Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Gökler âlemi ile insan âleminin birbirine benzetildiğini; insan âleminin şeklinin, büyük…

BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Gökler âlemi ile insan âleminin birbirine benzetildiğini; insan âleminin şeklinin, büyük âlemin düzeninin bir yansıması olarak yaratıldığını ve iki âlemin insan …

BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Gökler âlemi ile insan âleminin birbirine benzetildiğini; insan âleminin

şeklinin, büyük âlemin düzeninin bir yansıması olarak yaratıldığını ve iki

âlemin insan kalbinde tamamen bulunduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki irfân ehli şöyle demişlerdir: İnsan âleminin

(enfüs), her yönüyle gökler âlemine (âfâk) uygun ve benzer olduğu

bilinmiştir.

Çünkü âlemin bazı kısımları görünür (zâhir), bazı kısımları da görünmez

(bâtın) yaratılmıştır. Âlemin görünen kısmı; dokuz felek, dört unsur ve üç

esastır (maden, bitki ve hayvan –mevalid-i selâse.) Görünmeyen kısmı ise

on akıl ve dokuz nefistir.

İnsanın da zâhiri ve bâtını vardır ki zâhiri, bütün beden organlarıdır.

Bâtını ise bütün varlığı algılayan on duygusudur. Şu halde insan vücudu,

cihan kitabından bir özet (mecmua) olarak kılınmıştır ki bütün âlemde ne

varsa, bir tane de insanda bulunmuştur. Bu insan sûreti bir küçük âlemdir ki

büyük âlemde bulunan feleklerin ve unsurların benzerleri onda

bulunmuştur. Nitekim [bu hususun böyle olduğu yukarıdaki bölümlerde]

defalarca açıklanmıştır. Fakat bu küçük âlem, büyük âlemin görünüşünün

(hey’et) aksince bilinmiştir.

Çünkü büyük âlemin dış kabuğu, her şeyi kuşatmış olan Atlas Feleğidir ki

din bilginlerinin dilinde onun adı Arş-ı a’zâmdır. Onun içinde burçlar feleği

vardır ki o da Kürsî’den ibarettir. Onun içinde Zühal feleğidir ki onun

içinde Müşteri feleği, onun içinde Merih feleği, onun altında Güneş feleği,

onun altında Zühre feleği, onun altında Utarit feleği, onun içinde Ay feleği,

onun içinde Ateş küre, onun içinde Hava küre, onun içinde Su küre, onun

içinde âlemin bâtını olan Toprak küre vardır. İşte büyük âlemin hey’eti ve

şekli böyledir.

İnsan âleminin heyeti ve şekli büyük âlemin aksidir. Çünkü bunun dış

kabuğu topraktır ki bu da bedenin cildine tekabül eder. Onun içinde su

vardır ki kandır. Onun içinde havadır ki can buharıdır. Onun içinde ateştir ki

yürekteki hayvanî ruha tekabül eder. Onun içinde yedi kat semâlar vardır ki

onun mukabili kalbin yedi tavrıdır. Onun içinde ateş vardır ki yürekte

hayvanî ruhtur. Onun içinde insan ruhudur ki onun zâhiri Kürsî, bâtını Arş-ı

Rahmân’dır. Çünkü irfân ehlinin kalbi, Hazret-i Rahmân’ın makãmıdır.

Nitekim Hak teâlâ “ Ben yere göğe sığmam, ancak verâ sahibi mü’min

kulumun gönlüne sığarım ” buyurmuş ve insan ruhunun “âlem-i ekber”

olduğunu duyurmuştur.

Çünkü bu insan mertebesi (hazret-i insan) her ne kadar sûrette “küçük

âlem” (âlem-i asgar) ise de mânâda en büyük âlemdir. Beden bakımından

Âdem evlâdı olsa da ruhu bakımından âlemin babasıdır. Dünyaya gelişi her

şeyden sonra olmakla birlikte mertebece her şeyden öndedir.

Mesela büyük âlem bütün parçalarıyla bir ağaçtır ki insan ondan meydana

gelen meyvedir. Şu halde bu âlemin yaratılış sebebi insan cinsidir. Nasıl ki

ağacın aslı meyvedeki çekirdekse, cihanın aslı da insan ruhudur. Nitekim

ağaçtan maksat meyve olduğu gibi, âlemin maksadı da insan bedenidir.

Her meyvenin tohumunda kendi ağacı [149/b] icmâlen (dürülmüş olarak

özetle) mevcut olduğu gibi, insan ruhunda da bütün kâinât icmâlen mevcut

olup müşâhade edilebilir. Nitekim meyvenin vücudu dalların olgunluğunun

en ileri derecesi olduğu gibi, insanın vücudu da uzuvlarının birbirleriyle

olan uyum ve âhenginin sonucudur. Meyvenin ağacın bütün kısımlarına

uğrayıp geçtikten sonra dalların ucuna geldiği gibi, insan vücudunun ilâhî

kısımları da cihanın her üyesinin şereflilerine uğrayarak, aşağılıklarından

gelip geçerek, her kısmından bir fayda, zarar ve özellik alıp bütün kâinâtı

bünyesinde barındırır olduğu halde ortaya çıkartmıştır. Böylece insan ilâhî

feyzi almaya kabiliyetli olup bu mertebe ile diğer yaratılmışlar arasında bir

tanecik olmuş, bunca lutuf ve tafsilatlı nimetlerle “ahsen-i takvîm” ile

bahsedilen yüceliğe erişmiştir.

Beyt

Çâr unsurdan mürekkeb nefs-i vâhiddir cihan

Sen gerek âdem hayâl eyle, gerek âlem hayâl

Günümüz Türkçesiyle

Cihan, dört unsurdan oluşmuş bir nefistir; sen ister «insan» de istersen

«âlem» birdir.

Beyt

İki görmek şaşılıkdır, gayrı bilmek ayn-ı cehl

Âlemi hem âdemi bir kendi nefsin buldı ehl

Günümüz Türkçesiyle

İki gören şaşıdır, ayrı gayrı diyen câhildir. Ârif, âlemi ve insanı kendinde

bir buldu.

Bu cihanın aslı ve başlangıcının, bu insan ruhu olduğu bilinmiştir. Şu

halde cihanın sonu ve dönüş yerinin de yine insan ruhu olduğu kabul

edilmiştir. Çünkü bu insan ruhu ilâhî aşkın feyzi bilinmiştir. Hâlbuki ilâhî

aşk, akl-ı küll ve izâfî ruhtur. Akl-ı küll ise cihanın bütün bölüm ve

kısımlarını kuşatan ve ona yetendir. Her zamanda bütün işlere güç yetirip

idare edendir. Şu halde nefsi bu şekilde bilen ârif, Mevlâ’sını da bilmiştir.

Cihana dost olup sonsuz hayatı bulmuştur. Büyük âlemi (âlem-i kebîr)

gönlünde görüp en büyük âlem (âlem-i ekber) olmuştur. Nitekim Allah’ı

bilen bir ârif (ârif-i billâh) bu mânâyı şöyle ifade etmiştir.

Nazm

1-Devâ’uke fîke ve mâ teş‘ur

Ve dâ’uke minke ve mâ tebsur

2-Ve tez‘umu enneke cirmun sagîr

Ve fîke intavâ’l-âlemu’l-ekber

Günümüz Türkçesiyle

1-Senin devân yine sendedir, lâkin bilmiyorsun. İlacın sendendir, fakat

görmüyorsun.

2-Sen kendini küçücük bir parça sanırsın; hâlbuki büyük âlem sende kat

kat dürülmüştür.