Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Feleklerin ve unsurların yuvarlak olduğunun delillerini ve bu konuya dair acayip meseleleri açıklar. Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri …

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Feleklerin ve unsurların yuvarlak olduğunun delillerini ve bu konuya dair

acayip meseleleri açıklar.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri şöyle demişlerdir: Astronomi

bilginleri demişlerdir ki feleklerin ve unsurların yuvarlaklığını isbata

yönelik ileri sürülen delillerden uzak durmak lâzımdır ki cisimler âleminin

daire biçiminde (istidâre) olduğu ve dünyanın küre şeklinde olduğu kabul

edilmiş olsun. Çünkü bu ilmin bütün temel kuralları kâinâtın ve dünyanın

yuvarlak olduğunun kabulü üzerine tesis edilmiş ve bundan başkası muhal

görülmüştür.

Bu felsefî görüş, İslâm inancına aykırı zannedilirse, bu yanlışlığı

gidermek ve kalpleri yatıştırmak için burada, bitmez feyz kaynağı İmam

Muhammed Gazzalî rahmetu’llâhi aleyh hazretlerinin “ Tehâfütü’l-

Felâsife” isimli eserinde yazdığı satırların [31/a] Türkçe tercümesini

aşağıda aynen aktarıyoruz. O büyük İmam buyurmuştur ki: “Şu bilinmelidir

ki filozoflarla avâm arasındaki anlaşmazlıklar üç kısımdır. Bunlardan

birinci kısımda, ayrılık konusu yalnızca söze ait bir ihtilaftır. Mesela

filozofların, âlemin yaratıcısına cevher deyip cevher bir mekânda yerleşen

varlık değildir demeleri yani cevheri mekândan münezzeh, kendi zâtı ile

kaim bir varlık diye tarif etmeleri gibi. [443] İkinci kısımda, dinin asıllarından

birine yönelik olmayan konulardaki ihtilaf vardır. Bu konularda filozoflarla

tartışmaya girmek, peygamberleri kabul etmenin gerektirdiği zorunluluktan

değildir. Yani o konuları kabul etmek, peygamberleri yalanlamayı veya

bunun tam aksini gerektirmez.

Mesela; “ay tutulması (husûf-i kamer), yerkürenin Güneş ile ay arasına

girmesiyle, ay ışığının görünmemesinden ibarettir. Çünkü ay, ışığını

güneşten alır ve yeryüzü küre şeklinde olup gökyüzü her taraftan yeri

kuşatmıştır. Ne zaman ki ay, yeryüzünün gölgesinde kalsa, bu durum

güneşin ışığının aya vurmasına engel olur” demeleri gibi.

“Güneş tutulması (küsûf-i şems) da bunun yeryüzünden güneşe bakan bir

kişi ile, Güneş arasına ayın cirminin girmesidir. Ve bu durum, Güneş ile

ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri zaman olur”

demeleri gibi. Filozofların bunun gibi sözleri de, sadece lafza ait ihtilafları

gibi olup bu ve benzeri sözlerini münâkaşalarla çürütmek gerekmez.

Kim filozofların bunun gibi iddialarını çürütmek amacı ile tartışmayı

dinin gereklerinden sanırsa, o esasen dini zayıflatmış, yersiz iddialarla ona

ihanet etmiş olur. Çünkü söz konusu işlerin filozofların bahsettiği gibi

olacağını geometri ve matematik ilminin kuralları ispat etmiştir.

[İlim ehlinin ulaştığı kesin delilleri bilmeden bu konularda din adına

tartışmaya girmenin sakıncaları şunlardır:]

Bir kimse yukarıda sözünü ettiğimiz tabiî konuların kesin bilgisine sahip

olup bunu ispatlamaya da muktedir olduğu halde; söz konusu işleyişin

sebebinden, vaktinden, miktarından ve zamanından haber verebilir. Ona

denilse “Bu söylediğin dine aykırıdır” denirse [bu doğru olmaz.] Çünkü o,

kesin delillerle bildiği bir konudan şüphe etmez. Belki dinden şüphe eder ki

“nasıl olur da din, kesin bilgiye aykırı olur” diye içinde bir tereddüt hâsıl

olur.

İmdi, deriz ki; dine doğrudan zarar vermek isteyenlerin zararından, yolsuz

yordamsız yardım etmeye kalkışanların zararı daha fazladır. Nitekim “Akıllı

düşman, akılsız dosttan daha iyidir” denilmiştir.

Bundan sonra İmam Gazzalî Hazretleri, Güneş ve ay tutulmaları

hakkındaki hadis-i şerifi nakledip şöyle buyurmuştur; “Eğer denilirse ki

hadis-i şerifin sonunda buyrulduğu üzere “ Ay tutulması, ilâhî tecellîler

sebebiyle bir saygıdır ” sözüne ne dersiniz? Deriz ki bu cümle hadîs-i şerifin

sonuna yapılmış bir ziyadedir ve bu haliyle onu nakletmek doğru değildir.

Sahih olduğu takdirde bile, kesin işlerde iddialaşmaktansa onu tevil [444]

etmek daha ehvendir. Nasıl ehven olmasın ki nice mûcizeler bu derece açık

değilken bile aklî delillerle tevil edilmiştir. Nerede kaldı, nakli sahih

olmayana itibar edilmesi.

Buna benzer tartışma ortamlarında mülhidleri en çok sevindiren şey, fen

ilimleriyle ispat edilip doğruluğu meydanda olan bir meseleyi,

müslümanların “bunlar küfürdür, dîne aykırıdır” diye reddetmeleridir.

Çünkü böylece, onlara dînî esasları hafife alma yolu açılmış ve hatta

kolaylaştırılmış olur. Ve din adına karşı çıktığınız bir şeyin, -ispatlanmış

olması sebebiyle- mecburen kabulü gibi bir durum ortaya çıkar. Âlemin

ezelden beri var olduğu ya da sonradan yaratılmış bulunduğu (hudûs ve

kudûm) konusunda filozoflarla girişilen bir münâzarada önemli olan,

âlemin sonradan yaratılmış olduğunun (hudûs) kabul edilmesidir. Bu

noktadan sonra, onların ayrıntı sayılabilecek diğer konulardaki sözleri,

birinci derecede önemli değildir.

Mesela âlemin şekli konusundaki tezler; o ister yuvarlak kabul edilsin,

ister yayvan. Felekler ve unsurları, ister filozofların buldukları gibi, on üç

tabaka olsun veya daha az olsun. İsterse bundan çok olsun. Bütün bunlar

dinin aslına zarar vermez. Çünkü âlem her ne biçimde olursa olsun, bu

birinci derecede önemli değildir. Burada mühim olan, onun Allah’ın ilmi ve

sonsuz kudretiyle meydana geldiğinin ifade edilmesidir.

Üçüncü kısımda, filozoflarla tartışmanın dini esaslardan bir esası

ilgilendirdiği konudur. Bu, âlemin sonradan yaratılmış olduğu meselesi,

(hudûs-i âlem) Allah teâlânın sıfatları ve cesetlerin yeniden diriltilmesi

(haşr) gibi konulardır. İşte bunun gibi dinin aslına taalluk eden şeylerde

onlara karşı durmak şarttır. Onların tezlerine, dinin ortaya koyduğu deliller

çerçevesinde ve savunduklarını geçersiz kılacak şekilde cevap vermek

lâzımdır. Mesela onlar derler ki; bu âlem kadîmdir. Çünkü o kadîme

yaslanmıştır ve her kadîme isnad eden, kendisi de kadîmdir. Şu halde, âlem

de kadîmdir.

Biz, onların bu sözlerini [31/b] çürütüp geçersiz kılmak için deriz ki;

Âlem sonradan yaratılmıştır (hâdis.) Çünkü o, her an değişir. Değişikliğe

uğrayan şey ise elbette hâdistir. Şu halde âlem de hâdistir.

İmam Gazzalî rahmetu’llâhi aleyh hazretlerinin yukarıdaki sözleri

buraya şu maksatla yazılmıştır ki dinin özüne bağlı sâdık kişiler ileride

öğrenecekleri hayret verici gelişmeleri, keşif ve îcatları “bunlar dine

aykırıdır” diye reddetmekle, bunların reddolunacağını zannetmesinler. İnkâr

yoluna gitmesinler.