BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Feleklerin ve unsurların yuvarlak olduğunun delillerini ve bu konuya dair
acayip meseleleri açıklar.
Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri şöyle demişlerdir: Astronomi
bilginleri demişlerdir ki feleklerin ve unsurların yuvarlaklığını isbata
yönelik ileri sürülen delillerden uzak durmak lâzımdır ki cisimler âleminin
daire biçiminde (istidâre) olduğu ve dünyanın küre şeklinde olduğu kabul
edilmiş olsun. Çünkü bu ilmin bütün temel kuralları kâinâtın ve dünyanın
yuvarlak olduğunun kabulü üzerine tesis edilmiş ve bundan başkası muhal
görülmüştür.
Bu felsefî görüş, İslâm inancına aykırı zannedilirse, bu yanlışlığı
gidermek ve kalpleri yatıştırmak için burada, bitmez feyz kaynağı İmam
Muhammed Gazzalî rahmetu’llâhi aleyh hazretlerinin “ Tehâfütü’l-
Felâsife” isimli eserinde yazdığı satırların [31/a] Türkçe tercümesini
aşağıda aynen aktarıyoruz. O büyük İmam buyurmuştur ki: “Şu bilinmelidir
ki filozoflarla avâm arasındaki anlaşmazlıklar üç kısımdır. Bunlardan
birinci kısımda, ayrılık konusu yalnızca söze ait bir ihtilaftır. Mesela
filozofların, âlemin yaratıcısına cevher deyip cevher bir mekânda yerleşen
varlık değildir demeleri yani cevheri mekândan münezzeh, kendi zâtı ile
kaim bir varlık diye tarif etmeleri gibi. [443] İkinci kısımda, dinin asıllarından
birine yönelik olmayan konulardaki ihtilaf vardır. Bu konularda filozoflarla
tartışmaya girmek, peygamberleri kabul etmenin gerektirdiği zorunluluktan
değildir. Yani o konuları kabul etmek, peygamberleri yalanlamayı veya
bunun tam aksini gerektirmez.
Mesela; “ay tutulması (husûf-i kamer), yerkürenin Güneş ile ay arasına
girmesiyle, ay ışığının görünmemesinden ibarettir. Çünkü ay, ışığını
güneşten alır ve yeryüzü küre şeklinde olup gökyüzü her taraftan yeri
kuşatmıştır. Ne zaman ki ay, yeryüzünün gölgesinde kalsa, bu durum
güneşin ışığının aya vurmasına engel olur” demeleri gibi.
“Güneş tutulması (küsûf-i şems) da bunun yeryüzünden güneşe bakan bir
kişi ile, Güneş arasına ayın cirminin girmesidir. Ve bu durum, Güneş ile
ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri zaman olur”
demeleri gibi. Filozofların bunun gibi sözleri de, sadece lafza ait ihtilafları
gibi olup bu ve benzeri sözlerini münâkaşalarla çürütmek gerekmez.
Kim filozofların bunun gibi iddialarını çürütmek amacı ile tartışmayı
dinin gereklerinden sanırsa, o esasen dini zayıflatmış, yersiz iddialarla ona
ihanet etmiş olur. Çünkü söz konusu işlerin filozofların bahsettiği gibi
olacağını geometri ve matematik ilminin kuralları ispat etmiştir.
[İlim ehlinin ulaştığı kesin delilleri bilmeden bu konularda din adına
tartışmaya girmenin sakıncaları şunlardır:]
Bir kimse yukarıda sözünü ettiğimiz tabiî konuların kesin bilgisine sahip
olup bunu ispatlamaya da muktedir olduğu halde; söz konusu işleyişin
sebebinden, vaktinden, miktarından ve zamanından haber verebilir. Ona
denilse “Bu söylediğin dine aykırıdır” denirse [bu doğru olmaz.] Çünkü o,
kesin delillerle bildiği bir konudan şüphe etmez. Belki dinden şüphe eder ki
“nasıl olur da din, kesin bilgiye aykırı olur” diye içinde bir tereddüt hâsıl
olur.
İmdi, deriz ki; dine doğrudan zarar vermek isteyenlerin zararından, yolsuz
yordamsız yardım etmeye kalkışanların zararı daha fazladır. Nitekim “Akıllı
düşman, akılsız dosttan daha iyidir” denilmiştir.
Bundan sonra İmam Gazzalî Hazretleri, Güneş ve ay tutulmaları
hakkındaki hadis-i şerifi nakledip şöyle buyurmuştur; “Eğer denilirse ki
hadis-i şerifin sonunda buyrulduğu üzere “ Ay tutulması, ilâhî tecellîler
sebebiyle bir saygıdır ” sözüne ne dersiniz? Deriz ki bu cümle hadîs-i şerifin
sonuna yapılmış bir ziyadedir ve bu haliyle onu nakletmek doğru değildir.
Sahih olduğu takdirde bile, kesin işlerde iddialaşmaktansa onu tevil [444]
etmek daha ehvendir. Nasıl ehven olmasın ki nice mûcizeler bu derece açık
değilken bile aklî delillerle tevil edilmiştir. Nerede kaldı, nakli sahih
olmayana itibar edilmesi.
Buna benzer tartışma ortamlarında mülhidleri en çok sevindiren şey, fen
ilimleriyle ispat edilip doğruluğu meydanda olan bir meseleyi,
müslümanların “bunlar küfürdür, dîne aykırıdır” diye reddetmeleridir.
Çünkü böylece, onlara dînî esasları hafife alma yolu açılmış ve hatta
kolaylaştırılmış olur. Ve din adına karşı çıktığınız bir şeyin, -ispatlanmış
olması sebebiyle- mecburen kabulü gibi bir durum ortaya çıkar. Âlemin
ezelden beri var olduğu ya da sonradan yaratılmış bulunduğu (hudûs ve
kudûm) konusunda filozoflarla girişilen bir münâzarada önemli olan,
âlemin sonradan yaratılmış olduğunun (hudûs) kabul edilmesidir. Bu
noktadan sonra, onların ayrıntı sayılabilecek diğer konulardaki sözleri,
birinci derecede önemli değildir.
Mesela âlemin şekli konusundaki tezler; o ister yuvarlak kabul edilsin,
ister yayvan. Felekler ve unsurları, ister filozofların buldukları gibi, on üç
tabaka olsun veya daha az olsun. İsterse bundan çok olsun. Bütün bunlar
dinin aslına zarar vermez. Çünkü âlem her ne biçimde olursa olsun, bu
birinci derecede önemli değildir. Burada mühim olan, onun Allah’ın ilmi ve
sonsuz kudretiyle meydana geldiğinin ifade edilmesidir.
Üçüncü kısımda, filozoflarla tartışmanın dini esaslardan bir esası
ilgilendirdiği konudur. Bu, âlemin sonradan yaratılmış olduğu meselesi,
(hudûs-i âlem) Allah teâlânın sıfatları ve cesetlerin yeniden diriltilmesi
(haşr) gibi konulardır. İşte bunun gibi dinin aslına taalluk eden şeylerde
onlara karşı durmak şarttır. Onların tezlerine, dinin ortaya koyduğu deliller
çerçevesinde ve savunduklarını geçersiz kılacak şekilde cevap vermek
lâzımdır. Mesela onlar derler ki; bu âlem kadîmdir. Çünkü o kadîme
yaslanmıştır ve her kadîme isnad eden, kendisi de kadîmdir. Şu halde, âlem
de kadîmdir.
Biz, onların bu sözlerini [31/b] çürütüp geçersiz kılmak için deriz ki;
Âlem sonradan yaratılmıştır (hâdis.) Çünkü o, her an değişir. Değişikliğe
uğrayan şey ise elbette hâdistir. Şu halde âlem de hâdistir.
İmam Gazzalî rahmetu’llâhi aleyh hazretlerinin yukarıdaki sözleri
buraya şu maksatla yazılmıştır ki dinin özüne bağlı sâdık kişiler ileride
öğrenecekleri hayret verici gelişmeleri, keşif ve îcatları “bunlar dine
aykırıdır” diye reddetmekle, bunların reddolunacağını zannetmesinler. İnkâr
yoluna gitmesinler.

