Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Dünyanın niteliğini, künhünü ve mâhiyetini, mihnet ve meşakkatini, ona meyledenin…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Dünyanın niteliğini, künhünü ve mâhiyetini, mihnet ve meşakkatini, ona meyledenin kötülüklerini ve onu terk edenin saâdetini bildirir. Ey azîz! …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Dünyanın niteliğini, künhünü ve mâhiyetini, mihnet ve meşakkatini, ona

meyledenin kötülüklerini ve onu terk edenin saâdetini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dünyanın halleri

rüya ve gölgelere benzer. Dünya, gelip geçicidir. Dünya mihnet, meşakkat

ve yüktür. Dünya yorgunluk-bıkkınlık yeri olup konaklayıp göçme

mekânıdır. Dünya, terk edilmiş ve boşanmış bir kadın gibidir. Dünya, avâmı

ahlâken bozar, zarar verir. Dünyayı terk etmek, en büyük nimet ve saâdettir.

Dünyaya rağbet etmek, Hak teâlânın gazabını celp eder. Dünya, cebren

kendisine cezb ettiğini incitir, sevdiğini ise mahveder. Dünya, bir bulut

gölgesidir, uykudaki hayal ve karışık rüyalardır. Bu rüyaları gerçek

zanneden avâm uykudadırlar.

Dünya, yok olup giden bir gölge ve uykudaki kişinin rüyasıdır. Dünyaya

meyl eden gâfil elbette pişman olacaktır. Dünya sürekli intikal halindedir ki

onu bir tek hal üzere bulamazsın. O seninle kalsa bile sen onunla

kalamazsın. Dünya mü’minin [186/a] zindanıdır; ölüm ise emniyet ve

güvenidir. Cennet onun mekânıdır. Kim dünyayı terk ederse onun ayıp ve

kusurlarını anlar.

Dünyadan cesedin çıkmadan önce onu kalbinden çıkarmak lâzımdır.

Allah katında dünya değersizdir, hiçbir kıymeti yoktur. Ona muhabbet

beslemek her belânın kaynağıdır. Dünya lezzetlerini terk eden, ebedî cennet

nimetlerini bulur. İki âlemde aziz ve muhterem olur.

Dünya yaldızlı bir yılan gibidir ki dokunması yumuşak, zehri

öldürücüdür. Gâfil olan güzelliğine aldanır, akıllı olan ise ondan kaçar.

Dünya, harap bir yerdir, içecekleri seraptır. Nimetleri şiddetli cezadır, safâsı

gam ve tasadır. Dünya, bedenleri fânî kılar ve sürekli arzu ve istekleri

yeniler. Dünya kendisini sevenden yüz çevirir, kendisine sırt çevirenin

peşinden koşar. Dünya, bir tabak baldır ki ortasına meyleden kimse bir

sineğe benzer. Dünya bir kuş ağı ya da kafesidir ki ona yönelen akıllı değil,

ahmaktır. Dünya zehir katılmış bir tatlıdır ki tadına aldananın hali

mâlumdur. Dünya ne sahibine vefâkârdır ne de kendinden içene saf ve

temizdir.

Dünyanın nimetleri elden ele geçici olup halleri sürekli değişkendir. Eğer

o senden yüz çevirmeden önce sen ondan yüz çevirirsen, ölüm vaktinde

selâmetle çıkar gidersin. Dünyaya ve dünyalık peşinde koşanlara değer

verilmez, onlara güvenilmez. Çünkü dünyada ve ehlinde vefâ ve safâ

bulunmaz. Hak teâlâya kavuşmayı isteyen, rezillik yurdundan vazgeçer.

Sonsuzluk yurduna rağbet eden, bu fânî âlemden kaçar. Geçici ve fânî olanı

ver ki bâkî olanı alabilesin. Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başı ve bütün

sıkıntıların aslıdır. Dünyayı terk etmek, kurtuluş ve mutluluk sebebidir. Fânî

olanı terk etmek, bâkî olanı elde etmek gibidir. Dünyanın sıhhati hastalık,

lezzetleri üzüntüdür.

Kıta

1-Çîst sırr-ı ân ki der hammâm her k’û pâ nihâd

Ber dil-i gamgîn-i û begşâyed ez şâdî derî

2-Ân buved sırreş ki ez esbâb-ı dünyâ nîst hîç

Gayr-ı tâs u fûteî ân hem ez ân-i dîgerî

Kıta (nın tercümesi)

1-Hamama ayak basan kimsenin kederli gönlüne mutluluktan bir kapı

açılmasındaki sır nedir acaba?

2-Sırrı şu olsa gerek: Tas ve peştamaldan gayrı dünya malı yok elinde;

onlar da başkasına ait .

Kendini bilenin bu dünya ile yakınlık kurması, şaşılacak bir durumdur. Bu

dünyanın gayesi fenâdır, yok oluştur. Dinin gayesi ise, Allah’ın rızasıdır.

Kötülerin rağbeti dünyayadır, iyilerin rağbeti âhiretedir. Dünyanın bütün

halleri sallantıdadır. Dünyanın mülkü, elden gidici ve başkalarının eline

geçicidir. Dünya malının çokluğu gerçekte azlıktır, izzet ve şerefi gerçekte

zillettir. Dünyayı alıp kabul eden câhildir. Akıllı kimse dünyayı almaktan

hicap duyar.

Beyt

Eger cihânı gönülden cüdâ idersen sen

Huzûr-ı zevk ile zikr-i Hudâ idersin sen

Günümüz Türkçesiyle

Eğer gönlünden dünyayı uzaklaştırırsan; gönül huzuruyla Hakk’ı

zikredersin.

Dünya işlerinde câhil ve din işlerinde akıllı ol. Bedeninle dünyada ol,

kalbinle âhireti bul. İmanında yakîn mertebesine ulaşan kişi, bâkî olanı bir

kenara koyup fânî olanı almaz. Bâkiyi bulan ise fânî ile kalmaz.

Kıta

1-Kimim ben ve gam-ı âlem nedir cihan kandan

Çü yemdeyim gam-ı bârân ü nâvdân kandan

2-Diyâr-ı yârime varmam niçün bu mezbeleden

Münâsebet ne, vatan kande, hâkdan kandan

Günümüz Türkçesiyle

1-Ben kimim; bu âlemdeki tasa nedir, kâinât neredendir? Hangi

denizdeyim; bu yağmur hüznü, bu gam nereden?

2-Niçin bu çöplükten yârimin diyarına varamam? Bu alâka ne, vatan

nerede, toprak nereden?

Dünya şehvetlerini terk eden tertemiz olur, âfet ve belâlardan kurtuluş

bulur. Dünya kendisi ile güreşe tutuşanı alıp yere çalar. Dünya kendine

değer vermeyenin peşinden koşarak gelir. Dünyayı anlayan ondan yüz

çevirir, zâhid olur. İnsanları anlayan yalnız kalır, onlara karışmaz.

Duaların kıblesi Hak teâlâdır, halktan bir şey isteyen mahrum kalmaya

müstehaktır. Dünyayı terk edene mihnetleri kolay gelir. Dünyadan yüz

çeviren ünsiyet ve huzuru bulur. Dünyaya rağbet eden rahat bulmaz. Onu

terk eden ondan mahrum kalmaz. Ölümü çokça hatırlayan dünyaya

aldanmaz. Yetecek kadarıyla iktifâ edip hırs ateşiyle yanmaz. Dünyanın

âlâyişine rağbeti kalmaz. Dünyayı terk eden nefsini âzâd etmiş olur.

Rabb’inin rızasıyla hareket eder. Kim ki Allah rızası için bir şeyi terk

ederse, Hak teâlâ ona terk ettiğinden daha hayırlısını ihsan eder. Dünyayı

anlayan belâlarına üzülmez. Rahat ve kurtuluş isteyen dünya ile meşgul

olmaz.

Beyt

Çîst dunyâ hâkdânî köhne’î vîrâne’î

Gussa-zârî mihnet-âbâdî melâmet-hâne’î

Beyt (in tercümesi)

Nedir dünya? Bir çöplük, köhne ve bir virâne. Keder ve meşakkat yeri,

sıkıntı yeri, melâmet evi.

Kim ki nefsinden haberdardır, onun yanında dünya çok değersizdir. Kimin

gayreti dünyadan yüz çevirmek olursa, o nefsini [186/b] bilip Rabbini

bulur. Mevlâsına hizmet edene dünya hizmet eder. Dünyaya hizmet edeni, o

kullanır. Kim dünyadan bir lezzet alırsa, o elbette kendisine keder ve tasa

olur. Her ne doğurursanız, toprak olmak içindir. Her ne bina ederseniz harap

olmak içindir.

Beyt

Bu dünyâ bir kühen kervansarâydır

Ki bunda nice mihmân kondı göçdi

Günümüz Türkçesiyle

Bu dünya eski bir kervansaraydır ki nice misafirler buradan konup göçtü.

Dünya senin gölgendir. Ey dost dikkat et! Kovalarsan kaçar, durursan

durur. Kaçarsan o seni peşinden kovalar. Dünyadan yetecek kadarına râzı

olmak, tükenmez bir hazinedir. Dünya, tufanda kurtuluş gemisi gibidir.

Beyt

Ey kanâ‘at tevângerem gerdân

Ki verâ-yı to hîç ni‘met nîst

Beyt (in tercümesi)

Zenginlik beklerim senden ey kanaat. Senin fevkinde bir ni’met

bulunmaz.

Bu dünya kendisine rağbet edip itibar eden için bir mihnet yurdudur.

Lezzetlerini terk edene ise nimet yurdudur. Hak teâlâya kulluk eden için

ganimet yurdudur. İbretle bakan için hikmet yurdudur. Mânâsını anlayan

için selâmet yurdudur. Anne karnına nisbetle cennet gibidir. Bekã âlemine

nisbetle karanlık bir kuyu gibidir. Çünkü dünya darlık, zorluk ve meşakkat

yeridir. Bekã âlemi ise genişlik, sevinç ve saâdet yeridir. Ünsiyet meclisi ve

Hakk’ın huzurudur.

Nazm

1-Ger cenîn-râ kes be-goftî der rahim

Hest bîrûn âlemî bes muntazam

2-Yek zemînî hurrem u bâ-arz u tûl

Ender û sad ni‘met u çendîn ekûl

3-Kûhhâ vu bahrhâ vu deşthâ

Bûstânhâ bâğhâ vu keşthâ

4-Âsumânî bes bulend u pur ziyâ

Âfitâb u mâh u encum bâ sühâ

5-Ez-cenûb u ez şemâl u ez dubûr

Bâğhâ dâred arûsîhâ vu sûr

6-Ber sıfat n’âyed acâyibhâ-yı ân

Tû der-în zulmet çe’î der imtihân?

7-Hûn horî der çâr-mîh-i tengnâ

Der-miyân-i habs ü encâs u ‘anâ

8-Û be hokm-i hâl-i hod munkir budî

Z’în risâlet mu‘riz u kâfir şodî

9-Hemçunân k’în halk-ı âm ender cihân

Z’ân cihân ebdâl mî-gûyend-şân

10-K’în cihân çâhîst bes târîk u teng

Hest bîrûn âlemî bî bûy u reng

11-Hîç der-gûş-ı kesî zîşân nereft

K’în tama‘ âmed hicâb-ı jerf u zeft

12-Hemçunân ki ân cenîn-râ ta‘m-ı hûn

Şod hicâbeş z’în cihân der-cây-ı dûn

13-Ber to hem ta‘m-ı hoşî-yi în cihân

Şod hicâb-ı ân hoşî-yi câvidân

14-Ez tama‘ bîzâr şev çun râstân

Tâ nihî pâ enderûn-ı âsitân

15-Çeşm-i cânet rûşen u Hak-bîn şeved

Bî-zulâm-i şirk nûr-ı dîn şeved

Nazm (ın tercümesi)

1- Rahimdeyken cenine dışarıda çok düzenli bir âlem olduğunu biri

söyleseydi.

2- Enine boyuna sevinç dolu bir alan… İçinde yüz türlü nimet ve bir sürü

yiyecek.

3- Dağlar, denizler ve ovalar… Bağlar, bahçeler ve tarlalar.

4- Son derece yüksek ve ışıklı bir gök… Güneş, ay ve yüzlerce Süha.

5- Güney, kuzey ve batı rüzgarlarıyla bahçeler gelin gibi süslenip şenlenir.

6- Oranın ilginçlikleri sözle anlatılamaz. Sen bu karanlıkta ne diye sıkıntı

çekiyorsun?

7- Dar bir çarmıha gerilmişsin, kan içmedesin. Hapiste, pislikler ve

zorluklar içindesin.

8- [Bu sözler karşısında] o, kendi durumuna bakıp [bunu] inkâr eder ve bu

mesajdan yüz çevirirdi.

9- Dünyadaki insanların geneli böyledir. Erenler onlara o dünyadan söz

edip…

10- “Bu dünya çok karanlık ve dar bir kuyu ve dışarıda kokusuz ve

renksiz bir dünya var [deyince]

11- Onların hiç birinin kulağına girmez bu söz. Çünkü tamah, kalın ve

büyük bir perdedir.

12- Nitekim kan rahimdekinin gıdası olduğu gibi, bu dünya da ona perde

olmuştur.

13- Bu cihanın güzel gıdaları da, ebedî âlemin güzelliklerine perde oldu.

14- Doğru insanlar gibi tamahtan arın ki, kutlu eşiğe ayak basabilesin.

15- Böylelikle can gözün aydınlanır, hakkı görmeye başlar; şirk karanlığı

olmaksızın dinin aydınlığı olur.