Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan kalbinin irfâna nail olduğunda manevî tasarruflarla himmet ve kudret bulduğunu…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde İnsan kalbinin irfâna nail olduğunda manevî tasarruflarla himmet ve kudret bulduğunu; kâmil olduğunda tasarruf ve himmetten vazgeçerek hâlî …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

İnsan kalbinin irfâna nail olduğunda manevî tasarruflarla himmet ve

kudret bulduğunu; kâmil olduğunda tasarruf ve himmetten vazgeçerek hâlî

kaldığını, Hakk’a teslim olup O’nun rızâsı ile dolarak her şeyden âzâd

olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsan kalbinin,

melek kuvveti [201/b] cinsinden bir gücü vardır ki diğer canlılarda o güç

yoktur. Nitekim cisimler âlemi Allah’ın izniyle meleklerin emrine girmiştir

ki, Allah istediğinde melekler rüzgâr estirirler, yağmur yağdırırlar,

tohumları çatlatarak bitki ve ağaçları canlandırıp büyütürler. Ana karnındaki

bebeğe şekil verip yetiştirirler. Aynı şekilde insan kalbi de meleklerin

cevherinden olduğu için, cisimler âlemi içinde Hak tealanın isteğine uygun

nice işlerin türlü manevî yetkisine sahiptirler.

Kalbin kendi özel âleminde, yani kendi cisminin organlarında çeşitli

yetkileri olduğu gerçekten açıktır. Mesela yazı yazarken elin parmakları

kalbin isteğiyle harekete geçer. Yemek esnasında ağız içinde dilaltında

kalbin isteğiyle bir ıslaklık olup yenilenlere karışır ki o ıslaklık sâyesinde

çiğneme, yutma ve hazım kolay olur. Her gönül kendi cismini kullanmakta

yeteneklidir. Bütün vücut organlarının kalbin emrinde olduğu gayet açıktır.

Tabiat hapishanesinden kurtulan, alışkanlıklar ağından kaçarak aşağılık

hayvânî özelliklerden temizlenen ve meleklere yaraşır huylarla dolan gönül

ise, melek gibi başka cisimlerde etkili olma gücüne erişmiş olur. Mesela o

gönül sahibi, aslan ve kaplana korkusuzca baksa, o hayvanlar kedi gibi

zayıflar ve ona itaat ederler. Eğer bir hastaya sevgiyle baksa onun hastalığı

sıhhate dönüşür. Eğer sağlam bir kimseye şiddetle baksa, o an hasta olur. Bu

türlü etkilerin doğruluğu pek çok delil ve tecrübe ile ispat edilmiştir.

Bazı aşağılık nefisler ise vahşî hayvan özellikleriyle donanmış oldukları

halde, acayip işlere dalarak kalplerini güçlendirirler. Bu yüzden onlardan da

diğer cisimlerde yukarıda bahsedilen etki benzeri acayip etkiler meydana

gelebilir. Nitekim sihirde olan zararlar, göz değmesinde (nazar) bulunan

isabet, güzellerde olan haller, âşıklarda olan muhabbet ve hakîmlerde

buluna yüceliğin hepsi bu cümledendir ki gönlün etkisinden olur. Mesela bir

kişi, kötü huylu bir kimseye zarar vermek istediğinde o niyetle her ne

okursa, kalbinin gücü o kimseye ağırlık verir. O ağırlıkla o kişinin ya

niyetinde bir gevşeklik olur ya da sevgisi kesilir. Ya sıkıntı ve tembelliğe

düçar olur ya da içine kapanıp korku içinde yaşar. Ya delirip hastalanır ya

da sinir hastası olup ölüme kadar gidebilir. Eğer kıskanç bir kişi, güzel

birisine ya da güzel bir eşyaya bakıp onun zarar görmesini isterse, o kıskanç

kişinin kalbinin kuvveti ona tesir eder. O kimse veya şey ya bozulur ya da

mahvolur. Kalbin diğer etkileri buna kıyaslanabilir. Hepsi de Hak tealanın

isteğine uygun olur.

Bir başkasına tesir edebilen kişi, eğer melek huylu olup halkı Hakk’a

davet etmekle görevli ise ona peygamber denilir. Eğer halkı Hakk’a bırakıp

(tefvîz) sadece Hak teala ile meşgul oluyorsa ve Hak tarafından gizlenmiş

ise ona Allah dostu (velî) denir. Eğer hayvan huylu olup sapkınlıkta kendini

üstün görmüş ise ona sihirbaz ya da kıskanç denilir. Bundan anlaşılan

şudur; mûcize, kerâmet, sihir, göz değmesi (isâbet-i ayn), cezbe ve mehâbet,

hepsi Hakk’ın tesiri ile kalbin güçlerindendir.

Kalbin tasarrufları üç türlüdür: Birincisi rüyalardır ki rüya bütün insanlara

gösterilir. Rüyada halka gösterilen manevî sırlar, peygamberlere ve velîlere

uyanık oldukları halde de gösterilir. İkincisi ilimdir ki ilmi elde etmek,

halka eğitim ve öğretimle mümkün olur. Peygamberler, velîler ve güzel

ahlâk sahibi fazîletli kimseler (ezkiyâ) ise Hakk’ın ilhâmıyla bilirler.

Nitekim onlar, pek çok bilgi ve sanatı hocasız ve eğitimsiz olarak bilip,

hiçbir kimsenin yapmadığı şekilde yaparlar. Buna Allah’ın sırlarına ait ilim

(ilm-i ledünnî) [202/a] ve Rabbânî ilham derler. Üçüncüsü kalbin gücü ve

etkisidir ki kendi bedeninde tesir eder. Bu da herkes için geçerlidir. Fakat

peygamberler, velîler ve (mânen) kuvvetli olan zatlar, diğer bedenlerde de

etkili olurlar. Fakat kullukta kemâle erenler, hakikatin zirvesine varanlar,

bütün işleri en güzel ve en uygun görenler, gönül âleminden içeri girenler

ve Mevlâ’nın huzurunda âdâbıyla duranlar, tevekkül makãmında Hakk’a

teslim olarak O’ndan râzı olurlar. Dua ve himmete gerek görmeyip tedbir ve

tasarruftan ayrı kalırlar. Çünkü bütün işleri Hakk’ın isteğine uygun bulurlar.

Şu halde hangi kâmil kimsede bu üç özellik, yani “uyanık iken rüya”,

“Allah vergisi ilim” ve “diğer cisimlerde etki gücü” varsa o, havâss-ı

evliyâdan kabul edilmiştir. O tesirler aslında, onun değildir, gerçekte tesir

edenin Allah teala olduğu bilinmiştir. Kendisinden habersiz olarak ve fakat

onun vasıtasıyla meydana gelmiştir. Çünkü kâmil insanın gönlü, azîmet ve

niyetten, büyüklük ve bencillikten, hareket ve kuvvetten, tasarruf ve

kudretten, istek ve himmetten, isteme ve duadan, hatta Hakk’ın dışında her

şeyden arınmıştır. Hak tealaya itaatkâr olup O’na boyun eğmiş ve rızasına

alışkın olmuştur; huzuruyla mesud ve mesrur olmuştur. Nitekim kâmil

insanın halleri yukarıda açıklanmıştır.

Şu halde cihanın özünün özü, hatta Rahmân’ın evi, irfân ehlinin kalbi

olarak bilinmiştir.

Nazm

1-Vasf-ı lisân seninledir

Vasf idemem gönül seni

Nutk u beyân seninledir

Vasf idemem gönül seni

2-Her hünerin kemâlisin

Her güzelin cemâlisin

Hüsn ile ân seninledir

Vasf idemem gönül seni

3-Şevk u taleb ki, sendedir

Zevk ü tarab ki, sendedir

Aşk ile cân seninledir

Vasf idemem gönül seni

4-Fikrin olursa bir Hudâ

Kalmaya sende mâsivâ

Emn ü emân seninledir

Vasf idemem gönül seni

5-Olmasa kibr ile riyâ

Sensin o Beyt-i Kibriyâ

Genc-i nihân seninledir

Vasf idemem gönül seni

6-Olsa gılâf-ı ten cüdâ

Âyînesin cihân-nümâ

Ayn-ı iyân seninledir

Vasf idemem gönül seni

7-Bilmedi kimse cevherin

Âleme doldı Kevserin

Zevk-i cânân seninledir

Vasf idemem gönül seni

8-Asl-ı cihânsın ey gönül

Vasla mekânsın ey gönül

Kevn ü mekân seninledir

Vasf idemem gönül seni

9-Çekme ki, Hakkı bendedir

Cânı seninle zindedir

Cümle cihân seninledir

Vasf idemem gönül seni

Günümüz Türkçesiyle

1-Lisanın vasfı seninledir; tarif edemem gönül seni. Konuşma, açıklama

seninledir; tarif edemem gönül seni.

2-Her hünerin mükemmelisin; her güzelin güzelliği. Güzellikle câzibe

seninledir; tarif edemem gönül seni.

3-Şevk ve istek seninledir; zevk ve neşe seninledir. Aşk ile can seninledir;

tarif edemem gönül seni.

4-Fikrin olursa bir Hudâ; kalmaz sende mâsivâ. Emniyet duygusu

seninledir; tarif edemem gönül seni.

5-Olmasa (içinde) kibirle riyâ; sensin (o zaman) Beyt-i Kibriyâ. [261] Gizli

hazineler hep seninledir; tarif edemem gönül seni.

6-Ten kılıfım ayrılsa; cihanı gösteren ayna olursun. Her şeyi görmek

seninledir; tarif edemem gönül seni.

7-Bilmedi kimse senin cevherini; âleme doldu kevserin. Cânân (ile

olmanın) zevki seninledir; tarif edemem gönül seni.

8-Cihanın aslısın ey gönül; kavuşma mekânısın ey gönül. Oluş ve bozuluş

seninledir; tarif edemem gönül seni.

9-Çekme ki Hakkı’yı, köledir; canı seninle zindedir. Bütün cihan

seninledir; tarif edemem gönül seni.