ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Dünyanın gerçek değerini ve hakikatinin üç kısma ayrıldığını, âhiret
kısmının tayin edilmesini, dünyada kanaatin nasıl elde edileceğini, kanaatin
rahatlık ve selâmetlik olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İster iyi olsun
isterse kötü olsun, insana ancak ölümüne kadar faydalı olan şeylerin hepsi
dünyadan sayılır. İşte onun için Habîb-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz dünyayı
yerdiğinde hayırlı şeyleri ondan istisna edip şöyle buyurmuştur: “ Dünya ve
içindekiler lanetlenmiştir. Ancak, Allah’ı zikretmek, Kur’ân okumak ve
Allah rızası için söylenilen sözler, yapılan işler, tavırlar ve duruşlar
lanetlenmiş değildir. ” [173] Hâlbuki istisna edilen şeylerin hepsi yine bu
dünyadadır. Bu dünyada gerçekleşmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
hadîs-i şerifte bahsedilen şeyleri lanetlenmiş dünyadan ayrı tutmuştur.
Çünkü öldükten sonra kul ile yukarıda bahsedilen istisnalar yakın olur,
onlarla [187/a] kalır.
Ve buyurmuştur ki: “ Sizin dünyanızdan bana sevimli gelen üç şey vardır.
Biri kadındır, biri güzel kokulu şeylerdir, biri de gözümün nûru
namazdır. ” [174] Rasûlullah (s.a.v.) namazı dünya lezzetlerinden kabul
ederek, onu övmüştür.
Çünkü namazdaki okumalar ve yapılan hareketlere, zâhirî hisler ve
müşâhadeler dahil edilmiştir. Bu açıklamadan anlaşılan şudur: Herhangi bir
lezzet ki öldükten sonra da meyve vermektedir, işte o lezzet lanetlenen
dünyadan değildir. Her ne kadar o lezzet bu dünyada bulunsa da sırf âhiret
için kabul edilmiştir.
Çünkü dünya, âhiretin tarlası yapılmıştır. Âhiret için yapılan işler
âhiretten kabul edilmiştir. Dünyanın birinci kısmı budur ki övülmüş ve
makbul sayılmıştır. Âhiretin aynı kabul edilmiştir.
Herhangi bir eşya ki bu dünyada meyvesi çabucak ve bolca görülür, fakat
öldükten sonra aslâ bir meyvesi olmaz –günah ve isyanlar; ihtiyacından
fazla elde edilen mübah ve benzeri şeyler gibi- işte bunlar ikinci kısımdır ki
yerilmiş ve lanetlenmiş olan dünyadır. Üçüncü kısım, bahsi geçen iki kısım
arasında, orta bir yol olmuştur. Bu kısımdan bâkî kalacak olanlar; yiyecek,
içecek, giyecek, eş, kazanç, ev, tarla, çalışıp çabalama gibi şeylerden ihtiyaç
miktarı, dünyada elde edilen lezzetlerdir. Bunlar da âhiret işlerinden
sayılmış ve oraya ait oldukları kabul edilmiştir. Bu kısım birinci kısma ilâve
edilmiş ve âhiret hükmüne girmiştir. Çünkü âhiret işleri bu sebeplerle elde
edilir.
Bir kimse, helâl yiyeceklerden birine kavuştuğunda, ondan ancak
midesinin yarısını dolduracak kadarını yiyip içtiğinde; helâl giyeceklerden
herhangi birisini bulduğunda, ancak sıcak ve soğuktan koruyacak kadar orta
yollu giyindiğinde; eş olarak aklı başında, normal bir hanımla evlendiğinde;
ev olarak mal ve canını koruyacak şekilde yüksek olmayan, gösterişsiz bir
yapıyı tercih ettiğinde; geçimi için, ancak ihitiyaç miktarı hîlesiz bir
meslek/zanaat ya da insaflı bir ticaret yaptığında; kendisine yetecek miktar
bir tarlada ziraat yaptığında; konuşmalarında faydasız ve zararlı
konuşmaları bırakıp hayırlı şeyler söylediğinde; ilimlerden kendi haline
uygun ilmi bildiğinde; muhakkak o kimse dünya lezzetlerini ve Mevlâ’nın
rızasını bulur. Hem dünya hem de âhiret mutluluğuna ulaşmış olur.
Nitekim Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “ Karnınızın en fazla yarısını yemek ve su
ile doldurunuz ki bu peygamberlikten bir bölümdür ” buyurmuştur. Çünkü
biz, bunu böyle bildik ve inandık ki, büyüklerce kötülenen dünyalık işler,
kişiyi âhiret işlerinden uzak tutar, Hak teâlâdan gâfil eder. Fakat Allah’a
yönelip kulluk etmede kişiye yardım eden işler âhirettendir. Bunun böyle
olduğu tahkik ehlince kabul edilmiştir. Bu işler sûretâ bu dünyada
bulundukları için, dünyadan sayılsalar da hakikatte din işlerinden
addedilmişlerdir. Nitekim bir kâmil demiştir ki: “Sana Mevlâ’yı unutturan
her şey senin dünyandır.”
Nazm
1-Çîst dünyâ ez-Hodâ gâfil buden
Nî kumâş u nokre vu ferzend u zen
2-Kûze-i ser-beste ender-âb-ı zeft
Ez dil-i pur-bâd fevk-ı âb reft
3-Bâd-ı dervîşî çu der bâtın buved
Ber ser-i âb-ı cihân sâkin buved
Nazm (ın tercümesi)
1-Dünya nedir? Allah’tan gâfil olmak; kumaş, para, çoluk çocuk ve kadın
[dünya] değildir.
2-Ağzı kapalı testi, içi hava ile dolu olduğundan, güçlü deniz suyu
üzerinde yüzer gider.
3-(İnsan da) içinde yoksulluk havası oldukça, dünya denizi üzerinde
durabilir.
Hak teâlâ kullarına hidâyetiyle dünyanın hakikatinin beş şey olduğunu
duyurmuştur. Nitekim Kelâm-ı Şerîf’inde “Bilin ki dünya hayatı ancak
bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve
evlat sahibi olma isteğinden ibarettir.” (Hadîd, 57/20) buyurmuştur. Hak
teâlâ yine kullarına lutfuyla bu beş zararlının kaynağının yedi şey olduğunu
duyurmuştur. Nitekim Kur’ân-ı Mübîn’inde “Nefsanî arzulara, kadınlara,
oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal
hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı.
Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir.” (Âl-i İmrân, 3/14)
buyurmuştur. İşte bu zikredilen bütün çirkinlik ve kötülükler, ancak bu yedi
[187/b] şeyde toplanıp ortaya çıkar.
Hâlbuki bu yedi şey aslında kendi zâtında kötü şeyler değildir. Hatta
yerinde kullanıldıklarında hepsi âhirete yardımcı olurlar. Nitekim Habîb-i
Ekrem (s.a.v.) malı methedip buyurmuştur ki: “ Ancak iki kişiye gıpta edilir.
Biri öyle bir kimsedir ki Allah teâlâ ona mal vermiştir. O da o maldan gece
gündüz (Allah için) vermektedir. Diğeri öyle bir kimsedir ki Hak teâlâ ona
Kur’ân vermiştir. O da gece gündüz onunla amel eder. ” [175] Ve buyurmuştur
ki: “ Sâlih kimsenin malının olması ne güzel şeydir. ” [176] İşte bu hadîs-i şerif
de işaret eder ki mal, kendi zâtında ne hayırdır ne de şerdir. Belki hayır ve
şer ancak mal sahibinin kendindendir. Eğer malı hayra harcarsa hayır olur,
kötülüğe harcarsa şer olur.
Yukarıda yazılan âyetler ve hadîs-i şerifler ile kötülenen lanetlenen dünya,
Hak teâlânın değer vermesinden uzak olan şeylerdir. “Oyun, eğlence, süs,
insanlar arasında övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteği”
(Hadîd, 57/20) kalbi Hakk’ın huzurundan uzaklaştıran şeylerdir. Onun için
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “ Mal-mülk, bağ bahçe edinmeyiniz. Çünkü
dünyaya rağbetiniz artar ” [177] buyruğu ile bağ-bahçe ve tarla[ları ihtirasla]
edinmekten men etmiştir.
Çünkü bütün insanlar Allah’a kulluk etmek için yaratılmıştır. Hâlbuki
kulluğun başı, mâsivâdan arınmış selîm bir kalp ile Hakk’ın celâl ve
cemâlini zikredip tefekkür etmektir, diye bilinmiştir. Bağ bostan sahibi ise,
gece-gündüz, her saat düşüncelerle doludur. Sürekli bağcıların ve
bostancıların, işçilerin ve hizmetçilerin, hîlecilere yardımcı olanların hîle ve
düşmanlıklarıyla, onların kendine olan ihanetleriyle, malını çalıp
çalmadıklarıyla ve bunun gibi daha bin bir türlü düşüncelerle ve üzüntüyle
doludur. Çeşit çeşit keder ve üzüntülerle doludur.
Kişinin mal ve varlığından her ne ki kalbini Allah’a yönelmekten ve O’na
kulluk etmekten meşgul edip yüce huzurundan uzak tutarsa, -bu ister sanat
olsun isterse ticaret olsun- yine [yukarıdaki hadiste nehyedilen] bağ, bahçe
hükmündedir. Bu şeylere bağ, bahçe denilmesi, dünyalık için genelde bu
ismin kullanılmasındandır.
Çünkü geçimle ilgili her uğraşıya bağ, bahçe denilmiştir. Ve Hazret-i
Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ Bana göre imrenilecek evliyâ,
evlâdı ve malı az (hafîfü’l-hâz), namaz ve orucu çok olup bunlardan çok haz
alan, gizli ve âşikâr Rabbi’ne güzelce ibadet eden, insanlar arasında
parmakla gösterilmeyip gizli olan, rızkı yetecek kadar olup ona
sabredendir. ” [178] Böyle deyip sonra onun güzel haline, kaygısının azıcık
olmasına, sevincinin çok olmasına, korku ve üzüntüsünün olmamasına
hayret
ettiğinden,
mübarek
başparmağını
orta
parmağına
vurup
buyurmuştur ki: “(Böylelerinin) her isteği emrine âmâde ve her sevinci
yanındadır. ”
Nazm
1-Bu vücûdun mülkü elden çıkmadan
Devr-i eyyâm ol hisârı yıkmadan
2-Sûret ü ma‘nâ ikisi yâr iken
İki âlemde elinde var iken
3-Hubb-ı dünyâyı zamîrinden gider
Ta alasın âlem-i candan haber
4-Nûr u zulmetden yoğurmuşlar seni
Cânını nûr anla, zulmet bu teni
5-Ten murâdı ekl ü şürb ü mülk ü mâl
Can temennâsı cemâl-i zü’l-celâl
6-Lâcerem ednâ yeri ednâ sever
Ya‘ni ten dünyâ ü can Mevlâ sever
7-Âriyet gömlekdir on günlük tenin
Besle cânı âriyet nendir senin
8-Âlemin sen cânı hem sultânısın
Hayfdır kim olasın mağlûb-ı ten
9-Mecma‘u’l-bahreyn sensin aç gözün
Câm-ı Cem’sin hîçe sayma gündüzün [188/a]
Günümüz Türkçesiyle
1-Bu vücudun mülkiyeti elden çıkmadan, bu günün kıymetini bil hisarı
yıkmadan.
2-Görünen bedenle içindeki mânâ olan ruh birbirine yâr iken; dünya ve
âhireti birlikte kazanma fırsatı elinde var iken.
3-Dünya sevgisini içinden söküp çıkar ki can âleminden haber alasın.
4-Nur ile zulmetten yoğurmuşlar seni; canını nur belle, bu teni zulmet bil.
5-Tenin isteği; yeme içme, mal ve mülk edinmedir. Canın temennisi ise,
celâl sahibi Allah’ın cemâlini görmektir.
6-Şüphesiz, alçak yeri alçak olan sever; yani ten dünyayı, can Mevlâ’yı
sever.
7-Ödünç alınmış bir gömlektir şu on günlük tenin; canını besle, emanet
neyine gerek senin?
8-Sen bu âlemin hem canı, hem sultanısın. Tene mağlup olursan sana
yazıktır.
9-Deryâların birleştiği yer sensin, gözünü aç. Tatların birleştiği kadehsin,
gündüzünü yok pahasına satma.

