ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
İnsan kalbinin büyüklük ve genişliğini (azamet ve vüs›at), onu halden
hâle çevirene manevî yakınlığını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kalpte olan
siyah noktanın sırr-ı istivâsı, insanın hakikatidir ki (hakîkat-i insaniyye),
onun hayat veren ruhudur. Nitekim Hak teala, Kelâm-ı Kadîm’inde
Habîbi’ne; “De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir” (İsrâ, 17/85) buyurmuş
ve bu insanî [200/a] ruhun bir Rabbânî emr olduğunu duyurmuştur. İş (emr)
ise, canlı bir idrak kuvvetidir (hayy-i müdrike) ki onda başkasına hayat ve
idrak verme kãbiliyeti vardır. Bu işin (emr) makãm ve merkezi, o siyah
noktadır ki, ikiyüzlü ayna gibi yuvarlak ve cilâlıdır. Yani gayb âlemine de
şehâdet âlemine [239] de yönelik olarak yaratılmıştır. Eğer bu ayna cilâlı ve
parlak olursa, onda gaybın nurları görünür. Manevî sırlar onda suret bulur.
Gerçi her insanın içinde bu ayna şekillenmiştir, fakat cehalet ve gaflet kiri
ve pasıyla, gazap ve şehvet kavgasıyla, dünya sevgisi rengiyle o ayna
bulanmış, kirlenmiştir. Onun parlaklık ve cilâsı, güzellik ve çekiciliğinin,
hakikat ilmiyle (ilm-i hakikat), şeriate uymakla, ibret nazarıyla bakmakla,
yumuşak huylulukla (hilim), namuslu ve dürüst olmakla (iffet), dünyadan
yüz çevirmekle (zühd), ibadetle, zikir ve fikirle olduğu bilinen bir husustur.
Bu bir yuvarlak aynadır ki vücudun aynası Mâbûd’un feyzini kabul edici ve
daha önce bahsedilen işin merkezidir. İşin sahibi ise iş ile beraberdir. Bu
beraberlik işi sırf bir iyilik ve yardımdır. “Sizler ancak Rabbinizin
dilemesi (izin vermesi) sâyesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz” (İnsan,
76/30) âyet-i kerîmesi bu iyiliğe işaret etmektedir. “Nerede olsanız, O
sizinle beraberdir” (Hadîd, 57/4) hidayeti bu beraberlikten ibarettir. Bu
beraberliğin niceliği, gizli bir sırdır ki o ancak Allah dostları (ehlullâh)
katında bilinir.
Allah dostlarının nefisleri alçak gönüllülük (tevâzu’) ile toprak gibi
olmuştur. Kalpleri ise Allah’ın hâricindeki her şeyden (mâsivâ) temizlenip
Allah’ın evi (Beytullah) olmuştur. “Ve biz ona şahdamarından daha
yakınız.” (Kaf, 50/16) işareti, bu yakınlık (kurbiyet) cümlesinden
anlaşılmıştır. “ Yeryüzüm ve göklerim beni ihâta edemez. Ben ancak
(mü’min) kulumun kalbine sığarım” kudsî hadisinin bildirdiği üzere gönlü o
mertebe genişlik bulmuştur ki, en büyük âlemin (âlem-i kübrâ) içinde bir
evdeki tek bir haşhaş tanesinin olduğu gibi olmuştur. Nitekim hadis-i
şerifte; “ Mü’minin kalbi, yeryüzünden ve göklerden, Arş ve Kürsî’den daha
geniştir” buyurulmuştur.
Hz. Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “ Mü’minin kalbi Beyt-i Hudâ’dır” buyurmuş
ve gönlün Allah’ın evi olduğunu ümmetine duyurmuştur. Öyleyse,
mü’minin kalbi Mevlâ’nın evi olduğuna göre o evde Allah’tan başkası
olmayıp mü’min, evin sahibiyle baş başa kalmalıdır. Şüphe yok ki onda
konuşan, işiten, bakan ve hazır bulunan ancak evin sahibidir. Çünkü
“ Kulumu sevdiğim vakit ben onun işiten kulağı, gören gözü ve tutan eli
olurum” rivayeti bu mânâya işarettir. Yine “ Kim Allah için yalnızlığı tercih
ederse, Allah da onunla yalnızlığı murad eder” işareti bu nimet ve
mutluluğu müjdeler. O gönül, kendi sahibinin kahır ve lütuf parmaklarının
ikisi arasında olduğunu görüp onları kendi isteği üzere döndürdüğü sırrına
erip, her an bir işle O’nu bilerek (ârif) olur. “Rahmân, Arş’ı istivâ
etmiştir” (Tâhâ, 20/5) âyetinin ifade ettiği gibi, insanî özellikleri mahvolup
melekî özelliklerle dolar. Huzurla ebedi hayatı bulur.
Beyt
Taht-ı dil ma‘mûr şod pâk ez-hevâ
Bîn ki “er-rahmân ale’l-arşi’stevâ”
Beyt (in tercümesi)
Gönül tahtı heveslerden arınıp bayındır olunca, “Rahmân arşa istivâ
etti” [240] âyetini gör.
Nazm
1-Dildedir dildâr dâ’im, sanma bir dem dûr olur
Gerçi dil gafletle andan dem-be-dem mehcûr olur
2-H v âb-ı gafletden uyansa dil bulur dildârını
Cân olur hâzır, huzûr eyler gönül mesrûr olur
3-Cennet-i erbâb-ı dil cânân cemâlin seyr ider
Hûr u gılmân olmaz ol cennette nûr-ı nûr olur
4-İstesen dîdâr-ı dildârı nazar kıl gönlüne
Hazret-i Mûsâ gibi can âşık ü dil Tûr olur
5-Sen Kitâbu’llah’sın ey cân, sendedir cümle ulûm
Her ne var iki cihanda sende hem mestûr olur
6-Nâsır u Mansûr idi, dirdi; ene’l-hakku’l-mübîn
Söyleyen Nâsırdır andan terceman Mansûr olur
7-Ârif oldur kim görür nefsin bilür Hakkı hemân
Ol ki, nefsin bilmedi bunda, hem anda kör olur
Günümüz Türkçesiyle
1-Sevgili gönüldedir daima; sanma ki bir an uzak olur. Gerçi gönül
gafletle, O’ndan zaman zaman perdelenir.
2-Gaflet uykusundan uyansa, gönül sevgilisini bulur. Can hazır olur o
zaman; gönül huzur bulur, sevinir.
3-Gönül erbâbının cennetlikleri, sevgilinin cemâlini seyreder. O cennette
hûri ve gılmân olmaz, Nur’un nurları bulunur.
4-Sevgilinin yüzünü görmek iste sen de, gönlüne nazar et. O zaman Mûsâ
gibi can âşık, gönül Tûr Dağı olur.
5-Sen Allah’ın kitabısın ey gönül, bütün ilimler sendedir. İki cihanda her
ne varsa, hepsi sende yazılıdır.
6-Nâsır [241] ve Mansûr [242] vardı ve Mansûr dedi ki; “Ben apaçık
Hakk’ım.” Bu cümleyi esas söyleyen Nâsır’dır, ona tercüman olan ise
Mansûr.
7-Ârif odur ki nefsini görür ve oradan hemen Hakk’ı bilir. Kim ki nefsini
bilmedi; hem burada hem âhirette kör olur.

