KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) [389] ve Beyt-i Ma‘mûr’u [390] bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifakla şöyle demişlerdir:
Livâ-yı hamd denilen kutlu sancağı Hak teâlâ Sevgili Peygamberi’ne
bağışlamıştır. Mahşer gününde Muhammed (a.s.)’ın ümmeti, o kutlu
sancağın altında toplanacak, şânı yüce Peygamber o gün, kendisine va’d
edilen övülmüş makãm a (makãm-ı mahmûd) [391] varıp hamd sancağı
altında toplanan ümmetine şefaat edecektir.
Hamd sancağı , halen cennetin yücelerinde uçsuz bucaksız bir sahrâda
bulunan Hamd dağı üzerine dikilmiş görkemli bir sancaktır. Uzunluğu bin
yıllık mesafedir. Direği beyaz gümüşten ve yeşil zeberceddendir. [392]
“Âlem”in uç kısmı kırmızı yâkuttandır. O sancağın üç köşesi vardır ve her
iki köşesinin arası beş yüz yıllık mesafedir. Üzerine nûrdan üç satır yazı
vardır ve her bir satırın uzunluğu beş yüz yıllık mesafedir. Birinci satırda:
Bismillâhirrahmânirrahîm (Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla)
yazılıdır. İkinci satırda: Lâ ilâhe illa’llâh muhammedün rasûlullah
(Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed aleyhisselâm O’nun elçisidir)
yazılıdır. [8/a] Üçüncü satırda: El-hamdü li’llâhi rabbi’l-âlemîn (Âlemlerin
Rabbi Allah’a hamd olsun) yazılıdır.
Bu büyük sancağın altında yetmiş bin sancak daha vardır. Ve bunların her
birinin altında yetmiş bin saf halinde dizilmiş melekler bulunur. Her bir
safta yetmiş bin melek bulunur ve Hak teâlâyı zikrederler.
Beyt-i Ma’mûr ’a gelince; o, Firdevs cennetinde [393] kırmızı yâkuttan
yüksek bir kubbe idi. Hak teâlâ, Âdem (a.s.)’ı cennetten yeryüzüne indirdiği
vakit, tövbesi kabul olunarak cennet yadigârı olsun ve onu ziyaret edip
tavaf etsin diye Beyt-i Ma‘mûr ’u yüce cennetten bu dünyaya indirip bu
günkü Kâbe’nin bulunduğu yere koymuştu. Beyt-i Ma’mûr’un iki kapısı
vardı. Bunlardan biri doğuya, biri batıya açılırdı. Ve Beyt-i Ma‘mûr ’un
içinde nûrdan üç kandil vardı. Onların ışığının aydınllattığı mekân, halen
Kabe’nin harem bölgesidir . [394]
Cenâb-ı Hakk’ın emriyle yedi kat göklerde bulunan melekler sırayla
yeryüzüne inip Hz. Âdem (a.s.) ile birlikte Beyt-i Ma’mûr ’u tavaf ederlerdi.
Beyt-i Ma’mûr Hz. Âdem (a.s.) zamanından Hz. Nûh (a.s.) zamanına kadar
yeryüzünde idi. Tûfandan önce, bulunduğu yerden dünya semâsına
kaldırıldı. Kıyamete kadar orada kalacaktır. Sonra da yine cennetteki
mekânına kaldırılsa gerektir. Onun yeryüzünde olan mekânına İbrahim
(a.s.) Cenâb-ı Hakk’ın emriyle Beyt-i Şerîf’i bina etmiştir. Eğer Beyt-i
Ma’mûr gökyüzünden düşse, Kâbe’nin üzerine inerdi. Şimdi yerde bulunan
Kâbe ile göklerdeki Beyt-i Ma’mûr’un arası yine haremdir. Halen Kâbe’nin
duvarında bulunan, hürmet edilip öpülen Hacer-i esved, Beyt-i Ma’mûr’dan
yadigâr kalmıştır. Bu taş aslında kırmızı yâkuttan iken, tûfanda Cenâb-ı
Hakk’ın emriyle siyah taş (Hacer-i Esved) halini almıştır.
Dünya semâsında bulunan Beyt-i Ma’mûr’a her gün yetmiş bin melek
girip orada namaz kılar. Bunlar cin de denilen melek topluluğudur; iblis de
onlardandır. Bu topluluk o kadar kalabalıktır ki Beyt-i Ma’mûr’a bir defa
giren meleğe kıyamete kadar bir daha sıra gelmez.
ÜÇÜNCÜ FASIL [395]
Cennetin altında perde vazifesi gören melekleri, hazine denizlerini, yedi
kat gökleri ve her gökte bulunan melekleri; Güneş, Ay ve yıldızların
hareketlerini, kâinâtın durumunu ve atmosferi dört madde ile bildirir.

![Hamd Sancağı’nı (Livâ-yı hamd) [389] ve Beyt-i Ma‘mûr’u [390] bildirir](/wp-content/uploads/2026/06/marifetname.jpg)