Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan bedeninin sağlığını koruma ve kollamanın esaslarından olan zarurî altı sebebi…

BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde İnsan bedeninin sağlığını koruma ve kollamanın esaslarından olan zarurî altı sebebi (şartı) bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: …

BEŞİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

İnsan bedeninin sağlığını koruma ve kollamanın esaslarından olan zarurî

altı sebebi (şartı) bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tıp uzmanları şöyle demişlerdir: Yaratılmış

bedenin devamının zarurî sebepleri altıdır:

Birinci sebep, bizi kuşatmış olan havadır ki onu teneffüs edip içeri

çekerek akciğer (rîye) içinde, ruhun duman buhârı olan atıklarını

(karbondioksit), nefes vererek çıkarıp ruha değişme ve düzelme vermek için

kendisine muhtaç olunmuştur. Ve bu havadır ki hali üzere saf ve sağlıklı

(mutedil) kalıp pis kokular ve çirkin dumanlarla karışmamıştır. Bu haliyle

bedenin devamını sağlayıcı ve vücudun sıhhatini koruyucudur. Eğer hava,

pis koku, duman ve benzerleriyle bozulup değişirse, hükmü de değişir.

[157/b]

Şu halde dört mevsimin her biri, kendine uygun olan hastalığı verip

zıtlarını giderir. Gerçekten yaz mevsimi, safrayı çoğaltarak, onunla ilgili

hastalıklara sebebiyet verip rütûbetleri bozar, kalbi ısıtarak da susuzluk ve

hararet meydana getirir.

Sonbahar, gece ve gündüzü değiştirir. Soğuk ve sıcaklar ile hastalıkları

çoğaltıp meyvelerin bolluğu ve çoğalması ile kanı azaltır, sevdayı çoğaltır.

Kış mevsimi, balgamı çoğaltarak hastalık verip baş bölgesini sıkmak

sûretiyle nezle, grip ve öksürük yapar.

İlkbahar, dört esas karışımı (ahlât-ı erba’a) hareket ettirerek boğaz

şişlikleri (bademcik iltihâbı) yapar. Kanı çoğaltarak çeşitli hastalıkları

getirir. Ancak yine de bu mevsim, mevsimlerin en iyisidir. Hayat ve sıhhat

için en uygunu, latîfi ve tatlısıdır.

İkinci sebep, bedensel (cismâni) hareket ve hareketsizliklerdir. Bedenin

bu hareketi, zayıflık ve kuvvette; azlık ve çoklukta; yavaşlık ve hızlılıkta

değişik değişik olduğundan, az fakat aynı zamanda hızlı ve kuvvetli bir

hareketin, bedeni zarara sokmasından ziyade ısıtması daha çoktur. Az, fakat

yavaş ve zayıf hareketin etkisi bunun tam aksidir. Aşırı hareket ve

hareketsizlik, bedenin soğukluğudur. Hareketin dengeli olanı, gıdaya

yoldur. Hareketsizliğin dengeli olanı, sindirimi kolaylaştırır.

Üçüncü sebep, nefsin hareket ve hareketsizliğidir. Nefsin (canın) bu

hareketine, ruh ile kan hareketi lâzımdır. Şu halde ruh, bedenin dışına ya bir

kerede hareket eder, aşırı kızgınlık halinde olduğu gibi. Yahut yavaş yavaş,

azar azar hareket eder, üzüntü ve keder vaktinde olduğu gibi. Veya ruh,

bedenin içine bir kerede hareket eder, korku ve çekinme halinde olduğu

gibi. Veya azar azar hareket eder, üzüntü ve endişe anlarında olduğu gibi.

Yahut bedenin dışı ve içine arka arkaya hareket eder, utangaçlık

zamanlarında olduğu gibi.

Ruhun bu bildirilen hareketlerinde, bedenin harekete gelen tarafının

ısınması, hareket etmeyen kısmının soğuk olması lâzım gelir. Çünkü

bedenin ısınması, hareketin devamlılığından, soğuması ise azlığındandır.

Adı geçen hareketlerin çok olması zarardır; hareketsizliğin çokluğu da

soğukluk ve tembelliktir.

Dördüncü sebep, uyku ve uyanıklıktır ki uyku hareketsizliğe, uyanıklık

ise harekete benzer. Çünkü uyku halinde ruh, kendi hararetiyle yemekleri

sindirmek için bedenin içine yönelince bedenin dışı soğukluğu üzere kalır.

Onun için beden uykuda iken, uyanıklıktan daha çok elbise ve örtüye

muhtaç olur. Uykunun çokluğu bedenin nem ve soğukluğunu artırır. Eğer

uykuda ruh bedene girerek hazmı mümkün olan gıda bulursa, onu hazmedip

bedeni ısıtır. Hazmı mümkün olmayan gıdayı veya karışımı bulursa,

hararetin

hareket

ettirmesiyle

onu

yayıp

bedeni

soğutur.

Gece

uykusuzluğunun çokluğu beyni zayıflatır, sindirimi bozar. Bünyeyi bozarak,

tabiî nem ile acıkma meydana getirir.

Gündüz uykusu makbul olmayıp tehlikelidir. Çünkü gündüz uykusu, rengi

bozar, dalağa zarar verir ve üzüntü getirir. Nefsanî kuvvetlerin bozulmasının

ve kederlerin sebebidir. Gündüz uykusu adet edinilip ikinci tabiat olduysa,

birden terk edilmesi doğru olmaz. Ancak yavaş yavaş terki gerekir. Uyku ile

uyanıklık arasındaki tereddüt ve bekleme de kötüdür. Şaşkınlık ve eleme

sebep olur.

Beşinci sebep, yiyecek ve içeceklerdir. Bunlar bedene ya sırf nitelikle

tesir eder ki bu, halis şifâdır. Ya da sadece maddesiyle tesir eder ki o halis

gıdadır. Yahut sırf sûretiyle tesir eder ki eğer onun özelliği bedenin mizac

ve hayatına uygun ise tiryâka (panzehir) şâmildir. Eğer uygun değil ise

öldürücü zehir gibidir. Veya hem maddesiyle hem keyfiyetiyle tesir eder ki

o devâ olan gıdalardır. Yahut hem keyfiyet hem de sûretiyle tesir eder ki

hususi tesiri olan ilaçlar böyledir. Sakamonya [53] gibi. [158/a] Veyahut da

hem maddesiyle hem sûretiyle tesir eder ki bu özellikli gıdadır. Elma gibi.

Gıdalar ya latîf, ya galîz (kaba, sert) ya da ikisinin ortası olur. Bunların

her birinin bedeni beslemesi ya çok ya da az olur. Sâde su (mâ-i mutlak)

basit olduğundan bedene gıda olmaz. Ancak o besinleri yumuşatmak ve

pişirmek için ve onu dar yollardan geçirmek için kullanılır.

Altıncı sebep, kusmak (istifrağ, çıkarma) ve hapsetme (tutma) dir.

Bunların dengeli olması bedene faydalı olup sıhhati koruyucudur.

Kusmanın çok olması bedeni soğutur ve boşaltır. Eğer kusulan madde, kan

ve safraya gâlip olan balgam ve sevdâ gibi soğuk ve kuru olursa, bu sefer

çok fazla kusma, bedenin rütûbetini arttırır. Fazla tutma ise, kan

damarlarının dolup iltihaplanmasına, rütûbete, iştihanın kesilmesine ve

bedenin ağırlaşmasına yol açar. Soğuk su ile gülsuyu yüze çarpılsa, her

harareti uzaklaştırıp tabiî harareti kuvvetlendirip fenâlık geçirmeyi ve

bayılmayı önler. Ancak ârif ve uyanık olan, hepsini Allah teâlâdan bilir.

“O’nun şânı yücedir, bağışı ve ikramı herkesedir, kendinden başka ilâh

yoktur.”