BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
İnsan bedeninin sağlığını koruma ve kollamanın esaslarından olan zarurî
altı sebebi (şartı) bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Yaratılmış
bedenin devamının zarurî sebepleri altıdır:
Birinci sebep, bizi kuşatmış olan havadır ki onu teneffüs edip içeri
çekerek akciğer (rîye) içinde, ruhun duman buhârı olan atıklarını
(karbondioksit), nefes vererek çıkarıp ruha değişme ve düzelme vermek için
kendisine muhtaç olunmuştur. Ve bu havadır ki hali üzere saf ve sağlıklı
(mutedil) kalıp pis kokular ve çirkin dumanlarla karışmamıştır. Bu haliyle
bedenin devamını sağlayıcı ve vücudun sıhhatini koruyucudur. Eğer hava,
pis koku, duman ve benzerleriyle bozulup değişirse, hükmü de değişir.
[157/b]
Şu halde dört mevsimin her biri, kendine uygun olan hastalığı verip
zıtlarını giderir. Gerçekten yaz mevsimi, safrayı çoğaltarak, onunla ilgili
hastalıklara sebebiyet verip rütûbetleri bozar, kalbi ısıtarak da susuzluk ve
hararet meydana getirir.
Sonbahar, gece ve gündüzü değiştirir. Soğuk ve sıcaklar ile hastalıkları
çoğaltıp meyvelerin bolluğu ve çoğalması ile kanı azaltır, sevdayı çoğaltır.
Kış mevsimi, balgamı çoğaltarak hastalık verip baş bölgesini sıkmak
sûretiyle nezle, grip ve öksürük yapar.
İlkbahar, dört esas karışımı (ahlât-ı erba’a) hareket ettirerek boğaz
şişlikleri (bademcik iltihâbı) yapar. Kanı çoğaltarak çeşitli hastalıkları
getirir. Ancak yine de bu mevsim, mevsimlerin en iyisidir. Hayat ve sıhhat
için en uygunu, latîfi ve tatlısıdır.
İkinci sebep, bedensel (cismâni) hareket ve hareketsizliklerdir. Bedenin
bu hareketi, zayıflık ve kuvvette; azlık ve çoklukta; yavaşlık ve hızlılıkta
değişik değişik olduğundan, az fakat aynı zamanda hızlı ve kuvvetli bir
hareketin, bedeni zarara sokmasından ziyade ısıtması daha çoktur. Az, fakat
yavaş ve zayıf hareketin etkisi bunun tam aksidir. Aşırı hareket ve
hareketsizlik, bedenin soğukluğudur. Hareketin dengeli olanı, gıdaya
yoldur. Hareketsizliğin dengeli olanı, sindirimi kolaylaştırır.
Üçüncü sebep, nefsin hareket ve hareketsizliğidir. Nefsin (canın) bu
hareketine, ruh ile kan hareketi lâzımdır. Şu halde ruh, bedenin dışına ya bir
kerede hareket eder, aşırı kızgınlık halinde olduğu gibi. Yahut yavaş yavaş,
azar azar hareket eder, üzüntü ve keder vaktinde olduğu gibi. Veya ruh,
bedenin içine bir kerede hareket eder, korku ve çekinme halinde olduğu
gibi. Veya azar azar hareket eder, üzüntü ve endişe anlarında olduğu gibi.
Yahut bedenin dışı ve içine arka arkaya hareket eder, utangaçlık
zamanlarında olduğu gibi.
Ruhun bu bildirilen hareketlerinde, bedenin harekete gelen tarafının
ısınması, hareket etmeyen kısmının soğuk olması lâzım gelir. Çünkü
bedenin ısınması, hareketin devamlılığından, soğuması ise azlığındandır.
Adı geçen hareketlerin çok olması zarardır; hareketsizliğin çokluğu da
soğukluk ve tembelliktir.
Dördüncü sebep, uyku ve uyanıklıktır ki uyku hareketsizliğe, uyanıklık
ise harekete benzer. Çünkü uyku halinde ruh, kendi hararetiyle yemekleri
sindirmek için bedenin içine yönelince bedenin dışı soğukluğu üzere kalır.
Onun için beden uykuda iken, uyanıklıktan daha çok elbise ve örtüye
muhtaç olur. Uykunun çokluğu bedenin nem ve soğukluğunu artırır. Eğer
uykuda ruh bedene girerek hazmı mümkün olan gıda bulursa, onu hazmedip
bedeni ısıtır. Hazmı mümkün olmayan gıdayı veya karışımı bulursa,
hararetin
hareket
ettirmesiyle
onu
yayıp
bedeni
soğutur.
Gece
uykusuzluğunun çokluğu beyni zayıflatır, sindirimi bozar. Bünyeyi bozarak,
tabiî nem ile acıkma meydana getirir.
Gündüz uykusu makbul olmayıp tehlikelidir. Çünkü gündüz uykusu, rengi
bozar, dalağa zarar verir ve üzüntü getirir. Nefsanî kuvvetlerin bozulmasının
ve kederlerin sebebidir. Gündüz uykusu adet edinilip ikinci tabiat olduysa,
birden terk edilmesi doğru olmaz. Ancak yavaş yavaş terki gerekir. Uyku ile
uyanıklık arasındaki tereddüt ve bekleme de kötüdür. Şaşkınlık ve eleme
sebep olur.
Beşinci sebep, yiyecek ve içeceklerdir. Bunlar bedene ya sırf nitelikle
tesir eder ki bu, halis şifâdır. Ya da sadece maddesiyle tesir eder ki o halis
gıdadır. Yahut sırf sûretiyle tesir eder ki eğer onun özelliği bedenin mizac
ve hayatına uygun ise tiryâka (panzehir) şâmildir. Eğer uygun değil ise
öldürücü zehir gibidir. Veya hem maddesiyle hem keyfiyetiyle tesir eder ki
o devâ olan gıdalardır. Yahut hem keyfiyet hem de sûretiyle tesir eder ki
hususi tesiri olan ilaçlar böyledir. Sakamonya [53] gibi. [158/a] Veyahut da
hem maddesiyle hem sûretiyle tesir eder ki bu özellikli gıdadır. Elma gibi.
Gıdalar ya latîf, ya galîz (kaba, sert) ya da ikisinin ortası olur. Bunların
her birinin bedeni beslemesi ya çok ya da az olur. Sâde su (mâ-i mutlak)
basit olduğundan bedene gıda olmaz. Ancak o besinleri yumuşatmak ve
pişirmek için ve onu dar yollardan geçirmek için kullanılır.
Altıncı sebep, kusmak (istifrağ, çıkarma) ve hapsetme (tutma) dir.
Bunların dengeli olması bedene faydalı olup sıhhati koruyucudur.
Kusmanın çok olması bedeni soğutur ve boşaltır. Eğer kusulan madde, kan
ve safraya gâlip olan balgam ve sevdâ gibi soğuk ve kuru olursa, bu sefer
çok fazla kusma, bedenin rütûbetini arttırır. Fazla tutma ise, kan
damarlarının dolup iltihaplanmasına, rütûbete, iştihanın kesilmesine ve
bedenin ağırlaşmasına yol açar. Soğuk su ile gülsuyu yüze çarpılsa, her
harareti uzaklaştırıp tabiî harareti kuvvetlendirip fenâlık geçirmeyi ve
bayılmayı önler. Ancak ârif ve uyanık olan, hepsini Allah teâlâdan bilir.
“O’nun şânı yücedir, bağışı ve ikramı herkesedir, kendinden başka ilâh
yoktur.”

