ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
İnsan kalbinin her anda bir hâl ile değişmesinin kalpleri evirip çeviren
Allah’ın (mukallibü›l-kulûb) idare ve tasarrufuyla olduğunu âyet-i kerîme
ve hadis-i şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala lütfuyla kullarına gönüllerinin hallerini
duyurmuştur. Nitekim hidayetiyle Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle buyurmuştur:
“(Onlar şöyle yalvarırlar): Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra
kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan
sensin.” (Âl-i İmrân, 3/8) “Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve
kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı.” (Âl-i İmrân, 3/126) “Allah,
içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle
yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.” (Âl-i İmrân, 3/154) “Onların
gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz.” (En’âm, 6/110) “Allah kimi doğru
yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse
göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır.” (En’âm, 6/125) “Mü’min
toplumun kalplerini ferahlatsın ve onların kalplerinden öfkeyi gidersin.”
(Tevbe, 9/ 14-15) “Kalplerinizi birbirine bağlamak için.” (Enfâl, 8/11)
“Yanılarak yaptıklarınızda size vebâl yok; fakat kalplerinizin bile bile
yöneldiğinde günah vardır.” (Ahzâb, 33/5) “(Ne var ki) bunlardan sonra
yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır.”
(Bakara, 2/ 74)
“De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder,
kalplerinizi de mühürlerse, bunları size Allah’tan başka hangi tanrı geri
verebilir?” (En’âm, 6/46) “Fakat kalpleri iyice katılaştı.” (En’âm, 6/43)
“Kalpleri şüpheye düşüp kuşkuları içinde bocalayanlar.” (Tevbe, 9/45)
“(Yahudiler peygamberlerle alay ederek) -kalplerimiz perdelidir- dediler.”
(Bakara, 2/88) “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.”
(Bakara, 2/7) “Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların
hastalığını çoğaltmıştır.” (Bakara, 2/10) “Ve kalplerini katılaştırdık.”
(Mâide, 5/13) “Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri)
işitemezler.” (A’râf, 7/100) “Onların kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden
onlar anlamazlar.” (Tevbe, 9/87) “Onu anlamalarını engellemek için
kalplerinin üstüne perdeler çektik.” (En’âm, 6/25) “Kalplerinde hastalık
(kâfirlik ve münafıklık) olanlara gelince, onların da inkârlarını büsbütün
artırır.” (Tevbe, 9/125)
“Onlar Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlara
dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır.” (Mâide, 5/41) “Sonra
da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir topluluk oldukları için Allah onların
kalplerini (imandan) çevirmiştir.” (Tevbe, 9/127) “İşte onlar Allah’ın,
kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar gâfillerin
ta kendileridir.” (Nahl, 16/108) “(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde
dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek
kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lâkin göğüsler
içindeki kalpler kör olur.” (Hac, 22/46) “Kalplerinde bir hastalık mı var;
yoksa şüphe içinde midirler?” (Nûr, 24/50) “İyi de, Allah, herkesin
kalbindekileri en iyi bilen değil midir?” (Ankebût, 29/10)
“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?”
(Muhammed, 47/24) “Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte
böyle mühürler.” (Gâfir, 40/35) “Ama Allah’ın azâbı, onlara beklemedikleri
yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü.” (Haşr, 59/2) “Onlar yoldan
sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı.” (Saf, 61/5) “Hayır! Bilakis onların
işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir. Hayır! Onlar
şüphesiz o gün Rablerinden (O’nu görmekten) mahrum kalmışlardır.”
(Mutaffifîn, 83/14-15) “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle
sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler, ancak Allah’ı anmakla huzur
bulur.” (Ra’d, 13/28) “Onların kalplerini metin kıldık. O yiğitler (o yerin
hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki; Bizim Rabbimiz, göklerin
ve yerin Rabbidir.” (Kehf, 18/14) “Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik
ver, işimi kolaylaştır.” (Tâhâ, 20/25)
“(Ey Muhammed!) O ihlaslı ve mütevazı insanları müjdele! Onlar öyle
kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer.” (Hac, 22/34-35)
“Derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp
yumuşar.” (Zümer, 39/23) “İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler
onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zümer, 39/18) “Şüphesiz
bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.” (Zümer, 39/21) “İmanlarını bir
kat daha artırsınlar diye mü’minlerin kalplerine sekînet (güven) indiren
O’dur.” (Fetih, 48/4) “Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederken
Allah, o müminlerden râzı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven
duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Fetih,
48/18) “Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.” (Enfâl, 8/63)
“İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’ân sebebiyle kalplerinin
ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? ” (Hadîd, 57/16) “Şüphesiz ki bunda
aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.”
(Kaf, 50/37) “Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik.”
(Hadîd, 57/27) “İşte onların kalbine Allah, iman [199/a] yazmış ve katından
bir ruh ile desteklemiştir.” (Mücâdele, 58/22)
“Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür.” (Teğâbun,
64/11) “Nefse ve ona bir takım kãbiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini
ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa
ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 91/ 7-10) “Biz
senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” (İnşirâh, 94/1)
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:
“ Muhakkak ki insan bedeninde bir et parçası vardır ki, o düzgün
olduğunda bütün beden düzgün olur. O bozuk olduğunda ise bütün beden
bozuk olur. Dikkat ediniz! O şey insanın kalbidir. ”
Şu halde kalbin düzeltilmesi her şeyden önemli ve önceliklidir. Çünkü
gönül, hükmü geçerli bir sultandır ki bedenin diğer bütün âzâları onun
hizmetçileri ve vatandaşlarıdır. Kalbin ıslahı odur ki; kötü huy ve
davranışları ondan çıkartıp onu güzel huy ve davranışlarla donatmış olasın.
Yani Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözlerine, davranışlarına ve ahlâkına uyarak
onun izince gidesin.
Çünkü o Hazret’in kendisi; “ Güzel ahlâkı tamamlamak üzere
gönderildim” buyurmuş ve bir insanın, güzel ahlâkıyla iki cihan saadetine
erişeceğini duyurmuştur.
Nazm
1-Gönül dir idi niçün bî-karâr u muztaribim
Ne yüzden ismim olur kalb ü niçe münkalibim
2-Çeken inânımı her semte dem-be-dem kimdir
Kimin yedindeyim âyâ ki, böyle müncezibim
3-Gehî misâl-i cibâlim gehî çü deryâyım
Gehî çü cennet ü gâhî çü nâr-ı mültehibim
4-Gehî çü hâne-i esnâm ü geh çü beyt-i harâm
Gehî tamâm oluram rind ü gâhî muhtesibim
5-Çün irdi Hakk’a bu her ne sıfatla bulsa anı
Sücûd idüp ana tav‘ıyla dir ki, mukteribim
6-Ziyâ-yı mihrin ana intisâbı her nicedir
Gönül dir ancılayın ben de Hakk’a müntesibim
7-O mihre sâye vü hem-sâye düştüm ey Hakkı
Bu kim anı göremem, varlığımla muhtecibim
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönül derdi ki; niçin kararsızım, neden mustaribim? Ne yüzden ismim
olur kalp, niçin halden hâle girerim?
2-İpimi her an başka bir semte çeken kimdir? Kimin elindeyim böyle ki
(her yöne) çekilenim.
3-Bazen dağ gibiyim, bazen deryaya benzerim. Bazen cennet gibiyim,
bazen de tutuşmuş cehennem gibi.
4-Bazen put-hâne gibiyim, bazen de Mescid-i Haram gibi. Bazen rind-
meşreb gibi kâmil olurum, bazen her şeyi hesap eden pinti.
5-Madem ki Hakk’a erdi; her ne sıfatla bulduysa O’nu. Secde edip O’na
isteyerek [231] der ki; sana yakınım.
6-Gün ışığının ona tâbi olması, acep nicedir? Gönül der ki; onculayın ben
de Hakk’a bağlıyım.
7-O güneş (gibi parlayan sevgiliy)e hem gölge, hem komşu oldum ey
Hakkı! Yine de O’nu göremem, kendi varlığımla perdelenmişim.

