Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) [389] ve Beyt-i Ma‘mûr’u [390] bildirir

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) [389] ve Beyt-i Ma‘mûr’u [390] bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifakla şöyle demişlerdir: Livâ-yı hamd …

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) [389] ve Beyt-i Ma‘mûr’u [390] bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifakla şöyle demişlerdir:

Livâ-yı hamd denilen kutlu sancağı Hak teâlâ Sevgili Peygamberi’ne

bağışlamıştır. Mahşer gününde Muhammed (a.s.)’ın ümmeti, o kutlu

sancağın altında toplanacak, şânı yüce Peygamber o gün, kendisine va’d

edilen övülmüş makãm a (makãm-ı mahmûd) [391] varıp hamd sancağı

altında toplanan ümmetine şefaat edecektir.

Hamd sancağı , halen cennetin yücelerinde uçsuz bucaksız bir sahrâda

bulunan Hamd dağı üzerine dikilmiş görkemli bir sancaktır. Uzunluğu bin

yıllık mesafedir. Direği beyaz gümüşten ve yeşil zeberceddendir. [392]

“Âlem”in uç kısmı kırmızı yâkuttandır. O sancağın üç köşesi vardır ve her

iki köşesinin arası beş yüz yıllık mesafedir. Üzerine nûrdan üç satır yazı

vardır ve her bir satırın uzunluğu beş yüz yıllık mesafedir. Birinci satırda:

Bismillâhirrahmânirrahîm (Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla)

yazılıdır. İkinci satırda: Lâ ilâhe illa’llâh muhammedün rasûlullah

(Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed aleyhisselâm O’nun elçisidir)

yazılıdır. [8/a] Üçüncü satırda: El-hamdü li’llâhi rabbi’l-âlemîn (Âlemlerin

Rabbi Allah’a hamd olsun) yazılıdır.

Bu büyük sancağın altında yetmiş bin sancak daha vardır. Ve bunların her

birinin altında yetmiş bin saf halinde dizilmiş melekler bulunur. Her bir

safta yetmiş bin melek bulunur ve Hak teâlâyı zikrederler.

Beyt-i Ma’mûr ’a gelince; o, Firdevs cennetinde [393] kırmızı yâkuttan

yüksek bir kubbe idi. Hak teâlâ, Âdem (a.s.)’ı cennetten yeryüzüne indirdiği

vakit, tövbesi kabul olunarak cennet yadigârı olsun ve onu ziyaret edip

tavaf etsin diye Beyt-i Ma‘mûr ’u yüce cennetten bu dünyaya indirip bu

günkü Kâbe’nin bulunduğu yere koymuştu. Beyt-i Ma’mûr’un iki kapısı

vardı. Bunlardan biri doğuya, biri batıya açılırdı. Ve Beyt-i Ma‘mûr ’un

içinde nûrdan üç kandil vardı. Onların ışığının aydınllattığı mekân, halen

Kabe’nin harem bölgesidir . [394]

Cenâb-ı Hakk’ın emriyle yedi kat göklerde bulunan melekler sırayla

yeryüzüne inip Hz. Âdem (a.s.) ile birlikte Beyt-i Ma’mûr ’u tavaf ederlerdi.

Beyt-i Ma’mûr Hz. Âdem (a.s.) zamanından Hz. Nûh (a.s.) zamanına kadar

yeryüzünde idi. Tûfandan önce, bulunduğu yerden dünya semâsına

kaldırıldı. Kıyamete kadar orada kalacaktır. Sonra da yine cennetteki

mekânına kaldırılsa gerektir. Onun yeryüzünde olan mekânına İbrahim

(a.s.) Cenâb-ı Hakk’ın emriyle Beyt-i Şerîf’i bina etmiştir. Eğer Beyt-i

Ma’mûr gökyüzünden düşse, Kâbe’nin üzerine inerdi. Şimdi yerde bulunan

Kâbe ile göklerdeki Beyt-i Ma’mûr’un arası yine haremdir. Halen Kâbe’nin

duvarında bulunan, hürmet edilip öpülen Hacer-i esved, Beyt-i Ma’mûr’dan

yadigâr kalmıştır. Bu taş aslında kırmızı yâkuttan iken, tûfanda Cenâb-ı

Hakk’ın emriyle siyah taş (Hacer-i Esved) halini almıştır.

Dünya semâsında bulunan Beyt-i Ma’mûr’a her gün yetmiş bin melek

girip orada namaz kılar. Bunlar cin de denilen melek topluluğudur; iblis de

onlardandır. Bu topluluk o kadar kalabalıktır ki Beyt-i Ma’mûr’a bir defa

giren meleğe kıyamete kadar bir daha sıra gelmez.

ÜÇÜNCÜ FASIL [395]

Cennetin altında perde vazifesi gören melekleri, hazine denizlerini, yedi

kat gökleri ve her gökte bulunan melekleri; Güneş, Ay ve yıldızların

hareketlerini, kâinâtın durumunu ve atmosferi dört madde ile bildirir.