BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · DOKUZUNCU FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
En büyük ışık kaynağı güneşe nispetle, “küçük nurlu” dediğimiz aya ârız
olan bazı durumları bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri şöyle demişlerdir: güneşe
nispetle ayda meydana gelen değişik konumlardan biri, muhâk (mahâk-
mihâk) [508] durumudur. Yani, bize dönük olan Güneş yüzeyinden üzerinde
olan ışıktan mahrum kalmasıdır. Yoksa Güneşle ayın arasına yerkürenin
girip de gölge olması ile muhâk meydana gelmez. Çünkü güneşle ayın
arasına yerin girmesi (haylûlet-i arz), ay tutulmasıdır, (husûf) muhâk
değildir.
Ayda meydana gelen farklı durumlardan bir diğeri de, fazlalaşmadır
(izdiyâd). Yani, ayın güneşten uzaklaşması sebebiyle, Güneş ışığının ay
yüzeyinde alışılmışın dışında fazla görünmesidir. Ayda meydana gelen
değişik durumlardan bir diğeri de, ilk dördün dür (terbî-i evvel). Yani ayın
bize dönük olan yüzeyinin yarısının tam olgunlaşmadan Güneş ışığı ile
aydınlanmasıdır. Ve bir değişim hali kemâl dir (dolunay). Yukarıda söz
konusu edilen nûrun artarak tamamlanmasıdır. Bir başka değişim hali,
azalma dır (noksan). Yani dolunay halinden sonra, ayın güneşe yaklaşması
sebebiyle, Güneş ışığının ay yüzeyinde peyderpey eksilme sidir. Bir diğer
hali de; ikinci dördün (terbî-i sâni) dir. Yani ayın bize dönük bulunan
yüzeyinin yarısının, dolunaydan sonra hâlâ ışıklı kalmasıdır. Ayın bir başka
durumu da, güneşi gölgelemesidir (güneş tutulmasına sebep olması). Nurlu
güneşin bize dönük olan yüzeyinin tamamını ya da bir kısmını ayın bizden
saklaması halidir. Bir diğer hali tutulmadır (münhasif). Güneş ile ayın
arasına yerkürenin girmesiyle ayın tamamının ya da bir kısmının Güneş
ışığından perdelenmesidir.
Ayın yukarıda değinilen aşamalarının îzâhı şudur ki: Ay, esasen siyaha
yakın lacivert renktedir. Ne gök rengindedir, ne de tam siyahtır. Bilakis
madenî bir ayna gibi karanlık ve yoğundur. Yuvarlaktır; parlak bir topaç
gibi görünür. Ay, ancak bir yerden almakta olduğu ışığı başka bir yere
yansıtır. Ve o nûrunu ancak güneşten alır. Dolayısı ile güneşten yana bakan
yarısının çoğu daima aydınlıktır. Ve eğer Güneşle ayın aralarında
yeryüzünün gölgesi engel olmazsa, durum (yukarıda anlatıldığı üzere)
öylece devam edip gider. Güneşin kütlesi aydan büyük olduğu için; ayın
daima yarısından çoğuna ışık verir; yarısından azı ise karanlık kalır.
Yerkürenin gölgesi; koni (mahrût) şeklinde olup Venüs feleğinin içbükey
yüzeyinde son bulur. Bu durumda söz konusu konik gölgenin Çıkış düğümü
noktasının, burçlar kuşağına teğet olması gerekir. Çünkü güneşin merkezi,
dışmerkezli küre kuşağında daima burçlar kuşağının yüzeyine kadar ulaşır.
Şu halde toplanma (ictimâ‘) zamanında, yani Güneşle ayın bir burcun aynı
noktasında buluşmaları ânında; ay yeryüzü ile Güneş arasına girmiş olup
karanlık yüzünün yarısı bize dönük olur. Aydınlık yüzünün yarısı ise bize
görünmez olur. İşte o durumda muhâk gelmiş olur. Çünkü ay, hızlı
seyrettiği için güneşi on iki derece kadar geçip ondan uzaklaşmış olur.
Ayın nurlu yüzünün yarısı bizden tarafa meyledince, bir tarafı
yeryüzünden görünür. İşte hilâl budur ve bu muhâkdan bir gün [53/b] sonra
meydana gelir. Çünkü ay, bir gün ve bir gecede on üç derece kadar –
yukarıda açıklandığı üzere- hareket eder. Güneş ise, bu müddet içinde ancak
bir derece kadar hareket eder. Bu minval üzere ay, her gün güneşten on iki
derece uzaklaşmış olur. Hilâlden sonra ay, güneşten gün be gün on ikişer
derece uzaklaştıkça, ayın güneşe uzak bulunan batı yönünden itibâren
aydınlık tarafının bize göre olan eğimi artar. İşte yukarıda fazlalaşma
(izdiyâd) olarak söz ettiğimiz değişim budur.
Bundan sonra ay, güneşten uzaklaştıkça her gece ışığı bize göre artar ve
devrinin dörtte biri olan üç burç kadar güneşten uzaklaştığı zaman, ayın
yarısı bize aydınlık görünür. İşte ilk dördün (terbî-i evvel) budur. Bundan
sonra ay, güneşten uzaklaşıp altı burç kadar yol alınca, tam güneşe karşı
gelmiş olmakla bizler o ikisinin arasında bulunuruz. Ayın aydınlık olan
yüzeyinin yarısı tamamı ile bize dönük bulunur ve ayın on dördü olur. Buna
da dolunay denir. Söz konusu değişimlerin kemâli budur. Bundan sonra ay,
güneşin karşısından ayrılmaya başlar. Sol tarafından gün be gün güneşe
yaklaşır ve karanlık bulunan yarısı batı cihetinden yine bize doğru
meyleder. Bir o kadar aydınlık kalan tarafı da, doğu cihetinden güneşten
yana meyletmiş olur. Bu durumda bize göre ayın, karanlık yüzeyi fazla,
aydınlık yüzeyi az olmuş olur. İşte yukarıda sözünü ettiğimiz ayın
değişimlerinden azalma da budur. Bundan sonra ay, güneşe yaklaştıkça
karanlığı her gece biraz daha artmış olup ikisinin arasında yine dörtte bir
devir felek kalınca, bize tekrar bir yarısı aydınlık görünmeye başlar. Bahsi
geçen ikinci dördün budur. Bundan sonra ay, güneşe tekrar gün be gün
yaklaşmaya başlayıp karanlığı her gün biraz daha artar. O miktarda nûru
azalmaya başlar. Ve böylece Güneşle yakınlaşmasından ikinci defa muhâk
meydana gelmiş olur.
Ay, burada anlatıldığı şekilde konaklarını ve burçları sırası ile geçip bu
devir esnasında bazen Güneşle aynı tarafa gelir, bazen onunla karşılıklı
bulunur. Yaklaşık olarak her yirmi dokuz buçuk günde bir kere
yakınlaşması ve muhâk meydana gelir. Şüphesiz bütün bu değişimler,
“ Güçlü ve her şeyi hakkıyla bilen Allah’ın dilemesiyle” olmaktadır .
(Bkz. Yâsin 36/38) Yaratıcı, yarattıklarında hikmet sahibi, güçlü ve
varlığının öncesi olmayan Allah teâlâ bütün noksanlıklardan uzaktır.

