BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Hava küresinin yine orta tabakasında meydana gelen bazı olayları;
şimşek, gök gürültüsü ve yıldırımı hakîmâne bir üslupla bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle
demişlerdir: Şimşek, gök gürültüsü ve yıldırımın sebepleri budur ki,
güneşin sıcaklığı etkisiyle iyice incelen (yeryüzündeki) küçük (madenî)
parçalar ve atmosferdeki küçük yanıcı (gaz) parçacıkları birbirine karışır ve
buna duman derler. İşte bu duman yukarıda açıklanan buhar ile karışıp
berâberce yukarı doğru çıkarak soğuk tabakaya kadar yükseldiğinde,
buhardan bulut oluşur ve o duman da bulutun içinde sıkışıp kalır. Kendi
içinde sıcaklığını muhafaza eden duman kütlesi yukarı doğru yükselmek
istedikçe ve harareti azalan duman aşağı doğru inmek istedikçe, o dumanlar
her inip çıkmada bulutu öylesine hızla yarıp geçer ki bundan müthiş bir
gümbürtü, korkunç bir ses çıkar. İşte buna gök gürlemesi (ra’d) denir.
Çünkü yoğun sürtünmeden oluşan sıcaklıkla sıkışan duman alevlenirse
bundan iki durum ortaya çıkar; eğer bu ateş saydam olur ve çabucak
sönerse o takdirde buna şimşek (berk) derler ve eğer yoğun olup yere kadar
inmeden sönmemiş olursa işte ona yıldırım (sâika) derler.
Bazen öyle olur ki bu yıldırım incelir; birbirinden ayrışan cisimleri delip
geçer, ayrışmayan yoğun cisimleri ise yakar. Mesela, bir kese içinde
bulunan altın ve gümüşü eritip geçer de, keseyi yakmaz. Meğer ki o keseyi
içinde erimiş olan dirhemlerin harareti yakmış olsun. Bazı zaman da,
yıldırım gayet yoğun olup her neye isâbet ederse onu yakar. Böyle bir
durumda büyük bir dağa isâbet etse, onu da delip geçer. Gök gürültüsü ile
şimşek birlikte olursa, henüz gürültü işitilmeden önce şimşek görünür.
Çünkü bunlardan biri gözün görmesiyle idrak olunur, diğeri ise kulağın
işitmesiyle hissedilir. İşitme ise sesin kulağa ulaşmasına bağlıdır ve bu
ulaşma havadaki titreşimlerle sesin mahalline ulaşmasıyla ilgilidir. Halbuki,
görmeyi sağlayan şuaların göze ulaşması sesin kulağa ulaşmasından daha
hızlıdır. Nitekim, (tokmakla döve döve çamaşır yıkayan) çamaşırcıyı
gözlersen, önce onun çamaşırı taşa (veya çamaşıra tokmağı) vurduğunu
görürsün. Ancak bir müddet sonra bu vurmanın sesini işitebilirsin. Kış
mevsimlerinde (gökyüzüne yükselen) buharın dumanı az olduğu için,
şimşek çakması ve gök gürlemesi pek nâdir görülür. Bu sebepledir ki soğuk
iklimlere kar yağarken gök gürlediği ve şimşek çaktığı görülmez. Çünkü
kar yağan bulutlarda aslâ buhar dumanı bulunmaz ve şiddetli soğuğun
etkisiyle buharın dumanı sönüp gider, eseri bile kalmaz.
Yağmur çok olduğu zaman, bulutlardaki zerrecikler gayet yoğun
olduğundan, gök gürlemesi, şimşek çakması ve yıldırım düşmesi sıklıkla
görülür. Çünkü bulutların yoğunlaşması sebebiyle yağmur suyu onda
sıkışmış olur. Onun için yağmur damlaları hızla yere iner. Nitekim herhangi
bir yerde [64/b] kapalı bulunan su, oradan çıkmaya yol bulsa, kuvvetle
mecrasına akar.
Bütün bunları dilediği vakitte istediği yerde yoktan var eden ve
işlediklerinde hikmet sahibi olan Allah teâlânın şânı yücedir. Sıfatları
kusursuzdur ve O, her türlü noksanlıktan münezzehtir. O’ndan başka ilâh
yoktur.
[518] . Şihâb hakkında benzer açıklamalar, Muhtasar Kozmoğrafya ’nın
73-74. sayfalarında da mevcuttur.
. Şihâb hakkında benzer açıklamalar, Muhtasar Kozmoğrafya ’nın 73-74.
sayfalarında da mevcuttur.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle
demişlerdir: Hava unsurunun üst tabakasının yukarı tarafında, kuyruklu
yıldızlar (kevâkib-i zü’l-eznâb) ve kayan yıldızlar (envâ-ı şihâb) oluşur.
Ancak kayan yıldız zannedilen (şihâb) ateş kütlesinin esas maddesi, latîf bir
dumandır ki bunlar, Güneş ışığının vurmasıyla yerden havaya yükselen ve
yükseliş esnasında soğuk tabakasından etkilenmeden geçerek ateş küresine
ulaşabilen duman kütleleridir. Eğer söz konusu dumanın alt tarafı yerden
tamamen alâkasını kesmiş ise, pamuk fitilinin mum alevinin ucuna
dokununca yanması gibi, o latîf duman da birden alevlenip ateşe dönüşür ve
çok hızlı yandığı için hemen sönüyor gibi görünür. Çünkü söz konusu ateşin
parlaması, ilk önce dumanın üst tarafına düşüp sonuna kadar yanmaya
devam etmesi sebebiyledir. Halbuki o parıltı dumanın diğer tarafına
vardığında, o tarafa doğru uzadığı halde, (bir uçtan bir uca çakmış) fişek
gibi hızla hareket etmiş görünür ki şihab/ateş kütlesi denilen şeyin aslı
budur. Yukarıda bahsi geçen parlama sırasında dumandan yere ait parçalar
ayrışıp halis olarak ateş unsuru renksiz bir şekilde kalınca, göze görünmez
olur. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman, yoğun ve koyu ise, ateş ona
dokunduğu zaman koyuluğu bir süre daha öylece kalır. (Bazen) günlerce ve
hatta aylarca sönmeyip dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya
çıkar. Bu paralma ya örgülü saç şeklinde ya top gibi yuvarlak ya iniş
düğümlü yıldız (kevkeb-i zû-zeneb;) ya kısa bir ok veya dik koni
şekillerinde yahut da herhangi bir hayvan sûretinde görünür. Eğer duman
maddesi çok yoğun ise, ateş küresine ulaştığı zaman ondan öyle büyük bir
ateş alevi ortaya çıkar ki göklerin derinlikleri ve yeryüzü aydınlanır ki
niyâzın bunlardır.

