Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dördüncü Madde

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde En büyük ışık kaynağı güneşe nispetle, “küçük nurlu” dediğimiz aya ârız olan bazı durumları bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi …

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

En büyük ışık kaynağı güneşe nispetle, “küçük nurlu” dediğimiz aya ârız

olan bazı durumları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri şöyle demişlerdir: güneşe

nispetle ayda meydana gelen değişik konumlardan biri, muhâk (mahâk-

mihâk) [508] durumudur. Yani, bize dönük olan Güneş yüzeyinden üzerinde

olan ışıktan mahrum kalmasıdır. Yoksa Güneşle ayın arasına yerkürenin

girip de gölge olması ile muhâk meydana gelmez. Çünkü güneşle ayın

arasına yerin girmesi (haylûlet-i arz), ay tutulmasıdır, (husûf) muhâk

değildir.

Ayda meydana gelen farklı durumlardan bir diğeri de, fazlalaşmadır

(izdiyâd). Yani, ayın güneşten uzaklaşması sebebiyle, Güneş ışığının ay

yüzeyinde alışılmışın dışında fazla görünmesidir. Ayda meydana gelen

değişik durumlardan bir diğeri de, ilk dördün dür (terbî-i evvel). Yani ayın

bize dönük olan yüzeyinin yarısının tam olgunlaşmadan Güneş ışığı ile

aydınlanmasıdır. Ve bir değişim hali kemâl dir (dolunay). Yukarıda söz

konusu edilen nûrun artarak tamamlanmasıdır. Bir başka değişim hali,

azalma dır (noksan). Yani dolunay halinden sonra, ayın güneşe yaklaşması

sebebiyle, Güneş ışığının ay yüzeyinde peyderpey eksilme sidir. Bir diğer

hali de; ikinci dördün (terbî-i sâni) dir. Yani ayın bize dönük bulunan

yüzeyinin yarısının, dolunaydan sonra hâlâ ışıklı kalmasıdır. Ayın bir başka

durumu da, güneşi gölgelemesidir (güneş tutulmasına sebep olması). Nurlu

güneşin bize dönük olan yüzeyinin tamamını ya da bir kısmını ayın bizden

saklaması halidir. Bir diğer hali tutulmadır (münhasif). Güneş ile ayın

arasına yerkürenin girmesiyle ayın tamamının ya da bir kısmının Güneş

ışığından perdelenmesidir.

Ayın yukarıda değinilen aşamalarının îzâhı şudur ki: Ay, esasen siyaha

yakın lacivert renktedir. Ne gök rengindedir, ne de tam siyahtır. Bilakis

madenî bir ayna gibi karanlık ve yoğundur. Yuvarlaktır; parlak bir topaç

gibi görünür. Ay, ancak bir yerden almakta olduğu ışığı başka bir yere

yansıtır. Ve o nûrunu ancak güneşten alır. Dolayısı ile güneşten yana bakan

yarısının çoğu daima aydınlıktır. Ve eğer Güneşle ayın aralarında

yeryüzünün gölgesi engel olmazsa, durum (yukarıda anlatıldığı üzere)

öylece devam edip gider. Güneşin kütlesi aydan büyük olduğu için; ayın

daima yarısından çoğuna ışık verir; yarısından azı ise karanlık kalır.

Yerkürenin gölgesi; koni (mahrût) şeklinde olup Venüs feleğinin içbükey

yüzeyinde son bulur. Bu durumda söz konusu konik gölgenin Çıkış düğümü

noktasının, burçlar kuşağına teğet olması gerekir. Çünkü güneşin merkezi,

dışmerkezli küre kuşağında daima burçlar kuşağının yüzeyine kadar ulaşır.

Şu halde toplanma (ictimâ‘) zamanında, yani Güneşle ayın bir burcun aynı

noktasında buluşmaları ânında; ay yeryüzü ile Güneş arasına girmiş olup

karanlık yüzünün yarısı bize dönük olur. Aydınlık yüzünün yarısı ise bize

görünmez olur. İşte o durumda muhâk gelmiş olur. Çünkü ay, hızlı

seyrettiği için güneşi on iki derece kadar geçip ondan uzaklaşmış olur.

Ayın nurlu yüzünün yarısı bizden tarafa meyledince, bir tarafı

yeryüzünden görünür. İşte hilâl budur ve bu muhâkdan bir gün [53/b] sonra

meydana gelir. Çünkü ay, bir gün ve bir gecede on üç derece kadar –

yukarıda açıklandığı üzere- hareket eder. Güneş ise, bu müddet içinde ancak

bir derece kadar hareket eder. Bu minval üzere ay, her gün güneşten on iki

derece uzaklaşmış olur. Hilâlden sonra ay, güneşten gün be gün on ikişer

derece uzaklaştıkça, ayın güneşe uzak bulunan batı yönünden itibâren

aydınlık tarafının bize göre olan eğimi artar. İşte yukarıda fazlalaşma

(izdiyâd) olarak söz ettiğimiz değişim budur.

Bundan sonra ay, güneşten uzaklaştıkça her gece ışığı bize göre artar ve

devrinin dörtte biri olan üç burç kadar güneşten uzaklaştığı zaman, ayın

yarısı bize aydınlık görünür. İşte ilk dördün (terbî-i evvel) budur. Bundan

sonra ay, güneşten uzaklaşıp altı burç kadar yol alınca, tam güneşe karşı

gelmiş olmakla bizler o ikisinin arasında bulunuruz. Ayın aydınlık olan

yüzeyinin yarısı tamamı ile bize dönük bulunur ve ayın on dördü olur. Buna

da dolunay denir. Söz konusu değişimlerin kemâli budur. Bundan sonra ay,

güneşin karşısından ayrılmaya başlar. Sol tarafından gün be gün güneşe

yaklaşır ve karanlık bulunan yarısı batı cihetinden yine bize doğru

meyleder. Bir o kadar aydınlık kalan tarafı da, doğu cihetinden güneşten

yana meyletmiş olur. Bu durumda bize göre ayın, karanlık yüzeyi fazla,

aydınlık yüzeyi az olmuş olur. İşte yukarıda sözünü ettiğimiz ayın

değişimlerinden azalma da budur. Bundan sonra ay, güneşe yaklaştıkça

karanlığı her gece biraz daha artmış olup ikisinin arasında yine dörtte bir

devir felek kalınca, bize tekrar bir yarısı aydınlık görünmeye başlar. Bahsi

geçen ikinci dördün budur. Bundan sonra ay, güneşe tekrar gün be gün

yaklaşmaya başlayıp karanlığı her gün biraz daha artar. O miktarda nûru

azalmaya başlar. Ve böylece Güneşle yakınlaşmasından ikinci defa muhâk

meydana gelmiş olur.

Ay, burada anlatıldığı şekilde konaklarını ve burçları sırası ile geçip bu

devir esnasında bazen Güneşle aynı tarafa gelir, bazen onunla karşılıklı

bulunur. Yaklaşık olarak her yirmi dokuz buçuk günde bir kere

yakınlaşması ve muhâk meydana gelir. Şüphesiz bütün bu değişimler,

“ Güçlü ve her şeyi hakkıyla bilen Allah’ın dilemesiyle” olmaktadır .

(Bkz. Yâsin 36/38) Yaratıcı, yarattıklarında hikmet sahibi, güçlü ve

varlığının öncesi olmayan Allah teâlâ bütün noksanlıklardan uzaktır.