ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Dünyanın niteliğini, künhünü ve mâhiyetini, mihnet ve meşakkatini, ona
meyledenin kötülüklerini ve onu terk edenin saâdetini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dünyanın halleri
rüya ve gölgelere benzer. Dünya, gelip geçicidir. Dünya mihnet, meşakkat
ve yüktür. Dünya yorgunluk-bıkkınlık yeri olup konaklayıp göçme
mekânıdır. Dünya, terk edilmiş ve boşanmış bir kadın gibidir. Dünya, avâmı
ahlâken bozar, zarar verir. Dünyayı terk etmek, en büyük nimet ve saâdettir.
Dünyaya rağbet etmek, Hak teâlânın gazabını celp eder. Dünya, cebren
kendisine cezb ettiğini incitir, sevdiğini ise mahveder. Dünya, bir bulut
gölgesidir, uykudaki hayal ve karışık rüyalardır. Bu rüyaları gerçek
zanneden avâm uykudadırlar.
Dünya, yok olup giden bir gölge ve uykudaki kişinin rüyasıdır. Dünyaya
meyl eden gâfil elbette pişman olacaktır. Dünya sürekli intikal halindedir ki
onu bir tek hal üzere bulamazsın. O seninle kalsa bile sen onunla
kalamazsın. Dünya mü’minin [186/a] zindanıdır; ölüm ise emniyet ve
güvenidir. Cennet onun mekânıdır. Kim dünyayı terk ederse onun ayıp ve
kusurlarını anlar.
Dünyadan cesedin çıkmadan önce onu kalbinden çıkarmak lâzımdır.
Allah katında dünya değersizdir, hiçbir kıymeti yoktur. Ona muhabbet
beslemek her belânın kaynağıdır. Dünya lezzetlerini terk eden, ebedî cennet
nimetlerini bulur. İki âlemde aziz ve muhterem olur.
Dünya yaldızlı bir yılan gibidir ki dokunması yumuşak, zehri
öldürücüdür. Gâfil olan güzelliğine aldanır, akıllı olan ise ondan kaçar.
Dünya, harap bir yerdir, içecekleri seraptır. Nimetleri şiddetli cezadır, safâsı
gam ve tasadır. Dünya, bedenleri fânî kılar ve sürekli arzu ve istekleri
yeniler. Dünya kendisini sevenden yüz çevirir, kendisine sırt çevirenin
peşinden koşar. Dünya, bir tabak baldır ki ortasına meyleden kimse bir
sineğe benzer. Dünya bir kuş ağı ya da kafesidir ki ona yönelen akıllı değil,
ahmaktır. Dünya zehir katılmış bir tatlıdır ki tadına aldananın hali
mâlumdur. Dünya ne sahibine vefâkârdır ne de kendinden içene saf ve
temizdir.
Dünyanın nimetleri elden ele geçici olup halleri sürekli değişkendir. Eğer
o senden yüz çevirmeden önce sen ondan yüz çevirirsen, ölüm vaktinde
selâmetle çıkar gidersin. Dünyaya ve dünyalık peşinde koşanlara değer
verilmez, onlara güvenilmez. Çünkü dünyada ve ehlinde vefâ ve safâ
bulunmaz. Hak teâlâya kavuşmayı isteyen, rezillik yurdundan vazgeçer.
Sonsuzluk yurduna rağbet eden, bu fânî âlemden kaçar. Geçici ve fânî olanı
ver ki bâkî olanı alabilesin. Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başı ve bütün
sıkıntıların aslıdır. Dünyayı terk etmek, kurtuluş ve mutluluk sebebidir. Fânî
olanı terk etmek, bâkî olanı elde etmek gibidir. Dünyanın sıhhati hastalık,
lezzetleri üzüntüdür.
Kıta
1-Çîst sırr-ı ân ki der hammâm her k’û pâ nihâd
Ber dil-i gamgîn-i û begşâyed ez şâdî derî
2-Ân buved sırreş ki ez esbâb-ı dünyâ nîst hîç
Gayr-ı tâs u fûteî ân hem ez ân-i dîgerî
Kıta (nın tercümesi)
1-Hamama ayak basan kimsenin kederli gönlüne mutluluktan bir kapı
açılmasındaki sır nedir acaba?
2-Sırrı şu olsa gerek: Tas ve peştamaldan gayrı dünya malı yok elinde;
onlar da başkasına ait .
Kendini bilenin bu dünya ile yakınlık kurması, şaşılacak bir durumdur. Bu
dünyanın gayesi fenâdır, yok oluştur. Dinin gayesi ise, Allah’ın rızasıdır.
Kötülerin rağbeti dünyayadır, iyilerin rağbeti âhiretedir. Dünyanın bütün
halleri sallantıdadır. Dünyanın mülkü, elden gidici ve başkalarının eline
geçicidir. Dünya malının çokluğu gerçekte azlıktır, izzet ve şerefi gerçekte
zillettir. Dünyayı alıp kabul eden câhildir. Akıllı kimse dünyayı almaktan
hicap duyar.
Beyt
Eger cihânı gönülden cüdâ idersen sen
Huzûr-ı zevk ile zikr-i Hudâ idersin sen
Günümüz Türkçesiyle
Eğer gönlünden dünyayı uzaklaştırırsan; gönül huzuruyla Hakk’ı
zikredersin.
Dünya işlerinde câhil ve din işlerinde akıllı ol. Bedeninle dünyada ol,
kalbinle âhireti bul. İmanında yakîn mertebesine ulaşan kişi, bâkî olanı bir
kenara koyup fânî olanı almaz. Bâkiyi bulan ise fânî ile kalmaz.
Kıta
1-Kimim ben ve gam-ı âlem nedir cihan kandan
Çü yemdeyim gam-ı bârân ü nâvdân kandan
2-Diyâr-ı yârime varmam niçün bu mezbeleden
Münâsebet ne, vatan kande, hâkdan kandan
Günümüz Türkçesiyle
1-Ben kimim; bu âlemdeki tasa nedir, kâinât neredendir? Hangi
denizdeyim; bu yağmur hüznü, bu gam nereden?
2-Niçin bu çöplükten yârimin diyarına varamam? Bu alâka ne, vatan
nerede, toprak nereden?
Dünya şehvetlerini terk eden tertemiz olur, âfet ve belâlardan kurtuluş
bulur. Dünya kendisi ile güreşe tutuşanı alıp yere çalar. Dünya kendine
değer vermeyenin peşinden koşarak gelir. Dünyayı anlayan ondan yüz
çevirir, zâhid olur. İnsanları anlayan yalnız kalır, onlara karışmaz.
Duaların kıblesi Hak teâlâdır, halktan bir şey isteyen mahrum kalmaya
müstehaktır. Dünyayı terk edene mihnetleri kolay gelir. Dünyadan yüz
çeviren ünsiyet ve huzuru bulur. Dünyaya rağbet eden rahat bulmaz. Onu
terk eden ondan mahrum kalmaz. Ölümü çokça hatırlayan dünyaya
aldanmaz. Yetecek kadarıyla iktifâ edip hırs ateşiyle yanmaz. Dünyanın
âlâyişine rağbeti kalmaz. Dünyayı terk eden nefsini âzâd etmiş olur.
Rabb’inin rızasıyla hareket eder. Kim ki Allah rızası için bir şeyi terk
ederse, Hak teâlâ ona terk ettiğinden daha hayırlısını ihsan eder. Dünyayı
anlayan belâlarına üzülmez. Rahat ve kurtuluş isteyen dünya ile meşgul
olmaz.
Beyt
Çîst dunyâ hâkdânî köhne’î vîrâne’î
Gussa-zârî mihnet-âbâdî melâmet-hâne’î
Beyt (in tercümesi)
Nedir dünya? Bir çöplük, köhne ve bir virâne. Keder ve meşakkat yeri,
sıkıntı yeri, melâmet evi.
Kim ki nefsinden haberdardır, onun yanında dünya çok değersizdir. Kimin
gayreti dünyadan yüz çevirmek olursa, o nefsini [186/b] bilip Rabbini
bulur. Mevlâsına hizmet edene dünya hizmet eder. Dünyaya hizmet edeni, o
kullanır. Kim dünyadan bir lezzet alırsa, o elbette kendisine keder ve tasa
olur. Her ne doğurursanız, toprak olmak içindir. Her ne bina ederseniz harap
olmak içindir.
Beyt
Bu dünyâ bir kühen kervansarâydır
Ki bunda nice mihmân kondı göçdi
Günümüz Türkçesiyle
Bu dünya eski bir kervansaraydır ki nice misafirler buradan konup göçtü.
Dünya senin gölgendir. Ey dost dikkat et! Kovalarsan kaçar, durursan
durur. Kaçarsan o seni peşinden kovalar. Dünyadan yetecek kadarına râzı
olmak, tükenmez bir hazinedir. Dünya, tufanda kurtuluş gemisi gibidir.
Beyt
Ey kanâ‘at tevângerem gerdân
Ki verâ-yı to hîç ni‘met nîst
Beyt (in tercümesi)
Zenginlik beklerim senden ey kanaat. Senin fevkinde bir ni’met
bulunmaz.
Bu dünya kendisine rağbet edip itibar eden için bir mihnet yurdudur.
Lezzetlerini terk edene ise nimet yurdudur. Hak teâlâya kulluk eden için
ganimet yurdudur. İbretle bakan için hikmet yurdudur. Mânâsını anlayan
için selâmet yurdudur. Anne karnına nisbetle cennet gibidir. Bekã âlemine
nisbetle karanlık bir kuyu gibidir. Çünkü dünya darlık, zorluk ve meşakkat
yeridir. Bekã âlemi ise genişlik, sevinç ve saâdet yeridir. Ünsiyet meclisi ve
Hakk’ın huzurudur.
Nazm
1-Ger cenîn-râ kes be-goftî der rahim
Hest bîrûn âlemî bes muntazam
2-Yek zemînî hurrem u bâ-arz u tûl
Ender û sad ni‘met u çendîn ekûl
3-Kûhhâ vu bahrhâ vu deşthâ
Bûstânhâ bâğhâ vu keşthâ
4-Âsumânî bes bulend u pur ziyâ
Âfitâb u mâh u encum bâ sühâ
5-Ez-cenûb u ez şemâl u ez dubûr
Bâğhâ dâred arûsîhâ vu sûr
6-Ber sıfat n’âyed acâyibhâ-yı ân
Tû der-în zulmet çe’î der imtihân?
7-Hûn horî der çâr-mîh-i tengnâ
Der-miyân-i habs ü encâs u ‘anâ
8-Û be hokm-i hâl-i hod munkir budî
Z’în risâlet mu‘riz u kâfir şodî
9-Hemçunân k’în halk-ı âm ender cihân
Z’ân cihân ebdâl mî-gûyend-şân
10-K’în cihân çâhîst bes târîk u teng
Hest bîrûn âlemî bî bûy u reng
11-Hîç der-gûş-ı kesî zîşân nereft
K’în tama‘ âmed hicâb-ı jerf u zeft
12-Hemçunân ki ân cenîn-râ ta‘m-ı hûn
Şod hicâbeş z’în cihân der-cây-ı dûn
13-Ber to hem ta‘m-ı hoşî-yi în cihân
Şod hicâb-ı ân hoşî-yi câvidân
14-Ez tama‘ bîzâr şev çun râstân
Tâ nihî pâ enderûn-ı âsitân
15-Çeşm-i cânet rûşen u Hak-bîn şeved
Bî-zulâm-i şirk nûr-ı dîn şeved
Nazm (ın tercümesi)
1- Rahimdeyken cenine dışarıda çok düzenli bir âlem olduğunu biri
söyleseydi.
2- Enine boyuna sevinç dolu bir alan… İçinde yüz türlü nimet ve bir sürü
yiyecek.
3- Dağlar, denizler ve ovalar… Bağlar, bahçeler ve tarlalar.
4- Son derece yüksek ve ışıklı bir gök… Güneş, ay ve yüzlerce Süha.
5- Güney, kuzey ve batı rüzgarlarıyla bahçeler gelin gibi süslenip şenlenir.
6- Oranın ilginçlikleri sözle anlatılamaz. Sen bu karanlıkta ne diye sıkıntı
çekiyorsun?
7- Dar bir çarmıha gerilmişsin, kan içmedesin. Hapiste, pislikler ve
zorluklar içindesin.
8- [Bu sözler karşısında] o, kendi durumuna bakıp [bunu] inkâr eder ve bu
mesajdan yüz çevirirdi.
9- Dünyadaki insanların geneli böyledir. Erenler onlara o dünyadan söz
edip…
10- “Bu dünya çok karanlık ve dar bir kuyu ve dışarıda kokusuz ve
renksiz bir dünya var [deyince]
11- Onların hiç birinin kulağına girmez bu söz. Çünkü tamah, kalın ve
büyük bir perdedir.
12- Nitekim kan rahimdekinin gıdası olduğu gibi, bu dünya da ona perde
olmuştur.
13- Bu cihanın güzel gıdaları da, ebedî âlemin güzelliklerine perde oldu.
14- Doğru insanlar gibi tamahtan arın ki, kutlu eşiğe ayak basabilesin.
15- Böylelikle can gözün aydınlanır, hakkı görmeye başlar; şirk karanlığı
olmaksızın dinin aydınlığı olur.

