KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde
İkinci Madde
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, Allah
Teâlâ ve Tekaddes hazretleri ehadiyet mertebesinde gizli bir hazine iken,
bilinmeyi murad edip dilemesiyle ruhlar âlemiyle cisimler âlemini
yaratmıştır. Rahmetinin güzelliği ve kudretinin kemâli, azametinin görkemi,
nimetinin bolluğu, sanatının çeşitliliği ve hikmetinin sırlarını meydana
çıkarmayı
istediğinde,
bütün
yaratılmışlardan
önce,
yokluğun
bilinmezliğinden parlak, yeşil bir cevher vücuda getirmiştir. Bir rivayete
göre; kendi nûrundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip o cevherden
kâinâtın tamamını derece derece düzenli bir biçimde yaratmıştır. Buna ilk
cevher, Nûr-ı Muhammedî, (levh-i mahfûz) korunmuş kutsal levha, (akl-ı
küll) evrensel akıl ve (rûh-ı izâfî) göreceli ruh da denilir. Bütün ruhların ve
cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir.
Göklerden gönderdiği iblis soyunu, denizlerdeki adalara yerleştirmiştir.
İblis önceleri Allah’a son derece itaatkâr ve emirlerine boyun eğici
olduğundan, onu yedinci kat göğe yükseltti, ilâhî dergâhta değerini
yücelterek cennetine koydu. Yeryüzü boş kalmasın diye göklerden melekler
indirip onları dünyaya yerleştirdi. Onlar da hep Allah’a ibadetle meşgul
oldular; böylece bin yıl dünyada kaldılar. Cinlerin babası Mâric’in
yaratılmasından beri yirmi bin yıl geçmiştir. Bundan sonra Hak teâlâ
insanlığın atası Âdem (a.s.)’ı yaratmayı murad edince Azrâil (a.s.)’ı
gönderip yeryüzünde yedi iklimden çeşit çeşit toprak aldırmış ardından
Cebrâil (a.s.)’ı gönderip o kuru toprağı kırk gün yoğurmasını emretmiştir.
Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap
diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları
için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada
hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için
ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler
ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,
Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.
Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için
hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,
zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin
yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden
fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden
fazladır.
Bu perdelerin altında bahr-ı mescûr, onun altında bahr-ı rakk-ı menşûr,
onun altında bahr-ı rızk-ı maksûm, onun altında bahr-ı in’âm (nimetler
denizi) , onun altında bahr-ı kumkâm (su denizi,) o nun altında bahr-ı hayvân
(hayat denizi) vardır. Ve bütün bu denizler, Cenâb-ı Hakk’ın bitip tükenmez
hazinelerinden kinâyedir. Söz konusu denizlerin altında yedinci kat
gökyüzü vardır ki parlak nûrdan, bir rivayete göre kırmızı yâkuttandır. Ve
ismi Aribâ ’dır, yüce meleklerle doludur. Ve oradaki hürmete layık melekler,
insan şeklindedir. Tesbihleri daima şudur; “subhânallâhi ve bi-hamdihî
adede halkıhî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî.” Onlar Hak teâlâdan
başka kimseyi bilmezler ve birbirlerine bile dönüp bakmazlar. Allah
korkusundan kıyamda durup kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara [8/b]
melâike-i mukarrabîn ve rûhânîyyîn ( manevî olarak Allah’a yaklaştırılmış
melekler) derler. Reislerinin ismi Raykail ’dir ki yedinci kat gökyüzünün
bekçisidir.
Üçüncüsü Mikâil aleyhisselâmdır ki onun kanatlarının sayısını ancak Hak
teâlâ bilir. O, bahr-ı mescûr deki meleklerin görevlerini düzenlemekle
vazifelidir. Çünkü gökler ve yeryüzü meleklerle doludur ve bunlardan her
biri yağmur yağdırmak gibi nice işlerle vazifelidir.
Bunun altında altıncı kat gökyüzü vardır ve o taze incidendir. Buranın
ismi Raka ’dır; Altıncı kat semâdaki melekler gılmân (hizmetkâr)
şeklindedir. Yüzleri gülden tazedir. Hepsi de Allah korkusundan rükûa
varmışlardır. Ve “subhâne rabbî külli şey’in” tesbihini dillerine vird
edinmişlerdir. Reislerinin adı Kemhâil ’dir, altıncı kat gökyüzünün
bekçisidir. Onun altında beşinci kat gökyüzü vardır; kırmızı altındandır.
İsmi Denika ’dır. Buranın melekleri hûriler şeklindedir. Onların hepsi de
Allah korkusundan tevazu ile oturur vaziyette dururlar. Tesbihleri şudur;
“subhâne’l-hâlıkı’n-nûri ve bi-hamdihî” Reislerinin ismi Semhâil ’dir ki o,
beşinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında dördüncü kat gökyüzü
vardır ki beyaz gümüştendir. İsmi, Erkalun ’dur. Ve onun melekleri at
şeklindedir. Tesbihleri şudur; “subhâne’l-meliki’l-kuddûsi rabbünâ ve
rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh” Reislerinin ismi Kâkâil ’dir; dördüncü kat
gökyüzünün bekçisidir. Onun altında üçüncü kat gökyüzü vardır ki sarı
yâkuttandır. İsmi Mâûn ’dur ve onun melekleri kartal şeklindedir; tesbihleri
şudur; “subhâne’l-hayyi’llezî lâ yemûtü” Reislerinin ismi Safdail ’dir;
üçüncü kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında ikinci kat gökyüzü vardır
ki kırmızı yâkuttandır. İsmi Kaydum ’dur. Buranın bütün melekleri deve
şeklindedir. Tesbihleri şudur; “Subhâne zi’l-izzeti ve’l-ceberût” Reislerinin
ismi Mencail ’dir; ikinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında birinci kat
gökyüzü vardır ki yeşil zeberceddendir. İsmi Berkia ’dır; melekleri sığır
şeklindedir.
Tesbihleri
şudur;
“subhâne
zi’l-melülki
ve’l-melekût”
Reislerinin ismi İsmail’dir; dünya semâsının bekçisidir. Bu, büyük ve güzel
bir melek olup Mîkâil ’in vekilidir. Yağmuru her yere o paylaştırır. Damlalar
onun hesap ettiği yerlere yağar ve bulutlar ancak onun sevk ettiği bölgelere
gider.
Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) ve Beyt-i Ma‘mûr’u bildirir.
Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap
diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları
için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada
hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için
ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler
ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,
Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.
Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için
hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,
zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin
yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden
fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden
fazladır.
. Mânâsı: “Mülk ve melekut âleminin sahibi Allah’ı tesbih ederiz.”
. Mânâsı: “Kudret sahibi Yüce Allah, noksan sıfatlardan uzaktır.”
. Mânâsı: “Hükümranlığı son bulmayan ve daima diri olan Rabbimizi
tesbih ederiz.”
. Mânâsı: “Hiçbir eksiği olmayan Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.
Rabbimiz! Meleklerin ve ruhun Rabbi!”
. Mânâsı: “Nûrun yaratıcısı olan Allah, noksan sıfatlardan uzaktır; O’nu
tesbih ederiz.”
. Mânâsı: “Her şeyin Rabb’i olan Allah teâlâ bütün noksan sıfatlardan
tenzih ederiz.”
. Mânâsı: “Allah bütün noksan sıfatlardan uzaktır. O’nu yarattıklarının
sayısınca, arşının direkleri adedince ve kelimelerin mürekkebince tesbih
ederiz.”
. Bahr-ı rızk-ı maksûm: Yayılmış ince deri üzerine, sahiplerine
paylaştırılmış halde rızıkların yazıldığı hususi levha.
. Bahr-ı rakk-ı menşûr: Yayılmış ince deri üzerine rızıkların yazıldığı
hususi levha. Bkz. Tûr sûresi, 52/3)
. Bu fasıldaki maddeleri okurken, biyografide bu konularla ilgili yapılan
hatırlatmaların göz önünde tutulması halinde, eserden daha iyi istifade
edilecektir.
Bütün âlemleri bir anda yoktan var etmeye gücü yettiği halde, Hak
teâlânın bu âlemi altı günde yaratması, yani Pazar günü başlayıp âlemdeki
bütün varlıkların yaratılışını Cuma günü tamamlamasının sebebi, kullarına
her işte sabır ve teennî ile davranmayı öğretmek ve anlatmaktır. Nitekim O,
azamet ve yüceliği ile şöyle buyurmuştur: “And olsun ki gökleri, yeri ve
ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz yorgunluk da
duymadık.” (Kaf, 51/38)
Sekiz nehrin ötesinde arş-ı a’zamın etrafında, -arştan gelen nûrun
şiddetiyle çevresinde bulunan meleklerin yanmasına engel olsun diye-
nûrdan bin perde ve karanlıktan bin perde yaratılmıştır. Bu perdelerin
ardında saf tutmuş yetmiş bin melek yaratılmıştır. Bu melekler arşı kuşatan
Rahmân’ı sürekli tesbih ederler ve arşı tavaf etmek için sürekli hareket
ederler. Günde iki kez arşın taşıyıcılarına selâm verirler. Bunlara “melâike-i
sâffûn ve hâffûn” (saf tutup arşın etrafını kuşatan melekler) denir. Bunlar
sonsuza kadar ayakta durup şöylece Allah’ı tesbih ederler. Bunların
ötesinde de saf tutmuş yetmiş bin melekler vardır; kıyamda durup sürekli
olarak Allah’ı şöyle tesbih ederler: “Subhânallâhi ve’l-hamdü li’llâhi velâ
ilâhe illa’llâhu va’llâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ bi’llâhi’l-
aliyyi’l-azîm.”
. Nebe’, 78/40
. Ğâfir, 40/16.
. Ğâfir, 40/16.
. “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram
sahibi Rabbinin zâtı bâkî kalacak.” Rahmân, 55/26-27.
. Kâria, 101/5.
. Kıyametin on alâmeti diye bilinen şartlar, Huzeyfe b. Useyd Gıfârî’den
gelen rivayette şu şekildedir: “Biz kendi aramızda bir takım meselelerden
bahsederken Rasûlullah (s.a.v.) çıkageldi ve: “Neden bahsediyorsunuz?”
diye sordu. “Kıyamet üzerinden konuşuyoruz” dedik. Hz. Peygamber
(s.a.v.): “Kıyametten önce on alâmet görülmedikçe dünyanın sonu gelmez”
dedi ve bu alâmetleri şu şekilde saydı: 1-Duhan (simsiyah bir duman), 2-
Deccâl, 3-Dâbbetü’l-arz, 4-Güneşin batıdan doğuşu, 5-Meryem oğlu Îsâ’nın
(a.s.) nüzûlü, 6-Ye’cûc ve Me’cûc, 7-Üç yerde batma hâdisesi, a-Doğuda
yer batması, b (8)-Batıda yer batması, c(9)-Arap Yarımadası’nda yer
batması, 10-İnsanları önüne katıp mahşer yerine sürecek olan bir ateşin
Yemen’den çıkması. ( Buhâri-Müslim , “Fiten”; Ebû Dâvûd , “Melâhim” 11;
İbn Mâce , “Fiten”, 28; Taftazânî Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi Şerhu’l-akâid ,
Haz: Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, Üçüncü Baskı, İstanbul 1991, s.
360, 26 numaralı dipnot.)
. Bu konudaki hadis-i şerifler, hadis kitaplarının Kitâbü’l-fiten ve
Eşrâtü’s-sâ‘a bâblarında bulunmaktadır.
. Hz. Âdem (a.s.) ile Havva’nın yaratılışıyla ilgili benzer rivayetler, azîz
Mahmud Hüdâyi’nin Hulâsatü’l-ahbâr ’ında da mevcuttur. Bu eserde
mümkün olduğu ölçüde bahsedilen rivayetlerin kaynaklarına ulaşılmaya
çalışılmıştır.
. “Hâviye”nin Kur’ân’da geçtiği âyet-i kerîme: Kâria sûresi, 101/9.
Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap
diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları
için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada
hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için
ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler
ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,
Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.
Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için
hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,
zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin
yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden
fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden
fazladır.
Özetle âlemin yaratılışını bildirir.
. “Lezâ”nın Kur’ân’da geçtiği âyet-i kerîme: Meâric sûresi, 70/15.
. “Hutame”nin Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Hümeze, 104/4 ve 5.
. “Cahîm”in Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Bakara, 2/119; Mâide, 5/10;
Tevbe, 9/113.
. “Sakar”ın Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Kamer, 54/48; Müddessir,
74/26, 27 ve 42.
. “Saîr”in Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Nisâ, 4/10 ve 55; İsrâ, 17/97.
. Bu maddeyi okurken, merhum müellifin cehennemin yerin altında
olduğu inancını gözardı etmediğini hatırda tutmak gerekiyor.
. “O melek, yerlerin etrafını tutup bir omuzunda sâkinleştirmiştir. Bundan
sonra Hak teâlâ, yerleri tutan görevli meleğin ayağını sabitlemek için yeşil
yâkuttan, kare biçiminde büyük bir kaya yaratmıştır. Bu kayanın en yüksek
yüzeyinde bin vâdi yaratmıştır. Bu vâdilerin her birini bir deniz ile
doldurmuş, her denizi de binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Bundan
sonra Hak teâlâ sözünü ettiğimiz kayayı sağlam tutmak için büyük kırmızı
bir boğa yaratmıştır. Onun kırk bin başı, kırk bin boynuzu ve kırk bin ayağı
vardır. Ve her iki ayağı arası bir yıllık mesafedir. Boğa o kayayı boynuzları
ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Söz konusu boğanın adı, Leyunan’dır. Bundan
sonra Hak teâlâ boğanın ayağını sabitleştirmek için büyük bir balık
yaratmıştır ki yedi deniz onun ağzında bir damla su gibidir. O balığın
altında büyük bir deniz yaratmıştır ki o muazzam balık orada sâkin ve
hareketsiz durmaktadır. Bundan sonra Hak teâlâ söz konusu denizin altında
yedi kat cehennemi yaratmıştır ki o büyük deniz, cehennem üzerinde sâkin
olmuştur.” Muhterem okuyucularımızdan ricamız, dipnota aldığımız bu
ibareyi okurken biyografideki hatırlatmaları göz önünde bulundurmalarıdır.
. Benzer rivayet için bkz. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XI/27, H. no:
10949; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ’id , I/280, H. no: 346.
. Seb’a-i seyyâre: Bunlar Ay, Merkür, Uranüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve
Satürn’dür.
. Kaf dağı, dünyayı ihâta eden bir dağ olarak düşünülürdü. Dünyanın düz
olduğuna inanıldığı dönemlerde İbrâniler, Yunanlılar ve Araplar arasında
yaygın olan inanışa göre dünyanın etrafı Okyanus denilen uçsuz-bucaksız
karanlık bir denizle çevrilidir. Kaf dağı işte bu Okyanus’tan sonra yer
almakta olup, kara ve denizin ikisini birden ihâta etmektedir. Efsânevî bir
kuş olan Ankâ’nın yuvası da Kaf dağındadır. ( Ansiklopedik İslâm Lugatı , c.
I, s. 314.)
Bunun altında altıncı kat gökyüzü vardır ve o taze incidendir. Buranın
ismi Raka ’dır; Altıncı kat semâdaki melekler gılmân (hizmetkâr)
şeklindedir. Yüzleri gülden tazedir. Hepsi de Allah korkusundan rükûa
varmışlardır. Ve “subhâne rabbî külli şey’in” tesbihini dillerine vird
edinmişlerdir. Reislerinin adı Kemhâil ’dir, altıncı kat gökyüzünün
bekçisidir. Onun altında beşinci kat gökyüzü vardır; kırmızı altındandır.
İsmi Denika ’dır. Buranın melekleri hûriler şeklindedir. Onların hepsi de
Allah korkusundan tevazu ile oturur vaziyette dururlar. Tesbihleri şudur;
“subhâne’l-hâlıkı’n-nûri ve bi-hamdihî” Reislerinin ismi Semhâil ’dir ki o,
beşinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında dördüncü kat gökyüzü
vardır ki beyaz gümüştendir. İsmi, Erkalun ’dur. Ve onun melekleri at
şeklindedir. Tesbihleri şudur; “subhâne’l-meliki’l-kuddûsi rabbünâ ve
rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh” Reislerinin ismi Kâkâil ’dir; dördüncü kat
gökyüzünün bekçisidir. Onun altında üçüncü kat gökyüzü vardır ki sarı
yâkuttandır. İsmi Mâûn ’dur ve onun melekleri kartal şeklindedir; tesbihleri
şudur; “subhâne’l-hayyi’llezî lâ yemûtü” Reislerinin ismi Safdail ’dir;
üçüncü kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında ikinci kat gökyüzü vardır
ki kırmızı yâkuttandır. İsmi Kaydum ’dur. Buranın bütün melekleri deve
şeklindedir. Tesbihleri şudur; “Subhâne zi’l-izzeti ve’l-ceberût” Reislerinin
ismi Mencail ’dir; ikinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında birinci kat
gökyüzü vardır ki yeşil zeberceddendir. İsmi Berkia ’dır; melekleri sığır
şeklindedir.
Tesbihleri
şudur;
“subhâne
zi’l-melülki
ve’l-melekût”
Reislerinin ismi İsmail’dir; dünya semâsının bekçisidir. Bu, büyük ve güzel
bir melek olup Mîkâil ’in vekilidir. Yağmuru her yere o paylaştırır. Damlalar
onun hesap ettiği yerlere yağar ve bulutlar ancak onun sevk ettiği bölgelere
gider.
Bu perdelerin altında bahr-ı mescûr, onun altında bahr-ı rakk-ı menşûr,
onun altında bahr-ı rızk-ı maksûm, onun altında bahr-ı in’âm (nimetler
denizi) , onun altında bahr-ı kumkâm (su denizi,) o nun altında bahr-ı hayvân
(hayat denizi) vardır. Ve bütün bu denizler, Cenâb-ı Hakk’ın bitip tükenmez
hazinelerinden kinâyedir. Söz konusu denizlerin altında yedinci kat
gökyüzü vardır ki parlak nûrdan, bir rivayete göre kırmızı yâkuttandır. Ve
ismi Aribâ ’dır, yüce meleklerle doludur. Ve oradaki hürmete layık melekler,
insan şeklindedir. Tesbihleri daima şudur; “subhânallâhi ve bi-hamdihî
adede halkıhî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî.” Onlar Hak teâlâdan
başka kimseyi bilmezler ve birbirlerine bile dönüp bakmazlar. Allah
korkusundan kıyamda durup kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara [8/b]
melâike-i mukarrabîn ve rûhânîyyîn ( manevî olarak Allah’a yaklaştırılmış
melekler) derler. Reislerinin ismi Raykail ’dir ki yedinci kat gökyüzünün
bekçisidir.
Beyt-i Ma’mûr ’a gelince; o, Firdevs cennetinde kırmızı yâkuttan yüksek
bir kubbe idi. Hak teâlâ, Âdem (a.s.)’ı cennetten yeryüzüne indirdiği vakit,
tövbesi kabul olunarak cennet yadigârı olsun ve onu ziyaret edip tavaf etsin
diye Beyt-i Ma‘mûr ’u yüce cennetten bu dünyaya indirip bu günkü
Kâbe’nin bulunduğu yere koymuştu. Beyt-i Ma’mûr’un iki kapısı vardı.
Bunlardan biri doğuya, biri batıya açılırdı. Ve Beyt-i Ma‘mûr ’un içinde
nûrdan üç kandil vardı. Onların ışığının aydınllattığı mekân, halen Kabe’nin
harem bölgesidir .
Arş-ı a’zamın niceliğini ve onun muhterem taşıyıcılarını bildirir.
Melekût âlemi (bâtın âlem), bu on dört çeşit ruh ile tamam olmuştur.
Âlemin en saf, en temiz ve en güzel olanına gayb âlemi, lâhût âlemi ve
ceberût âlemi denir. Ortasına; ruhlar âlemi, mânâlar âlemi ve emir âlemi
denir. En aşağı, en kesîf ve cisimlere en yakın olanına ise âlem-i mücerredât
[4/a] (soyut âlem), berzah âlemi ve misal âlemi denir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Livâ-yı hamd denilen kutlu sancağı Hak teâlâ Sevgili Peygamberi’ne
bağışlamıştır. Mahşer gününde Muhammed (a.s.)’ın ümmeti, o kutlu
sancağın altında toplanacak, şânı yüce Peygamber o gün, kendisine va’d
edilen övülmüş makãm a (makãm-ı mahmûd) varıp hamd sancağı altında
toplanan ümmetine şefaat edecektir.
Cennet nehirlerinin biri de Kâfûr Irmağı’ dır. Biri, tesnîm nehri dir. Biri
Selsebîl Irmağı’ dır. Biri mühürlenmiş ırmak tır (Rahîk-ı Mahtûm). Burada
sayılanların dışında cennetlerde akıp duran binlerce nehir, etraflarında da
çokça meyvesi olan yüz binlerce ulu ağaç vardır.
Hak teâlâ yedi denizin her birini denizlerde yüzen balıklar gibi rengârenk
binlerce türden yaratıkla doldurmuştur. Ve yedinci kat göğün duvarı olan
Kaf dağının ötesinde büyük bir yılan yaratmış olup o büyük dağı halka gibi
çepeçevre kuşatarak, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Bu vaziyette
kıyamete kadar Hak teâlâyı yüksek sesle tesbih eder. İşte bu denizler içinde
yedi kat yeryüzü bir gemi gibi hareketli ve huzursuz halde çırpınıp
durmakta iken, Hak teâlâ onun için büyük bir melek tayin etmiştir. Yedi
cehennemin altında sert bir rüzgar yaratmıştır. Cehennem tabakalarından
olan saîr ve sakar bu rüzgarın üzerinde bulunur. Daha sonra Hak teâlâ o
rüzgarın altında bir karanlıktan (zulmet) ibaret perdeler [11/b] yaratmıştır.
Yaratılmışların bilgisi ancak o perdelere kadar olanı anlamaya yetmiştir.
Mülkünü ve mülkünde olanları hakkıyla ancak ve sadece Allah teâlâ bilir.
Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap
diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları
için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada
hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için
ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler
ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,
Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.
Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için
hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,
zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin
yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden
fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden
fazladır.
Bu kâinât, harap, boş, kimsesiz virâneler gibi kırk yıl öylece kalır. Hak
teâlâ azametiyle “Bu gün mülk kimin?” diye sorar. Yüce zâtından başka
kâinâtta hiç kimse olmadığı için yine kendisi, “Her şeye gâlip olan bir tek
Allah’ındır” diye kendisine cevap verir.
Yedi kat göklerin, kırmızı altından, kapalı bulunan sayısız kapısı vardır ve
bütün bu kapıların anahtarı “Allahu ekber” ismidir. Her kat göğün kapısını,
oranın reisinin izniyle, görevli kapıcıları açar. Yedi kat göklerden her birinin
kalınlığı ve yüksekliği beş yüz yıllık mesafedir. Ve her iki semânın arası da
beş yüz yıllık yoldur. Şurası bilinmelidir ki yukarıda açıklandığı şekliyle
yedi kat göklerin mesafelerinin verilmesi, kesinlik ifade etmez. Belki bu,
mübâlağadan kinâyedir. Çünkü Allah’ın kudreti sınırsızdır. Yedi kat
göklerin görünüşü ve şekilleri –sahih rivayetlere göre- yedi adet çadır gibi
olup yerin çevresinde bulunan sekiz adet Kaf dağının yedisi üzerinde karar
kılmışlardır. Sekizinci kaf dağına gelince o, dünya göğünün içinden yeri
kuşatmıştır. Göklerin etrafı bu kaf dağlarının üzerinde son bulmaktadır.
Kıyametin açık alâmetlerine gelince, bunlar on tanedir.
Tembih!
Şurası unutulmamalı ki buraya gelinceye kadar yazılan satırların hepsi
dînî işlerdendir; inanca yönelik açıklamalardır. Burada anılan hakikatlerin
hepsine kesin bir imanla inanıp tasdik etmek mutlaka önemlidir ve her
mü’min için bunlara inanmak gereklidir. Çünkü bunların hepsi din
işlerindendir ve burada anlatılanların hepsi de imanı tamamlayan temel
esaslardandır. Bu sebeple yukarıda anılan gerçekleri, aklın dar ölçüleriyle
ölçüp bazı karşılaştırmalara yeltenmek son derece tehlikeli ve yanlıştır.
Çünkü insan aklı, burada anlatılanları bütünüyle kavrayıp idrak etmekten
âcizdir.
Gayemiz, Mevlâ’ya manevî yakınlık elde etmektir. O’nun zâtının
büyüklüğünü düşünmeye ve O’nu şânına yaraşır bir hürmetle anmaya sebep
olur ümidiyle yukarıdaki rivayetleri aktarmış olduk.
Bilinmelidir ki kâinâtın büyüklüğüne dair rivayetleri Kur’ân-ı Kerîm
âyetleri ve hadîs-i şerifler çerçevesinde ele aldık. Okuyana bir fikir verir
ümidiyle aktardığımız bu konularla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyip bu
kadarla yetineceğiz. Fakat İslâm bilginlerinin önde gelenlerinden, evliyânın
büyüklerinden, inceleme ve araştırma dalının üstadlarından efendimiz
Seyyid Şerif (Allah ona rahmet eylesin) [424] Hazretleri şöyle demiştir:
“ Astronomi
ilmi,
göklerin
ve
yerin
yaratılışındaki
mükemmelliği
düşünenlere ve en büyük sanatkâr olan Allah’ın kudretini tanımak
isteyenlere ne güzel bir yardımcıdır. ” Hemen bütün ilimlerde söz sahibi
olan, feyz ve ilhâm kaynağı İmam Gazzalî [425] (Allah ona rahmet eylesin)
Hazretleri ise şöyle demiştir: “ Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen
kişi, Allah’ın kudretini gereğince tanımakta yetersiz kalır .” Sözünü
ettiğimiz iki ilim dalını ve bilginlerini âleme duyurduğu için biz, bir miktar
kâinâtın astronomik yapısından ve bir miktar da insan anatomisinden yazıp
açıklamayı uygun bulduk.
Umulur ki bu kadarını inceleyip bilgi sahibi olasın, bilgisizlik zindanının
karanlıklarından kurtulasın. İlim ve hikmet sarayının kapısına adım atıp
hemen herkesin öğrenebileceği ansiklopedik konularda bilgi sahibi olasın.
Hikmetin özüne dair bilgi edinerek, hakikatin zirvesine yükselmeye yol
bulasın. Eşyanın gerçek mâhiyetine dair bilgi sahibi olup manevî hallerin
sırlarına dair bilgi sahibi olasın. Kâinâtın gizli sırlarına dair tahminlerde
bulunup âlemin maddî durumlarını olduğu ya da olması gerektiği gibi
bilesin. Kendi varlığını tanıma olgunluğuna erişip oradan Allah’ı tanıma
(marifet-i ilâhî) mutluluğuna eresin.
Ey varlığı mutlak gerekli (vâcibü’l-vücûd) olan Allah’ım! Ey verenlerin ve
cömertlerin en hayırlısı! Sonsuz rahmetinin nûrlarını üzerimize saç! Ve
senin yüce zâtını hakkıyla tanımayı bize kolay eyle!
Allah’ım! Seni tesbih ederiz. Ve biz, senin öğrettiğinden başkasını
bilmeyiz, senin anlattığından başkasını anlamayız. Senin gönlümüze ilhâm
ettiğinden başka hakikate dair bilgimiz (marifetimiz) yoktur. Çünkü sen her
şeyi hakkıyla bilensin. Bütün işlerinde hikmet sahibisin; her şeye hakkıyla
hükmedensin. Cömertsin, ikram sahibisin. Çok esirgeyicisin, merhametlisin.
Âmin.
Ey rahmetiyle kullarına yardım eden; bağışlayanların en merhametlisi.
[424] . Ali b. Muhammed es-Seyyid eş-Şerif (1340-1413) Esterâbâd
(Cürcan) bölgesinde doğmuştur. 1414’te Şîraz’da ölmüştür. Târifât adlı bir
felsefe sözlüğü vardır. Bunun dışında kelâm ve felsefeyle ilgili şerhleri
vardır.
[425] . Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed. (1058-1111).
İran’ın Tus şehrinin Gazzal kasabasında doğdu. 1111’de Tus şehrinde vefat
etti. Kıymetli eserleri pek çoktur.
Bilinmelidir ki kâinâtın büyüklüğüne dair rivayetleri Kur’ân-ı Kerîm
âyetleri ve hadîs-i şerifler çerçevesinde ele aldık. Okuyana bir fikir verir
ümidiyle aktardığımız bu konularla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyip bu
kadarla yetineceğiz. Fakat İslâm bilginlerinin önde gelenlerinden, evliyânın
büyüklerinden, inceleme ve araştırma dalının üstadlarından efendimiz
Seyyid Şerif (Allah ona rahmet eylesin) Hazretleri şöyle demiştir:
“ Astronomi
ilmi,
göklerin
ve
yerin
yaratılışındaki
mükemmelliği
düşünenlere ve en büyük sanatkâr olan Allah’ın kudretini tanımak
isteyenlere ne güzel bir yardımcıdır. ” Hemen bütün ilimlerde söz sahibi
olan, feyz ve ilhâm kaynağı İmam Gazzalî (Allah ona rahmet eylesin)
Hazretleri ise şöyle demiştir: “ Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen
kişi, Allah’ın kudretini gereğince tanımakta yetersiz kalır .” Sözünü
ettiğimiz iki ilim dalını ve bilginlerini âleme duyurduğu için biz, bir miktar
kâinâtın astronomik yapısından ve bir miktar da insan anatomisinden yazıp
açıklamayı uygun bulduk.
Bilinmelidir ki kâinâtın büyüklüğüne dair rivayetleri Kur’ân-ı Kerîm
âyetleri ve hadîs-i şerifler çerçevesinde ele aldık. Okuyana bir fikir verir
ümidiyle aktardığımız bu konularla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyip bu
kadarla yetineceğiz. Fakat İslâm bilginlerinin önde gelenlerinden, evliyânın
büyüklerinden, inceleme ve araştırma dalının üstadlarından efendimiz
Seyyid Şerif (Allah ona rahmet eylesin) Hazretleri şöyle demiştir:
“ Astronomi
ilmi,
göklerin
ve
yerin
yaratılışındaki
mükemmelliği
düşünenlere ve en büyük sanatkâr olan Allah’ın kudretini tanımak
isteyenlere ne güzel bir yardımcıdır. ” Hemen bütün ilimlerde söz sahibi
olan, feyz ve ilhâm kaynağı İmam Gazzalî (Allah ona rahmet eylesin)
Hazretleri ise şöyle demiştir: “ Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen
kişi, Allah’ın kudretini gereğince tanımakta yetersiz kalır .” Sözünü
ettiğimiz iki ilim dalını ve bilginlerini âleme duyurduğu için biz, bir miktar
kâinâtın astronomik yapısından ve bir miktar da insan anatomisinden yazıp
açıklamayı uygun bulduk.
. Ali b. Muhammed es-Seyyid eş-Şerif (1340-1413) Esterâbâd (Cürcan)
bölgesinde doğmuştur. 1414’te Şîraz’da ölmüştür. Târifât adlı bir felsefe
sözlüğü vardır. Bunun dışında kelâm ve felsefeyle ilgili şerhleri vardır.
. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed. (1058-1111).
İran’ın Tus şehrinin Gazzal kasabasında doğdu. 1111’de Tus şehrinde vefat
etti. Kıymetli eserleri pek çoktur.
[15/a]
[15/b]
İlâhî âlem: (Lâhût âlemi; Ne boştur, ne de dolu)
1-Yerin altı
2-Arş-ı a’zam
3-Arşın taşıyıcılarının makãmı
4-Arş-ı a’zamın sütunlarının sonu
5-Kürsînin sütunlarının sonu
6-Ceberût âlemi
7-Kürsî
8-Ruhlar âlemi
9-Melekler âlemi
10-İsrâfîl’in sûru
11-Sidre-i müntehâ
12-Kalem
13-Tûbâ ağacı
14-Levh-i mahfûz
15-Hamd sancağı
16-Cennetin kapıları
17-Meleklerin perdeleri
18-Nimetler denizi
19-Cevherler denizi
20-Hayat denizi
21-Taşkın su denizi
22-Yayılmış deri denizi
23-Rızıklar denizi
24-Yedi kat gökler
25-Gündüz cevheri
26-Gece cevheri
27-Beyt-i ma’mûr
28-Yasaklanmış deniz
29-Dolu ve kar dağları
30-Bulutlar
31-Ka’be
32-Kaf dağı
33-Yedi kat yerin taşıyıcının yeri
34-Yeşil kaya
35-Kırmızı boğa
36-Balık ve deniz
37-Sırat köprüsü
38-Sûrun içindeki ikinci berzah
39-Cehennemin kapıları
40-Katran kazanı
41-Zakkum ağacı
42-Birinci berzahın sonu
43-İkinci berzahın sonu
44-Veyl vâdisi
45-Karanlık ve perde
İlâhî âlem: (Lâhût âlemi; Ne boştur, ne de dolu)
1-Yerin altı
2-Arş-ı a’zam
3-Arşın taşıyıcılarının makãmı
4-Arş-ı a’zamın sütunlarının sonu
5-Kürsînin sütunlarının sonu
6-Ceberût âlemi
7-Kürsî
8-Ruhlar âlemi
9-Melekler âlemi
10-İsrâfîl’in sûru
11-Sidre-i müntehâ
12- Tûbâ ağacı
13- Kalem
14-Levh-i mahfûz
15-Hamd dağı
16-Cennetlerin kapıları
17-Ârâf sûru (delilerin ve Allah’a ortak koşanların çocuklarının
bulunacağı yer)
18-Peygamber (a.s.)’ın kevser havuzu
19-Cennet yolu
20-Sırat köprüsü
21-Yokuş
22-Düzlük
23-İniş
24-Sırat köprüsünün sonu
25-Cehennem kapıları
26-Zakkum ağacı
27-Katran kazanı
28-Cehennemin tabakaları
29-Gayyâ kuyusu
30-Veyl vâdisi
31-Güneş
32-Hamd sancağı
33-Mahşer meydanı
34-Makam-ı mahmûd
35-Peygamberlerin minberleri
36-Âlimlerin kürsüleri
37-Amellerin tartıldığı terazi
38-Amel defterleri
39-Sırat köprüsü
[16/a]
Birinci fende; sûretlerle kâinâtın aynası olan varlıkların yaratılışındaki
sırayı, varlığında başkasına muhtaç olmayan özün (cevher) ve var oluşunda
başka cevhere muhtaç bulunan sonradan olma varlıkların (ârâz) neler
olduklarını ve bunların özelliklerini, eşya ile gözle görülen şeylerin (âyân)
şekillerini ve çeşitli durumlarını, cisimler ve esaslar âleminin görüntü ve
hikmetlerini, kâinâttaki oluşum ve ayrışımların meydana geliş şeklini ve
hayvanlar âlemini, (mevzuların hassasiyetini gözeterek) bâbta hikmetli bir
üslup ve seviyeli bir anlatımla açıklayacağız.
“Ol” emriyle var edilen âlemlerin yaratılışındaki sırayı, kâinâtın özündeki
ve sonradan yaratılanlardaki özellikleri ve bunların niceliklerini İslâm
filozoflarının buldukları aklî delillerle dört fasıl halinde açıklar.

