Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan kalbinin cevheri olan akl-ı meâdın tarifini ve hakikatini bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde İnsan kalbinin cevheri olan akl-ı meâdın tarifini ve hakikatini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Habîb-i Ekrem sallallâhu teala aleyhi ve …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

İnsan kalbinin cevheri olan akl-ı meâdın tarifini ve hakikatini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Habîb-i Ekrem sallallâhu teala aleyhi ve

sellem şöyle buyurmuştur: “ Hak tealanın kullarına lütfettiği nimetlerin en

güzeli akıldır.”

Dâvud (a. s.) buyurmuştur ki; “ Akıl odur ki insana her şeyi unutturup

marifetullaha ulaştırır. Hevâ odur ki insana kendi nefsini unutturup geçici

şeylere meylettirir.”

Allah dostları demişlerdir ki; “Aklın tarifi fânî olandan ayrılıp bâkî olana

sarılmaktır.” Aklın tarifi Hakk’ın kazasına râzı olmaktır, nefsini tanıyıp

(marifet-i nefs) Hak tealayı bilmektir. Akıl, süs ve güzelliktir; nefis ise bir

leke ve kusurdur. Akıl şifâdır, hevâ ise rezillik ve alçaklıktır.

Akıl, sâdık bir dosttur, her şeyden ibret alır, her şeyden üstündür. Aklın

işi, Hakk’a teslim olup itaat etmektir. Akıllı olan saadet ehlindendir. Aklı

yüce olanın konuşması az olur. Akıllı kişi cahilin rağbet ettiğine tenezzül

etmez. Dîne ve (güzel) âdetlere aykırı davranmaz. Hak teala bir kuluna

muhabbet ederse ona temiz bir kalp (kalb-i selîm), üstün bir ahlâk [196/b]

ve kuvvetli bir akıl ihsan eder. Aklın zirvesi, kişinin cahilliğini itiraf

etmesidir. Akıllı kişinin dili, kalbine bağlıdır. Akıl nice hor ve hakîri ulu

eyler, nice çirkefi güzel ahlâklı eyler. Aklın yarısı, anlamamazlıktan gelme

(tegâfül), yarısı da tahammüldür. Bilmezden gelme (tecâhül) gibi akıllılık

yoktur, anlamazlıktan gelme (tegâfül) gibi de yumuşak huyluluk (hilim)

yoktur. Edepsizin aklı yoktur, aklı olmayanın ise dini yoktur. Akıl, Allah’ın

kelâmını anlayabilmektir; iki cihan saadetinin sermayesidir.

Akıl fıtrî bir nurdur ki, hikmet nurları ile ziyâsı çoğalır. Akıl, nefsi kötü

arzulardan uzaklaştırır, kalbi şüpheli şeylerden söker, ruhu halka bakmaktan

alıkoyup hepsini dâimî huzurda bir araya getirir. Akıl odur ki işlerin

sonuçlarını sana gösterir ve kâinât kitabını sana okur. Akıl kâmil bir nurdur

ki kalbin tamamını kuşatır, hislere ve akıllara ait olan algılar onunla elde

edilir. Akıl insanî ruhtur, hayvanî ruhun binicisidir. Nefsin aşırı istekleri

olan hayvanî ruh, insan bedeninin binicisidir.

Akıllar ve kalpler melekût âlemine [220] ait olup semâvîdir. Nefisler ve

bedenler ise mülk âlemine [221] ve toprağa aittir. Onun için akıllar ve kalpler

nurânî ve yücedir. Nefisler ve bedenler ise, karanlık ve süflîdir. Akıl

kâinâtın etrafını dairesel olarak gezer, dolaşır. Fakat kâinâtın yaratıcısının

huzurunda âcizdir, hayretler içerisindedir. Akıl, Hazret-i Allah’ın kulu ve

güzel ahlâkın önderidir.

Aklın şân ve şöhreti sayılamayacak kadar çoktur. Birinci şöhreti, dünya

ile bir meşguliyetinin olmamasıdır. Aklın dış boyutu, konuşmamak; iç

boyutu ise gizli sırları saklamaktır. Akıl odur ki eşyayı Hak ile bulur ve her

şeyde Hakk’a döner. Akıl öyle bir âlettir ki, kulluğun bilgisi için gönülde

meydana gelir. Sen zannetme ki, rabbânî bilgiler için kalbe ulaşmıştır.

Akıl nasihat eden bir vezirdir (danışman). İstek ve arzular (hevâ) ise,

utanmaz ve rezil bir vekildir. Akıl yürekte bir nurdur, basîrettir. Ona

muhalefet etmek ise, zarar-ziyandır, hakîrliktir.

Suskunluğa yatkın olan, konuştuğunda doğruyu söyleyen, bildiğini Hak

ile bilen, insanlara iyilik ulaştıran kişi, gerçekten akıllıdır. Akıllı kimse, Hak

tealayı her şeye tercih eder. Nefsin faydasız isteklerini bırakıp Hakk’ın

yakınlığına (üns) gider. Akıllı kimse Hakk’ın dostudur. Dosttan, aykırı

gitmesi beklenemez; dosta yakışmaz.

Aklın alâmeti, güzel ahlâk ve Yaratıcı’nın birliğini bilmektir. Akıl özlerin

özüdür (lübb-i lübâb). Efendilerin Rabb’inin dostudur. Âhiret kaygısı

taşıyan aklın (akl-ı me’âd) işi sevgi ve dostluktur, mânen doğru yolu

bulmaktır. Muhabbet kaynağı olmaktır ve tam doğruluktur. Her kim

âlemdeki iyi ve kötü her şeyle ilgilenirse, başak toplayan akılsız gibidir.

Çünkü akıl, ezelî huzurdan gelmiştir; ilim ve amel onunla nizam ve intizam

bulur. Geçmiş ve gelecek şeyleri bir ayna gibi gösterir.

Hak yolunda delil olarak akıl yeterlidir. Her yerde aklın dostluğu

güvenlidir. Akıl güneşinin doğuş yeri, ezelî nurdur. Varıp battığı yer de Hak

tealadır.

Akıl kudretli bir pâdişâhtır. Çünkü âlemde Allah’ın gölgesidir. Akıl

Hakk’ın nurunun gölgesidir, sahibinin gölgesinden nasıl ayrı olur? Ancak o

sahibine uyar. Cüz’î irâde ne kadar engel olabilir ki? Akıl, insan ruhunun

manevî tarafıdır ve Rabbânî, latif bir cevherdir. Akıl, gönülde parlayan

Rabbânî bir nurdur. Hak ile bâtıl onda ayrılır. Akıl, his ve kıyastan daha

üstündür. Çünkü o Mevlâ’nın en büyük sırrıdır. Akıl, Allah’ın veziridir.

Dünya ve âhiret işlerinin düzenleyicisidir.

Akıllı kişinin bir üzüntüsü olmaz. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın hükmünde

(kazasında) bir kusur bulmaz. Akıl, âlemin fıtratında Hakk’ın rahmetidir.

Akıl, insanın iç âleminde Hakk’ın delilidir. Âlemdeki bütün isimleri (esmâ)

bilen akıldır. Müsemmâyı bilen de akıldır. Beden şehrinin yöneticisi akıldır.

İyilik ve kötülüğü fark eden akıl sultandır, diğerleri ise hizmetçi ve halktır.

Çünkü akıl, hepsinden bilgilidir. Akıl, insan kalbinin hayatıdır. Gayb

kapısında tercümandır. Nefs-i nâtıka ile bu şerefli varlık (akıl), [197/a] şu

latif cihanın anne ve babası hükmündedir. Kim bu şerefli ebeveynden öte

gidip uzaklaşırsa o, bu iki aslına isyan etmiş olur. Nitekim güneşin suyu

topraktan yukarı çekmesi gibi, akıl da insanı bencillikten Mevlâ’ya çeker.

Hevâ küfürdür ve akıl ise dindir. Hevâ körlüktür; akıl ise apaçık âkıbettir

(âkıbet-i beyyin). Aklın eli ve dili, kısadır. İstek ve arzu, akılsızın

sermayesidir.

Dört unsur mürîd; akıl ise mürşiddir. On duyu asker; akıl ise

kumandandır. Bunlardan ona muhalefet eden, rezil ve aşağılıktır. Ne zaman

ki beden uyku ile rahat ederse, uyanık akıl o zaman kendi âleminde

gezintiye çıkar. Akıl, uzağı gören dürbündür, onun nuru dinin asıl

rükünleridir. Kimin aklı gazap ve şehvetle mağlup olursa, onun aklı ışıksız

göz gibidir. Akıl, iki cihanın azîzidir. O, iyilik ve ihsan ehlidir. Güzel yüzlü

olduğu halde aklı kıt olanın, hamakati kötü ahlâkına delil sayılır. Akılsız ve

yordamsız güzelin yüzü-çehresi, kendi suretidir. Akılsız güzelin gönlü, gizli

kin ile dolu olur. Akıl öyle suretlere bakmaz, sahibini ateşlerde yakmaz. Şu

halde akıl ile bu suret kalıbından kalp sarayına giren kişi, şu fânî âlemden

geçip ruhlar âlemini bulur. Akıl gönülde gezinir ve güzelliğine hayran olur.

Marifet nimetine erip muhabbet şarabını görüp daima kendinden geçer. Hak

tealanın huzurunda muradını alır.

Nazm

1-Akıl kim, kârı halka hîlesidir

Sanma akl ol gönül akîlesidir

2-Akıl kim, pür-nifâk u telbîstir

Dime akl istirâk-ı iblîsdir

3-Zihn-i kullâb u kâhin ü sâhir

Re’y-i düzd ü müşa‘bed ü şâir

4-Cümle bu fıtnat ü zekâ vü hiyel

Hep atâ-yı Utârid oldı Zuhal

5-Akl-ı dîn ihtiyâr idendir pîr

Esedullâh oldı cümleye mîr

6-Akıl hiç mâl ü câha meyl itmez

Ayb u ârın tarîkına gitmez

7-Akıl iş‘âr-ı dinde âr eyler

Kizb ü san‘atdan ol firâr eyler

8-Kimseyi akl medh ü zem kılmaz

Akl bir kimseye sitem kılmaz

9-Hulk-ı bedden çü akl ârîdir

Fi‘l-i bed pes anın ne kârıdır

10-Akl dîn ü me‘âda meyl eyler

Bu umûr-ı me‘aşı ol neyler

11-Akl bir hâce-i muhakkıkdır

Hakkı irfânda hem müdakkıkdır

Günümüz Türkçesiyle

1-Akıl ki kazancı halka hîlesidir. Sanma ki o gönlün akıl melekesidir.

2-Akıl ki işi nifaktır, pislikle doludur. Sakın deme; akıl şeytanın

çaldığıdır.

3-Zihin tuzaktır, kâhindir, sihirbazdır. Hırsız, düzenbaz ve şairdir.

4-Bütün bu zeyreklik, zekâ ve hîleler; hep Utarid ve Zuhal’in tesiriyle

olmuştur.

5-Gerçek pîr, din aklını tercih edendir. Allah’ın Arslanı Hz. Ali herkese

emir olmuştur.

6-Akıl hiç mal ve mevkiye meyletmez. Ayıp ve âr olanın yoluna gitmez.

7-Akıl, dinin esaslarında (haddi aşmaktan) âr eder. Yalancılıktan ve

yapmacıktan utanır.

8-Akıl kimseyi övmez ve kötülemez. Akıl, hiç kimseye sitem etmez.

9-Çünkü akıl kötü huydan arınmıştır. Öyleyse, kötü fiil ona ne gerektir?

10-Akıl, dine ve âhirete meyleder. Bu geçimlik dünyayı, o neyler?

11-Akıl, tahkîk eden [222] bir üstâddır. Hakkı, irfânı aramakta hem

dikkatlidir.