ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Dünyanın örfen ve şerefen bir belâ ve cefâ yurdu olduğunu, aynı zamanda
göz boyayıcı, gaddar, vefâsız ve buğzedilmiş bir yer olduğunu; âhiretin ise
zevk ve safâ yurdu olduğunu hadîs-i şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Habîb-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz ümmetine olan
şefkat ve merhameti sebebiyle âhiretin ebedî bir mekân (dâr-ı karar)
olduğunu, dünyanın ise acımasız ve gaddar olduğunu duyurmuştur. Nitekim
hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “ Ey benim ümmetim ve ashâbım!
Güzel hayata kavuşan kimse, dünya kendisini terk etmeden önce o dünyayı
terk edendir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Dünyada kendini bir kimsesiz ya da bir
misafir bilesin, hatta kendini ölü kabul edesin. Böylece âhiret azığını
hazırlayasın.” [142] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya sevgisi ve isteği bütün
günahların baş sebebidir. ” [143] Ve buyurmuştur ki: “ Bir mü’mine bir
dünyalık verildiğinde mutlaka Allah katındaki derecesi azalır. Eskisi gibi
kalmaz.” [144] Ve buyurmuştur ki: “ Kimin niyet ve arzusu âhiret olup onun
yoluna giderse, Hak teâlâ onun kalbine zenginlik verir; bütün işlerini
toparlayıp kolaylaştırarak yardım eder. Dünyayı ona hizmetçi eyler. Kimin
niyet ve arzusu da dünya olursa, Hak teâlâ onun fakirliğini (sürekli)
gözünün önüne getirir. İşlerini dağınık kılar, zorlaştırır. O kimse hayretler
içinde kalır. Hâlbuki dünyadan ona fazla bir nasip gelmez. Ancak takdir
edileni gelir.” [145]
Ve buyurmuştur ki: “ Her gün bir nidâ edici üç kere nidâ edip der ki:
dünyayı onun ehli için terk ediniz, siz âhiret yoluna gidiniz. ” [146] Ve
buyurmuştur ki: “ Kim lüzumundan fazla dünyadan mal alırsa, bilmeden
kendi helâkini almış olur. ” [147] Ve buyurmuştur ki: “ Dünyayı terk etmek,
kalp ve bedenle rahat etmektir. ” [148] Ve buyurmuştur ki: “ İnsanların en
zâhidi, dünyanın güzelliklerini terk edip âhiret âlemini idrak edeni ve
yarınki günü ömründen saymayıp kendini ölülerden bilip ölüm hazırlığı
yapandır. ” [149] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya mü’minin zindanı, kafirin ise
seyrânıdır. ” [150] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya (ömrü) bir saattir. Onu Allah’a
kullukla geçirmek gerekir. ” [151] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya mü’mine duru
ve temiz olmaz, mü’min onda rahat bulmaz. Nasıl duru ve temiz olsun ki?
Mü’minin zindanı ve başının belâsıdır.” [152] Ve buyurmuştur ki: “ En fazla
şaşılacak şey, ebedîlik ve huzur yurdunu (cennet) tasdik eden bir mü’minin
bu geçici ve aldatıcı dünyaya meyletmesidir. ” [153]
Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki dünya, lezzetli bir sebze ve reyhan
(fesleğen çiçeği)dır. Hak teâlâ onu size bir imtihan ve deneme olarak
vermiştir. Çünkü (sizden önce) İsrâiloğullarına dünya malı bolca
verildiğinde onlar öğünme elbisesine meylettiler. Nefis yiyeceklere tâlip
olup lezzetli içeceklere rağbet ettiler. Sonunda da türlü türlü kargaşa ve
bozgunluğa düşüp gitmişlerdir.” [154] Ve buyurmuştur ki: “ Mü’min kendi
nefsinden ruhu için, dünyasından âhireti için, gençliğinden ihtiyarlığı için,
hayatından ölümü için artırıp hazırlık yapsın. Çünkü dünya sizin için
yaratılmıştır, siz ise âhiret için yaratılmışsınızdır. [185/a] Öldükten sonra
cennet ya da cehennemden başka gidilecek yer yoktur. ”
Bir gün Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r. a.) bal şerbeti istedi. İçerken şiddetle
ağlamaya başladı. Ağlaması bitip sâkinleştikten sonra niçin ağladığı
sorulduğunda şu cevabı verdi:
“Bir seferinde Rasûlullah’ı (s.a.v.) üzerinden bir şeyi uzaklaştırır gibi
yaparken gördüm. Hâlbuki yanında hiç kimse yoktu. Başka bir zaman bunu
kendisinden sordum. Dedim ki:
“Yâ Rasûlallah! Üzerinizden bir şey uzaklaştırıyordunuz, fakat ben bir
şey göremedim.” Buyurdu ki:
“O dünya idi, bir şekle girip bana geldi. Onu reddedip dedim ki benden
uzak dur! Giderken dönüp bana dedi ki: Sen benden kurtuldun, fakat
senden sonra hiç kimse benden kurtulamaz.” [155] İşte şimdi ben onun için
ağlıyorum, demiştir.”
Bir gün Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ashâbından bazılarıyla yolda giderken bir
oğlak leşinin yanından geçtiler. Efendimiz (s.a.v.) ashâbına dönüp demiştir
ki:
“ Hanginiz bu oğlağı bir dirheme satın alırsınız? ”
Onlar “Bedava bile olsa almayız” dediler. Bunun üzerine o Hazret
demiştir ki:
“ Vallâhi bu dünya (aslında) sizin katınızda bu leşten daha çirkin ve
değersizdir. ” [156]
Ve buyurmuştur ki: “ Altın ve gümüş paraya ve süslü, işlemeli güzel
elbiseye kulluk edenlere yazıklar olsun. ” [157] Yani âhirete yarayacak işleri
bir tarafa koyup mal toplamak ve güzel elbiseler giymekten hoşlanan gâfil,
helâk olsun diye temenni etmiştir. Ve buyurmuştur ki: “ Cehennem ateşinin
etrafı nefsanî arzularla kuşatılmıştır. Cennet nimetleri ise nefsin
beğenmediği şeylerle örtülmüştür. ” [158] Yani dünyevî isteklerine uyan
cehennem ateşine gider. Hâlbuki o isteklerin arkasındaki cehennem ateşini
görememiştir, ancak iştah duyduğu şeyleri görmüştür. Nefse sevimsiz gelen
dinî zorluklara katlanan kimse ise cennete gider. Hâlbuki nefsi cenneti
görmüyordu, ancak önündeki engelleri görüyordu. Ve buyurmuştur ki:
“ Vallâhi ben sizin fakir olmanızdan endişe etmem, fakat sizin hakkınızda
korkum şudur ki sizden öncekilere dünya bolca verildiği gibi size de
verildiğinde öncekileri helâk ettiği gibi sizi de helâk eder. ” [159]
Yani, gaflet içerisinde dünyaya rağbet edersiniz. Dizginleri bütünüyle
onun eline vermiş olduğunuz halde ömrünüz tamamlanır da Hak teâlâya
yöneliş ve ibadetleriniz eksik kalır. Dünyalık sebebiyle aranızda düşmanlık
çıkar. Ve duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım ! Muhammed ailesinin rızkını
yaşamak için yetecek derecede eyle!” [160] demiştir. Ve buyurmuştur ki:
“ Kendisine
yetecek
miktar
rızık
ile
yetinen
mü’min
kurtuluşu
bulmuştur. ” [161] Ve buyurmuştur ki: “O mü’min kurtuluşa ermiştir ki rızkın
yeteri kadar olanına kanaat etmiş olsun.” [162] Ve buyurmuştur ki:
“ Âdemoğlu malım, malım der. (Hâlbuki) o, vehm edilen bir övünme
vasıtasıdır. Malından yiyip tüketerek ve giyip eskiterek harcadığı ile Allah
rızası için tasadduk ettiğinden başka nesi vardır?” [163]
Ve buyurmuştur ki: “ Dünya malı çok olan kimse zengin değildir. Gerçek
zengin Hak teâlânın kendisine verdiğine kanaat eden kimsedir.” [164] Ve
buyurmuştur ki: “ (Çok fazla sayıda) tarlalar ve bahçeler edinmeyiniz ki
dünyaya rağbet edersiniz. ” [165] Ve buyurmuştur ki: “ Bir kişinin mal ve şeref
hırsından dolayı kendi dinine verdiği ziyan, koyun sürüsü içine dalan iki aç
kurdun o sürüye verdiği ziyandan daha çoktur. ” [166] Şereften maksat,
makãm-mevki ve baş olma sevdasıdır.
Ve buyurmuştur ki: “ Dünyayı terk eyle ki Hak teâlâ sana muhabbet etsin.
İnsanların elinde olan zenginliklere göz dikme ki insanlar sana muhabbet
eylesin.” [167] Ve buyurmuştur ki: “ Rabbim bana Mekke’nin vâdilerini altın
ile doldurmayı arz etti de ben Ya Rabbi! Ben dünyada nimetler içinde
kalmayı istemem. Bilakis bir gün aç, bir gün tok olayım. Aç kaldığım gün
boyun bükerek seni zikredeyim, tefekküre dalayım. Tok olduğum gün ise
sevinç içerisinde sana hamd ve şükür edeyim ” [168] dedim.
Ve buyurmuştur ki: “ Hak teâlâ dünyayı üç parçaya bölmüştür. Bir kısmını
mü’mine, bir kısmını münafığa ve kalan kısmını da kâfire vermiştir. Mü’min
dünyasından azığını alıp âhiret yoluna gider. Münafık, süs ve gösterişe
tamah eder; kâfir ise kâr ve kazanç elde edip gider. ” Ve buyurmuştur ki:
“ Bu dünya Muhammed’e ve ailesine lâyık değildir. ” [169] Ve buyurmuştur ki:
“ İnsanlar gaflet uykusundadırlar. [185/b] Öldükleri zaman uyanırlar. ” [170]
Habîb-i Ekrem (s.a.v.) bir gün bir hasır üzerine yatıp uyumuştu.
Uyandığında vücudunda hasır izi çıkmıştı. Bunu gören ashâbı “Yâ
Rasûlallah! Sizin için bir yatak hazırlayalım” dediklerinde o Hazret
buyurmuştur ki: “ Benim bu dünya ile bir alâkam yoktur. Bu dünyada
bulunmamın misali, yolunun üstündeki bir ağacın altına uzanıp bir miktar
gölgesinde dinlenen, sonra da o ağacın altından kalkıp yoluna devam eden
bir yolcu gibidir. ” [171] Ve buyurmuştur ki: “ Bu dünya bir köprüdür ki hemen
geçip gidesiniz. Onu bayındır hale getirmeye uğraşmayıp geçip yolunuza
devam edesiniz. ” [172] Ve buyurmuştur ki: “ Dünyada kalacağınız kadar
dünyalık elde ediniz. Âhirette yaşayacağınız kadar onun için çalışınız. ”
Yani âhiret hayatını bayındır hale getirmek için çalışınız.
Îsâ aleyhisselâma birgün havârileri demişlerdir ki: “Ey Îsâ! Bize bir yer
göster de oraya senin için bir ev yapalım.” O vakit bir deniz kenarında
imişler. Hz. Îsâ (a.s.) onlara cevap verip demiş ki “ Denizin dalgaları
üzerine kim bir bina yapabilir? Dünyayı kalınacak bir yer olarak kabul
etmeyiniz. Ey havârilerim! Dünyayı Rab kabul etmeyiniz ki o da sizi kul
edinmesin.”
Nazm
1-Ser-i cümle hatâhâ hubb-ı dünyâst
Ne-dâred dûst û-râ her ki dânâst
2-Ne-şâyed dûstî-râ în aduvv hîç
Çu dil besten ne-mî-şâyed be-dü hîç
3-Serâser în cihân derd est u endûh
Ki her derdî buved mikdâr-ı sad kûh
4-Kesî kû dûstdâr-ı câvidânîst
Sezâvâr-ı azâb-ı în cihânîst
5-Muhammed ki nigîn-i enbiyâ bûd
İmâret hem ne-kerd u hem ne-fermûd
6-Serâser-i în cihân ber rû-yı âbest
Eger ber rû-yı âbest în habâbest
7-Ne-mî-şâyed imâret kerd ber âb
Ve ger kerdî şeved elbette gark-âb
8-Eger to merdî u sâhib- basîret
Me-kon zinhâr dünyâ râ imâret
9-Nişân-ı eblehî în-est hâsıl
Boved bâ în denî bisyâr mâ’il
10-Be-kulli dil ber ez dünyâ berâder
Çu âhır mî-şeved vîrân u ebter
11-Ez în dünyâ be-ğayr ez-mihnet u gam
Nasîbî nîst ber ferzend-i âdem
12-Me-kon zinhâr meyl ez-dil be-dunyâ
Gozeşten zûd bihter ez-kadem câ
13-Be-râh-ı âhiret dunyâ buved pul
Be-gûyem în sohen ez cuz’ u ez kul
14-Mecâz ân cuz’iyest u ayn-ı dunyâst
Hakîkat ân kulest u mahz-ı ukbâst
15-Kemâl-ı dâniş înest ey berâder
Ez-în pul tîz u tond u zûd begzer
Nazm (ın tercümesi)
1-Bütün hata ve kusurların başı dünya sevgisidir, aklı olan onu hiç
sevmez.
2-Düşman olan bu dünya sevmeye değmez, ona gönül bağlamak hiç
gerekmez.
3-Bu cihan baştanbaşa dert ve üzüntüdür, her derdi yüz dağ
büyüklüğündedir.
4-Ebedî olanı seven kimse, bu cihanın azâbına lâyık değildir.
5-Peygamberlerin hâtemi olan Muhammed (s.a.v.) dünyayı imar etmedi,
edilmesini de buyurmadı.
6-Bu cihan baştanbaşa bir su üzerindedir; su üzerindeyse eğer, bu bir
köpüktür.
7-Suyun üzerinde bir şeyi imar etmek uygun değildir, sen imar edecek
olursan, elbette suya garkolacaktır.
8-Eğer sen gönül eri ve basîret sahibi isen, sakın ola ki dünyayı imar
etmeye kalkışma.
9-Bu yapılan, ahmaklığın nişanesidir, bu değersize meyleden de pek
çoktur.
10-Ey kardeşim, gönlünü tamamen dünyadan arındır; çünkü sonunda bu
dünya virân olacaktır.
11-Bu dünyadan gam ve sıkıntıdan gayrı, insanoğlunun hiçbir nasibi
yoktur.
12-Sakın ola ki gönülden dünyaya meyletme, kalmaktansa bir an önce
geçip gitmek yeğdir.
13-Unutma ki dünya âhiret yolculuğu için bir köprüdür, cüz’ ve küll ile
ilgili şu sözü de söyleyeyim:
14-Cüz’, bir mecâzdır; dünyanın ta kendisidir, küll ise hakîkattir ve tam
olarak ukbâ’dır.
15-Ey kardeş, bilginin kemâli şu sözdedir: bu (dünya) köprüsünden hızlı,
çabuk ve aceleyle geç.

