Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Habîb-i Ekrem (s.a.v.)’e uymayı, sünnet-i seniyyesi ile doğru yolu bulmayı, O’nun…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Habîb-i Ekrem (s.a.v.)’e uymayı, sünnet-i seniyyesi ile doğru yolu bulmayı, O’nun döneminden sonra dinî konularda ortaya çıkan bid’atlerden sakınıp yüz …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Habîb-i Ekrem (s.a.v.)’e uymayı, sünnet-i seniyyesi ile doğru yolu

bulmayı, O’nun döneminden sonra dinî konularda ortaya çıkan bid’atlerden

sakınıp yüz çevirmeyi âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerifler ile bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teâlâ kendi Resül’üne uymamızı, dininin

(şeriat) yoluyla Peygamberimizin (s.a.v.) izinden gitmemizi teşvik edip

Habîbi’nin sünnetine uymayan bid’atlerden herkesi sakındırarak Kelâm-ı

Kadîm’inde buyurmuştur ki:

“(Rasûlüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi

sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.”

(Âl-i İmrân, 3/31) “De ki: Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Eğer yüz

çevirirseler bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 3/32). “Allah’a

ve Rasûlü’ne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” (Âl-i İmrân, 3/132).

“Andolsun

ki

içlerinden

kendilerine

Allah’ın

âyetlerini

okuyan,

(kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve

hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir

lutufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde

idiler.” (Âl-i İmrân, 3/164)

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ulü’l-

emre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz –

Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasûlü’ne

götürün (onların tâlimatına göre halledin); bu hem hayırlı hem de netice

bakımından daha güzeldir.” (Nisâ, 4/59) “Hayır! Rabbine andolsun ki

aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin

hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla

kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 4/65) “Kim Allah’a ve

Rasûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lutuflarda bulunduğu

peygamberler, sıddîkler, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne

güzel arkadaştır!” (Nisâ, 4/ 69) “Kim Rasûl’e itaat ederse Allah’a itaat

etmiş olur.” (Nisâ, 4/80) “Ve rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Onu,

muttakîlere, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” (A’râf,

7/156) “Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî

Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder,

kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar.

Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona

saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura

(Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’râf, 7/157)

“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin

sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur. O diriltir ve

öldürür. Öyle ise Allah’a ve ümmî Peygamber olan Rasûlü’ne –ki o, Allah’a

ve onun sözlerine inanır- iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.”

(Â’râf, 7/ 158) “(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak

gönderdik.” (Enbiya, 21/107) “Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar,

başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet

etmesinden sakınsınlar.” (Nûr, 24/63) “Andolsun ki Rasûlullah, sizin için

Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için

güzel bir örnektir.” (Ahzâb, 33/21)

“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı

olarak gönderdik. Allah’ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak

(gönderdik.)” (Ahzâb, 33/45-46) [178/a] “Kim Allah ve Rasûlü’ne itaat

ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzâb, 33/71) “Peygamber size ne

verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun.

Çünkü Allah’ın azâbı çetindir.” (Haşr, 59/7)

Sadakallâhu’l-azîm.

Habîb-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “ Ey ümmet ve ashâbım! Size

vasiyetim budur ki, Hak teâlâdan korkunuz. Bir Habeşî köle de olsa sizden

olan idarecinize itaat ediniz. Çünkü uzun ömürlü olanlarınız, ileride çok

ayrılıklar görecektir. İşte o zaman size lâzım olan benim sünnetimle amel

etmektir. Sünnetime yapışmakta (sıkılığınız) bir şeyi azı dişlerinizle tutmanız

gibi olsun. Benden sonra ortaya çıkan din işlerinden çok sakınmanız

gerekir. Çünkü sonradan dine sokulan her şey bid’attır ve her bid’at de

sapkınlıktır .” [107]

Sapkınlık olan bid’at, ashâb-ı kirâmdan sonraki dönemlerde, onların

yolundan ayrılarak dinî konularda meydana getirilen fazlalık ya da

noksanlıklardır. [Bu hadîs-i şerifte şunlara işaret edilmiştir.] Dinin özüne

uygun olarak dini konularda yapılan işler, (mesela minare ve medrese

yaptırmak, kitap yazmak gibi) güzel görülen bid’atlerdendir. (bid’at-i

hasene)

Ve buyurmuştur ki: “ Ey ümmetim! Gözünüzü açınız ki bana bu kitap

verildi; bununla birlikte bir misli daha verilmiştir. Dikkat ediniz ki yakın bir

zamanda çok mal sahibi kimseler kendi taht ve kürsüleri üzerinden

insanlara derler ki: Yalnız Kur’an’la amel ediniz. Onda neyi helâl

bulursanız, onu helâl biliniz. Neyi haram bulursanız onu haram biliniz.

Hâlbuki Allah teâlânın Peygamberi’nin haram ettiği şeyler de, Allah’ın

haram ettiği şeyler gibidir. Dikkat ediniz ki eşek eti size helâl olmaz. Azı dişi

olan yırtıcı hayvanların eti de helâl olmaz. Zimmîlerin [108] malını izinsiz

almak helâl değil vebâldir. Şayet sahibinin ona ihtiyacı yoksa helâl olur. Bir

kimse bir topluma misafir olsa, ev sahiplerine düşen görev ona yemek

yedirmektir. Misafire lâyık olan ise onların yemeği kadar onlara iyilikte

bulunmaktır. ” [109]

Ve buyurmuştur ki: “ Sakın ola ki sizden birinizin benim bir emrimi ya da

nehyimi duyduğunda rahat koltuğunda yaslanır vaziyette şöyle dediğini

duymayayım: Ben bunu bilmem, biz ancak Allah’ın kitabında ne bulursak

ona uyarız. ” [110] Ve buyurmuştur ki: “ Sizden biriniz rahat koltuğunda

uzanıp da öyle mi zanneder ki Allah teâlâ bu Kur’ân’da haram eylediği

şeylerden başka bir şey haram etmemiştir. Dikkat ediniz ki ben de pek çok

öğüt vermişimdir, emirler etmişimdir. Çok şeyden sakındırmışımdır ki onlar

Kur’ân kadardır. Belki de daha çoktur. Muhakkak ki Allah teâlâ ehl-i

kitaptan olan zimmîlerin evlerine izinsiz girmenizi, kadınlarını dövmenizi ve

meyvelerini yemenizi helâl etmemiştir. Cizyelerini [111] verdikleri müddetçe,

sizden emin olarak yaşayıp giderler .” [112]

Ve buyurmuştur ki: “ Bütün sözlerin en hayırlısı, Allah teâlânın Kitabıdır.

Hidâyetlerin en hayırlısı Muhammed aleyhisselâmın hidâyetidir. İşlerin en

kötüsü sonradan çıkanlardır ki bid’attır. Her bid’at ise sapkınlıktır .” [113] Ve

buyurmuştur ki: “ Bütün ümmetim cennete girer, ancak ibâ eden (inatlaşan,

râzı olmayan, tenezzül etmeyen) giremez?” İbâ eden kimdir, diye

sorulduğunda cevap vermiştir ki: “Bana uyan cennete girer, kim bana karşı

gelirse, işte o ibâ etmiş olur. ” [114] Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki helâl lokma

yiyip sünnetime göre yaşarsa, insanlar ondan emin olurlar, ona güven

duyarlar. O kişi cennete gider.” Denilmiştir ki: “Bu zamanda senin

ümmetin içinde böyle kişiler çok bulunur.” Bunun üzerine şöyle cevap

vermiştir: “Benden sonra bir topluluk içinde ancak bir tane bulunur. ” [115]

Ve buyurmuştur ki: “ Kim benim ümmetimin bozulduğu bir zamanda

sünnetime yapışıp onunla [178/b] amel ederse, o kimse yüz şehid sevabına

nâil olur .” [116] Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki İslâm dini dünyaya

garip [117] gelmiş, garip gidecektir. Benden sonra, insanların bozduğu

sünnetimi düzeltenlere müjdeler olsun .” [118] Ve buyurmuştur ki: “ Siz kendi

dünyanızın işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Bana sormayınız. Ne zaman ki ben

size din işlerinden birini emredersem, onu alıp kabul ediniz .” [119]

Ve buyurmuştur ki: “ Sizden birinizin arzu ve istekleri, benim getirdiğim

şeriatın hükümlerine uygun olmadıkça, o kimse mü’min sayılmaz .” [120] Ve

buyurmuştur ki: “ İsrâiloğullarının başına gelen kargaşalar (fitneler),

elbette benim ümmetime de gelecektir. Hatta onlar içinde alenî anasıyla

zina eden olmuş ise, benim ümmetimden de onu yapan çıkacaktır.

İsrâiloğulları yetmiş iki zümreye ayrılmıştır. Benim ümmetim ise yetmiş üç

fırkaya ayrılacaktır. Ve bunların hepsi cehenneme gidecek, yalnız bir

zümresi kurtulacaktır.” O bir grup kurtuluş fırkası hangisidir, diye

sorulduğunda, “Benim ve ashâbımın gittiği yolda gidenlerdir ” [121]

buyurmuştur.

Enes’e (r.a.) hazretlerine o Hazret buyurmuştur ki: “ Ey benim oğulcuğum!

Eğer gücün yeterse, kalbinde hiç kimseye kin ve nefret olmadığı halde

sabahlayıp akşamlayasın. Öyle işlemeye çalış. Çünkü bu benim sünnetimdir.

Sünnetimi seven, beni de sevmiş olur. Beni seven cennette benimle beraber

olur. ” [122] Ve Habîb-i Ekrem (s.a.v)’e Ömer ibn-i Hattab (r.a.) gelip

demiştir ki: “ Biz Yahudilerin bazı (kutsal) sözlerini işitip beğendik. Onların

bir kısmını yazmak istiyoruz. Bize izin verir misiniz? ” deyince, ona cevap

verip buyurmuştur ki: “ Yahudilerin ve Hristiyanların şaşkınlık ve

birbirlerine kızgınlık içinde oldukarı gibi siz de mi şaşkınlığa düşeceksiniz?

Şüphesiz ki ben size şu tertemiz dini (Şeriat-ı Mutahhara) öyle bir kemâl

üzere getirmişimdir ki eğer Hz. Mûsa (a. s.) hayatta olsa idi, bana

uymaktan başka yapacak bir işi olmazdı. ” [123] Ve İbn – i Ömer (r. a.) Mekke

ile Medine arasında bir ağaca geldiğinde, onun altında bir miktar öğle

uykusu (kaylûle) uyurdu. Ve derdi ki “Hazret-i Peygamber de böyle

yapardı.”

Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki benim sünnetimden yüz çevirirse, benden

değildir. ” [124] Ve buyurmuştur ki: “ Her amelin bir hırs ve arzusu vardır. Her

hırsın bir ara verme ve kesilmeden (fetret) dolayı usanması vardır. Kimin

usanması, sünnetime uygun olursa, doğru yolu bulmuştur. Kimin usanması

sünnetimden başka bir yönde olursa helâk olmuştur.” [125] Ve buyurmuştur

ki: “ Ben içinizden birine, ana-babasından, çocuğundan ve bütün

insanlardan daha sevgili gelmedikçe o kimse mü’min sayılmaz .” [126] Ve

buyurmuştur ki: “ Kim şeriatimizde olmayan bir iş icad ederse, o iş

reddedilmiştir .” [127]

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem doğru söylemiştir.

Nazm

1-Her işde zikr iderdi ism-i Rahmân ol kerem kânı

Senâ vü hamde Peygamber idi kân ol kerem kânı

2-Ol idi mazhar-ı eltâf ü ilm ü hilme hem menba‘

Ki hüsn-i hulk ile dolmuş idi ol can kerem kânı

3-Hakk’ın mahlukına rıfk u tevâzu‘ eyleyüb li’llâh

İderdi cümle halka lutf u ihsan ol kerem kânı

4-Hemân Allâh içün halkı severdi buğz iderdi hem

Ne dost olmuşdu nefsiyçün ne düşmân ol kerem kânı

5-Ne güldü kahkaha ile ne sövdü nesneye hergiz

Güzel sözlü güleç yüzliydi pür ân ol kerem kânı

6-Hayâ vü hilm ile mevsûf idi hem lutf u hürmetle

Gelüb yalvaranı koymazdı giryân ol kerem kânı [179/a]

7-Kabûl eylerdi özrü suçlulardan afv ü lutf ile

Azîmü’l-hulk idi şefkatli hannân ol kerem kânı

8-Gınâyı sevmeyüb fakrı severdi fahr iderdi hem

Kılub miskinleri kendiye ihvân ol kerem kânı

9-Yamalıklar diküb esvâbına na‘lîn giyüb dahi

Varub her hastaya eylerdi dermân ol kerem kânı

10-Hem ehl-i beytinin hidmetlerin kendi görürdi hoş

Kamu müşkillerin eylerdi âsân ol kerem kânı

11-Eğer hubz-ı şa‘îr ü mercümek çorbası ekliyçün

Olunsa da‘vet olurdı o mihmân ol kerem kânı

12-Binerdi gâh deve gâh at ü gâh katır gâhî merkeb

Yalın ayak yürürdi gâh o sultân ol kerem kânı

13-Murabba‘ otururdı ya diz üzre ya dikerdi diz

Dolu âdâb idi peydâ vü pinhân ol kerem kânı

14-Yiyüb üç parmağıyla hem yalardı anı lezzetle

İçerdi üç nefesde âb-ı reyyân ol kerem kânı

15-Severdi bâl ü helvâ hem kabak, sirke, tirid amma

Doyunca yimemişdi arpadan nân ol kerem kânı

16-Mübârek batnına taş bağlar idi gâhî açlıkdan

Fuâdım olmasun dir idi lerzân ol kerem kânı

17-Sa‘âdet-hânesinde nice aylar yanmaz idi od

Kanâ‘atle yir idi temr u rummân ol kerem kânı

18-Güzel işlerde sağ yanın severdi eyleyüb takdîm

Ya suya olsa ya lebse şitâbân ol kerem kânı

19-Yaturdı sağ yanı üzre yüzü müstakbilü’l-kıble

İderdi her nefesde gaybı seyrân ol kerem kânı

20-Firâşı sahtiyân idi içi lif yasdığı dahi

Gice yatsa az uyurdı o yakzân ol kerem kânı

21-Uyurdı gözleri hiç uyumazdı gönlü dostuyla

Ezelden hüsnüne olmuşdı hayrân ol kerem kânı

22-Hevâdan söylemezdi nutk-ı pâki cümle vahy idi

Dür-i hikmetle idi bahr-ı ummân ol kerem kânı

23-Teni halk içre idi gönlü dostuyla tek ü tenhâ

Bulurdı vahdeti kesretde her ân ol kerem kânı

24-Salât ü çok selâm olsun ana hem âl ü sahbine

Ki kılmış anları kendüye yârân ol kerem kânı

25-Gel ey Hakkı unut halkı, Habîb-i Hak’dan al hulkı

Ki Hak’dan hüsn ü hulk almışdı meccân ol kerem kânı

Günümüz Türkçesiyle

1-Her işinde Rahmân ismini zikrederdi o iyilik kaynağı. Allah’a hamd ü

senâ eden bir peygamberdi, o cömertlik kaynağı.

2-Allah’ın lutfunun ve bütün ilimlerin kaynağı o idi. Büsbütün güzel

ahlâkla dolmuştu o can, o cömertlik kaynağı.

3-Hakk’ın yarattıklarına karşı Allah için tevazu eyleyip; bütün yaratılmışa

lutuf ve ihsanla davranırdı, o cömertlik kaynağı.

4- Hemen Allah için severdi, kızgınlığı da Allah içindi. Ne dost olmuştu

nefsi için, ne de düşmanlık ederdi, o cömertlik kaynağı.

5- Ne kahkaha ile güldü, ne bir nesneye kötü laf etti. Güzel sözlüydü, her

ân güleç yüzlüydü o cömertlik kaynağı.

6- Hayâ ve hilimle muttasıftı, hem de lutufkâr ve hürmetli. Gelip

yalvaranı gözü yaşlı bırakmazdı, o cömertlik kaynağı.

7-Özür dileyenlerin özrünü güzellikle kabul ederdi; Yüce yaratılışlı idi,

şefkatli ve bağışlayıcı idi o cömertlik kaynağı.

8-Zenginliği sevmeyip, fakirliği severdi; hem onunla övünürdü. Fakirleri

kendine kardeş edinirdi, o cömertlik kaynağı.

9-Elbisesine yamalıklar dikip ayağına nalin giyerdi. Varıp hastaları ziyaret

eder, şifâ dilerdi, o cömertlik kaynağı.

10-Hem ailesi fertlerinin ihtiyaçlarını severek görürdü. Hepsinin ihtiyaç

ve sıkıntılarını kolaylaştırırdı o cömertlik kaynağı.

11-Eğer ki arpa ekmeği ve mercimekten ibaret bir yemeğe davet edilse;

hemen icâbet ederdi o cömertlik kaynağı.

12-Deve, at, katır ya da eşek, hangi binek olursa binerdi. Yerine göre bir

şey aramaz yayan gider, yalın ayak yürürdü o sultan, o cömertlik kaynağı.

13-Otururken ya bağdaş kurardı, ya diz üstü olur ya da dizini dikerdi.

Gizli, açık edebin her türlüsünü hâizdi, o cömertlik kaynağı.

14-Yemeği üç parmağıyla yerdi, hem onları iştahla yalardı. Suyu da üç

nefeste içerdi o cömertlik kaynağı.

15-Balı, helvayı, kabağı, sirkeyi ve tiridi severdi. Doyuncaya kadar arpa

ekmeği yememişti o cömertlik kaynağı.

16-Mübarek karnına taş bağlardı bazen açlıktan. Yeter ki gönlüm

incinmesin derdi, o cömertlik kaynağı.

17-Mübarek evinde aylarca ateş yanmazdı. Kanaatle hurma ve nar ile

yetinirdi o cömertlik kaynağı.

18-Güzel işleri yaparken önce sağ tarafından başlamayı severdi. Su

içmeye ya da elbise giymeye başlarken böyleydi, o cömertlik kaynağı.

19-Yatarken sağ tarafı üzere yatar, yüzü kıbleye dönük olurdu. Her

nefeste gayb âlemini seyrederdi, o cömertlik kaynağı.

20-Yatağı ve yastığı deridendi içi lif doldurulmuştu. Gece yattığında az

uyurdu o uyanık kalpli, o cömertlik kaynağı.

21-Gözleri uyusa da gönlü hiç uyumazdı dostuyla beraberdi. Ezelden

güzelliğine hayrân olmuştu, o cömertlik kaynağı.

22-Kendi nefsinden konuşmazdı, konuştukları hep vahiydi. Hikmet

incileriyle dolmuş derin bir deryâ idi o cömertlik kaynağı.

23-Bedeniyle halkın arasında iken gönlü dostuyla başbaşaydı. Çokluğun

içinde her an birliği bulurdu, o cömertlik kaynağı.

24-Pek çok salât ü selâm olsun O’na, ashâbına ve ailesine. Ki onları

kendine dostlar edinmiştir o cömertlik kaynağı.

25-Ey Hakkı! Halkı unut Hakk’ın Habîbi’nden al ahlâkı. Çünkü o, güzel

ahlâkı meccânen Hak teâlâdan almıştır.