ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
İnsan kalbinin cevheri olan akl-ı meâdın tarifini ve hakikatini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Habîb-i Ekrem sallallâhu teala aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: “ Hak tealanın kullarına lütfettiği nimetlerin en
güzeli akıldır.”
Dâvud (a. s.) buyurmuştur ki; “ Akıl odur ki insana her şeyi unutturup
marifetullaha ulaştırır. Hevâ odur ki insana kendi nefsini unutturup geçici
şeylere meylettirir.”
Allah dostları demişlerdir ki; “Aklın tarifi fânî olandan ayrılıp bâkî olana
sarılmaktır.” Aklın tarifi Hakk’ın kazasına râzı olmaktır, nefsini tanıyıp
(marifet-i nefs) Hak tealayı bilmektir. Akıl, süs ve güzelliktir; nefis ise bir
leke ve kusurdur. Akıl şifâdır, hevâ ise rezillik ve alçaklıktır.
Akıl, sâdık bir dosttur, her şeyden ibret alır, her şeyden üstündür. Aklın
işi, Hakk’a teslim olup itaat etmektir. Akıllı olan saadet ehlindendir. Aklı
yüce olanın konuşması az olur. Akıllı kişi cahilin rağbet ettiğine tenezzül
etmez. Dîne ve (güzel) âdetlere aykırı davranmaz. Hak teala bir kuluna
muhabbet ederse ona temiz bir kalp (kalb-i selîm), üstün bir ahlâk [196/b]
ve kuvvetli bir akıl ihsan eder. Aklın zirvesi, kişinin cahilliğini itiraf
etmesidir. Akıllı kişinin dili, kalbine bağlıdır. Akıl nice hor ve hakîri ulu
eyler, nice çirkefi güzel ahlâklı eyler. Aklın yarısı, anlamamazlıktan gelme
(tegâfül), yarısı da tahammüldür. Bilmezden gelme (tecâhül) gibi akıllılık
yoktur, anlamazlıktan gelme (tegâfül) gibi de yumuşak huyluluk (hilim)
yoktur. Edepsizin aklı yoktur, aklı olmayanın ise dini yoktur. Akıl, Allah’ın
kelâmını anlayabilmektir; iki cihan saadetinin sermayesidir.
Akıl fıtrî bir nurdur ki, hikmet nurları ile ziyâsı çoğalır. Akıl, nefsi kötü
arzulardan uzaklaştırır, kalbi şüpheli şeylerden söker, ruhu halka bakmaktan
alıkoyup hepsini dâimî huzurda bir araya getirir. Akıl odur ki işlerin
sonuçlarını sana gösterir ve kâinât kitabını sana okur. Akıl kâmil bir nurdur
ki kalbin tamamını kuşatır, hislere ve akıllara ait olan algılar onunla elde
edilir. Akıl insanî ruhtur, hayvanî ruhun binicisidir. Nefsin aşırı istekleri
olan hayvanî ruh, insan bedeninin binicisidir.
Akıllar ve kalpler melekût âlemine [220] ait olup semâvîdir. Nefisler ve
bedenler ise mülk âlemine [221] ve toprağa aittir. Onun için akıllar ve kalpler
nurânî ve yücedir. Nefisler ve bedenler ise, karanlık ve süflîdir. Akıl
kâinâtın etrafını dairesel olarak gezer, dolaşır. Fakat kâinâtın yaratıcısının
huzurunda âcizdir, hayretler içerisindedir. Akıl, Hazret-i Allah’ın kulu ve
güzel ahlâkın önderidir.
Aklın şân ve şöhreti sayılamayacak kadar çoktur. Birinci şöhreti, dünya
ile bir meşguliyetinin olmamasıdır. Aklın dış boyutu, konuşmamak; iç
boyutu ise gizli sırları saklamaktır. Akıl odur ki eşyayı Hak ile bulur ve her
şeyde Hakk’a döner. Akıl öyle bir âlettir ki, kulluğun bilgisi için gönülde
meydana gelir. Sen zannetme ki, rabbânî bilgiler için kalbe ulaşmıştır.
Akıl nasihat eden bir vezirdir (danışman). İstek ve arzular (hevâ) ise,
utanmaz ve rezil bir vekildir. Akıl yürekte bir nurdur, basîrettir. Ona
muhalefet etmek ise, zarar-ziyandır, hakîrliktir.
Suskunluğa yatkın olan, konuştuğunda doğruyu söyleyen, bildiğini Hak
ile bilen, insanlara iyilik ulaştıran kişi, gerçekten akıllıdır. Akıllı kimse, Hak
tealayı her şeye tercih eder. Nefsin faydasız isteklerini bırakıp Hakk’ın
yakınlığına (üns) gider. Akıllı kimse Hakk’ın dostudur. Dosttan, aykırı
gitmesi beklenemez; dosta yakışmaz.
Aklın alâmeti, güzel ahlâk ve Yaratıcı’nın birliğini bilmektir. Akıl özlerin
özüdür (lübb-i lübâb). Efendilerin Rabb’inin dostudur. Âhiret kaygısı
taşıyan aklın (akl-ı me’âd) işi sevgi ve dostluktur, mânen doğru yolu
bulmaktır. Muhabbet kaynağı olmaktır ve tam doğruluktur. Her kim
âlemdeki iyi ve kötü her şeyle ilgilenirse, başak toplayan akılsız gibidir.
Çünkü akıl, ezelî huzurdan gelmiştir; ilim ve amel onunla nizam ve intizam
bulur. Geçmiş ve gelecek şeyleri bir ayna gibi gösterir.
Hak yolunda delil olarak akıl yeterlidir. Her yerde aklın dostluğu
güvenlidir. Akıl güneşinin doğuş yeri, ezelî nurdur. Varıp battığı yer de Hak
tealadır.
Akıl kudretli bir pâdişâhtır. Çünkü âlemde Allah’ın gölgesidir. Akıl
Hakk’ın nurunun gölgesidir, sahibinin gölgesinden nasıl ayrı olur? Ancak o
sahibine uyar. Cüz’î irâde ne kadar engel olabilir ki? Akıl, insan ruhunun
manevî tarafıdır ve Rabbânî, latif bir cevherdir. Akıl, gönülde parlayan
Rabbânî bir nurdur. Hak ile bâtıl onda ayrılır. Akıl, his ve kıyastan daha
üstündür. Çünkü o Mevlâ’nın en büyük sırrıdır. Akıl, Allah’ın veziridir.
Dünya ve âhiret işlerinin düzenleyicisidir.
Akıllı kişinin bir üzüntüsü olmaz. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın hükmünde
(kazasında) bir kusur bulmaz. Akıl, âlemin fıtratında Hakk’ın rahmetidir.
Akıl, insanın iç âleminde Hakk’ın delilidir. Âlemdeki bütün isimleri (esmâ)
bilen akıldır. Müsemmâyı bilen de akıldır. Beden şehrinin yöneticisi akıldır.
İyilik ve kötülüğü fark eden akıl sultandır, diğerleri ise hizmetçi ve halktır.
Çünkü akıl, hepsinden bilgilidir. Akıl, insan kalbinin hayatıdır. Gayb
kapısında tercümandır. Nefs-i nâtıka ile bu şerefli varlık (akıl), [197/a] şu
latif cihanın anne ve babası hükmündedir. Kim bu şerefli ebeveynden öte
gidip uzaklaşırsa o, bu iki aslına isyan etmiş olur. Nitekim güneşin suyu
topraktan yukarı çekmesi gibi, akıl da insanı bencillikten Mevlâ’ya çeker.
Hevâ küfürdür ve akıl ise dindir. Hevâ körlüktür; akıl ise apaçık âkıbettir
(âkıbet-i beyyin). Aklın eli ve dili, kısadır. İstek ve arzu, akılsızın
sermayesidir.
Dört unsur mürîd; akıl ise mürşiddir. On duyu asker; akıl ise
kumandandır. Bunlardan ona muhalefet eden, rezil ve aşağılıktır. Ne zaman
ki beden uyku ile rahat ederse, uyanık akıl o zaman kendi âleminde
gezintiye çıkar. Akıl, uzağı gören dürbündür, onun nuru dinin asıl
rükünleridir. Kimin aklı gazap ve şehvetle mağlup olursa, onun aklı ışıksız
göz gibidir. Akıl, iki cihanın azîzidir. O, iyilik ve ihsan ehlidir. Güzel yüzlü
olduğu halde aklı kıt olanın, hamakati kötü ahlâkına delil sayılır. Akılsız ve
yordamsız güzelin yüzü-çehresi, kendi suretidir. Akılsız güzelin gönlü, gizli
kin ile dolu olur. Akıl öyle suretlere bakmaz, sahibini ateşlerde yakmaz. Şu
halde akıl ile bu suret kalıbından kalp sarayına giren kişi, şu fânî âlemden
geçip ruhlar âlemini bulur. Akıl gönülde gezinir ve güzelliğine hayran olur.
Marifet nimetine erip muhabbet şarabını görüp daima kendinden geçer. Hak
tealanın huzurunda muradını alır.
Nazm
1-Akıl kim, kârı halka hîlesidir
Sanma akl ol gönül akîlesidir
2-Akıl kim, pür-nifâk u telbîstir
Dime akl istirâk-ı iblîsdir
3-Zihn-i kullâb u kâhin ü sâhir
Re’y-i düzd ü müşa‘bed ü şâir
4-Cümle bu fıtnat ü zekâ vü hiyel
Hep atâ-yı Utârid oldı Zuhal
5-Akl-ı dîn ihtiyâr idendir pîr
Esedullâh oldı cümleye mîr
6-Akıl hiç mâl ü câha meyl itmez
Ayb u ârın tarîkına gitmez
7-Akıl iş‘âr-ı dinde âr eyler
Kizb ü san‘atdan ol firâr eyler
8-Kimseyi akl medh ü zem kılmaz
Akl bir kimseye sitem kılmaz
9-Hulk-ı bedden çü akl ârîdir
Fi‘l-i bed pes anın ne kârıdır
10-Akl dîn ü me‘âda meyl eyler
Bu umûr-ı me‘aşı ol neyler
11-Akl bir hâce-i muhakkıkdır
Hakkı irfânda hem müdakkıkdır
Günümüz Türkçesiyle
1-Akıl ki kazancı halka hîlesidir. Sanma ki o gönlün akıl melekesidir.
2-Akıl ki işi nifaktır, pislikle doludur. Sakın deme; akıl şeytanın
çaldığıdır.
3-Zihin tuzaktır, kâhindir, sihirbazdır. Hırsız, düzenbaz ve şairdir.
4-Bütün bu zeyreklik, zekâ ve hîleler; hep Utarid ve Zuhal’in tesiriyle
olmuştur.
5-Gerçek pîr, din aklını tercih edendir. Allah’ın Arslanı Hz. Ali herkese
emir olmuştur.
6-Akıl hiç mal ve mevkiye meyletmez. Ayıp ve âr olanın yoluna gitmez.
7-Akıl, dinin esaslarında (haddi aşmaktan) âr eder. Yalancılıktan ve
yapmacıktan utanır.
8-Akıl kimseyi övmez ve kötülemez. Akıl, hiç kimseye sitem etmez.
9-Çünkü akıl kötü huydan arınmıştır. Öyleyse, kötü fiil ona ne gerektir?
10-Akıl, dine ve âhirete meyleder. Bu geçimlik dünyayı, o neyler?
11-Akıl, tahkîk eden [222] bir üstâddır. Hakkı, irfânı aramakta hem
dikkatlidir.

