Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Ecvef damarın inen kısmından iki oyluktan en alt kısımlara giden dallarını

ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Ecvef damarın inen kısmından iki oyluktan en alt kısımlara giden dallarını ve faydalarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yukarıda zikri …

ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Ecvef damarın inen kısmından iki oyluktan en alt kısımlara giden dallarını

ve faydalarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yukarıda

zikri geçen iki kısmın anlatılan tabakalarının geri kalanı uylukların içlerine

inip her bir kısım bir uyluk içinde on beşer şube olmuştur ki biri uyluğun ön

tarafı üzerinde olan kaslara dağılmıştır. Biri uyluğun arka tarafındaki

adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf

adalelerinde bulunmuştur. Dördü, uylukların içine girip derinliklerine

dağılmıştır. İkisi, uyluğun en aşağı kısımlarına inmiştir. İkisi, diz mafsalının

kaslarına ulaşmıştır. Geri kalan üç şubenin dış tarafta olanı baldır (kasaba-i

suğrâ) [4] üzerinde topuk kemiğine kadar uzanmıştır. [137/a] Orta şubesi, diz

kapağının nihayetinden baldırın iç kaslarından şubeler bırakarak inmiştir.

Ondan geriye kalan iki şubenin biri baldırın iç kısımlarında kaybolmuştur.

Diğeri de iki topuk arasında uzayıp ayak önüne indiğinde sözü edilen dış

kısmın bir şubesine karışmıştır. Üçüncü dalın iç yüzü baldırın derinliklerine

yönelip kasaba-i kübrânın dış bükey tarafından topuk tarafına gidip ayağın

iç tarafına gelmiştir.

Açıklaması yapılan üçüncü şube onda dört kola ayrılmıştır. İkisi dış

yüzeydedir ki kasaba-i suğranın yanından ayağa girmiştir. İkisi iç

yüzeydedir ki iki dış yüzeydekinin birine, içtekinin en içteki ulaşmıştır.

Ayağın üzerine çıkıp en üstünde dağılmıştır. İkincisine iç yüzeyde olanın

dış şubesi bitişip ayağın alt kısımlarında dağılarak son bulmuştur. İşte bütün

insan bedeninde bulunan kan damarları bunlardır ki açıklanmıştır. Ve

bunların hepsi üç yüz altmış toplardamara ulaşmıştır. Bütün bunlara şekil

veren Musavvir-i Hakîm’in, en güzel şekilde yarattığı insan bedeninde olan

benzersiz yaratış ve sanatları fikretmeye ve anlamaya yol gösterici olmak

için onda bulunan birbirine benzer vücut parçaları bu miktarca açıklayıp

îzah etmekle yetinilmiştir. Bundan sonra bazı hisler ve kuvvetleri, uzuvların

şekil farklılığının hikmetini de iki fasıl ile açıklamaya başlanılmıştır.

Bedende olan nihayetsiz ince sanatlardan, birbirine benzeyen organların

açıklamasının anlatımı kısa tutulmuştur.

Çünkü bedende yaratılan muhtelif uzuvları ve durumlarının uzun uzadıya

anlatılmasını filozoflar ilm-i ebdân’a (anatomi) ait nice yüz kitap ile ancak

açıklamışlardır.

“Yaratıcıların en güzeli olan Allah’ın şânı yücedir.”

[1] . “Sübhâna’llâhi ve sübhâne men huve’l-hallâku’r-rezzâku cellet

azametuhû ve kemulet kudretuhû.”

[2] . Esin Kâhya’nın yayınladığı metinde üç noktalı “se (

) ile “Tûse”

şeklinde yazılmıştır.

[3] . Thymus (timus): Erişkinlerde küçülüp kaybolan bir iç salgı bezi,

özellikle fötal ve çocukluk çağında önemli görevlerle yükümlüdür; gudde-i

timusî. ( Osmanlıca Tıp Terimleri Sözlüğü , Türk Tarih Kurumu, s. 549.)

[4] . Baldır her iki tarafta ikişer kemiktir; kemiklerden biri büyük ve

uzundur; ona, “kasaba-i kübrâ” (tibia) denir. Diğeri küçük ve kısadır;

“kasaba-i suğrâ” (fibula) derler. Fibula uyluğa ve dize tamamen ulaşmıştır

ve onun başı tibia dedikleri büyük kemiğin başına yapışmıştır. (İtâkî, a.g.e. ,

s. 154.)

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yukarıda

zikri geçen iki kısmın anlatılan tabakalarının geri kalanı uylukların içlerine

inip her bir kısım bir uyluk içinde on beşer şube olmuştur ki biri uyluğun ön

tarafı üzerinde olan kaslara dağılmıştır. Biri uyluğun arka tarafındaki

adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf

adalelerinde bulunmuştur. Dördü, uylukların içine girip derinliklerine

dağılmıştır. İkisi, uyluğun en aşağı kısımlarına inmiştir. İkisi, diz mafsalının

kaslarına ulaşmıştır. Geri kalan üç şubenin dış tarafta olanı baldır (kasaba-i

suğrâ) üzerinde topuk kemiğine kadar uzanmıştır. [137/a] Orta şubesi, diz

kapağının nihayetinden baldırın iç kaslarından şubeler bırakarak inmiştir.

Ondan geriye kalan iki şubenin biri baldırın iç kısımlarında kaybolmuştur.

Diğeri de iki topuk arasında uzayıp ayak önüne indiğinde sözü edilen dış

kısmın bir şubesine karışmıştır. Üçüncü dalın iç yüzü baldırın derinliklerine

yönelip kasaba-i kübrânın dış bükey tarafından topuk tarafına gidip ayağın

iç tarafına gelmiştir.

“Sâid damar” kalp bölgesini geçtikten sonra orada göğsü iki eşit parçaya

bölen zarın yükseklerine tev’e ve (thymus) denilen yumuşak ete kılcal

damarlar şeklinde dağılmıştır. Yukarı doğru çıkan damar, köprücük kemiği

(terkût) yanına geldiğinde iki şubeye ayrılmıştır. Onlardan her biri

diğerinden uzaklaşarak köprücük kemiği bölgesine gelmiş ve her biri tekrar

iki kola ayrılmıştır. Biri sağdan, diğeri de soldan göğüs kemiklerine inmiş

ve oradan da hançerede nihayet bulmuştur. Yukarı doğru çıkan damar, üç

kısma ayrılmıştır. İki şubesi kaburgalar arasında bulunan kaslara dağılıp

ağızları orada yayılmış olan damarların ağızlarına uygunluk sağlayarak, bu

iki şubeden pek çok damar göğsün dışındaki kaslara dağılmıştır. Hançereyi

ikmal ettikten sonra bir grup damar da kürek kemiğini onararak orada

toplanıp yığılmış olan kaslara dağılmıştır. Bu iki [135/a] bir bölük damar

dahi, düz kasların altına inmiş ve şubeleri onlara dağılmıştır. Son kısımları

da, ileride açıklanacak olan boyun toplardamarından (verîd-i aczî) yukarı

çıkan kaslara ve damarlara bitişmiştir. Yukarı doğru çıkan damarın üçüncü

şubesi iki kürek kemiği bölgesine gıda vermiştir.

“Mahlukatı yaratıp bolca rızık veren, azameti celâlle, kudreti kemâlle

ifade edilen Allah’ı her türlü noksandan tenzih ederiz.”

“Sâid damar” kalp bölgesini geçtikten sonra orada göğsü iki eşit parçaya

bölen zarın yükseklerine tev’e ve (thymus) denilen yumuşak ete kılcal

damarlar şeklinde dağılmıştır. Yukarı doğru çıkan damar, köprücük kemiği

(terkût) yanına geldiğinde iki şubeye ayrılmıştır. Onlardan her biri

diğerinden uzaklaşarak köprücük kemiği bölgesine gelmiş ve her biri tekrar

iki kola ayrılmıştır. Biri sağdan, diğeri de soldan göğüs kemiklerine inmiş

ve oradan da hançerede nihayet bulmuştur. Yukarı doğru çıkan damar, üç

kısma ayrılmıştır. İki şubesi kaburgalar arasında bulunan kaslara dağılıp

ağızları orada yayılmış olan damarların ağızlarına uygunluk sağlayarak, bu

iki şubeden pek çok damar göğsün dışındaki kaslara dağılmıştır. Hançereyi

ikmal ettikten sonra bir grup damar da kürek kemiğini onararak orada

toplanıp yığılmış olan kaslara dağılmıştır. Bu iki [135/a] bir bölük damar

dahi, düz kasların altına inmiş ve şubeleri onlara dağılmıştır. Son kısımları

da, ileride açıklanacak olan boyun toplardamarından (verîd-i aczî) yukarı

çıkan kaslara ve damarlara bitişmiştir. Yukarı doğru çıkan damarın üçüncü

şubesi iki kürek kemiği bölgesine gıda vermiştir.

. “Sübhâna’llâhi ve sübhâne men huve’l-hallâku’r-rezzâku cellet

azametuhû ve kemulet kudretuhû.”

. Baldır her iki tarafta ikişer kemiktir; kemiklerden biri büyük ve uzundur;

ona, “kasaba-i kübrâ” (tibia) denir. Diğeri küçük ve kısadır; “kasaba-i

suğrâ” (fibula) derler. Fibula uyluğa ve dize tamamen ulaşmıştır ve onun

başı tibia dedikleri büyük kemiğin başına yapışmıştır. (İtâkî, a.g.e. , s. 154.)

. Esin Kâhya’nın yayınladığı metinde üç noktalı “se () ile “Tûse” şeklinde

yazılmıştır.

. Thymus (timus): Erişkinlerde küçülüp kaybolan bir iç salgı bezi,

özellikle fötal ve çocukluk çağında önemli görevlerle yükümlüdür; gudde-i

timusî. ( Osmanlıca Tıp Terimleri Sözlüğü , Türk Tarih Kurumu, s. 549.)