Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan kalbinin büyüklük ve genişliğini (azamet ve vüs›at), onu halden hâle çevirene…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde İnsan kalbinin büyüklük ve genişliğini (azamet ve vüs›at), onu halden hâle çevirene manevî yakınlığını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

İnsan kalbinin büyüklük ve genişliğini (azamet ve vüs›at), onu halden

hâle çevirene manevî yakınlığını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kalpte olan

siyah noktanın sırr-ı istivâsı, insanın hakikatidir ki (hakîkat-i insaniyye),

onun hayat veren ruhudur. Nitekim Hak teala, Kelâm-ı Kadîm’inde

Habîbi’ne; “De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir” (İsrâ, 17/85) buyurmuş

ve bu insanî [200/a] ruhun bir Rabbânî emr olduğunu duyurmuştur. İş (emr)

ise, canlı bir idrak kuvvetidir (hayy-i müdrike) ki onda başkasına hayat ve

idrak verme kãbiliyeti vardır. Bu işin (emr) makãm ve merkezi, o siyah

noktadır ki, ikiyüzlü ayna gibi yuvarlak ve cilâlıdır. Yani gayb âlemine de

şehâdet âlemine [239] de yönelik olarak yaratılmıştır. Eğer bu ayna cilâlı ve

parlak olursa, onda gaybın nurları görünür. Manevî sırlar onda suret bulur.

Gerçi her insanın içinde bu ayna şekillenmiştir, fakat cehalet ve gaflet kiri

ve pasıyla, gazap ve şehvet kavgasıyla, dünya sevgisi rengiyle o ayna

bulanmış, kirlenmiştir. Onun parlaklık ve cilâsı, güzellik ve çekiciliğinin,

hakikat ilmiyle (ilm-i hakikat), şeriate uymakla, ibret nazarıyla bakmakla,

yumuşak huylulukla (hilim), namuslu ve dürüst olmakla (iffet), dünyadan

yüz çevirmekle (zühd), ibadetle, zikir ve fikirle olduğu bilinen bir husustur.

Bu bir yuvarlak aynadır ki vücudun aynası Mâbûd’un feyzini kabul edici ve

daha önce bahsedilen işin merkezidir. İşin sahibi ise iş ile beraberdir. Bu

beraberlik işi sırf bir iyilik ve yardımdır. “Sizler ancak Rabbinizin

dilemesi (izin vermesi) sâyesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz” (İnsan,

76/30) âyet-i kerîmesi bu iyiliğe işaret etmektedir. “Nerede olsanız, O

sizinle beraberdir” (Hadîd, 57/4) hidayeti bu beraberlikten ibarettir. Bu

beraberliğin niceliği, gizli bir sırdır ki o ancak Allah dostları (ehlullâh)

katında bilinir.

Allah dostlarının nefisleri alçak gönüllülük (tevâzu’) ile toprak gibi

olmuştur. Kalpleri ise Allah’ın hâricindeki her şeyden (mâsivâ) temizlenip

Allah’ın evi (Beytullah) olmuştur. “Ve biz ona şahdamarından daha

yakınız.” (Kaf, 50/16) işareti, bu yakınlık (kurbiyet) cümlesinden

anlaşılmıştır. “ Yeryüzüm ve göklerim beni ihâta edemez. Ben ancak

(mü’min) kulumun kalbine sığarım” kudsî hadisinin bildirdiği üzere gönlü o

mertebe genişlik bulmuştur ki, en büyük âlemin (âlem-i kübrâ) içinde bir

evdeki tek bir haşhaş tanesinin olduğu gibi olmuştur. Nitekim hadis-i

şerifte; “ Mü’minin kalbi, yeryüzünden ve göklerden, Arş ve Kürsî’den daha

geniştir” buyurulmuştur.

Hz. Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “ Mü’minin kalbi Beyt-i Hudâ’dır” buyurmuş

ve gönlün Allah’ın evi olduğunu ümmetine duyurmuştur. Öyleyse,

mü’minin kalbi Mevlâ’nın evi olduğuna göre o evde Allah’tan başkası

olmayıp mü’min, evin sahibiyle baş başa kalmalıdır. Şüphe yok ki onda

konuşan, işiten, bakan ve hazır bulunan ancak evin sahibidir. Çünkü

“ Kulumu sevdiğim vakit ben onun işiten kulağı, gören gözü ve tutan eli

olurum” rivayeti bu mânâya işarettir. Yine “ Kim Allah için yalnızlığı tercih

ederse, Allah da onunla yalnızlığı murad eder” işareti bu nimet ve

mutluluğu müjdeler. O gönül, kendi sahibinin kahır ve lütuf parmaklarının

ikisi arasında olduğunu görüp onları kendi isteği üzere döndürdüğü sırrına

erip, her an bir işle O’nu bilerek (ârif) olur. “Rahmân, Arş’ı istivâ

etmiştir” (Tâhâ, 20/5) âyetinin ifade ettiği gibi, insanî özellikleri mahvolup

melekî özelliklerle dolar. Huzurla ebedi hayatı bulur.

Beyt

Taht-ı dil ma‘mûr şod pâk ez-hevâ

Bîn ki “er-rahmân ale’l-arşi’stevâ”

Beyt (in tercümesi)

Gönül tahtı heveslerden arınıp bayındır olunca, “Rahmân arşa istivâ

etti” [240] âyetini gör.

Nazm

1-Dildedir dildâr dâ’im, sanma bir dem dûr olur

Gerçi dil gafletle andan dem-be-dem mehcûr olur

2-H v âb-ı gafletden uyansa dil bulur dildârını

Cân olur hâzır, huzûr eyler gönül mesrûr olur

3-Cennet-i erbâb-ı dil cânân cemâlin seyr ider

Hûr u gılmân olmaz ol cennette nûr-ı nûr olur

4-İstesen dîdâr-ı dildârı nazar kıl gönlüne

Hazret-i Mûsâ gibi can âşık ü dil Tûr olur

5-Sen Kitâbu’llah’sın ey cân, sendedir cümle ulûm

Her ne var iki cihanda sende hem mestûr olur

6-Nâsır u Mansûr idi, dirdi; ene’l-hakku’l-mübîn

Söyleyen Nâsırdır andan terceman Mansûr olur

7-Ârif oldur kim görür nefsin bilür Hakkı hemân

Ol ki, nefsin bilmedi bunda, hem anda kör olur

Günümüz Türkçesiyle

1-Sevgili gönüldedir daima; sanma ki bir an uzak olur. Gerçi gönül

gafletle, O’ndan zaman zaman perdelenir.

2-Gaflet uykusundan uyansa, gönül sevgilisini bulur. Can hazır olur o

zaman; gönül huzur bulur, sevinir.

3-Gönül erbâbının cennetlikleri, sevgilinin cemâlini seyreder. O cennette

hûri ve gılmân olmaz, Nur’un nurları bulunur.

4-Sevgilinin yüzünü görmek iste sen de, gönlüne nazar et. O zaman Mûsâ

gibi can âşık, gönül Tûr Dağı olur.

5-Sen Allah’ın kitabısın ey gönül, bütün ilimler sendedir. İki cihanda her

ne varsa, hepsi sende yazılıdır.

6-Nâsır [241] ve Mansûr [242] vardı ve Mansûr dedi ki; “Ben apaçık

Hakk’ım.” Bu cümleyi esas söyleyen Nâsır’dır, ona tercüman olan ise

Mansûr.

7-Ârif odur ki nefsini görür ve oradan hemen Hakk’ı bilir. Kim ki nefsini

bilmedi; hem burada hem âhirette kör olur.