ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Habîb-i Ekrem (s.a.v.)’e uymayı, sünnet-i seniyyesi ile doğru yolu
bulmayı, O’nun döneminden sonra dinî konularda ortaya çıkan bid’atlerden
sakınıp yüz çevirmeyi âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerifler ile bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teâlâ kendi Resül’üne uymamızı, dininin
(şeriat) yoluyla Peygamberimizin (s.a.v.) izinden gitmemizi teşvik edip
Habîbi’nin sünnetine uymayan bid’atlerden herkesi sakındırarak Kelâm-ı
Kadîm’inde buyurmuştur ki:
“(Rasûlüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi
sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.”
(Âl-i İmrân, 3/31) “De ki: Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Eğer yüz
çevirirseler bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 3/32). “Allah’a
ve Rasûlü’ne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” (Âl-i İmrân, 3/132).
“Andolsun
ki
içlerinden
kendilerine
Allah’ın
âyetlerini
okuyan,
(kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve
hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir
lutufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde
idiler.” (Âl-i İmrân, 3/164)
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ulü’l-
emre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz –
Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasûlü’ne
götürün (onların tâlimatına göre halledin); bu hem hayırlı hem de netice
bakımından daha güzeldir.” (Nisâ, 4/59) “Hayır! Rabbine andolsun ki
aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin
hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla
kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 4/65) “Kim Allah’a ve
Rasûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lutuflarda bulunduğu
peygamberler, sıddîkler, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne
güzel arkadaştır!” (Nisâ, 4/ 69) “Kim Rasûl’e itaat ederse Allah’a itaat
etmiş olur.” (Nisâ, 4/80) “Ve rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Onu,
muttakîlere, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” (A’râf,
7/156) “Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî
Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder,
kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar.
Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona
saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura
(Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’râf, 7/157)
“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin
sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur. O diriltir ve
öldürür. Öyle ise Allah’a ve ümmî Peygamber olan Rasûlü’ne –ki o, Allah’a
ve onun sözlerine inanır- iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.”
(Â’râf, 7/ 158) “(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak
gönderdik.” (Enbiya, 21/107) “Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar,
başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet
etmesinden sakınsınlar.” (Nûr, 24/63) “Andolsun ki Rasûlullah, sizin için
Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için
güzel bir örnektir.” (Ahzâb, 33/21)
“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı
olarak gönderdik. Allah’ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak
(gönderdik.)” (Ahzâb, 33/45-46) [178/a] “Kim Allah ve Rasûlü’ne itaat
ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzâb, 33/71) “Peygamber size ne
verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun.
Çünkü Allah’ın azâbı çetindir.” (Haşr, 59/7)
Sadakallâhu’l-azîm.
Habîb-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “ Ey ümmet ve ashâbım! Size
vasiyetim budur ki, Hak teâlâdan korkunuz. Bir Habeşî köle de olsa sizden
olan idarecinize itaat ediniz. Çünkü uzun ömürlü olanlarınız, ileride çok
ayrılıklar görecektir. İşte o zaman size lâzım olan benim sünnetimle amel
etmektir. Sünnetime yapışmakta (sıkılığınız) bir şeyi azı dişlerinizle tutmanız
gibi olsun. Benden sonra ortaya çıkan din işlerinden çok sakınmanız
gerekir. Çünkü sonradan dine sokulan her şey bid’attır ve her bid’at de
sapkınlıktır .” [107]
Sapkınlık olan bid’at, ashâb-ı kirâmdan sonraki dönemlerde, onların
yolundan ayrılarak dinî konularda meydana getirilen fazlalık ya da
noksanlıklardır. [Bu hadîs-i şerifte şunlara işaret edilmiştir.] Dinin özüne
uygun olarak dini konularda yapılan işler, (mesela minare ve medrese
yaptırmak, kitap yazmak gibi) güzel görülen bid’atlerdendir. (bid’at-i
hasene)
Ve buyurmuştur ki: “ Ey ümmetim! Gözünüzü açınız ki bana bu kitap
verildi; bununla birlikte bir misli daha verilmiştir. Dikkat ediniz ki yakın bir
zamanda çok mal sahibi kimseler kendi taht ve kürsüleri üzerinden
insanlara derler ki: Yalnız Kur’an’la amel ediniz. Onda neyi helâl
bulursanız, onu helâl biliniz. Neyi haram bulursanız onu haram biliniz.
Hâlbuki Allah teâlânın Peygamberi’nin haram ettiği şeyler de, Allah’ın
haram ettiği şeyler gibidir. Dikkat ediniz ki eşek eti size helâl olmaz. Azı dişi
olan yırtıcı hayvanların eti de helâl olmaz. Zimmîlerin [108] malını izinsiz
almak helâl değil vebâldir. Şayet sahibinin ona ihtiyacı yoksa helâl olur. Bir
kimse bir topluma misafir olsa, ev sahiplerine düşen görev ona yemek
yedirmektir. Misafire lâyık olan ise onların yemeği kadar onlara iyilikte
bulunmaktır. ” [109]
Ve buyurmuştur ki: “ Sakın ola ki sizden birinizin benim bir emrimi ya da
nehyimi duyduğunda rahat koltuğunda yaslanır vaziyette şöyle dediğini
duymayayım: Ben bunu bilmem, biz ancak Allah’ın kitabında ne bulursak
ona uyarız. ” [110] Ve buyurmuştur ki: “ Sizden biriniz rahat koltuğunda
uzanıp da öyle mi zanneder ki Allah teâlâ bu Kur’ân’da haram eylediği
şeylerden başka bir şey haram etmemiştir. Dikkat ediniz ki ben de pek çok
öğüt vermişimdir, emirler etmişimdir. Çok şeyden sakındırmışımdır ki onlar
Kur’ân kadardır. Belki de daha çoktur. Muhakkak ki Allah teâlâ ehl-i
kitaptan olan zimmîlerin evlerine izinsiz girmenizi, kadınlarını dövmenizi ve
meyvelerini yemenizi helâl etmemiştir. Cizyelerini [111] verdikleri müddetçe,
sizden emin olarak yaşayıp giderler .” [112]
Ve buyurmuştur ki: “ Bütün sözlerin en hayırlısı, Allah teâlânın Kitabıdır.
Hidâyetlerin en hayırlısı Muhammed aleyhisselâmın hidâyetidir. İşlerin en
kötüsü sonradan çıkanlardır ki bid’attır. Her bid’at ise sapkınlıktır .” [113] Ve
buyurmuştur ki: “ Bütün ümmetim cennete girer, ancak ibâ eden (inatlaşan,
râzı olmayan, tenezzül etmeyen) giremez?” İbâ eden kimdir, diye
sorulduğunda cevap vermiştir ki: “Bana uyan cennete girer, kim bana karşı
gelirse, işte o ibâ etmiş olur. ” [114] Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki helâl lokma
yiyip sünnetime göre yaşarsa, insanlar ondan emin olurlar, ona güven
duyarlar. O kişi cennete gider.” Denilmiştir ki: “Bu zamanda senin
ümmetin içinde böyle kişiler çok bulunur.” Bunun üzerine şöyle cevap
vermiştir: “Benden sonra bir topluluk içinde ancak bir tane bulunur. ” [115]
Ve buyurmuştur ki: “ Kim benim ümmetimin bozulduğu bir zamanda
sünnetime yapışıp onunla [178/b] amel ederse, o kimse yüz şehid sevabına
nâil olur .” [116] Ve buyurmuştur ki: “ Muhakkak ki İslâm dini dünyaya
garip [117] gelmiş, garip gidecektir. Benden sonra, insanların bozduğu
sünnetimi düzeltenlere müjdeler olsun .” [118] Ve buyurmuştur ki: “ Siz kendi
dünyanızın işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Bana sormayınız. Ne zaman ki ben
size din işlerinden birini emredersem, onu alıp kabul ediniz .” [119]
Ve buyurmuştur ki: “ Sizden birinizin arzu ve istekleri, benim getirdiğim
şeriatın hükümlerine uygun olmadıkça, o kimse mü’min sayılmaz .” [120] Ve
buyurmuştur ki: “ İsrâiloğullarının başına gelen kargaşalar (fitneler),
elbette benim ümmetime de gelecektir. Hatta onlar içinde alenî anasıyla
zina eden olmuş ise, benim ümmetimden de onu yapan çıkacaktır.
İsrâiloğulları yetmiş iki zümreye ayrılmıştır. Benim ümmetim ise yetmiş üç
fırkaya ayrılacaktır. Ve bunların hepsi cehenneme gidecek, yalnız bir
zümresi kurtulacaktır.” O bir grup kurtuluş fırkası hangisidir, diye
sorulduğunda, “Benim ve ashâbımın gittiği yolda gidenlerdir ” [121]
buyurmuştur.
Enes’e (r.a.) hazretlerine o Hazret buyurmuştur ki: “ Ey benim oğulcuğum!
Eğer gücün yeterse, kalbinde hiç kimseye kin ve nefret olmadığı halde
sabahlayıp akşamlayasın. Öyle işlemeye çalış. Çünkü bu benim sünnetimdir.
Sünnetimi seven, beni de sevmiş olur. Beni seven cennette benimle beraber
olur. ” [122] Ve Habîb-i Ekrem (s.a.v)’e Ömer ibn-i Hattab (r.a.) gelip
demiştir ki: “ Biz Yahudilerin bazı (kutsal) sözlerini işitip beğendik. Onların
bir kısmını yazmak istiyoruz. Bize izin verir misiniz? ” deyince, ona cevap
verip buyurmuştur ki: “ Yahudilerin ve Hristiyanların şaşkınlık ve
birbirlerine kızgınlık içinde oldukarı gibi siz de mi şaşkınlığa düşeceksiniz?
Şüphesiz ki ben size şu tertemiz dini (Şeriat-ı Mutahhara) öyle bir kemâl
üzere getirmişimdir ki eğer Hz. Mûsa (a. s.) hayatta olsa idi, bana
uymaktan başka yapacak bir işi olmazdı. ” [123] Ve İbn – i Ömer (r. a.) Mekke
ile Medine arasında bir ağaca geldiğinde, onun altında bir miktar öğle
uykusu (kaylûle) uyurdu. Ve derdi ki “Hazret-i Peygamber de böyle
yapardı.”
Ve buyurmuştur ki: “ Kim ki benim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir. ” [124] Ve buyurmuştur ki: “ Her amelin bir hırs ve arzusu vardır. Her
hırsın bir ara verme ve kesilmeden (fetret) dolayı usanması vardır. Kimin
usanması, sünnetime uygun olursa, doğru yolu bulmuştur. Kimin usanması
sünnetimden başka bir yönde olursa helâk olmuştur.” [125] Ve buyurmuştur
ki: “ Ben içinizden birine, ana-babasından, çocuğundan ve bütün
insanlardan daha sevgili gelmedikçe o kimse mü’min sayılmaz .” [126] Ve
buyurmuştur ki: “ Kim şeriatimizde olmayan bir iş icad ederse, o iş
reddedilmiştir .” [127]
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem doğru söylemiştir.
Nazm
1-Her işde zikr iderdi ism-i Rahmân ol kerem kânı
Senâ vü hamde Peygamber idi kân ol kerem kânı
2-Ol idi mazhar-ı eltâf ü ilm ü hilme hem menba‘
Ki hüsn-i hulk ile dolmuş idi ol can kerem kânı
3-Hakk’ın mahlukına rıfk u tevâzu‘ eyleyüb li’llâh
İderdi cümle halka lutf u ihsan ol kerem kânı
4-Hemân Allâh içün halkı severdi buğz iderdi hem
Ne dost olmuşdu nefsiyçün ne düşmân ol kerem kânı
5-Ne güldü kahkaha ile ne sövdü nesneye hergiz
Güzel sözlü güleç yüzliydi pür ân ol kerem kânı
6-Hayâ vü hilm ile mevsûf idi hem lutf u hürmetle
Gelüb yalvaranı koymazdı giryân ol kerem kânı [179/a]
7-Kabûl eylerdi özrü suçlulardan afv ü lutf ile
Azîmü’l-hulk idi şefkatli hannân ol kerem kânı
8-Gınâyı sevmeyüb fakrı severdi fahr iderdi hem
Kılub miskinleri kendiye ihvân ol kerem kânı
9-Yamalıklar diküb esvâbına na‘lîn giyüb dahi
Varub her hastaya eylerdi dermân ol kerem kânı
10-Hem ehl-i beytinin hidmetlerin kendi görürdi hoş
Kamu müşkillerin eylerdi âsân ol kerem kânı
11-Eğer hubz-ı şa‘îr ü mercümek çorbası ekliyçün
Olunsa da‘vet olurdı o mihmân ol kerem kânı
12-Binerdi gâh deve gâh at ü gâh katır gâhî merkeb
Yalın ayak yürürdi gâh o sultân ol kerem kânı
13-Murabba‘ otururdı ya diz üzre ya dikerdi diz
Dolu âdâb idi peydâ vü pinhân ol kerem kânı
14-Yiyüb üç parmağıyla hem yalardı anı lezzetle
İçerdi üç nefesde âb-ı reyyân ol kerem kânı
15-Severdi bâl ü helvâ hem kabak, sirke, tirid amma
Doyunca yimemişdi arpadan nân ol kerem kânı
16-Mübârek batnına taş bağlar idi gâhî açlıkdan
Fuâdım olmasun dir idi lerzân ol kerem kânı
17-Sa‘âdet-hânesinde nice aylar yanmaz idi od
Kanâ‘atle yir idi temr u rummân ol kerem kânı
18-Güzel işlerde sağ yanın severdi eyleyüb takdîm
Ya suya olsa ya lebse şitâbân ol kerem kânı
19-Yaturdı sağ yanı üzre yüzü müstakbilü’l-kıble
İderdi her nefesde gaybı seyrân ol kerem kânı
20-Firâşı sahtiyân idi içi lif yasdığı dahi
Gice yatsa az uyurdı o yakzân ol kerem kânı
21-Uyurdı gözleri hiç uyumazdı gönlü dostuyla
Ezelden hüsnüne olmuşdı hayrân ol kerem kânı
22-Hevâdan söylemezdi nutk-ı pâki cümle vahy idi
Dür-i hikmetle idi bahr-ı ummân ol kerem kânı
23-Teni halk içre idi gönlü dostuyla tek ü tenhâ
Bulurdı vahdeti kesretde her ân ol kerem kânı
24-Salât ü çok selâm olsun ana hem âl ü sahbine
Ki kılmış anları kendüye yârân ol kerem kânı
25-Gel ey Hakkı unut halkı, Habîb-i Hak’dan al hulkı
Ki Hak’dan hüsn ü hulk almışdı meccân ol kerem kânı
Günümüz Türkçesiyle
1-Her işinde Rahmân ismini zikrederdi o iyilik kaynağı. Allah’a hamd ü
senâ eden bir peygamberdi, o cömertlik kaynağı.
2-Allah’ın lutfunun ve bütün ilimlerin kaynağı o idi. Büsbütün güzel
ahlâkla dolmuştu o can, o cömertlik kaynağı.
3-Hakk’ın yarattıklarına karşı Allah için tevazu eyleyip; bütün yaratılmışa
lutuf ve ihsanla davranırdı, o cömertlik kaynağı.
4- Hemen Allah için severdi, kızgınlığı da Allah içindi. Ne dost olmuştu
nefsi için, ne de düşmanlık ederdi, o cömertlik kaynağı.
5- Ne kahkaha ile güldü, ne bir nesneye kötü laf etti. Güzel sözlüydü, her
ân güleç yüzlüydü o cömertlik kaynağı.
6- Hayâ ve hilimle muttasıftı, hem de lutufkâr ve hürmetli. Gelip
yalvaranı gözü yaşlı bırakmazdı, o cömertlik kaynağı.
7-Özür dileyenlerin özrünü güzellikle kabul ederdi; Yüce yaratılışlı idi,
şefkatli ve bağışlayıcı idi o cömertlik kaynağı.
8-Zenginliği sevmeyip, fakirliği severdi; hem onunla övünürdü. Fakirleri
kendine kardeş edinirdi, o cömertlik kaynağı.
9-Elbisesine yamalıklar dikip ayağına nalin giyerdi. Varıp hastaları ziyaret
eder, şifâ dilerdi, o cömertlik kaynağı.
10-Hem ailesi fertlerinin ihtiyaçlarını severek görürdü. Hepsinin ihtiyaç
ve sıkıntılarını kolaylaştırırdı o cömertlik kaynağı.
11-Eğer ki arpa ekmeği ve mercimekten ibaret bir yemeğe davet edilse;
hemen icâbet ederdi o cömertlik kaynağı.
12-Deve, at, katır ya da eşek, hangi binek olursa binerdi. Yerine göre bir
şey aramaz yayan gider, yalın ayak yürürdü o sultan, o cömertlik kaynağı.
13-Otururken ya bağdaş kurardı, ya diz üstü olur ya da dizini dikerdi.
Gizli, açık edebin her türlüsünü hâizdi, o cömertlik kaynağı.
14-Yemeği üç parmağıyla yerdi, hem onları iştahla yalardı. Suyu da üç
nefeste içerdi o cömertlik kaynağı.
15-Balı, helvayı, kabağı, sirkeyi ve tiridi severdi. Doyuncaya kadar arpa
ekmeği yememişti o cömertlik kaynağı.
16-Mübarek karnına taş bağlardı bazen açlıktan. Yeter ki gönlüm
incinmesin derdi, o cömertlik kaynağı.
17-Mübarek evinde aylarca ateş yanmazdı. Kanaatle hurma ve nar ile
yetinirdi o cömertlik kaynağı.
18-Güzel işleri yaparken önce sağ tarafından başlamayı severdi. Su
içmeye ya da elbise giymeye başlarken böyleydi, o cömertlik kaynağı.
19-Yatarken sağ tarafı üzere yatar, yüzü kıbleye dönük olurdu. Her
nefeste gayb âlemini seyrederdi, o cömertlik kaynağı.
20-Yatağı ve yastığı deridendi içi lif doldurulmuştu. Gece yattığında az
uyurdu o uyanık kalpli, o cömertlik kaynağı.
21-Gözleri uyusa da gönlü hiç uyumazdı dostuyla beraberdi. Ezelden
güzelliğine hayrân olmuştu, o cömertlik kaynağı.
22-Kendi nefsinden konuşmazdı, konuştukları hep vahiydi. Hikmet
incileriyle dolmuş derin bir deryâ idi o cömertlik kaynağı.
23-Bedeniyle halkın arasında iken gönlü dostuyla başbaşaydı. Çokluğun
içinde her an birliği bulurdu, o cömertlik kaynağı.
24-Pek çok salât ü selâm olsun O’na, ashâbına ve ailesine. Ki onları
kendine dostlar edinmiştir o cömertlik kaynağı.
25-Ey Hakkı! Halkı unut Hakk’ın Habîbi’nden al ahlâkı. Çünkü o, güzel
ahlâkı meccânen Hak teâlâdan almıştır.

