Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan bedeninde sağlığı korumanın esaslarından olan tabiat ve huyları bildirir

BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde İnsan bedeninde sağlığı korumanın esaslarından olan tabiat ve huyları bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Tıp ilmi beden ilmidir ki …

BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

İnsan bedeninde sağlığı korumanın esaslarından olan tabiat ve huyları

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Tıp ilmi beden

ilmidir ki onun nazariyesi (teori) ve ameliyesi (pratik) haddizâtında iki ayrı

ilim dalıdır. Birinci kısmı hıfz-ı sıhhattir, ikincisi hastalıkları tedavi

etmektir.

Hâlbuki sağlığı korumak büyük bir nimettir. Din ve dünya ehlinin

bitmeyen sermayesidir. Vücudun sıhhatini korumak ve kollamak büyük bir

saâdettir. Kadir ve kıymetini bilip kurallarına ve şartlarına uygun bir şekilde

yaşamak hoş bir nimettir. Çünkü vücudunun sağlığını koruyan akıllı insan

afiyet bulur. Cismine hastalık bulaşmaz, tedavi ve ilaca ihtiyacı kalmayıp

rahat bulur. Gönül rahatlığıyla marifet-i Mevlâ’ya nâil olur. O halde bu

Marifetnâme ’de sağlığı korumanın şartlarını ve esaslarını yazıp açıklamak

lâzımdır. Ta ki o nimet ve mutluluğun kadir ve kıymetini bilip fırsat elde

iken onu koruyup kollayasın. Ömrün oldukça sıhhat ve âfiyette kalasın.

Gönül hoşluğu içinde marifet ve muhabbet-i Mevlâ ile meşgul olasın. Gerçi

sağlığı korumanın şartlarını ve esaslarını bilen kimse, Allah’ın yardımı ile

vücudunun sıhhatine sahip olur. Ancak, çok bilgili bir doktor da olsa

gençlik ve kuvvetini daima elde tutamaz. En uzun ömür olan yüz yirmi

yaşına gidemez.

Bir de mecburî bir iş olan tabiî ölümün vakti geldiğinde onu hiçbir kimse

geciktiremez. Çünkü bedenin var olması ve varlığını devam ettirmesi öyle

bir rütûbetle mümkündür ki yiyecekleri sindirip fazlalıklarını ve işe

yaramayanlarını atan hararete yakın bir sıcaklığı olsun. İşte bu tabiî sıcaklık

o maddesi olan tabiî ıslaklığı dağıtıp yok etmek sûretiyle azalttıkça bu

hararet de azalıp gıdaların hazmı da zayıf olur. Bedenin varlığını sürdüren

özelliği azalır ki bu bedende günden güne tabiî ıslaklığı yok olana kadar

zayıflayarak noksanlaşır. O zaman tabiî sıcaklık da sönükleşir. Her kişinin

kendisine ait olan mizac ve kuvveti bakımından ömrünün müddeti ve eceli

olan tabiî ölümü ancak budur.

İnsanın kendi elinde olan sağlığı korumanın en ileri derecesi şudur ki, ilk

önce mizacları bilip ondan sonra mecburî sebepleri değiştirmek sûretiyle

bedende bulunan tabiî nemi iltihaptan korusun. Beden kısımlarının aşırı

derecede biribirinden ayrıştırmasına (tahallül) engel olsun. Ömrünün

sonuna kadar dışarıdan bir zarar gelmezse, insan hayatının dört

aşamasından (esnân-ı erba’a-) [51] her bir dönemi, kendi gereklerince

koruyup kollayarak, sıhhat ve afiyet içinde gönül huzuruyla ömrünü

tamamlasın.

Bedenin mizacları on alâmetle bilinmiştir. [52] Mecburî şartları altı tanedir:

Bedenin on mizacının birincisi, dokunma hissi (lems)dir. Mizacı dengeli

olan bedenin dokunma hissi, sıcaklık ve soğukluk hallerinde dengelidir.

Mizacı bozuk olanın hissi de mizacının bozuk olduğu yönde hissedilmiştir.

İkincisi kas, vücudun yağlılığı ve iç yağlarıdır. Bunların çokluğu bedenin

rütûbetine, azlığı ise kuruluğuna işarettir. Fakat kasın fazlalığı bedenin

nemli ve sıcak oluşuna işarettir. Yağın ve iç yağlarının çokluğu bedenin

nemli ve soğuk olduğuna işarettir.

Üçüncüsü, kıl (şa‘r)dır. Onun çokluğu, kıvırcık oluşu, kalınlığı ve

siyahlığı, bedenin sıcak ve kuru olduğunun alâmetidir. Az, düz, ince ve

beyaz olmaları, bedenin soğukluk ve nemliliğine işarettir.

Dördüncüsü, bedenin rengidir. Beyaz olması soğukluğuna ve balgamın

[157/a] çokluğuna, kırmızılığına, sıcaklığına ve kanın çokluğuna, ikisinin

karışımı itidale alâmettir. Bedenin buğday renkli olması hararetine; sarılığı,

hararetine ve safranın çokluğuna; siyahlığı, soğukluğun çokluğuna ve

sevdânın fazlalığına işarettir.

Beşincisi, organların görünüşüdür ki göğsün genişliği, nabzın kuvvetli

atması, kan damarlarının belli olması ve geniş çaplı oluşu; el, ayak ve

kemiklerin büyüklüğü, bedenin sıcaklığına ve hararetine, bunların zıtları

bedenin soğukluğuna işarettir.

Altıncısı, organların alma kabiliyeti niteliğidir ki vücudun tesir altında

kalmasının sür’ati hangi yönden olursa, bedenin de o yönde olduğuna işaret

eder. Mesela soğukluk keyfiyetinden sür’atle etkilenmek, o bedenin soğuk

olduğuna işaret eder.

Yedincisi, tabiî fonksiyonlardır ki işlevlerinde normal ve sağlıklı olan

mizac, kendi dengesine; normal olmayan ya da bozuk olan mizac

soğukluğuna; düzensiz ve karışık olan mizac hararetine, hızlı mizaclı oluşu

yine hararetine, yavaşlığı soğukluğuna işarettir.

Sekizincisi, uyku ve uyanıklıktır ki uykunun çokluğu bedenin

soğukluğuna ve nemine, uyanıklığın çokluğu hararet ve kuruluğunun

çokluğuna, ikisinin dengeli oluşu, bedenin dengeli oluşuna işarettir.

Dokuzuncusu, büyük abdestin durumudur ki onun keskin kokulusu ve

sağlam renklisi bedenin hararetine, zıddı bedenin soğukluğuna alâmettir.

Onuncusu, psikolojik faaliyetlerdir (nefsî intikaller) ki onların kuvvet,

sür’at ve çokluğu bedenin sıcaklığına, ağır ve tembel oluşu bedenin

soğukluğuna işarettir. Devam etmesi ve kalması, bedenin kuruluğuna;

çabuk gitmesi nemine işarettir. Kızgınlık, şehvet, cür’et ve hiddet, çabuk ve

çok konuşmak bedenin hararetine; ağır başlılığın (vakar) ve utanmanın

(hayâ) çokluğu soğukluğuna; kalbin zayıflığı nemine; korkaklık ve ürkeklik

kuruluğuna işarettir.

Burada açıklanan on alâmetten başka, insan bedeninde olan dört

karışımdan (ahlât-ı erba’a) her birinin çoğalmasının pek çok alâmetleri

vardır ki şunlardır:

Kanın fazla (baskın) olduğunun alâmetleri, başta bir ağırlık, vücutta

duyulan ağırlıktan dolayı gerinme (temattî), esnemek (tesâüb), uyuklama

(nüâs), hislerin ve idrakin zayıflığı, sersemlik (belâdet), yüzün ve dilin

kızarması, çıbanların (demâmil) çıkması, yaralar (sübûr), baş ağrısı (insıdâ’)

ve burun kanamasıdır (ru’âf). Bir de, rüyada kırmızı şeyler görmek ve

uyanık durumda iken ağızdaki tatlılıktır.

Balgamın fazla olduğunun alâmetleri, beyazlık (solgunluk), beden

gevşekliği (tezehhül), soğuk ve nemli deri, fazla salya (ağız salgısı),

susuzluğun azalması, zayıf sindirim, asit fışkırmaları, geğirme, tabiî

sersemlik (belâdet-i tab’), çok uyku, rüyada sular ve kar görme, uyanıklık

halinde ağızda tuzluluktur.

Safranın fazla olduğunun alâmetleri; benizin ve gözlerin sarı renkli

olması, ağzın ve burun deliklerinin kuruması, şiddetli susuzluk, iştahsızlık,

çok kusma (gusbân), dilin kuruması, rüyada ateş ve parıltılar görme ve

uyanıklık halinde ağızda acılıktır.

Sevdâ (kara safra)nın fazla olduğunun alâmetleri; bedenin kuruması

(yübûset), bozuk deri, kanın renginin siyah olması, endişe, mide yanması,

bozuk iştah, kırmızı renkli yoğun ve bulanık idrar ve kan, rüyada dumanlar

(edhine) ve bostanlar (mehârif) görmek ve uyanıklık halinde ağızda

ekşiliktir.

Tıp uzmanlarının gözlem ve deneylerle (tecrübe) ile bildikleri bunlardır.

Doğrusunu Allah bilir.