Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde İnsan bedeninin mebde’ ve meâdını (başlangıç ve son) bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli bilginler şöyle demişlerdir: Bedenlerin başlangıcı …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

İnsan bedeninin mebde’ ve meâdını (başlangıç ve son) bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli bilginler şöyle demişlerdir:

Bedenlerin başlangıcı ve dönüş yeri topraktır ki yeryüzüdür. Nitekim Hak

teâlâ Kelâm-ı Kadîm’inde: “Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi

oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız” (Tâhâ,

20/55) buyurmuştur. Çünkü ileride gelecek kısımlarda anlatılacağı üzere,

yıldızların ışıklarının etkisiyle dört unsur (anâsır-ı erba’a) bir araya gelip

karışımları bir miktar denge bulduğunda toprak kendi sûretini terk ederek

bitki sûretine geçer. Bitki olduktan sonra ya insan yemeği veya hayvan

yemi olur. Bu durumda ekmek ve hayvan, insan gıdası olduğunda daha önce

bahsedilen kuvvetler belirtilen minval üzere vazifelerinde bulunup iştiha

demek olan çekme kuvveti gıdayı çeker. Tutma kuvveti tutar, hazmetme

kuvveti pişirir. Ayrıştırma kuvveti katısını incesinden uzaklaştırıp boşaltma

kuvveti kaba fazlalıkları bağırsaklar yoluyla dışarı atar. Bu bahsedilen

işlemler doğal vücut ısısının kuvvetli ya da zayıf oluşuna göre, iki saatte

veya üç saatte ya da dört saatte midede meydana gelir ki buna birinci hazım

derler.

Sonra, içeride kalan ince (akışkan) kısmı karaciğer kendine çekip

yukarıda bahsedilen kuvvetler midede yaptıkları işleri bir kere de orada

yaparlar. Orada, katı (kesîf) olarak kalan bölüm dört kısım olur ki bir kısmı

dalağa gider ve sevdâ olur, bir kısmı öd kesesine giderek safra olur, bir

kısmı böbreklere inerek idrar olur ve mesaneye ulaşır, bir kısmı da akciğer

bölgesine giderek göğüste balgam olur. Ve bu haller de kuvvet ve zayıflığa

göre iki, üç, dört saatte karaciğerde meydana gelir ki buna ikinci hazım

derler. Bu durumda onda kalan sıvı saf kan olup baş damarlarına ve

organlara akıp gider. Bahsedilen kuvvetler bilinen işlerini bir sefer daha

damarlar içinde belirtilen sürede tamamlarlar ki buna da üçüncü hazım

denir.

Üçüncü hazmın koyu kısımları kanallarından çıkıp kulak kiri, göz çapağı,

burun sümüğü, kıl, tırnak, ter kokusu ve organların kiri olur. Ve eğer

bunlardan fazla olarak o koyu kısımdan bir şey kalırsa nezle, şişlikler,

yaralar ve benzeri hastalıklar meydana gelir. Sonra damarlar içinde kalan

akışkan kanın [107/b] her bir kısmı bir organa taksim olunup tasvir kuvveti

o kısımları bulunduğu organ rengiyle tasvir eylediği halde bahsi geçen

kuvvetler, o işleri o müddette damarlar içinde bir kere daha yaparlar ki buna

dördüncü hazım denir. Bu hazmın koyu kısmı, bedenden bir nevi bozulma

ile eksilen organı, bozulan kısma bedel olarak doldurup tamamlar. Belki

daha fazla et ve yağ olarak o cismi güzel ve semiz eder. Kalan ince özü ise

çoğalma kuvveti erkeklerin sulbüne çekip orada sperm haline getirir,

kadınların göğsüne çektiğinde ise, hem meniye hem de memede (hazmı

kolay bir içecek olan) süte dönüştürür.

Gıdaların özü olan sperm ki nutfedir [558] , belirli bir zamanda cinsî

münasebet vasıtasıyla kadının nutfesiyle birleşerek rahime girer. Orada kırk

gün sonra nutfe sûretini terk ederek kan pıhtısı (alaka) sûretine dönüşür.

Yani uyuşmuş kan olur. Bu halde kırk gün geçtikten sonra, yani

başlangıçtan seksen gün geçtikten sonra mudga olur. Yani çiğnenmiş et

parçası biçimini alır. Üçüncü kırk gün tamamlandığında yani yüz yirmi gün

sonunda kemikler, sinirler, damarlar, organlar, kaslar, yağlar, kıllar ve

tırnaklar meydana gelir. Dördüncü ay tamam olunca ceninin bütün organları

belirgin hale gelip bu aşamadaki çocukta hayvanî ruh tasarruf sahibi olup

gıdası göbek yolundan gelen kan olur. Çünkü nutfe rahimde yerleştiği için

ilk ayda Zühâl’in etkisinde olur. İkinci ayda Müşteri’nin terbiyesine girer.

Üçüncü ayda Merih’in, dördüncü ayda güneşin, beşinci ayda Zühre’nin,

altıncı ayda Utarit’in, yedinci ayda Ay’ın terbiyesinde olur. Şu halde eğer

çocuk yedi aylık iken doğarsa yaşar. Sekiz aylık iken doğarsa yaşayamaz,

ölür. Çünkü sekizinci ayda Zühâl’in terbiyesine girer. Zühal soğuk ve kuru

olduğu için tabiatı ölümdür. Eğer dokuz aylık iken doğarsa Müşteri’nin

terbiyesinde olduğu için yaşar. Çünkü Müşteri sıcak ve yaş olduğu için

tabiatı hayattır.

İnsanın başlangıçtan sonuna kadar gelişim yolunu Hak teâlâ beyan edip

şöyle buyurmuştur ki: “Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp

çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargahta nutfe

haline getirdik. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık.

Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti

kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu

başka bir yaratılışla insan haline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli

olan Allah pek yücedir.” (Mü’minûn, 23/12-14)

Bütün bu ayrıntıların özeti şudur: İnsan bedeninin maddesi bir topraktır ki

o toprak ilk önce bitki mertebesine gelerek ya insan yemeği veya hayvan

yemi olur. Yemek ve hayvan yemi insan gıdası olup ondan erkeklerde ve

kadınlarda sperm oluşur. Sonra ana rahminde nutfe, alaka ve mudga olup

kemikler, sinirler, damarlar, kaslar ve yağlar ile donanır. Bundan sonra

kadın ya da erkek olduğunda ruh sahibi olup doğar, meydana gelir. Dünyaya

geldikten sonra ya yaşar ve yetişkin bir insan olur ya da ergenlik çağına

ulaşamadan küçük bir çocuk iken vefat eder.

Hâlbuki gök cisimlerinin hareketleri ve yıldızların ışıklarıyla toprağın

unsurlarının bin kısmından ancak bir kısmı bitki olur. Bitkilerin bin

kısmından ancak bir kısmı ekmek ve hayvan gıdası olur. Hayvanların ancak

binde biri insan gıdası olur. Gıdanın bin parçasından ancak bir damla sperm

meydana gelir. Bin damla meninin ancak bir damlası rahme gider. Rahme

ulaşan nutfelerin ancak binde birinden çocuk doğar. Doğan bunca çocuğun

ancak binde biri yaşar. Bunca yaşayan çocuğun ancak binde biri ergenlik

çağına ulaşır. Binlerce ergen insanın ancak biri mü’min olur. Binlerce

mü’minin ancak biri âlim olur. Binlerce âlimin ancak biri hakikat

mertebesine ulaşır. Binlerce muhakkıkın ancak biri Allah’ı gerçek mânâda

bilir yani ârif-i billâh olur. Binlerce ârifin ancak bir tanesi insan-ı kâmil

olur.

Şu halde, gök cisimlerinin hareketlerinden ve unsurların karışımından

(imtizâc) maksat, insanın doğuşu ve ortaya çıkışı olup [108/a] kâinâttaki

bütün oluşlardan maksat ise, ancak insan-ı kâmilin şerefli varlığının

meydana gelmesidir. İnsan-ı kâmilin dışındaki bütün varlıklar ona hizmetçi

ve yardımcı olarak yaratılmıştır. Nitekim Âdemoğlunun en mükemmeli olan

Hz. Muhammed (s.a.v.) hazretlerinin şânında; “ Sen olmasaydın, evet sen

olmasaydın, felekleri yaratmazdım” [559] denilmiştir. Bu mânâ şu beyitle

bilinmiştir:

Beyt

Der her hezâr sâl be-burc-ı dilî resed

Ez âsumân-ı aşk bedinsân-ı sitârî

Beyt (in tercümesi)

Her bin senede gönül burcuna, aşk semâsından bir yıldız erişir.

Şu halde, insan bedeninin kaynağı bu açıklamalarla beyan olunduğuna

göre, “Her şey aslına geri döner” hükmünce bedenin dönüş yeri de buradan

gayet açık bir şekilde belli olmuştur.