Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Gece ve gündüzün varsayılan sınırlarını ve saatlerinin miktarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri ve matematikçilere göre …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Gece ve gündüzün varsayılan sınırlarını ve saatlerinin miktarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri ve matematikçilere göre

gündüzü ve gecesiyle birlikte bir gün, nurlu güneşin meridyen (gün yarısı)

dairesinden ayrılıp -kâinâtta sürüp giden- küllî hareket ile yine oraya dönüp

geldiği zamandır. Halka göre gece ve gündüz (den oluşan bir gün), güneşin

battığı noktadan tekrar aynı noktaya gelinceye kadar geçen zaman dilimidir.

Bir gün ve bir gecenin başlangıcını, nurlu güneşin burçlar kuşağının

(mıntıkatü’l-burûc) herhangi bir noktasından ayrılmasından itibaren kabul

etmek mümkündür. Lâkin gök bilimciler [70/a] bunu, meridyen (gün yarısı)

dairesinden başlatmayı tercih etmişlerdir. Çünkü burçlar feleğinden birer

yay olan farkları, ufuktan doğma ve batma hasebiyle duraklar da (mesâk)

çok olmaktadır. Ancak gün yarısı dairesi hasebiyle burçlar feleğinin açı

farkı her enlemde birbirine eşit olur. Çünkü gün yarısı dairesi bütün

bölgelerde ekvator ufuklarının birisi (demek) olduğu için, onun ufku yerine

geçer.

Bir gün ve bir gecenin zamanı, birinci hareketin (hareket-i küllî) bir

devresi üzerine nurlu güneşin, o zaman zarfında burçlar feleğinden batıya

yönelik hareketiyle seyrettiği doğuş yerleri kadar fazla olur. Gündüzün

zamanı matematik bilginlerine göre, güneşin doğmasından batıncaya kadar

geçen zamandır.

Din âlimlerine göre gündüzün zamanı; -bundan önceki maddede bahsi

geçen- ikinci fecrin doğuşundan güneşin batmasına kadar geçen zamandır.

Bu durumda, -yukarıda bahsi geçen- görüş sahiplerinin her ikisine göre,

gecenin vakti gizli değildir. (Yapılan gündüz tariflerinden arta kalan zaman

dilimidir.) Bununla birlikte matematik bilginleri, kendi esas aldıkları görüşe

göre tarif ettikleri gece ve gündüzün her birini, eşit saatler (sâ’at-ı

mu’tedile) ve eşit olmayan saatler (sâ’at-ı zamânîye) diye ikiye taksim

etmişlerdir. Eşit saatlerin miktarları başlangıçta eşit olduğundan, bunlara

eşit saatler de derler. Bu eşit saatlerin her biri, (kâinâttaki) küllî hareketin on

beş derece devretmesinin miktarı kadardır.

Eşit olmayan (sâ’at-ı zamânîye) saatlerin miktarlarına gelince; bunlar

gündüzlerin ve gecelerin saatlerinin değişmesiyle değişken olduklarından,

bunlara değişken saatler (sâ’at-ı muavvece) de derler. Ancak bu eşit

olmayan saatler daima, (bir günü oluşturan) gündüz ve gecenin on iki

kısmından biri olurlar. Çünkü eğer, gündüz geceden uzun olursa gündüzün

saatleri de gecenin saatlerinden uzun olur. Eğer gündüz geceden kısa olursa,

onun saatleri de geceninkinden kısa olur. Bu açıklamalardan şunu anlıyoruz

ki gündüzün uzaması ve kısalmasıyla eşit saatler (sâ’at-ı mu’tedile) değişir.

Fakat bunların zamanları ve kısımları değişmez. Çünkü daima on beş

derecedir. Ancak gündüzün uzaması ve kısalmasıyla eşit olmayan (zamânî)

saatlerin zamanları değişir, sayıları değişmez. Çünkü bunların sayısı daima

on ikidir.

Matematik bilginleri; yıldızların hükümlerine dair olan işlerde eşit

olmayan (sâ’at-ı zamânî) saate itibar etmişler, diğer işler için ise eşit

saatlere (sâ’at-ı mu’tedile) itibar etmişlerdir. Eşit saatlerle değişken saatlerin

(sâ’at-ı muavvece) sayıları ve bölümleri, gece ile gündüzün eşitlendiği

zamanlarda birbirine eşit olur.

“Geceleri, gündüzleri, saatleri ve zamanı döndüren Allah’ı tesbih ederiz.

O her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” [526]