BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
İnsan bedeninde sağlığı korumanın esaslarından olan tabiat ve huyları
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Tıp ilmi beden
ilmidir ki onun nazariyesi (teori) ve ameliyesi (pratik) haddizâtında iki ayrı
ilim dalıdır. Birinci kısmı hıfz-ı sıhhattir, ikincisi hastalıkları tedavi
etmektir.
Hâlbuki sağlığı korumak büyük bir nimettir. Din ve dünya ehlinin
bitmeyen sermayesidir. Vücudun sıhhatini korumak ve kollamak büyük bir
saâdettir. Kadir ve kıymetini bilip kurallarına ve şartlarına uygun bir şekilde
yaşamak hoş bir nimettir. Çünkü vücudunun sağlığını koruyan akıllı insan
afiyet bulur. Cismine hastalık bulaşmaz, tedavi ve ilaca ihtiyacı kalmayıp
rahat bulur. Gönül rahatlığıyla marifet-i Mevlâ’ya nâil olur. O halde bu
Marifetnâme ’de sağlığı korumanın şartlarını ve esaslarını yazıp açıklamak
lâzımdır. Ta ki o nimet ve mutluluğun kadir ve kıymetini bilip fırsat elde
iken onu koruyup kollayasın. Ömrün oldukça sıhhat ve âfiyette kalasın.
Gönül hoşluğu içinde marifet ve muhabbet-i Mevlâ ile meşgul olasın. Gerçi
sağlığı korumanın şartlarını ve esaslarını bilen kimse, Allah’ın yardımı ile
vücudunun sıhhatine sahip olur. Ancak, çok bilgili bir doktor da olsa
gençlik ve kuvvetini daima elde tutamaz. En uzun ömür olan yüz yirmi
yaşına gidemez.
Bir de mecburî bir iş olan tabiî ölümün vakti geldiğinde onu hiçbir kimse
geciktiremez. Çünkü bedenin var olması ve varlığını devam ettirmesi öyle
bir rütûbetle mümkündür ki yiyecekleri sindirip fazlalıklarını ve işe
yaramayanlarını atan hararete yakın bir sıcaklığı olsun. İşte bu tabiî sıcaklık
o maddesi olan tabiî ıslaklığı dağıtıp yok etmek sûretiyle azalttıkça bu
hararet de azalıp gıdaların hazmı da zayıf olur. Bedenin varlığını sürdüren
özelliği azalır ki bu bedende günden güne tabiî ıslaklığı yok olana kadar
zayıflayarak noksanlaşır. O zaman tabiî sıcaklık da sönükleşir. Her kişinin
kendisine ait olan mizac ve kuvveti bakımından ömrünün müddeti ve eceli
olan tabiî ölümü ancak budur.
İnsanın kendi elinde olan sağlığı korumanın en ileri derecesi şudur ki, ilk
önce mizacları bilip ondan sonra mecburî sebepleri değiştirmek sûretiyle
bedende bulunan tabiî nemi iltihaptan korusun. Beden kısımlarının aşırı
derecede biribirinden ayrıştırmasına (tahallül) engel olsun. Ömrünün
sonuna kadar dışarıdan bir zarar gelmezse, insan hayatının dört
aşamasından (esnân-ı erba’a-) [51] her bir dönemi, kendi gereklerince
koruyup kollayarak, sıhhat ve afiyet içinde gönül huzuruyla ömrünü
tamamlasın.
Bedenin mizacları on alâmetle bilinmiştir. [52] Mecburî şartları altı tanedir:
Bedenin on mizacının birincisi, dokunma hissi (lems)dir. Mizacı dengeli
olan bedenin dokunma hissi, sıcaklık ve soğukluk hallerinde dengelidir.
Mizacı bozuk olanın hissi de mizacının bozuk olduğu yönde hissedilmiştir.
İkincisi kas, vücudun yağlılığı ve iç yağlarıdır. Bunların çokluğu bedenin
rütûbetine, azlığı ise kuruluğuna işarettir. Fakat kasın fazlalığı bedenin
nemli ve sıcak oluşuna işarettir. Yağın ve iç yağlarının çokluğu bedenin
nemli ve soğuk olduğuna işarettir.
Üçüncüsü, kıl (şa‘r)dır. Onun çokluğu, kıvırcık oluşu, kalınlığı ve
siyahlığı, bedenin sıcak ve kuru olduğunun alâmetidir. Az, düz, ince ve
beyaz olmaları, bedenin soğukluk ve nemliliğine işarettir.
Dördüncüsü, bedenin rengidir. Beyaz olması soğukluğuna ve balgamın
[157/a] çokluğuna, kırmızılığına, sıcaklığına ve kanın çokluğuna, ikisinin
karışımı itidale alâmettir. Bedenin buğday renkli olması hararetine; sarılığı,
hararetine ve safranın çokluğuna; siyahlığı, soğukluğun çokluğuna ve
sevdânın fazlalığına işarettir.
Beşincisi, organların görünüşüdür ki göğsün genişliği, nabzın kuvvetli
atması, kan damarlarının belli olması ve geniş çaplı oluşu; el, ayak ve
kemiklerin büyüklüğü, bedenin sıcaklığına ve hararetine, bunların zıtları
bedenin soğukluğuna işarettir.
Altıncısı, organların alma kabiliyeti niteliğidir ki vücudun tesir altında
kalmasının sür’ati hangi yönden olursa, bedenin de o yönde olduğuna işaret
eder. Mesela soğukluk keyfiyetinden sür’atle etkilenmek, o bedenin soğuk
olduğuna işaret eder.
Yedincisi, tabiî fonksiyonlardır ki işlevlerinde normal ve sağlıklı olan
mizac, kendi dengesine; normal olmayan ya da bozuk olan mizac
soğukluğuna; düzensiz ve karışık olan mizac hararetine, hızlı mizaclı oluşu
yine hararetine, yavaşlığı soğukluğuna işarettir.
Sekizincisi, uyku ve uyanıklıktır ki uykunun çokluğu bedenin
soğukluğuna ve nemine, uyanıklığın çokluğu hararet ve kuruluğunun
çokluğuna, ikisinin dengeli oluşu, bedenin dengeli oluşuna işarettir.
Dokuzuncusu, büyük abdestin durumudur ki onun keskin kokulusu ve
sağlam renklisi bedenin hararetine, zıddı bedenin soğukluğuna alâmettir.
Onuncusu, psikolojik faaliyetlerdir (nefsî intikaller) ki onların kuvvet,
sür’at ve çokluğu bedenin sıcaklığına, ağır ve tembel oluşu bedenin
soğukluğuna işarettir. Devam etmesi ve kalması, bedenin kuruluğuna;
çabuk gitmesi nemine işarettir. Kızgınlık, şehvet, cür’et ve hiddet, çabuk ve
çok konuşmak bedenin hararetine; ağır başlılığın (vakar) ve utanmanın
(hayâ) çokluğu soğukluğuna; kalbin zayıflığı nemine; korkaklık ve ürkeklik
kuruluğuna işarettir.
Burada açıklanan on alâmetten başka, insan bedeninde olan dört
karışımdan (ahlât-ı erba’a) her birinin çoğalmasının pek çok alâmetleri
vardır ki şunlardır:
Kanın fazla (baskın) olduğunun alâmetleri, başta bir ağırlık, vücutta
duyulan ağırlıktan dolayı gerinme (temattî), esnemek (tesâüb), uyuklama
(nüâs), hislerin ve idrakin zayıflığı, sersemlik (belâdet), yüzün ve dilin
kızarması, çıbanların (demâmil) çıkması, yaralar (sübûr), baş ağrısı (insıdâ’)
ve burun kanamasıdır (ru’âf). Bir de, rüyada kırmızı şeyler görmek ve
uyanık durumda iken ağızdaki tatlılıktır.
Balgamın fazla olduğunun alâmetleri, beyazlık (solgunluk), beden
gevşekliği (tezehhül), soğuk ve nemli deri, fazla salya (ağız salgısı),
susuzluğun azalması, zayıf sindirim, asit fışkırmaları, geğirme, tabiî
sersemlik (belâdet-i tab’), çok uyku, rüyada sular ve kar görme, uyanıklık
halinde ağızda tuzluluktur.
Safranın fazla olduğunun alâmetleri; benizin ve gözlerin sarı renkli
olması, ağzın ve burun deliklerinin kuruması, şiddetli susuzluk, iştahsızlık,
çok kusma (gusbân), dilin kuruması, rüyada ateş ve parıltılar görme ve
uyanıklık halinde ağızda acılıktır.
Sevdâ (kara safra)nın fazla olduğunun alâmetleri; bedenin kuruması
(yübûset), bozuk deri, kanın renginin siyah olması, endişe, mide yanması,
bozuk iştah, kırmızı renkli yoğun ve bulanık idrar ve kan, rüyada dumanlar
(edhine) ve bostanlar (mehârif) görmek ve uyanıklık halinde ağızda
ekşiliktir.
Tıp uzmanlarının gözlem ve deneylerle (tecrübe) ile bildikleri bunlardır.
Doğrusunu Allah bilir.

