Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Hava küresinin yine orta tabakasında meydana gelen bazı olayları; şimşek, gök gürültüsü ve yıldırımı hakîmâne bir üslupla bildirir. Ey azîz! …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Hava küresinin yine orta tabakasında meydana gelen bazı olayları;

şimşek, gök gürültüsü ve yıldırımı hakîmâne bir üslupla bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle

demişlerdir: Şimşek, gök gürültüsü ve yıldırımın sebepleri budur ki,

güneşin sıcaklığı etkisiyle iyice incelen (yeryüzündeki) küçük (madenî)

parçalar ve atmosferdeki küçük yanıcı (gaz) parçacıkları birbirine karışır ve

buna duman derler. İşte bu duman yukarıda açıklanan buhar ile karışıp

berâberce yukarı doğru çıkarak soğuk tabakaya kadar yükseldiğinde,

buhardan bulut oluşur ve o duman da bulutun içinde sıkışıp kalır. Kendi

içinde sıcaklığını muhafaza eden duman kütlesi yukarı doğru yükselmek

istedikçe ve harareti azalan duman aşağı doğru inmek istedikçe, o dumanlar

her inip çıkmada bulutu öylesine hızla yarıp geçer ki bundan müthiş bir

gümbürtü, korkunç bir ses çıkar. İşte buna gök gürlemesi (ra’d) denir.

Çünkü yoğun sürtünmeden oluşan sıcaklıkla sıkışan duman alevlenirse

bundan iki durum ortaya çıkar; eğer bu ateş saydam olur ve çabucak

sönerse o takdirde buna şimşek (berk) derler ve eğer yoğun olup yere kadar

inmeden sönmemiş olursa işte ona yıldırım (sâika) derler.

Bazen öyle olur ki bu yıldırım incelir; birbirinden ayrışan cisimleri delip

geçer, ayrışmayan yoğun cisimleri ise yakar. Mesela, bir kese içinde

bulunan altın ve gümüşü eritip geçer de, keseyi yakmaz. Meğer ki o keseyi

içinde erimiş olan dirhemlerin harareti yakmış olsun. Bazı zaman da,

yıldırım gayet yoğun olup her neye isâbet ederse onu yakar. Böyle bir

durumda büyük bir dağa isâbet etse, onu da delip geçer. Gök gürültüsü ile

şimşek birlikte olursa, henüz gürültü işitilmeden önce şimşek görünür.

Çünkü bunlardan biri gözün görmesiyle idrak olunur, diğeri ise kulağın

işitmesiyle hissedilir. İşitme ise sesin kulağa ulaşmasına bağlıdır ve bu

ulaşma havadaki titreşimlerle sesin mahalline ulaşmasıyla ilgilidir. Halbuki,

görmeyi sağlayan şuaların göze ulaşması sesin kulağa ulaşmasından daha

hızlıdır. Nitekim, (tokmakla döve döve çamaşır yıkayan) çamaşırcıyı

gözlersen, önce onun çamaşırı taşa (veya çamaşıra tokmağı) vurduğunu

görürsün. Ancak bir müddet sonra bu vurmanın sesini işitebilirsin. Kış

mevsimlerinde (gökyüzüne yükselen) buharın dumanı az olduğu için,

şimşek çakması ve gök gürlemesi pek nâdir görülür. Bu sebepledir ki soğuk

iklimlere kar yağarken gök gürlediği ve şimşek çaktığı görülmez. Çünkü

kar yağan bulutlarda aslâ buhar dumanı bulunmaz ve şiddetli soğuğun

etkisiyle buharın dumanı sönüp gider, eseri bile kalmaz.

Yağmur çok olduğu zaman, bulutlardaki zerrecikler gayet yoğun

olduğundan, gök gürlemesi, şimşek çakması ve yıldırım düşmesi sıklıkla

görülür. Çünkü bulutların yoğunlaşması sebebiyle yağmur suyu onda

sıkışmış olur. Onun için yağmur damlaları hızla yere iner. Nitekim herhangi

bir yerde [64/b] kapalı bulunan su, oradan çıkmaya yol bulsa, kuvvetle

mecrasına akar.

Bütün bunları dilediği vakitte istediği yerde yoktan var eden ve

işlediklerinde hikmet sahibi olan Allah teâlânın şânı yücedir. Sıfatları

kusursuzdur ve O, her türlü noksanlıktan münezzehtir. O’ndan başka ilâh

yoktur.

[518] . Şihâb hakkında benzer açıklamalar, Muhtasar Kozmoğrafya ’nın

73-74. sayfalarında da mevcuttur.

. Şihâb hakkında benzer açıklamalar, Muhtasar Kozmoğrafya ’nın 73-74.

sayfalarında da mevcuttur.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar ve astronomi bilginleri ittifakla şöyle

demişlerdir: Hava unsurunun üst tabakasının yukarı tarafında, kuyruklu

yıldızlar (kevâkib-i zü’l-eznâb) ve kayan yıldızlar (envâ-ı şihâb) oluşur.

Ancak kayan yıldız zannedilen (şihâb) ateş kütlesinin esas maddesi, latîf bir

dumandır ki bunlar, Güneş ışığının vurmasıyla yerden havaya yükselen ve

yükseliş esnasında soğuk tabakasından etkilenmeden geçerek ateş küresine

ulaşabilen duman kütleleridir. Eğer söz konusu dumanın alt tarafı yerden

tamamen alâkasını kesmiş ise, pamuk fitilinin mum alevinin ucuna

dokununca yanması gibi, o latîf duman da birden alevlenip ateşe dönüşür ve

çok hızlı yandığı için hemen sönüyor gibi görünür. Çünkü söz konusu ateşin

parlaması, ilk önce dumanın üst tarafına düşüp sonuna kadar yanmaya

devam etmesi sebebiyledir. Halbuki o parıltı dumanın diğer tarafına

vardığında, o tarafa doğru uzadığı halde, (bir uçtan bir uca çakmış) fişek

gibi hızla hareket etmiş görünür ki şihab/ateş kütlesi denilen şeyin aslı

budur. Yukarıda bahsi geçen parlama sırasında dumandan yere ait parçalar

ayrışıp halis olarak ateş unsuru renksiz bir şekilde kalınca, göze görünmez

olur. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman, yoğun ve koyu ise, ateş ona

dokunduğu zaman koyuluğu bir süre daha öylece kalır. (Bazen) günlerce ve

hatta aylarca sönmeyip dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya

çıkar. Bu paralma ya örgülü saç şeklinde ya top gibi yuvarlak ya iniş

düğümlü yıldız (kevkeb-i zû-zeneb;) ya kısa bir ok veya dik koni

şekillerinde yahut da herhangi bir hayvan sûretinde görünür. Eğer duman

maddesi çok yoğun ise, ateş küresine ulaştığı zaman ondan öyle büyük bir

ateş alevi ortaya çıkar ki göklerin derinlikleri ve yeryüzü aydınlanır ki

niyâzın bunlardır.