Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, Allah

KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde İkinci Madde Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri ehadiyet mertebesinde gizli bir hazine iken, bilinmeyi murad …

KİTABIN MUKADDİMESİ · İkinci Madde

İkinci Madde

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, Allah

Teâlâ ve Tekaddes hazretleri ehadiyet mertebesinde gizli bir hazine iken,

bilinmeyi murad edip dilemesiyle ruhlar âlemiyle cisimler âlemini

yaratmıştır. Rahmetinin güzelliği ve kudretinin kemâli, azametinin görkemi,

nimetinin bolluğu, sanatının çeşitliliği ve hikmetinin sırlarını meydana

çıkarmayı

istediğinde,

bütün

yaratılmışlardan

önce,

yokluğun

bilinmezliğinden parlak, yeşil bir cevher vücuda getirmiştir. Bir rivayete

göre; kendi nûrundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip o cevherden

kâinâtın tamamını derece derece düzenli bir biçimde yaratmıştır. Buna ilk

cevher, Nûr-ı Muhammedî, (levh-i mahfûz) korunmuş kutsal levha, (akl-ı

küll) evrensel akıl ve (rûh-ı izâfî) göreceli ruh da denilir. Bütün ruhların ve

cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir.

Göklerden gönderdiği iblis soyunu, denizlerdeki adalara yerleştirmiştir.

İblis önceleri Allah’a son derece itaatkâr ve emirlerine boyun eğici

olduğundan, onu yedinci kat göğe yükseltti, ilâhî dergâhta değerini

yücelterek cennetine koydu. Yeryüzü boş kalmasın diye göklerden melekler

indirip onları dünyaya yerleştirdi. Onlar da hep Allah’a ibadetle meşgul

oldular; böylece bin yıl dünyada kaldılar. Cinlerin babası Mâric’in

yaratılmasından beri yirmi bin yıl geçmiştir. Bundan sonra Hak teâlâ

insanlığın atası Âdem (a.s.)’ı yaratmayı murad edince Azrâil (a.s.)’ı

gönderip yeryüzünde yedi iklimden çeşit çeşit toprak aldırmış ardından

Cebrâil (a.s.)’ı gönderip o kuru toprağı kırk gün yoğurmasını emretmiştir.

Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap

diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları

için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada

hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için

ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler

ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,

Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.

Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için

hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,

zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin

yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden

fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden

fazladır.

Bu perdelerin altında bahr-ı mescûr, onun altında bahr-ı rakk-ı menşûr,

onun altında bahr-ı rızk-ı maksûm, onun altında bahr-ı in’âm (nimetler

denizi) , onun altında bahr-ı kumkâm (su denizi,) o nun altında bahr-ı hayvân

(hayat denizi) vardır. Ve bütün bu denizler, Cenâb-ı Hakk’ın bitip tükenmez

hazinelerinden kinâyedir. Söz konusu denizlerin altında yedinci kat

gökyüzü vardır ki parlak nûrdan, bir rivayete göre kırmızı yâkuttandır. Ve

ismi Aribâ ’dır, yüce meleklerle doludur. Ve oradaki hürmete layık melekler,

insan şeklindedir. Tesbihleri daima şudur; “subhânallâhi ve bi-hamdihî

adede halkıhî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî.” Onlar Hak teâlâdan

başka kimseyi bilmezler ve birbirlerine bile dönüp bakmazlar. Allah

korkusundan kıyamda durup kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara [8/b]

melâike-i mukarrabîn ve rûhânîyyîn ( manevî olarak Allah’a yaklaştırılmış

melekler) derler. Reislerinin ismi Raykail ’dir ki yedinci kat gökyüzünün

bekçisidir.

Üçüncüsü Mikâil aleyhisselâmdır ki onun kanatlarının sayısını ancak Hak

teâlâ bilir. O, bahr-ı mescûr deki meleklerin görevlerini düzenlemekle

vazifelidir. Çünkü gökler ve yeryüzü meleklerle doludur ve bunlardan her

biri yağmur yağdırmak gibi nice işlerle vazifelidir.

Bunun altında altıncı kat gökyüzü vardır ve o taze incidendir. Buranın

ismi Raka ’dır; Altıncı kat semâdaki melekler gılmân (hizmetkâr)

şeklindedir. Yüzleri gülden tazedir. Hepsi de Allah korkusundan rükûa

varmışlardır. Ve “subhâne rabbî külli şey’in” tesbihini dillerine vird

edinmişlerdir. Reislerinin adı Kemhâil ’dir, altıncı kat gökyüzünün

bekçisidir. Onun altında beşinci kat gökyüzü vardır; kırmızı altındandır.

İsmi Denika ’dır. Buranın melekleri hûriler şeklindedir. Onların hepsi de

Allah korkusundan tevazu ile oturur vaziyette dururlar. Tesbihleri şudur;

“subhâne’l-hâlıkı’n-nûri ve bi-hamdihî” Reislerinin ismi Semhâil ’dir ki o,

beşinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında dördüncü kat gökyüzü

vardır ki beyaz gümüştendir. İsmi, Erkalun ’dur. Ve onun melekleri at

şeklindedir. Tesbihleri şudur; “subhâne’l-meliki’l-kuddûsi rabbünâ ve

rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh” Reislerinin ismi Kâkâil ’dir; dördüncü kat

gökyüzünün bekçisidir. Onun altında üçüncü kat gökyüzü vardır ki sarı

yâkuttandır. İsmi Mâûn ’dur ve onun melekleri kartal şeklindedir; tesbihleri

şudur; “subhâne’l-hayyi’llezî lâ yemûtü” Reislerinin ismi Safdail ’dir;

üçüncü kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında ikinci kat gökyüzü vardır

ki kırmızı yâkuttandır. İsmi Kaydum ’dur. Buranın bütün melekleri deve

şeklindedir. Tesbihleri şudur; “Subhâne zi’l-izzeti ve’l-ceberût” Reislerinin

ismi Mencail ’dir; ikinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında birinci kat

gökyüzü vardır ki yeşil zeberceddendir. İsmi Berkia ’dır; melekleri sığır

şeklindedir.

Tesbihleri

şudur;

“subhâne

zi’l-melülki

ve’l-melekût”

Reislerinin ismi İsmail’dir; dünya semâsının bekçisidir. Bu, büyük ve güzel

bir melek olup Mîkâil ’in vekilidir. Yağmuru her yere o paylaştırır. Damlalar

onun hesap ettiği yerlere yağar ve bulutlar ancak onun sevk ettiği bölgelere

gider.

Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) ve Beyt-i Ma‘mûr’u bildirir.

Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap

diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları

için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada

hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için

ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler

ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,

Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.

Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için

hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,

zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin

yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden

fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden

fazladır.

. Mânâsı: “Mülk ve melekut âleminin sahibi Allah’ı tesbih ederiz.”

. Mânâsı: “Kudret sahibi Yüce Allah, noksan sıfatlardan uzaktır.”

. Mânâsı: “Hükümranlığı son bulmayan ve daima diri olan Rabbimizi

tesbih ederiz.”

. Mânâsı: “Hiçbir eksiği olmayan Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.

Rabbimiz! Meleklerin ve ruhun Rabbi!”

. Mânâsı: “Nûrun yaratıcısı olan Allah, noksan sıfatlardan uzaktır; O’nu

tesbih ederiz.”

. Mânâsı: “Her şeyin Rabb’i olan Allah teâlâ bütün noksan sıfatlardan

tenzih ederiz.”

. Mânâsı: “Allah bütün noksan sıfatlardan uzaktır. O’nu yarattıklarının

sayısınca, arşının direkleri adedince ve kelimelerin mürekkebince tesbih

ederiz.”

. Bahr-ı rızk-ı maksûm: Yayılmış ince deri üzerine, sahiplerine

paylaştırılmış halde rızıkların yazıldığı hususi levha.

. Bahr-ı rakk-ı menşûr: Yayılmış ince deri üzerine rızıkların yazıldığı

hususi levha. Bkz. Tûr sûresi, 52/3)

. Bu fasıldaki maddeleri okurken, biyografide bu konularla ilgili yapılan

hatırlatmaların göz önünde tutulması halinde, eserden daha iyi istifade

edilecektir.

Bütün âlemleri bir anda yoktan var etmeye gücü yettiği halde, Hak

teâlânın bu âlemi altı günde yaratması, yani Pazar günü başlayıp âlemdeki

bütün varlıkların yaratılışını Cuma günü tamamlamasının sebebi, kullarına

her işte sabır ve teennî ile davranmayı öğretmek ve anlatmaktır. Nitekim O,

azamet ve yüceliği ile şöyle buyurmuştur: “And olsun ki gökleri, yeri ve

ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz yorgunluk da

duymadık.” (Kaf, 51/38)

Sekiz nehrin ötesinde arş-ı a’zamın etrafında, -arştan gelen nûrun

şiddetiyle çevresinde bulunan meleklerin yanmasına engel olsun diye-

nûrdan bin perde ve karanlıktan bin perde yaratılmıştır. Bu perdelerin

ardında saf tutmuş yetmiş bin melek yaratılmıştır. Bu melekler arşı kuşatan

Rahmân’ı sürekli tesbih ederler ve arşı tavaf etmek için sürekli hareket

ederler. Günde iki kez arşın taşıyıcılarına selâm verirler. Bunlara “melâike-i

sâffûn ve hâffûn” (saf tutup arşın etrafını kuşatan melekler) denir. Bunlar

sonsuza kadar ayakta durup şöylece Allah’ı tesbih ederler. Bunların

ötesinde de saf tutmuş yetmiş bin melekler vardır; kıyamda durup sürekli

olarak Allah’ı şöyle tesbih ederler: “Subhânallâhi ve’l-hamdü li’llâhi velâ

ilâhe illa’llâhu va’llâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ bi’llâhi’l-

aliyyi’l-azîm.”

. Nebe’, 78/40

. Ğâfir, 40/16.

. Ğâfir, 40/16.

. “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram

sahibi Rabbinin zâtı bâkî kalacak.” Rahmân, 55/26-27.

. Kâria, 101/5.

. Kıyametin on alâmeti diye bilinen şartlar, Huzeyfe b. Useyd Gıfârî’den

gelen rivayette şu şekildedir: “Biz kendi aramızda bir takım meselelerden

bahsederken Rasûlullah (s.a.v.) çıkageldi ve: “Neden bahsediyorsunuz?”

diye sordu. “Kıyamet üzerinden konuşuyoruz” dedik. Hz. Peygamber

(s.a.v.): “Kıyametten önce on alâmet görülmedikçe dünyanın sonu gelmez”

dedi ve bu alâmetleri şu şekilde saydı: 1-Duhan (simsiyah bir duman), 2-

Deccâl, 3-Dâbbetü’l-arz, 4-Güneşin batıdan doğuşu, 5-Meryem oğlu Îsâ’nın

(a.s.) nüzûlü, 6-Ye’cûc ve Me’cûc, 7-Üç yerde batma hâdisesi, a-Doğuda

yer batması, b (8)-Batıda yer batması, c(9)-Arap Yarımadası’nda yer

batması, 10-İnsanları önüne katıp mahşer yerine sürecek olan bir ateşin

Yemen’den çıkması. ( Buhâri-Müslim , “Fiten”; Ebû Dâvûd , “Melâhim” 11;

İbn Mâce , “Fiten”, 28; Taftazânî Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi Şerhu’l-akâid ,

Haz: Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, Üçüncü Baskı, İstanbul 1991, s.

360, 26 numaralı dipnot.)

. Bu konudaki hadis-i şerifler, hadis kitaplarının Kitâbü’l-fiten ve

Eşrâtü’s-sâ‘a bâblarında bulunmaktadır.

. Hz. Âdem (a.s.) ile Havva’nın yaratılışıyla ilgili benzer rivayetler, azîz

Mahmud Hüdâyi’nin Hulâsatü’l-ahbâr ’ında da mevcuttur. Bu eserde

mümkün olduğu ölçüde bahsedilen rivayetlerin kaynaklarına ulaşılmaya

çalışılmıştır.

. “Hâviye”nin Kur’ân’da geçtiği âyet-i kerîme: Kâria sûresi, 101/9.

Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap

diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları

için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada

hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için

ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler

ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,

Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.

Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için

hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,

zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin

yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden

fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden

fazladır.

Özetle âlemin yaratılışını bildirir.

. “Lezâ”nın Kur’ân’da geçtiği âyet-i kerîme: Meâric sûresi, 70/15.

. “Hutame”nin Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Hümeze, 104/4 ve 5.

. “Cahîm”in Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Bakara, 2/119; Mâide, 5/10;

Tevbe, 9/113.

. “Sakar”ın Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Kamer, 54/48; Müddessir,

74/26, 27 ve 42.

. “Saîr”in Kur’ân’da geçtiği bazı âyetler: Nisâ, 4/10 ve 55; İsrâ, 17/97.

. Bu maddeyi okurken, merhum müellifin cehennemin yerin altında

olduğu inancını gözardı etmediğini hatırda tutmak gerekiyor.

. “O melek, yerlerin etrafını tutup bir omuzunda sâkinleştirmiştir. Bundan

sonra Hak teâlâ, yerleri tutan görevli meleğin ayağını sabitlemek için yeşil

yâkuttan, kare biçiminde büyük bir kaya yaratmıştır. Bu kayanın en yüksek

yüzeyinde bin vâdi yaratmıştır. Bu vâdilerin her birini bir deniz ile

doldurmuş, her denizi de binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Bundan

sonra Hak teâlâ sözünü ettiğimiz kayayı sağlam tutmak için büyük kırmızı

bir boğa yaratmıştır. Onun kırk bin başı, kırk bin boynuzu ve kırk bin ayağı

vardır. Ve her iki ayağı arası bir yıllık mesafedir. Boğa o kayayı boynuzları

ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Söz konusu boğanın adı, Leyunan’dır. Bundan

sonra Hak teâlâ boğanın ayağını sabitleştirmek için büyük bir balık

yaratmıştır ki yedi deniz onun ağzında bir damla su gibidir. O balığın

altında büyük bir deniz yaratmıştır ki o muazzam balık orada sâkin ve

hareketsiz durmaktadır. Bundan sonra Hak teâlâ söz konusu denizin altında

yedi kat cehennemi yaratmıştır ki o büyük deniz, cehennem üzerinde sâkin

olmuştur.” Muhterem okuyucularımızdan ricamız, dipnota aldığımız bu

ibareyi okurken biyografideki hatırlatmaları göz önünde bulundurmalarıdır.

. Benzer rivayet için bkz. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XI/27, H. no:

10949; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ’id , I/280, H. no: 346.

. Seb’a-i seyyâre: Bunlar Ay, Merkür, Uranüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve

Satürn’dür.

. Kaf dağı, dünyayı ihâta eden bir dağ olarak düşünülürdü. Dünyanın düz

olduğuna inanıldığı dönemlerde İbrâniler, Yunanlılar ve Araplar arasında

yaygın olan inanışa göre dünyanın etrafı Okyanus denilen uçsuz-bucaksız

karanlık bir denizle çevrilidir. Kaf dağı işte bu Okyanus’tan sonra yer

almakta olup, kara ve denizin ikisini birden ihâta etmektedir. Efsânevî bir

kuş olan Ankâ’nın yuvası da Kaf dağındadır. ( Ansiklopedik İslâm Lugatı , c.

I, s. 314.)

Bunun altında altıncı kat gökyüzü vardır ve o taze incidendir. Buranın

ismi Raka ’dır; Altıncı kat semâdaki melekler gılmân (hizmetkâr)

şeklindedir. Yüzleri gülden tazedir. Hepsi de Allah korkusundan rükûa

varmışlardır. Ve “subhâne rabbî külli şey’in” tesbihini dillerine vird

edinmişlerdir. Reislerinin adı Kemhâil ’dir, altıncı kat gökyüzünün

bekçisidir. Onun altında beşinci kat gökyüzü vardır; kırmızı altındandır.

İsmi Denika ’dır. Buranın melekleri hûriler şeklindedir. Onların hepsi de

Allah korkusundan tevazu ile oturur vaziyette dururlar. Tesbihleri şudur;

“subhâne’l-hâlıkı’n-nûri ve bi-hamdihî” Reislerinin ismi Semhâil ’dir ki o,

beşinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında dördüncü kat gökyüzü

vardır ki beyaz gümüştendir. İsmi, Erkalun ’dur. Ve onun melekleri at

şeklindedir. Tesbihleri şudur; “subhâne’l-meliki’l-kuddûsi rabbünâ ve

rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh” Reislerinin ismi Kâkâil ’dir; dördüncü kat

gökyüzünün bekçisidir. Onun altında üçüncü kat gökyüzü vardır ki sarı

yâkuttandır. İsmi Mâûn ’dur ve onun melekleri kartal şeklindedir; tesbihleri

şudur; “subhâne’l-hayyi’llezî lâ yemûtü” Reislerinin ismi Safdail ’dir;

üçüncü kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında ikinci kat gökyüzü vardır

ki kırmızı yâkuttandır. İsmi Kaydum ’dur. Buranın bütün melekleri deve

şeklindedir. Tesbihleri şudur; “Subhâne zi’l-izzeti ve’l-ceberût” Reislerinin

ismi Mencail ’dir; ikinci kat gökyüzünün bekçisidir. Onun altında birinci kat

gökyüzü vardır ki yeşil zeberceddendir. İsmi Berkia ’dır; melekleri sığır

şeklindedir.

Tesbihleri

şudur;

“subhâne

zi’l-melülki

ve’l-melekût”

Reislerinin ismi İsmail’dir; dünya semâsının bekçisidir. Bu, büyük ve güzel

bir melek olup Mîkâil ’in vekilidir. Yağmuru her yere o paylaştırır. Damlalar

onun hesap ettiği yerlere yağar ve bulutlar ancak onun sevk ettiği bölgelere

gider.

Bu perdelerin altında bahr-ı mescûr, onun altında bahr-ı rakk-ı menşûr,

onun altında bahr-ı rızk-ı maksûm, onun altında bahr-ı in’âm (nimetler

denizi) , onun altında bahr-ı kumkâm (su denizi,) o nun altında bahr-ı hayvân

(hayat denizi) vardır. Ve bütün bu denizler, Cenâb-ı Hakk’ın bitip tükenmez

hazinelerinden kinâyedir. Söz konusu denizlerin altında yedinci kat

gökyüzü vardır ki parlak nûrdan, bir rivayete göre kırmızı yâkuttandır. Ve

ismi Aribâ ’dır, yüce meleklerle doludur. Ve oradaki hürmete layık melekler,

insan şeklindedir. Tesbihleri daima şudur; “subhânallâhi ve bi-hamdihî

adede halkıhî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî.” Onlar Hak teâlâdan

başka kimseyi bilmezler ve birbirlerine bile dönüp bakmazlar. Allah

korkusundan kıyamda durup kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara [8/b]

melâike-i mukarrabîn ve rûhânîyyîn ( manevî olarak Allah’a yaklaştırılmış

melekler) derler. Reislerinin ismi Raykail ’dir ki yedinci kat gökyüzünün

bekçisidir.

Beyt-i Ma’mûr ’a gelince; o, Firdevs cennetinde kırmızı yâkuttan yüksek

bir kubbe idi. Hak teâlâ, Âdem (a.s.)’ı cennetten yeryüzüne indirdiği vakit,

tövbesi kabul olunarak cennet yadigârı olsun ve onu ziyaret edip tavaf etsin

diye Beyt-i Ma‘mûr ’u yüce cennetten bu dünyaya indirip bu günkü

Kâbe’nin bulunduğu yere koymuştu. Beyt-i Ma’mûr’un iki kapısı vardı.

Bunlardan biri doğuya, biri batıya açılırdı. Ve Beyt-i Ma‘mûr ’un içinde

nûrdan üç kandil vardı. Onların ışığının aydınllattığı mekân, halen Kabe’nin

harem bölgesidir .

Arş-ı a’zamın niceliğini ve onun muhterem taşıyıcılarını bildirir.

Melekût âlemi (bâtın âlem), bu on dört çeşit ruh ile tamam olmuştur.

Âlemin en saf, en temiz ve en güzel olanına gayb âlemi, lâhût âlemi ve

ceberût âlemi denir. Ortasına; ruhlar âlemi, mânâlar âlemi ve emir âlemi

denir. En aşağı, en kesîf ve cisimlere en yakın olanına ise âlem-i mücerredât

[4/a] (soyut âlem), berzah âlemi ve misal âlemi denir.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Livâ-yı hamd denilen kutlu sancağı Hak teâlâ Sevgili Peygamberi’ne

bağışlamıştır. Mahşer gününde Muhammed (a.s.)’ın ümmeti, o kutlu

sancağın altında toplanacak, şânı yüce Peygamber o gün, kendisine va’d

edilen övülmüş makãm a (makãm-ı mahmûd) varıp hamd sancağı altında

toplanan ümmetine şefaat edecektir.

Cennet nehirlerinin biri de Kâfûr Irmağı’ dır. Biri, tesnîm nehri dir. Biri

Selsebîl Irmağı’ dır. Biri mühürlenmiş ırmak tır (Rahîk-ı Mahtûm). Burada

sayılanların dışında cennetlerde akıp duran binlerce nehir, etraflarında da

çokça meyvesi olan yüz binlerce ulu ağaç vardır.

Hak teâlâ yedi denizin her birini denizlerde yüzen balıklar gibi rengârenk

binlerce türden yaratıkla doldurmuştur. Ve yedinci kat göğün duvarı olan

Kaf dağının ötesinde büyük bir yılan yaratmış olup o büyük dağı halka gibi

çepeçevre kuşatarak, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Bu vaziyette

kıyamete kadar Hak teâlâyı yüksek sesle tesbih eder. İşte bu denizler içinde

yedi kat yeryüzü bir gemi gibi hareketli ve huzursuz halde çırpınıp

durmakta iken, Hak teâlâ onun için büyük bir melek tayin etmiştir. Yedi

cehennemin altında sert bir rüzgar yaratmıştır. Cehennem tabakalarından

olan saîr ve sakar bu rüzgarın üzerinde bulunur. Daha sonra Hak teâlâ o

rüzgarın altında bir karanlıktan (zulmet) ibaret perdeler [11/b] yaratmıştır.

Yaratılmışların bilgisi ancak o perdelere kadar olanı anlamaya yetmiştir.

Mülkünü ve mülkünde olanları hakkıyla ancak ve sadece Allah teâlâ bilir.

Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem ’dir. Oradaki azap

diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları

için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr ’dir ki Hristiyanlar orada

hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar ’dır ki orası Yahudiler için

ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm ’dir ki dinden dönen (mürted)ler

ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı,

Hutame ’dir, Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir.

Altıncı tabakanın adı, Lezâ ’dır. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için

hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye ’dir. O dinsizleri,

zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin

yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden

fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden

fazladır.

Bu kâinât, harap, boş, kimsesiz virâneler gibi kırk yıl öylece kalır. Hak

teâlâ azametiyle “Bu gün mülk kimin?” diye sorar. Yüce zâtından başka

kâinâtta hiç kimse olmadığı için yine kendisi, “Her şeye gâlip olan bir tek

Allah’ındır” diye kendisine cevap verir.

Yedi kat göklerin, kırmızı altından, kapalı bulunan sayısız kapısı vardır ve

bütün bu kapıların anahtarı “Allahu ekber” ismidir. Her kat göğün kapısını,

oranın reisinin izniyle, görevli kapıcıları açar. Yedi kat göklerden her birinin

kalınlığı ve yüksekliği beş yüz yıllık mesafedir. Ve her iki semânın arası da

beş yüz yıllık yoldur. Şurası bilinmelidir ki yukarıda açıklandığı şekliyle

yedi kat göklerin mesafelerinin verilmesi, kesinlik ifade etmez. Belki bu,

mübâlağadan kinâyedir. Çünkü Allah’ın kudreti sınırsızdır. Yedi kat

göklerin görünüşü ve şekilleri –sahih rivayetlere göre- yedi adet çadır gibi

olup yerin çevresinde bulunan sekiz adet Kaf dağının yedisi üzerinde karar

kılmışlardır. Sekizinci kaf dağına gelince o, dünya göğünün içinden yeri

kuşatmıştır. Göklerin etrafı bu kaf dağlarının üzerinde son bulmaktadır.

Kıyametin açık alâmetlerine gelince, bunlar on tanedir.

Tembih!

Şurası unutulmamalı ki buraya gelinceye kadar yazılan satırların hepsi

dînî işlerdendir; inanca yönelik açıklamalardır. Burada anılan hakikatlerin

hepsine kesin bir imanla inanıp tasdik etmek mutlaka önemlidir ve her

mü’min için bunlara inanmak gereklidir. Çünkü bunların hepsi din

işlerindendir ve burada anlatılanların hepsi de imanı tamamlayan temel

esaslardandır. Bu sebeple yukarıda anılan gerçekleri, aklın dar ölçüleriyle

ölçüp bazı karşılaştırmalara yeltenmek son derece tehlikeli ve yanlıştır.

Çünkü insan aklı, burada anlatılanları bütünüyle kavrayıp idrak etmekten

âcizdir.

Gayemiz, Mevlâ’ya manevî yakınlık elde etmektir. O’nun zâtının

büyüklüğünü düşünmeye ve O’nu şânına yaraşır bir hürmetle anmaya sebep

olur ümidiyle yukarıdaki rivayetleri aktarmış olduk.

Bilinmelidir ki kâinâtın büyüklüğüne dair rivayetleri Kur’ân-ı Kerîm

âyetleri ve hadîs-i şerifler çerçevesinde ele aldık. Okuyana bir fikir verir

ümidiyle aktardığımız bu konularla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyip bu

kadarla yetineceğiz. Fakat İslâm bilginlerinin önde gelenlerinden, evliyânın

büyüklerinden, inceleme ve araştırma dalının üstadlarından efendimiz

Seyyid Şerif (Allah ona rahmet eylesin) [424] Hazretleri şöyle demiştir:

“ Astronomi

ilmi,

göklerin

ve

yerin

yaratılışındaki

mükemmelliği

düşünenlere ve en büyük sanatkâr olan Allah’ın kudretini tanımak

isteyenlere ne güzel bir yardımcıdır. ” Hemen bütün ilimlerde söz sahibi

olan, feyz ve ilhâm kaynağı İmam Gazzalî [425] (Allah ona rahmet eylesin)

Hazretleri ise şöyle demiştir: “ Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen

kişi, Allah’ın kudretini gereğince tanımakta yetersiz kalır .” Sözünü

ettiğimiz iki ilim dalını ve bilginlerini âleme duyurduğu için biz, bir miktar

kâinâtın astronomik yapısından ve bir miktar da insan anatomisinden yazıp

açıklamayı uygun bulduk.

Umulur ki bu kadarını inceleyip bilgi sahibi olasın, bilgisizlik zindanının

karanlıklarından kurtulasın. İlim ve hikmet sarayının kapısına adım atıp

hemen herkesin öğrenebileceği ansiklopedik konularda bilgi sahibi olasın.

Hikmetin özüne dair bilgi edinerek, hakikatin zirvesine yükselmeye yol

bulasın. Eşyanın gerçek mâhiyetine dair bilgi sahibi olup manevî hallerin

sırlarına dair bilgi sahibi olasın. Kâinâtın gizli sırlarına dair tahminlerde

bulunup âlemin maddî durumlarını olduğu ya da olması gerektiği gibi

bilesin. Kendi varlığını tanıma olgunluğuna erişip oradan Allah’ı tanıma

(marifet-i ilâhî) mutluluğuna eresin.

Ey varlığı mutlak gerekli (vâcibü’l-vücûd) olan Allah’ım! Ey verenlerin ve

cömertlerin en hayırlısı! Sonsuz rahmetinin nûrlarını üzerimize saç! Ve

senin yüce zâtını hakkıyla tanımayı bize kolay eyle!

Allah’ım! Seni tesbih ederiz. Ve biz, senin öğrettiğinden başkasını

bilmeyiz, senin anlattığından başkasını anlamayız. Senin gönlümüze ilhâm

ettiğinden başka hakikate dair bilgimiz (marifetimiz) yoktur. Çünkü sen her

şeyi hakkıyla bilensin. Bütün işlerinde hikmet sahibisin; her şeye hakkıyla

hükmedensin. Cömertsin, ikram sahibisin. Çok esirgeyicisin, merhametlisin.

Âmin.

Ey rahmetiyle kullarına yardım eden; bağışlayanların en merhametlisi.

[424] . Ali b. Muhammed es-Seyyid eş-Şerif (1340-1413) Esterâbâd

(Cürcan) bölgesinde doğmuştur. 1414’te Şîraz’da ölmüştür. Târifât adlı bir

felsefe sözlüğü vardır. Bunun dışında kelâm ve felsefeyle ilgili şerhleri

vardır.

[425] . Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed. (1058-1111).

İran’ın Tus şehrinin Gazzal kasabasında doğdu. 1111’de Tus şehrinde vefat

etti. Kıymetli eserleri pek çoktur.

Bilinmelidir ki kâinâtın büyüklüğüne dair rivayetleri Kur’ân-ı Kerîm

âyetleri ve hadîs-i şerifler çerçevesinde ele aldık. Okuyana bir fikir verir

ümidiyle aktardığımız bu konularla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyip bu

kadarla yetineceğiz. Fakat İslâm bilginlerinin önde gelenlerinden, evliyânın

büyüklerinden, inceleme ve araştırma dalının üstadlarından efendimiz

Seyyid Şerif (Allah ona rahmet eylesin) Hazretleri şöyle demiştir:

“ Astronomi

ilmi,

göklerin

ve

yerin

yaratılışındaki

mükemmelliği

düşünenlere ve en büyük sanatkâr olan Allah’ın kudretini tanımak

isteyenlere ne güzel bir yardımcıdır. ” Hemen bütün ilimlerde söz sahibi

olan, feyz ve ilhâm kaynağı İmam Gazzalî (Allah ona rahmet eylesin)

Hazretleri ise şöyle demiştir: “ Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen

kişi, Allah’ın kudretini gereğince tanımakta yetersiz kalır .” Sözünü

ettiğimiz iki ilim dalını ve bilginlerini âleme duyurduğu için biz, bir miktar

kâinâtın astronomik yapısından ve bir miktar da insan anatomisinden yazıp

açıklamayı uygun bulduk.

Bilinmelidir ki kâinâtın büyüklüğüne dair rivayetleri Kur’ân-ı Kerîm

âyetleri ve hadîs-i şerifler çerçevesinde ele aldık. Okuyana bir fikir verir

ümidiyle aktardığımız bu konularla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyip bu

kadarla yetineceğiz. Fakat İslâm bilginlerinin önde gelenlerinden, evliyânın

büyüklerinden, inceleme ve araştırma dalının üstadlarından efendimiz

Seyyid Şerif (Allah ona rahmet eylesin) Hazretleri şöyle demiştir:

“ Astronomi

ilmi,

göklerin

ve

yerin

yaratılışındaki

mükemmelliği

düşünenlere ve en büyük sanatkâr olan Allah’ın kudretini tanımak

isteyenlere ne güzel bir yardımcıdır. ” Hemen bütün ilimlerde söz sahibi

olan, feyz ve ilhâm kaynağı İmam Gazzalî (Allah ona rahmet eylesin)

Hazretleri ise şöyle demiştir: “ Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen

kişi, Allah’ın kudretini gereğince tanımakta yetersiz kalır .” Sözünü

ettiğimiz iki ilim dalını ve bilginlerini âleme duyurduğu için biz, bir miktar

kâinâtın astronomik yapısından ve bir miktar da insan anatomisinden yazıp

açıklamayı uygun bulduk.

. Ali b. Muhammed es-Seyyid eş-Şerif (1340-1413) Esterâbâd (Cürcan)

bölgesinde doğmuştur. 1414’te Şîraz’da ölmüştür. Târifât adlı bir felsefe

sözlüğü vardır. Bunun dışında kelâm ve felsefeyle ilgili şerhleri vardır.

. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed. (1058-1111).

İran’ın Tus şehrinin Gazzal kasabasında doğdu. 1111’de Tus şehrinde vefat

etti. Kıymetli eserleri pek çoktur.

[15/a]

[15/b]

İlâhî âlem: (Lâhût âlemi; Ne boştur, ne de dolu)

1-Yerin altı

2-Arş-ı a’zam

3-Arşın taşıyıcılarının makãmı

4-Arş-ı a’zamın sütunlarının sonu

5-Kürsînin sütunlarının sonu

6-Ceberût âlemi

7-Kürsî

8-Ruhlar âlemi

9-Melekler âlemi

10-İsrâfîl’in sûru

11-Sidre-i müntehâ

12-Kalem

13-Tûbâ ağacı

14-Levh-i mahfûz

15-Hamd sancağı

16-Cennetin kapıları

17-Meleklerin perdeleri

18-Nimetler denizi

19-Cevherler denizi

20-Hayat denizi

21-Taşkın su denizi

22-Yayılmış deri denizi

23-Rızıklar denizi

24-Yedi kat gökler

25-Gündüz cevheri

26-Gece cevheri

27-Beyt-i ma’mûr

28-Yasaklanmış deniz

29-Dolu ve kar dağları

30-Bulutlar

31-Ka’be

32-Kaf dağı

33-Yedi kat yerin taşıyıcının yeri

34-Yeşil kaya

35-Kırmızı boğa

36-Balık ve deniz

37-Sırat köprüsü

38-Sûrun içindeki ikinci berzah

39-Cehennemin kapıları

40-Katran kazanı

41-Zakkum ağacı

42-Birinci berzahın sonu

43-İkinci berzahın sonu

44-Veyl vâdisi

45-Karanlık ve perde

İlâhî âlem: (Lâhût âlemi; Ne boştur, ne de dolu)

1-Yerin altı

2-Arş-ı a’zam

3-Arşın taşıyıcılarının makãmı

4-Arş-ı a’zamın sütunlarının sonu

5-Kürsînin sütunlarının sonu

6-Ceberût âlemi

7-Kürsî

8-Ruhlar âlemi

9-Melekler âlemi

10-İsrâfîl’in sûru

11-Sidre-i müntehâ

12- Tûbâ ağacı

13- Kalem

14-Levh-i mahfûz

15-Hamd dağı

16-Cennetlerin kapıları

17-Ârâf sûru (delilerin ve Allah’a ortak koşanların çocuklarının

bulunacağı yer)

18-Peygamber (a.s.)’ın kevser havuzu

19-Cennet yolu

20-Sırat köprüsü

21-Yokuş

22-Düzlük

23-İniş

24-Sırat köprüsünün sonu

25-Cehennem kapıları

26-Zakkum ağacı

27-Katran kazanı

28-Cehennemin tabakaları

29-Gayyâ kuyusu

30-Veyl vâdisi

31-Güneş

32-Hamd sancağı

33-Mahşer meydanı

34-Makam-ı mahmûd

35-Peygamberlerin minberleri

36-Âlimlerin kürsüleri

37-Amellerin tartıldığı terazi

38-Amel defterleri

39-Sırat köprüsü

[16/a]

Birinci fende; sûretlerle kâinâtın aynası olan varlıkların yaratılışındaki

sırayı, varlığında başkasına muhtaç olmayan özün (cevher) ve var oluşunda

başka cevhere muhtaç bulunan sonradan olma varlıkların (ârâz) neler

olduklarını ve bunların özelliklerini, eşya ile gözle görülen şeylerin (âyân)

şekillerini ve çeşitli durumlarını, cisimler ve esaslar âleminin görüntü ve

hikmetlerini, kâinâttaki oluşum ve ayrışımların meydana geliş şeklini ve

hayvanlar âlemini, (mevzuların hassasiyetini gözeterek) bâbta hikmetli bir

üslup ve seviyeli bir anlatımla açıklayacağız.

“Ol” emriyle var edilen âlemlerin yaratılışındaki sırayı, kâinâtın özündeki

ve sonradan yaratılanlardaki özellikleri ve bunların niceliklerini İslâm

filozoflarının buldukları aklî delillerle dört fasıl halinde açıklar.