ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Ecvef damarın inen kısmından iki oyluktan en alt kısımlara giden dallarını
ve faydalarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yukarıda
zikri geçen iki kısmın anlatılan tabakalarının geri kalanı uylukların içlerine
inip her bir kısım bir uyluk içinde on beşer şube olmuştur ki biri uyluğun ön
tarafı üzerinde olan kaslara dağılmıştır. Biri uyluğun arka tarafındaki
adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf
adalelerinde bulunmuştur. Dördü, uylukların içine girip derinliklerine
dağılmıştır. İkisi, uyluğun en aşağı kısımlarına inmiştir. İkisi, diz mafsalının
kaslarına ulaşmıştır. Geri kalan üç şubenin dış tarafta olanı baldır (kasaba-i
suğrâ) [4] üzerinde topuk kemiğine kadar uzanmıştır. [137/a] Orta şubesi, diz
kapağının nihayetinden baldırın iç kaslarından şubeler bırakarak inmiştir.
Ondan geriye kalan iki şubenin biri baldırın iç kısımlarında kaybolmuştur.
Diğeri de iki topuk arasında uzayıp ayak önüne indiğinde sözü edilen dış
kısmın bir şubesine karışmıştır. Üçüncü dalın iç yüzü baldırın derinliklerine
yönelip kasaba-i kübrânın dış bükey tarafından topuk tarafına gidip ayağın
iç tarafına gelmiştir.
Açıklaması yapılan üçüncü şube onda dört kola ayrılmıştır. İkisi dış
yüzeydedir ki kasaba-i suğranın yanından ayağa girmiştir. İkisi iç
yüzeydedir ki iki dış yüzeydekinin birine, içtekinin en içteki ulaşmıştır.
Ayağın üzerine çıkıp en üstünde dağılmıştır. İkincisine iç yüzeyde olanın
dış şubesi bitişip ayağın alt kısımlarında dağılarak son bulmuştur. İşte bütün
insan bedeninde bulunan kan damarları bunlardır ki açıklanmıştır. Ve
bunların hepsi üç yüz altmış toplardamara ulaşmıştır. Bütün bunlara şekil
veren Musavvir-i Hakîm’in, en güzel şekilde yarattığı insan bedeninde olan
benzersiz yaratış ve sanatları fikretmeye ve anlamaya yol gösterici olmak
için onda bulunan birbirine benzer vücut parçaları bu miktarca açıklayıp
îzah etmekle yetinilmiştir. Bundan sonra bazı hisler ve kuvvetleri, uzuvların
şekil farklılığının hikmetini de iki fasıl ile açıklamaya başlanılmıştır.
Bedende olan nihayetsiz ince sanatlardan, birbirine benzeyen organların
açıklamasının anlatımı kısa tutulmuştur.
Çünkü bedende yaratılan muhtelif uzuvları ve durumlarının uzun uzadıya
anlatılmasını filozoflar ilm-i ebdân’a (anatomi) ait nice yüz kitap ile ancak
açıklamışlardır.
“Yaratıcıların en güzeli olan Allah’ın şânı yücedir.”
[1] . “Sübhâna’llâhi ve sübhâne men huve’l-hallâku’r-rezzâku cellet
azametuhû ve kemulet kudretuhû.”
[2] . Esin Kâhya’nın yayınladığı metinde üç noktalı “se (
) ile “Tûse”
şeklinde yazılmıştır.
[3] . Thymus (timus): Erişkinlerde küçülüp kaybolan bir iç salgı bezi,
özellikle fötal ve çocukluk çağında önemli görevlerle yükümlüdür; gudde-i
timusî. ( Osmanlıca Tıp Terimleri Sözlüğü , Türk Tarih Kurumu, s. 549.)
[4] . Baldır her iki tarafta ikişer kemiktir; kemiklerden biri büyük ve
uzundur; ona, “kasaba-i kübrâ” (tibia) denir. Diğeri küçük ve kısadır;
“kasaba-i suğrâ” (fibula) derler. Fibula uyluğa ve dize tamamen ulaşmıştır
ve onun başı tibia dedikleri büyük kemiğin başına yapışmıştır. (İtâkî, a.g.e. ,
s. 154.)
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yukarıda
zikri geçen iki kısmın anlatılan tabakalarının geri kalanı uylukların içlerine
inip her bir kısım bir uyluk içinde on beşer şube olmuştur ki biri uyluğun ön
tarafı üzerinde olan kaslara dağılmıştır. Biri uyluğun arka tarafındaki
adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf
adalelerinde bulunmuştur. Dördü, uylukların içine girip derinliklerine
dağılmıştır. İkisi, uyluğun en aşağı kısımlarına inmiştir. İkisi, diz mafsalının
kaslarına ulaşmıştır. Geri kalan üç şubenin dış tarafta olanı baldır (kasaba-i
suğrâ) üzerinde topuk kemiğine kadar uzanmıştır. [137/a] Orta şubesi, diz
kapağının nihayetinden baldırın iç kaslarından şubeler bırakarak inmiştir.
Ondan geriye kalan iki şubenin biri baldırın iç kısımlarında kaybolmuştur.
Diğeri de iki topuk arasında uzayıp ayak önüne indiğinde sözü edilen dış
kısmın bir şubesine karışmıştır. Üçüncü dalın iç yüzü baldırın derinliklerine
yönelip kasaba-i kübrânın dış bükey tarafından topuk tarafına gidip ayağın
iç tarafına gelmiştir.
“Sâid damar” kalp bölgesini geçtikten sonra orada göğsü iki eşit parçaya
bölen zarın yükseklerine tev’e ve (thymus) denilen yumuşak ete kılcal
damarlar şeklinde dağılmıştır. Yukarı doğru çıkan damar, köprücük kemiği
(terkût) yanına geldiğinde iki şubeye ayrılmıştır. Onlardan her biri
diğerinden uzaklaşarak köprücük kemiği bölgesine gelmiş ve her biri tekrar
iki kola ayrılmıştır. Biri sağdan, diğeri de soldan göğüs kemiklerine inmiş
ve oradan da hançerede nihayet bulmuştur. Yukarı doğru çıkan damar, üç
kısma ayrılmıştır. İki şubesi kaburgalar arasında bulunan kaslara dağılıp
ağızları orada yayılmış olan damarların ağızlarına uygunluk sağlayarak, bu
iki şubeden pek çok damar göğsün dışındaki kaslara dağılmıştır. Hançereyi
ikmal ettikten sonra bir grup damar da kürek kemiğini onararak orada
toplanıp yığılmış olan kaslara dağılmıştır. Bu iki [135/a] bir bölük damar
dahi, düz kasların altına inmiş ve şubeleri onlara dağılmıştır. Son kısımları
da, ileride açıklanacak olan boyun toplardamarından (verîd-i aczî) yukarı
çıkan kaslara ve damarlara bitişmiştir. Yukarı doğru çıkan damarın üçüncü
şubesi iki kürek kemiği bölgesine gıda vermiştir.
“Mahlukatı yaratıp bolca rızık veren, azameti celâlle, kudreti kemâlle
ifade edilen Allah’ı her türlü noksandan tenzih ederiz.”
“Sâid damar” kalp bölgesini geçtikten sonra orada göğsü iki eşit parçaya
bölen zarın yükseklerine tev’e ve (thymus) denilen yumuşak ete kılcal
damarlar şeklinde dağılmıştır. Yukarı doğru çıkan damar, köprücük kemiği
(terkût) yanına geldiğinde iki şubeye ayrılmıştır. Onlardan her biri
diğerinden uzaklaşarak köprücük kemiği bölgesine gelmiş ve her biri tekrar
iki kola ayrılmıştır. Biri sağdan, diğeri de soldan göğüs kemiklerine inmiş
ve oradan da hançerede nihayet bulmuştur. Yukarı doğru çıkan damar, üç
kısma ayrılmıştır. İki şubesi kaburgalar arasında bulunan kaslara dağılıp
ağızları orada yayılmış olan damarların ağızlarına uygunluk sağlayarak, bu
iki şubeden pek çok damar göğsün dışındaki kaslara dağılmıştır. Hançereyi
ikmal ettikten sonra bir grup damar da kürek kemiğini onararak orada
toplanıp yığılmış olan kaslara dağılmıştır. Bu iki [135/a] bir bölük damar
dahi, düz kasların altına inmiş ve şubeleri onlara dağılmıştır. Son kısımları
da, ileride açıklanacak olan boyun toplardamarından (verîd-i aczî) yukarı
çıkan kaslara ve damarlara bitişmiştir. Yukarı doğru çıkan damarın üçüncü
şubesi iki kürek kemiği bölgesine gıda vermiştir.
. “Sübhâna’llâhi ve sübhâne men huve’l-hallâku’r-rezzâku cellet
azametuhû ve kemulet kudretuhû.”
. Baldır her iki tarafta ikişer kemiktir; kemiklerden biri büyük ve uzundur;
ona, “kasaba-i kübrâ” (tibia) denir. Diğeri küçük ve kısadır; “kasaba-i
suğrâ” (fibula) derler. Fibula uyluğa ve dize tamamen ulaşmıştır ve onun
başı tibia dedikleri büyük kemiğin başına yapışmıştır. (İtâkî, a.g.e. , s. 154.)
. Esin Kâhya’nın yayınladığı metinde üç noktalı “se () ile “Tûse” şeklinde
yazılmıştır.
. Thymus (timus): Erişkinlerde küçülüp kaybolan bir iç salgı bezi,
özellikle fötal ve çocukluk çağında önemli görevlerle yükümlüdür; gudde-i
timusî. ( Osmanlıca Tıp Terimleri Sözlüğü , Türk Tarih Kurumu, s. 549.)

