ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
İnsan kalbinin irfâna nail olduğunda manevî tasarruflarla himmet ve
kudret bulduğunu; kâmil olduğunda tasarruf ve himmetten vazgeçerek hâlî
kaldığını, Hakk’a teslim olup O’nun rızâsı ile dolarak her şeyden âzâd
olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsan kalbinin,
melek kuvveti [201/b] cinsinden bir gücü vardır ki diğer canlılarda o güç
yoktur. Nitekim cisimler âlemi Allah’ın izniyle meleklerin emrine girmiştir
ki, Allah istediğinde melekler rüzgâr estirirler, yağmur yağdırırlar,
tohumları çatlatarak bitki ve ağaçları canlandırıp büyütürler. Ana karnındaki
bebeğe şekil verip yetiştirirler. Aynı şekilde insan kalbi de meleklerin
cevherinden olduğu için, cisimler âlemi içinde Hak tealanın isteğine uygun
nice işlerin türlü manevî yetkisine sahiptirler.
Kalbin kendi özel âleminde, yani kendi cisminin organlarında çeşitli
yetkileri olduğu gerçekten açıktır. Mesela yazı yazarken elin parmakları
kalbin isteğiyle harekete geçer. Yemek esnasında ağız içinde dilaltında
kalbin isteğiyle bir ıslaklık olup yenilenlere karışır ki o ıslaklık sâyesinde
çiğneme, yutma ve hazım kolay olur. Her gönül kendi cismini kullanmakta
yeteneklidir. Bütün vücut organlarının kalbin emrinde olduğu gayet açıktır.
Tabiat hapishanesinden kurtulan, alışkanlıklar ağından kaçarak aşağılık
hayvânî özelliklerden temizlenen ve meleklere yaraşır huylarla dolan gönül
ise, melek gibi başka cisimlerde etkili olma gücüne erişmiş olur. Mesela o
gönül sahibi, aslan ve kaplana korkusuzca baksa, o hayvanlar kedi gibi
zayıflar ve ona itaat ederler. Eğer bir hastaya sevgiyle baksa onun hastalığı
sıhhate dönüşür. Eğer sağlam bir kimseye şiddetle baksa, o an hasta olur. Bu
türlü etkilerin doğruluğu pek çok delil ve tecrübe ile ispat edilmiştir.
Bazı aşağılık nefisler ise vahşî hayvan özellikleriyle donanmış oldukları
halde, acayip işlere dalarak kalplerini güçlendirirler. Bu yüzden onlardan da
diğer cisimlerde yukarıda bahsedilen etki benzeri acayip etkiler meydana
gelebilir. Nitekim sihirde olan zararlar, göz değmesinde (nazar) bulunan
isabet, güzellerde olan haller, âşıklarda olan muhabbet ve hakîmlerde
buluna yüceliğin hepsi bu cümledendir ki gönlün etkisinden olur. Mesela bir
kişi, kötü huylu bir kimseye zarar vermek istediğinde o niyetle her ne
okursa, kalbinin gücü o kimseye ağırlık verir. O ağırlıkla o kişinin ya
niyetinde bir gevşeklik olur ya da sevgisi kesilir. Ya sıkıntı ve tembelliğe
düçar olur ya da içine kapanıp korku içinde yaşar. Ya delirip hastalanır ya
da sinir hastası olup ölüme kadar gidebilir. Eğer kıskanç bir kişi, güzel
birisine ya da güzel bir eşyaya bakıp onun zarar görmesini isterse, o kıskanç
kişinin kalbinin kuvveti ona tesir eder. O kimse veya şey ya bozulur ya da
mahvolur. Kalbin diğer etkileri buna kıyaslanabilir. Hepsi de Hak tealanın
isteğine uygun olur.
Bir başkasına tesir edebilen kişi, eğer melek huylu olup halkı Hakk’a
davet etmekle görevli ise ona peygamber denilir. Eğer halkı Hakk’a bırakıp
(tefvîz) sadece Hak teala ile meşgul oluyorsa ve Hak tarafından gizlenmiş
ise ona Allah dostu (velî) denir. Eğer hayvan huylu olup sapkınlıkta kendini
üstün görmüş ise ona sihirbaz ya da kıskanç denilir. Bundan anlaşılan
şudur; mûcize, kerâmet, sihir, göz değmesi (isâbet-i ayn), cezbe ve mehâbet,
hepsi Hakk’ın tesiri ile kalbin güçlerindendir.
Kalbin tasarrufları üç türlüdür: Birincisi rüyalardır ki rüya bütün insanlara
gösterilir. Rüyada halka gösterilen manevî sırlar, peygamberlere ve velîlere
uyanık oldukları halde de gösterilir. İkincisi ilimdir ki ilmi elde etmek,
halka eğitim ve öğretimle mümkün olur. Peygamberler, velîler ve güzel
ahlâk sahibi fazîletli kimseler (ezkiyâ) ise Hakk’ın ilhâmıyla bilirler.
Nitekim onlar, pek çok bilgi ve sanatı hocasız ve eğitimsiz olarak bilip,
hiçbir kimsenin yapmadığı şekilde yaparlar. Buna Allah’ın sırlarına ait ilim
(ilm-i ledünnî) [202/a] ve Rabbânî ilham derler. Üçüncüsü kalbin gücü ve
etkisidir ki kendi bedeninde tesir eder. Bu da herkes için geçerlidir. Fakat
peygamberler, velîler ve (mânen) kuvvetli olan zatlar, diğer bedenlerde de
etkili olurlar. Fakat kullukta kemâle erenler, hakikatin zirvesine varanlar,
bütün işleri en güzel ve en uygun görenler, gönül âleminden içeri girenler
ve Mevlâ’nın huzurunda âdâbıyla duranlar, tevekkül makãmında Hakk’a
teslim olarak O’ndan râzı olurlar. Dua ve himmete gerek görmeyip tedbir ve
tasarruftan ayrı kalırlar. Çünkü bütün işleri Hakk’ın isteğine uygun bulurlar.
Şu halde hangi kâmil kimsede bu üç özellik, yani “uyanık iken rüya”,
“Allah vergisi ilim” ve “diğer cisimlerde etki gücü” varsa o, havâss-ı
evliyâdan kabul edilmiştir. O tesirler aslında, onun değildir, gerçekte tesir
edenin Allah teala olduğu bilinmiştir. Kendisinden habersiz olarak ve fakat
onun vasıtasıyla meydana gelmiştir. Çünkü kâmil insanın gönlü, azîmet ve
niyetten, büyüklük ve bencillikten, hareket ve kuvvetten, tasarruf ve
kudretten, istek ve himmetten, isteme ve duadan, hatta Hakk’ın dışında her
şeyden arınmıştır. Hak tealaya itaatkâr olup O’na boyun eğmiş ve rızasına
alışkın olmuştur; huzuruyla mesud ve mesrur olmuştur. Nitekim kâmil
insanın halleri yukarıda açıklanmıştır.
Şu halde cihanın özünün özü, hatta Rahmân’ın evi, irfân ehlinin kalbi
olarak bilinmiştir.
Nazm
1-Vasf-ı lisân seninledir
Vasf idemem gönül seni
Nutk u beyân seninledir
Vasf idemem gönül seni
2-Her hünerin kemâlisin
Her güzelin cemâlisin
Hüsn ile ân seninledir
Vasf idemem gönül seni
3-Şevk u taleb ki, sendedir
Zevk ü tarab ki, sendedir
Aşk ile cân seninledir
Vasf idemem gönül seni
4-Fikrin olursa bir Hudâ
Kalmaya sende mâsivâ
Emn ü emân seninledir
Vasf idemem gönül seni
5-Olmasa kibr ile riyâ
Sensin o Beyt-i Kibriyâ
Genc-i nihân seninledir
Vasf idemem gönül seni
6-Olsa gılâf-ı ten cüdâ
Âyînesin cihân-nümâ
Ayn-ı iyân seninledir
Vasf idemem gönül seni
7-Bilmedi kimse cevherin
Âleme doldı Kevserin
Zevk-i cânân seninledir
Vasf idemem gönül seni
8-Asl-ı cihânsın ey gönül
Vasla mekânsın ey gönül
Kevn ü mekân seninledir
Vasf idemem gönül seni
9-Çekme ki, Hakkı bendedir
Cânı seninle zindedir
Cümle cihân seninledir
Vasf idemem gönül seni
Günümüz Türkçesiyle
1-Lisanın vasfı seninledir; tarif edemem gönül seni. Konuşma, açıklama
seninledir; tarif edemem gönül seni.
2-Her hünerin mükemmelisin; her güzelin güzelliği. Güzellikle câzibe
seninledir; tarif edemem gönül seni.
3-Şevk ve istek seninledir; zevk ve neşe seninledir. Aşk ile can seninledir;
tarif edemem gönül seni.
4-Fikrin olursa bir Hudâ; kalmaz sende mâsivâ. Emniyet duygusu
seninledir; tarif edemem gönül seni.
5-Olmasa (içinde) kibirle riyâ; sensin (o zaman) Beyt-i Kibriyâ. [261] Gizli
hazineler hep seninledir; tarif edemem gönül seni.
6-Ten kılıfım ayrılsa; cihanı gösteren ayna olursun. Her şeyi görmek
seninledir; tarif edemem gönül seni.
7-Bilmedi kimse senin cevherini; âleme doldu kevserin. Cânân (ile
olmanın) zevki seninledir; tarif edemem gönül seni.
8-Cihanın aslısın ey gönül; kavuşma mekânısın ey gönül. Oluş ve bozuluş
seninledir; tarif edemem gönül seni.
9-Çekme ki Hakkı’yı, köledir; canı seninle zindedir. Bütün cihan
seninledir; tarif edemem gönül seni.

