BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Gece ve gündüzün varsayılan sınırlarını ve saatlerinin miktarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri ve matematikçilere göre
gündüzü ve gecesiyle birlikte bir gün, nurlu güneşin meridyen (gün yarısı)
dairesinden ayrılıp -kâinâtta sürüp giden- küllî hareket ile yine oraya dönüp
geldiği zamandır. Halka göre gece ve gündüz (den oluşan bir gün), güneşin
battığı noktadan tekrar aynı noktaya gelinceye kadar geçen zaman dilimidir.
Bir gün ve bir gecenin başlangıcını, nurlu güneşin burçlar kuşağının
(mıntıkatü’l-burûc) herhangi bir noktasından ayrılmasından itibaren kabul
etmek mümkündür. Lâkin gök bilimciler [70/a] bunu, meridyen (gün yarısı)
dairesinden başlatmayı tercih etmişlerdir. Çünkü burçlar feleğinden birer
yay olan farkları, ufuktan doğma ve batma hasebiyle duraklar da (mesâk)
çok olmaktadır. Ancak gün yarısı dairesi hasebiyle burçlar feleğinin açı
farkı her enlemde birbirine eşit olur. Çünkü gün yarısı dairesi bütün
bölgelerde ekvator ufuklarının birisi (demek) olduğu için, onun ufku yerine
geçer.
Bir gün ve bir gecenin zamanı, birinci hareketin (hareket-i küllî) bir
devresi üzerine nurlu güneşin, o zaman zarfında burçlar feleğinden batıya
yönelik hareketiyle seyrettiği doğuş yerleri kadar fazla olur. Gündüzün
zamanı matematik bilginlerine göre, güneşin doğmasından batıncaya kadar
geçen zamandır.
Din âlimlerine göre gündüzün zamanı; -bundan önceki maddede bahsi
geçen- ikinci fecrin doğuşundan güneşin batmasına kadar geçen zamandır.
Bu durumda, -yukarıda bahsi geçen- görüş sahiplerinin her ikisine göre,
gecenin vakti gizli değildir. (Yapılan gündüz tariflerinden arta kalan zaman
dilimidir.) Bununla birlikte matematik bilginleri, kendi esas aldıkları görüşe
göre tarif ettikleri gece ve gündüzün her birini, eşit saatler (sâ’at-ı
mu’tedile) ve eşit olmayan saatler (sâ’at-ı zamânîye) diye ikiye taksim
etmişlerdir. Eşit saatlerin miktarları başlangıçta eşit olduğundan, bunlara
eşit saatler de derler. Bu eşit saatlerin her biri, (kâinâttaki) küllî hareketin on
beş derece devretmesinin miktarı kadardır.
Eşit olmayan (sâ’at-ı zamânîye) saatlerin miktarlarına gelince; bunlar
gündüzlerin ve gecelerin saatlerinin değişmesiyle değişken olduklarından,
bunlara değişken saatler (sâ’at-ı muavvece) de derler. Ancak bu eşit
olmayan saatler daima, (bir günü oluşturan) gündüz ve gecenin on iki
kısmından biri olurlar. Çünkü eğer, gündüz geceden uzun olursa gündüzün
saatleri de gecenin saatlerinden uzun olur. Eğer gündüz geceden kısa olursa,
onun saatleri de geceninkinden kısa olur. Bu açıklamalardan şunu anlıyoruz
ki gündüzün uzaması ve kısalmasıyla eşit saatler (sâ’at-ı mu’tedile) değişir.
Fakat bunların zamanları ve kısımları değişmez. Çünkü daima on beş
derecedir. Ancak gündüzün uzaması ve kısalmasıyla eşit olmayan (zamânî)
saatlerin zamanları değişir, sayıları değişmez. Çünkü bunların sayısı daima
on ikidir.
Matematik bilginleri; yıldızların hükümlerine dair olan işlerde eşit
olmayan (sâ’at-ı zamânî) saate itibar etmişler, diğer işler için ise eşit
saatlere (sâ’at-ı mu’tedile) itibar etmişlerdir. Eşit saatlerle değişken saatlerin
(sâ’at-ı muavvece) sayıları ve bölümleri, gece ile gündüzün eşitlendiği
zamanlarda birbirine eşit olur.
“Geceleri, gündüzleri, saatleri ve zamanı döndüren Allah’ı tesbih ederiz.
O her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” [526]

