BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Hava küresinin üst tabakasında olduğu gözlenen kâinât boşluğunu
(atmosfer) bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle
demişlerdir: Hava unsurunun üst tabakasının yukarı tarafında, kuyruklu
yıldızlar (kevâkib-i zü’l-eznâb) ve kayan yıldızlar (envâ-ı şihâb) oluşur.
Ancak kayan yıldız zannedilen (şihâb) [518] ateş kütlesinin esas maddesi,
latîf bir dumandır ki bunlar, Güneş ışığının vurmasıyla yerden havaya
yükselen ve yükseliş esnasında soğuk tabakasından etkilenmeden geçerek
ateş küresine ulaşabilen duman kütleleridir. Eğer söz konusu dumanın alt
tarafı yerden tamamen alâkasını kesmiş ise, pamuk fitilinin mum alevinin
ucuna dokununca yanması gibi, o latîf duman da birden alevlenip ateşe
dönüşür ve çok hızlı yandığı için hemen sönüyor gibi görünür. Çünkü söz
konusu ateşin parlaması, ilk önce dumanın üst tarafına düşüp sonuna kadar
yanmaya devam etmesi sebebiyledir. Halbuki o parıltı dumanın diğer
tarafına vardığında, o tarafa doğru uzadığı halde, (bir uçtan bir uca çakmış)
fişek gibi hızla hareket etmiş görünür ki şihab/ateş kütlesi denilen şeyin aslı
budur. Yukarıda bahsi geçen parlama sırasında dumandan yere ait parçalar
ayrışıp halis olarak ateş unsuru renksiz bir şekilde kalınca, göze görünmez
olur. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman, yoğun ve koyu ise, ateş ona
dokunduğu zaman koyuluğu bir süre daha öylece kalır. (Bazen) günlerce ve
hatta aylarca sönmeyip dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya
çıkar. Bu paralma ya örgülü saç şeklinde ya top gibi yuvarlak ya iniş
düğümlü yıldız (kevkeb-i zû-zeneb;) ya kısa bir ok veya dik koni
şekillerinde yahut da herhangi bir hayvan sûretinde görünür. Eğer duman
maddesi çok yoğun ise, ateş küresine ulaştığı zaman ondan öyle büyük bir
ateş alevi ortaya çıkar ki göklerin derinlikleri ve yeryüzü aydınlanır ki
niyâzın bunlardır.
Meşhurdur ki Hazret-i İsa (a. s.) zamanından çok [63/b] sonra gök
yüzünde kuzey kutbu tarafında parlayan bir ateş zuhûr etmiş ve tam bir sene
öylece görüldüğü yerde kalmıştır. O ateşin dumanıyla oluşan karanlık
yeryüzünü öylesine kaplamıştı ki gündüzün ilk dokuz saatinden sonra hiç
kimse bir şey göremezdi. Gökyüzünden sürekli kül benzeri toz parçacıkları
yağardı ve o ateşin altı hizasında hiçbir insan duramazdı. “Gazabına
uğramaktan, Allah’a sığınırız.”
Eğer yeryüzünden ateş tabakasına ulaşabilen duman yoğun ve oldukça
kalın bir tabaka halinde olup alt tarafı da yeryüzüne bitişik olursa, bu
durumda -sönmekte bulunan kandilin dumanı ile üzerinde bulunan ateşe ait
son parçaların aşağıya inerek sönen lambayı yeniden tutuşturmaları gibi-
ateş unsuru da o dumandan tutuşarak onunla aşağıya, yeryüzüne kadar iner
ki buna (tabiî) yangın derler. Çünkü bütünüyle kâinâtı kuşatan hava boşluğu
(atmosfer), dört unsurdan karışmaksızın saf olarak meydana gelir. Onun için
yukarıda zikredilenler, o unsurların karışmasıyla meydana gelmiş olan
karışım ve oluşumlarla meydana gelen diğer üç unsur gibi olmayıp bir
zaman yerlerinde sabit durmazlar. Hemen bir anda bozuşum ve değişime
uğrarlar. Şekillerini muhafaza edemeyip sık sık başka sûretlere bürünürler.
Kısa sürede başka bir hale geçerler.

