli olan, rızkı yetecek kadar olup ona

sabredendir. ” [178] Böyle deyip sonra onun güzel haline, kaygısının azıcık

olmasına, sevincinin çok olmasına, korku ve üzüntüsünün olmamasına

hayret

ettiğinden,

mübarek

başparmağını

orta

parmağına

vurup

buyurmuştur ki: “(Böylelerinin) her isteği emrine âmâde ve her sevinci

yanındadır. ”

Nazm

1-Bu vücûdun mülkü elden çıkmadan

Devr-i eyyâm ol hisârı yıkmadan

2-Sûret ü ma‘nâ ikisi yâr iken

İki âlemde elinde var iken

3-Hubb-ı dünyâyı zamîrinden gider

Ta alasın âlem-i candan haber

4-Nûr u zulmetden yoğurmuşlar seni

Cânını nûr anla, zulmet bu teni

5-Ten murâdı ekl ü şürb ü mülk ü mâl

Can temennâsı cemâl-i zü’l-celâl

6-Lâcerem ednâ yeri ednâ sever

Ya‘ni ten dünyâ ü can Mevlâ sever

7-Âriyet gömlekdir on günlük tenin

Besle cânı âriyet nendir senin

8-Âlemin sen cânı hem sultânısın

Hayfdır kim olasın mağlûb-ı ten

9-Mecma‘u’l-bahreyn sensin aç gözün

Câm-ı Cem’sin hîçe sayma gündüzün [188/a]

Günümüz Türkçesiyle

1-Bu vücudun mülkiyeti elden çıkmadan, bu günün kıymetini bil hisarı

yıkmadan.

2-Görünen bedenle içindeki mânâ olan ruh birbirine yâr iken; dünya ve

âhireti birlikte kazanma fırsatı elinde var iken.

3-Dünya sevgisini içinden söküp çıkar ki can âleminden haber alasın.

4-Nur ile zulmetten yoğurmuşlar seni; canını nur belle, bu teni zulmet bil.

5-Tenin isteği; yeme içme, mal ve mülk edinmedir. Canın temennisi ise,

celâl sahibi Allah’ın cemâlini görmektir.

6-Şüphesiz, alçak yeri alçak olan sever; yani ten dünyayı, can Mevlâ’yı

sever.

7-Ödünç alınmış bir gömlektir şu on günlük tenin; canını besle, emanet

neyine gerek senin?

8-Sen bu âlemin hem canı, hem sultanısın. Tene mağlup olursan sana

yazıktır.

9-Deryâların birleştiği yer sensin, gözünü aç. Tatların birleştiği kadehsin,

gündüzünü yok pahasına satma.