Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Dünyanın örfen ve şerefen bir belâ ve cefâ yurdu olduğunu, aynı zamanda göz boyayıcı…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Dünyanın örfen ve şerefen bir belâ ve cefâ yurdu olduğunu, aynı zamanda göz boyayıcı, gaddar, vefâsız ve buğzedilmiş bir yer olduğunu; âhiretin ise zevk …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Dünyanın örfen ve şerefen bir belâ ve cefâ yurdu olduğunu, aynı zamanda

göz boyayıcı, gaddar, vefâsız ve buğzedilmiş bir yer olduğunu; âhiretin ise

zevk ve safâ yurdu olduğunu hadîs-i şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Habîb-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz ümmetine olan

şefkat ve merhameti sebebiyle âhiretin ebedî bir mekân (dâr-ı karar)

olduğunu, dünyanın ise acımasız ve gaddar olduğunu duyurmuştur. Nitekim

hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “ Ey benim ümmetim ve ashâbım!

Güzel hayata kavuşan kimse, dünya kendisini terk etmeden önce o dünyayı

terk edendir. ” Ve buyurmuştur ki: “ Dünyada kendini bir kimsesiz ya da bir

misafir bilesin, hatta kendini ölü kabul edesin. Böylece âhiret azığını

hazırlayasın.” [142] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya sevgisi ve isteği bütün

günahların baş sebebidir. ” [143] Ve buyurmuştur ki: “ Bir mü’mine bir

dünyalık verildiğinde mutlaka Allah katındaki derecesi azalır. Eskisi gibi

kalmaz.” [144] Ve buyurmuştur ki: “ Kimin niyet ve arzusu âhiret olup onun

yoluna giderse, Hak teâlâ onun kalbine zenginlik verir; bütün işlerini

toparlayıp kolaylaştırarak yardım eder. Dünyayı ona hizmetçi eyler. Kimin

niyet ve arzusu da dünya olursa, Hak teâlâ onun fakirliğini (sürekli)

gözünün önüne getirir. İşlerini dağınık kılar, zorlaştırır. O kimse hayretler

içinde kalır. Hâlbuki dünyadan ona fazla bir nasip gelmez. Ancak takdir

edileni gelir.” [145]

Ve buyurmuştur ki: “ Her gün bir nidâ edici üç kere nidâ edip der ki:

dünyayı onun ehli için terk ediniz, siz âhiret yoluna gidiniz. ” [146] Ve

buyurmuştur ki: “ Kim lüzumundan fazla dünyadan mal alırsa, bilmeden

kendi helâkini almış olur. ” [147] Ve buyurmuştur ki: “ Dünyayı terk etmek,

kalp ve bedenle rahat etmektir. ” [148] Ve buyurmuştur ki: “ İnsanların en

zâhidi, dünyanın güzelliklerini terk edip âhiret âlemini idrak edeni ve

yarınki günü ömründen saymayıp kendini ölülerden bilip ölüm hazırlığı

yapandır. ” [149] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya mü’minin zindanı, kafirin ise

seyrânıdır. ” [150] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya (ömrü) bir saattir. Onu Allah’a

kullukla geçirmek gerekir. ” [151] Ve buyurmuştur ki: “ Dünya mü’mine duru

ve temiz olmaz, mü’min onda rahat bulmaz. Nasıl duru ve temiz olsun ki?

Mü’minin zindanı ve başının belâsıdır.” [152] Ve buyurmuştur ki: “ En fazla

şaşılacak şey, ebedîlik ve huzur yurdunu (cennet) tasdik eden bir mü’minin

bu geçici ve aldatıcı dünyaya meyletmesidir. ” [153]

Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki dünya, lezzetli bir sebze ve reyhan

(fesleğen çiçeği)dır. Hak teâlâ onu size bir imtihan ve deneme olarak

vermiştir. Çünkü (sizden önce) İsrâiloğullarına dünya malı bolca

verildiğinde onlar öğünme elbisesine meylettiler. Nefis yiyeceklere tâlip

olup lezzetli içeceklere rağbet ettiler. Sonunda da türlü türlü kargaşa ve

bozgunluğa düşüp gitmişlerdir.” [154] Ve buyurmuştur ki: “ Mü’min kendi

nefsinden ruhu için, dünyasından âhireti için, gençliğinden ihtiyarlığı için,

hayatından ölümü için artırıp hazırlık yapsın. Çünkü dünya sizin için

yaratılmıştır, siz ise âhiret için yaratılmışsınızdır. [185/a] Öldükten sonra

cennet ya da cehennemden başka gidilecek yer yoktur. ”

Bir gün Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r. a.) bal şerbeti istedi. İçerken şiddetle

ağlamaya başladı. Ağlaması bitip sâkinleştikten sonra niçin ağladığı

sorulduğunda şu cevabı verdi:

“Bir seferinde Rasûlullah’ı (s.a.v.) üzerinden bir şeyi uzaklaştırır gibi

yaparken gördüm. Hâlbuki yanında hiç kimse yoktu. Başka bir zaman bunu

kendisinden sordum. Dedim ki:

“Yâ Rasûlallah! Üzerinizden bir şey uzaklaştırıyordunuz, fakat ben bir

şey göremedim.” Buyurdu ki:

“O dünya idi, bir şekle girip bana geldi. Onu reddedip dedim ki benden

uzak dur! Giderken dönüp bana dedi ki: Sen benden kurtuldun, fakat

senden sonra hiç kimse benden kurtulamaz.” [155] İşte şimdi ben onun için

ağlıyorum, demiştir.”

Bir gün Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ashâbından bazılarıyla yolda giderken bir

oğlak leşinin yanından geçtiler. Efendimiz (s.a.v.) ashâbına dönüp demiştir

ki:

“ Hanginiz bu oğlağı bir dirheme satın alırsınız? ”

Onlar “Bedava bile olsa almayız” dediler. Bunun üzerine o Hazret

demiştir ki:

“ Vallâhi bu dünya (aslında) sizin katınızda bu leşten daha çirkin ve

değersizdir. ” [156]

Ve buyurmuştur ki: “ Altın ve gümüş paraya ve süslü, işlemeli güzel

elbiseye kulluk edenlere yazıklar olsun. ” [157] Yani âhirete yarayacak işleri

bir tarafa koyup mal toplamak ve güzel elbiseler giymekten hoşlanan gâfil,

helâk olsun diye temenni etmiştir. Ve buyurmuştur ki: “ Cehennem ateşinin

etrafı nefsanî arzularla kuşatılmıştır. Cennet nimetleri ise nefsin

beğenmediği şeylerle örtülmüştür. ” [158] Yani dünyevî isteklerine uyan

cehennem ateşine gider. Hâlbuki o isteklerin arkasındaki cehennem ateşini

görememiştir, ancak iştah duyduğu şeyleri görmüştür. Nefse sevimsiz gelen

dinî zorluklara katlanan kimse ise cennete gider. Hâlbuki nefsi cenneti

görmüyordu, ancak önündeki engelleri görüyordu. Ve buyurmuştur ki:

“ Vallâhi ben sizin fakir olmanızdan endişe etmem, fakat sizin hakkınızda

korkum şudur ki sizden öncekilere dünya bolca verildiği gibi size de

verildiğinde öncekileri helâk ettiği gibi sizi de helâk eder. ” [159]

Yani, gaflet içerisinde dünyaya rağbet edersiniz. Dizginleri bütünüyle

onun eline vermiş olduğunuz halde ömrünüz tamamlanır da Hak teâlâya

yöneliş ve ibadetleriniz eksik kalır. Dünyalık sebebiyle aranızda düşmanlık

çıkar. Ve duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım ! Muhammed ailesinin rızkını

yaşamak için yetecek derecede eyle!” [160] demiştir. Ve buyurmuştur ki:

“ Kendisine

yetecek

miktar

rızık

ile

yetinen

mü’min

kurtuluşu

bulmuştur. ” [161] Ve buyurmuştur ki: “O mü’min kurtuluşa ermiştir ki rızkın

yeteri kadar olanına kanaat etmiş olsun.” [162] Ve buyurmuştur ki:

“ Âdemoğlu malım, malım der. (Hâlbuki) o, vehm edilen bir övünme

vasıtasıdır. Malından yiyip tüketerek ve giyip eskiterek harcadığı ile Allah

rızası için tasadduk ettiğinden başka nesi vardır?” [163]

Ve buyurmuştur ki: “ Dünya malı çok olan kimse zengin değildir. Gerçek

zengin Hak teâlânın kendisine verdiğine kanaat eden kimsedir.” [164] Ve

buyurmuştur ki: “ (Çok fazla sayıda) tarlalar ve bahçeler edinmeyiniz ki

dünyaya rağbet edersiniz. ” [165] Ve buyurmuştur ki: “ Bir kişinin mal ve şeref

hırsından dolayı kendi dinine verdiği ziyan, koyun sürüsü içine dalan iki aç

kurdun o sürüye verdiği ziyandan daha çoktur. ” [166] Şereften maksat,

makãm-mevki ve baş olma sevdasıdır.

Ve buyurmuştur ki: “ Dünyayı terk eyle ki Hak teâlâ sana muhabbet etsin.

İnsanların elinde olan zenginliklere göz dikme ki insanlar sana muhabbet

eylesin.” [167] Ve buyurmuştur ki: “ Rabbim bana Mekke’nin vâdilerini altın

ile doldurmayı arz etti de ben Ya Rabbi! Ben dünyada nimetler içinde

kalmayı istemem. Bilakis bir gün aç, bir gün tok olayım. Aç kaldığım gün

boyun bükerek seni zikredeyim, tefekküre dalayım. Tok olduğum gün ise

sevinç içerisinde sana hamd ve şükür edeyim ” [168] dedim.

Ve buyurmuştur ki: “ Hak teâlâ dünyayı üç parçaya bölmüştür. Bir kısmını

mü’mine, bir kısmını münafığa ve kalan kısmını da kâfire vermiştir. Mü’min

dünyasından azığını alıp âhiret yoluna gider. Münafık, süs ve gösterişe

tamah eder; kâfir ise kâr ve kazanç elde edip gider. ” Ve buyurmuştur ki:

“ Bu dünya Muhammed’e ve ailesine lâyık değildir. ” [169] Ve buyurmuştur ki:

“ İnsanlar gaflet uykusundadırlar. [185/b] Öldükleri zaman uyanırlar. ” [170]

Habîb-i Ekrem (s.a.v.) bir gün bir hasır üzerine yatıp uyumuştu.

Uyandığında vücudunda hasır izi çıkmıştı. Bunu gören ashâbı “Yâ

Rasûlallah! Sizin için bir yatak hazırlayalım” dediklerinde o Hazret

buyurmuştur ki: “ Benim bu dünya ile bir alâkam yoktur. Bu dünyada

bulunmamın misali, yolunun üstündeki bir ağacın altına uzanıp bir miktar

gölgesinde dinlenen, sonra da o ağacın altından kalkıp yoluna devam eden

bir yolcu gibidir. ” [171] Ve buyurmuştur ki: “ Bu dünya bir köprüdür ki hemen

geçip gidesiniz. Onu bayındır hale getirmeye uğraşmayıp geçip yolunuza

devam edesiniz. ” [172] Ve buyurmuştur ki: “ Dünyada kalacağınız kadar

dünyalık elde ediniz. Âhirette yaşayacağınız kadar onun için çalışınız. ”

Yani âhiret hayatını bayındır hale getirmek için çalışınız.

Îsâ aleyhisselâma birgün havârileri demişlerdir ki: “Ey Îsâ! Bize bir yer

göster de oraya senin için bir ev yapalım.” O vakit bir deniz kenarında

imişler. Hz. Îsâ (a.s.) onlara cevap verip demiş ki “ Denizin dalgaları

üzerine kim bir bina yapabilir? Dünyayı kalınacak bir yer olarak kabul

etmeyiniz. Ey havârilerim! Dünyayı Rab kabul etmeyiniz ki o da sizi kul

edinmesin.”

Nazm

1-Ser-i cümle hatâhâ hubb-ı dünyâst

Ne-dâred dûst û-râ her ki dânâst

2-Ne-şâyed dûstî-râ în aduvv hîç

Çu dil besten ne-mî-şâyed be-dü hîç

3-Serâser în cihân derd est u endûh

Ki her derdî buved mikdâr-ı sad kûh

4-Kesî kû dûstdâr-ı câvidânîst

Sezâvâr-ı azâb-ı în cihânîst

5-Muhammed ki nigîn-i enbiyâ bûd

İmâret hem ne-kerd u hem ne-fermûd

6-Serâser-i în cihân ber rû-yı âbest

Eger ber rû-yı âbest în habâbest

7-Ne-mî-şâyed imâret kerd ber âb

Ve ger kerdî şeved elbette gark-âb

8-Eger to merdî u sâhib- basîret

Me-kon zinhâr dünyâ râ imâret

9-Nişân-ı eblehî în-est hâsıl

Boved bâ în denî bisyâr mâ’il

10-Be-kulli dil ber ez dünyâ berâder

Çu âhır mî-şeved vîrân u ebter

11-Ez în dünyâ be-ğayr ez-mihnet u gam

Nasîbî nîst ber ferzend-i âdem

12-Me-kon zinhâr meyl ez-dil be-dunyâ

Gozeşten zûd bihter ez-kadem câ

13-Be-râh-ı âhiret dunyâ buved pul

Be-gûyem în sohen ez cuz’ u ez kul

14-Mecâz ân cuz’iyest u ayn-ı dunyâst

Hakîkat ân kulest u mahz-ı ukbâst

15-Kemâl-ı dâniş înest ey berâder

Ez-în pul tîz u tond u zûd begzer

Nazm (ın tercümesi)

1-Bütün hata ve kusurların başı dünya sevgisidir, aklı olan onu hiç

sevmez.

2-Düşman olan bu dünya sevmeye değmez, ona gönül bağlamak hiç

gerekmez.

3-Bu cihan baştanbaşa dert ve üzüntüdür, her derdi yüz dağ

büyüklüğündedir.

4-Ebedî olanı seven kimse, bu cihanın azâbına lâyık değildir.

5-Peygamberlerin hâtemi olan Muhammed (s.a.v.) dünyayı imar etmedi,

edilmesini de buyurmadı.

6-Bu cihan baştanbaşa bir su üzerindedir; su üzerindeyse eğer, bu bir

köpüktür.

7-Suyun üzerinde bir şeyi imar etmek uygun değildir, sen imar edecek

olursan, elbette suya garkolacaktır.

8-Eğer sen gönül eri ve basîret sahibi isen, sakın ola ki dünyayı imar

etmeye kalkışma.

9-Bu yapılan, ahmaklığın nişanesidir, bu değersize meyleden de pek

çoktur.

10-Ey kardeşim, gönlünü tamamen dünyadan arındır; çünkü sonunda bu

dünya virân olacaktır.

11-Bu dünyadan gam ve sıkıntıdan gayrı, insanoğlunun hiçbir nasibi

yoktur.

12-Sakın ola ki gönülden dünyaya meyletme, kalmaktansa bir an önce

geçip gitmek yeğdir.

13-Unutma ki dünya âhiret yolculuğu için bir köprüdür, cüz’ ve küll ile

ilgili şu sözü de söyleyeyim:

14-Cüz’, bir mecâzdır; dünyanın ta kendisidir, küll ise hakîkattir ve tam

olarak ukbâ’dır.

15-Ey kardeş, bilginin kemâli şu sözdedir: bu (dünya) köprüsünden hızlı,

çabuk ve aceleyle geç.