Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan kalbinin her anda bir hâl ile değişmesinin kalpleri evirip çeviren Allah’ın…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde İnsan kalbinin her anda bir hâl ile değişmesinin kalpleri evirip çeviren Allah’ın (mukallibü›l-kulûb) idare ve tasarrufuyla olduğunu âyet-i kerîme …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

İnsan kalbinin her anda bir hâl ile değişmesinin kalpleri evirip çeviren

Allah’ın (mukallibü›l-kulûb) idare ve tasarrufuyla olduğunu âyet-i kerîme

ve hadis-i şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala lütfuyla kullarına gönüllerinin hallerini

duyurmuştur. Nitekim hidayetiyle Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle buyurmuştur:

“(Onlar şöyle yalvarırlar): Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra

kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan

sensin.” (Âl-i İmrân, 3/8) “Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve

kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı.” (Âl-i İmrân, 3/126) “Allah,

içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle

yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.” (Âl-i İmrân, 3/154) “Onların

gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz.” (En’âm, 6/110) “Allah kimi doğru

yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse

göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır.” (En’âm, 6/125) “Mü’min

toplumun kalplerini ferahlatsın ve onların kalplerinden öfkeyi gidersin.”

(Tevbe, 9/ 14-15) “Kalplerinizi birbirine bağlamak için.” (Enfâl, 8/11)

“Yanılarak yaptıklarınızda size vebâl yok; fakat kalplerinizin bile bile

yöneldiğinde günah vardır.” (Ahzâb, 33/5) “(Ne var ki) bunlardan sonra

yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır.”

(Bakara, 2/ 74)

“De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder,

kalplerinizi de mühürlerse, bunları size Allah’tan başka hangi tanrı geri

verebilir?” (En’âm, 6/46) “Fakat kalpleri iyice katılaştı.” (En’âm, 6/43)

“Kalpleri şüpheye düşüp kuşkuları içinde bocalayanlar.” (Tevbe, 9/45)

“(Yahudiler peygamberlerle alay ederek) -kalplerimiz perdelidir- dediler.”

(Bakara, 2/88) “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.”

(Bakara, 2/7) “Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların

hastalığını çoğaltmıştır.” (Bakara, 2/10) “Ve kalplerini katılaştırdık.”

(Mâide, 5/13) “Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri)

işitemezler.” (A’râf, 7/100) “Onların kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden

onlar anlamazlar.” (Tevbe, 9/87) “Onu anlamalarını engellemek için

kalplerinin üstüne perdeler çektik.” (En’âm, 6/25) “Kalplerinde hastalık

(kâfirlik ve münafıklık) olanlara gelince, onların da inkârlarını büsbütün

artırır.” (Tevbe, 9/125)

“Onlar Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlara

dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır.” (Mâide, 5/41) “Sonra

da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir topluluk oldukları için Allah onların

kalplerini (imandan) çevirmiştir.” (Tevbe, 9/127) “İşte onlar Allah’ın,

kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar gâfillerin

ta kendileridir.” (Nahl, 16/108) “(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde

dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek

kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lâkin göğüsler

içindeki kalpler kör olur.” (Hac, 22/46) “Kalplerinde bir hastalık mı var;

yoksa şüphe içinde midirler?” (Nûr, 24/50) “İyi de, Allah, herkesin

kalbindekileri en iyi bilen değil midir?” (Ankebût, 29/10)

“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?”

(Muhammed, 47/24) “Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte

böyle mühürler.” (Gâfir, 40/35) “Ama Allah’ın azâbı, onlara beklemedikleri

yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü.” (Haşr, 59/2) “Onlar yoldan

sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı.” (Saf, 61/5) “Hayır! Bilakis onların

işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir. Hayır! Onlar

şüphesiz o gün Rablerinden (O’nu görmekten) mahrum kalmışlardır.”

(Mutaffifîn, 83/14-15) “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle

sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler, ancak Allah’ı anmakla huzur

bulur.” (Ra’d, 13/28) “Onların kalplerini metin kıldık. O yiğitler (o yerin

hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki; Bizim Rabbimiz, göklerin

ve yerin Rabbidir.” (Kehf, 18/14) “Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik

ver, işimi kolaylaştır.” (Tâhâ, 20/25)

“(Ey Muhammed!) O ihlaslı ve mütevazı insanları müjdele! Onlar öyle

kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer.” (Hac, 22/34-35)

“Derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp

yumuşar.” (Zümer, 39/23) “İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler

onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zümer, 39/18) “Şüphesiz

bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.” (Zümer, 39/21) “İmanlarını bir

kat daha artırsınlar diye mü’minlerin kalplerine sekînet (güven) indiren

O’dur.” (Fetih, 48/4) “Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederken

Allah, o müminlerden râzı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven

duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Fetih,

48/18) “Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.” (Enfâl, 8/63)

“İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’ân sebebiyle kalplerinin

ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? ” (Hadîd, 57/16) “Şüphesiz ki bunda

aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.”

(Kaf, 50/37) “Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik.”

(Hadîd, 57/27) “İşte onların kalbine Allah, iman [199/a] yazmış ve katından

bir ruh ile desteklemiştir.” (Mücâdele, 58/22)

“Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür.” (Teğâbun,

64/11) “Nefse ve ona bir takım kãbiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini

ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa

ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 91/ 7-10) “Biz

senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” (İnşirâh, 94/1)

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“ Muhakkak ki insan bedeninde bir et parçası vardır ki, o düzgün

olduğunda bütün beden düzgün olur. O bozuk olduğunda ise bütün beden

bozuk olur. Dikkat ediniz! O şey insanın kalbidir. ”

Şu halde kalbin düzeltilmesi her şeyden önemli ve önceliklidir. Çünkü

gönül, hükmü geçerli bir sultandır ki bedenin diğer bütün âzâları onun

hizmetçileri ve vatandaşlarıdır. Kalbin ıslahı odur ki; kötü huy ve

davranışları ondan çıkartıp onu güzel huy ve davranışlarla donatmış olasın.

Yani Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözlerine, davranışlarına ve ahlâkına uyarak

onun izince gidesin.

Çünkü o Hazret’in kendisi; “ Güzel ahlâkı tamamlamak üzere

gönderildim” buyurmuş ve bir insanın, güzel ahlâkıyla iki cihan saadetine

erişeceğini duyurmuştur.

Nazm

1-Gönül dir idi niçün bî-karâr u muztaribim

Ne yüzden ismim olur kalb ü niçe münkalibim

2-Çeken inânımı her semte dem-be-dem kimdir

Kimin yedindeyim âyâ ki, böyle müncezibim

3-Gehî misâl-i cibâlim gehî çü deryâyım

Gehî çü cennet ü gâhî çü nâr-ı mültehibim

4-Gehî çü hâne-i esnâm ü geh çü beyt-i harâm

Gehî tamâm oluram rind ü gâhî muhtesibim

5-Çün irdi Hakk’a bu her ne sıfatla bulsa anı

Sücûd idüp ana tav‘ıyla dir ki, mukteribim

6-Ziyâ-yı mihrin ana intisâbı her nicedir

Gönül dir ancılayın ben de Hakk’a müntesibim

7-O mihre sâye vü hem-sâye düştüm ey Hakkı

Bu kim anı göremem, varlığımla muhtecibim

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönül derdi ki; niçin kararsızım, neden mustaribim? Ne yüzden ismim

olur kalp, niçin halden hâle girerim?

2-İpimi her an başka bir semte çeken kimdir? Kimin elindeyim böyle ki

(her yöne) çekilenim.

3-Bazen dağ gibiyim, bazen deryaya benzerim. Bazen cennet gibiyim,

bazen de tutuşmuş cehennem gibi.

4-Bazen put-hâne gibiyim, bazen de Mescid-i Haram gibi. Bazen rind-

meşreb gibi kâmil olurum, bazen her şeyi hesap eden pinti.

5-Madem ki Hakk’a erdi; her ne sıfatla bulduysa O’nu. Secde edip O’na

isteyerek [231] der ki; sana yakınım.

6-Gün ışığının ona tâbi olması, acep nicedir? Gönül der ki; onculayın ben

de Hakk’a bağlıyım.

7-O güneş (gibi parlayan sevgiliy)e hem gölge, hem komşu oldum ey

Hakkı! Yine de O’nu göremem, kendi varlığımla perdelenmişim.