Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Ecvef damarının, karaciğerden bedenin aşağı kısmına inen büyük

ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Ecvef damarının, karaciğerden bedenin aşağı kısmına inen büyük kısmının dallarını ve faydalarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Ecvefin …

ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Ecvef damarının, karaciğerden bedenin aşağı kısmına inen büyük

kısmının dallarını ve faydalarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Ecvefin inen

kısmı -ki büyük koludur- karaciğerden çıkınca, arka omurga kemiğine

doğru uzanıp orada kemiğe dayanmadan önce büyük bir damar ayrılıp

kılcal damarlara bölünmüştür. Sağ böbreğin zarına ulaşıp orada ve etrafında

dağılmıştır. Hepsine gıda vermiştir. Sonra bu inen kısımdan büyük bir

damar ayrılıp kılcal damarlar halinde dağılmıştır. Sol böbreğe gelip onun

zarına ulaşarak oralarda ve yakınlarında yayılmıştır. Hepsine bu kol ile gıda

gelmiştir. Sonra inen bu kısımdan (vena cava descendends) iki büyük damar

ayrılmıştır ki onlara “tali’ayn” (renal ven) ismi münasip görülmüştür.

Bunlar gıda vermek için böbreklerin içine girerler.

Çünkü açıklanan atardamarlar gibi, bu “talia”lar da böbreklerin gıdasını

çekmişlerdir ki karaciğerin kan suyu onlara gıda olarak gelmiştir. Bu

“talia”nın solundan bir damar ayrılıp erkek ve kadınlarda sol yumurtaya

inmiştir. Bir damar da sağından çıkıp sağ yumurtaya ulaşmıştır.

İki böbrekten iki tenâsül uzvuna sağdan sağ taraftakine ve soldan sol

taraftakine gelen iki damar bel kemiği yönüne mün’atif (bir tarafa dönen)

ve şekilleri gizli olduğundan, iki böbrekten onlarda yumurtalara akan halis

kan, sıcaklıkla pişip olgunlaşır. Daha önce kırmızı kan iken beyaz “sperm”

haline gelmiştir. İki damar da omurgasından iki testise ulaşmıştır. Bu

bahsedilen damarların hepsi zekerde, fercde [136/b] ve rahmin

derinliklerinde kaybolmuşlardır. Daha sonra bu inen kısım omurga

kemiğine yapışarak inerken, her bir omurgada ondan yine şubeler

ayrılmıştır ki bazılara o omurgaların içine girip “ilik”te son bulmuştur.

Bazıları ise yanında olan kaslara dağılmıştır. Bazıları da iki “hâsıra”ya (boş

böğür) gelerek, karın kaslarında son bulmuştur. İşte bu inen kısım,

zikredilen bütün özellikleriyle sırt omurlarının sonuna eriştiğinde, onda iki

kısım ortaya çıkmıştır ki bir kısmı sağ uyluğa ve bir kısmı sol uyluğa yol

bulmuştur.

Bu iki kısım uyluğa inmeden önce her birinden on tabaka damar

ayrılmıştır. Birinci tabakaları iki “sırt”a gelmiştir. İkinci tabakaları, saç

kılları misali pek çok ince damara ayrılıp Kasları örten ve koruyan ince

zarların aşağı tarafında dağılmıştır. Üçüncü tabakaları kuyruk sokumu

kemiği üzerinde olan kaslara dağılmıştır. Dördüncü tabakaları, makad

kasları ve kuyruk sokumu kemiği üzerinde taksim olmuştur. Beşinci

tabakaları, makadın kaslarında kuyruk sokumu kemiğinde dışa yönelip

orada taksim olmuştur.

Kadınlarda ise, rahmin içlerine yönelip bazısı onda öne bitişik olan

kısımlarda dağılmıştır. Kalanları mesane tarafına gelip iki kısım olmuştur.

Bunlardan biri mesanede dağılıp biri mesanenin boyun kısmına gelmiştir.

Bu beşinci tabaka erkeklerde çok olmuştur ki hem mesaneyi kaplayıp hem

de zeker olmuştur. Altıncı tabakaları kasık kemiği üzerinde olan kaslara

yönelip orada dağılmıştır. Yedinci tabakaları, karın üzerinde uzunlamasına

bedene giden kaslara ulaşmıştır. Bu damarlar o damarların etrafına

bitişmiştir ki onlar göğüsten karın boşluğuna inmişlerdir. Bu damarların

aslından, kadınlarda dört damar çıkıp dört taraftan rahme gelmiştir.

Onlardan sekizinci damar, erkek ve dişi tenâsül organlarına gelmiştir. İşte

bu damar ile dişi tenâsül uzvu (rahim) erkek tenâsül uzvuna eş olmuştur.

Sekizinci tabakaları, erkeklerde zekere ve kadınlarda rahme gelip onlarda

dağılmıştır. Dokuzuncu tabakaları, derin but kaslarına inip onlarda

dağılmıştır. Onuncu tabakaları, iki “hâsıra”ya (boş böğür) çıkıp iki ellerin

tarafından inen damarın etrafına ulaşmıştır. Hepsinden bir büyük kısım hâsıl

olup yumuşak kaslara inerek oradan dağılmıştır ki yirmi tabakaya kadar

ulaşarak orada nihayet bulmuştur. İşte bu damarların bu şekilde

dağılmasında, ehl-i hayret için nice ibretler vardır.

“Damarlardaki kanı nehirler gibi akıtan, bir ve kahhâr olan Allah’ı

tesbih ederiz.”