ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
İnsan kalbinin kendi âleminden uyku ve ölümle, kalbin tasfiyesiyle ve
ilhamla nasiplendiğini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Gönülden berzah
âlemine pencereler açıldığına iki açık delil vardır ki biri rüyâda görülen
vâkıa, diğeri ilham hatıralarıdır.
Birinci delil uykudaki vâkıadır. İnsan uyuduğunda gönül pencereleri
açılır. Melekût âlemi içinde levh-i mahfûzdan, ileriki zamanlarda kendisine
gelecek şeyleri, halleri idrak eder. Bu durumu ya açık görür ki aynen
gerçekleşir ya da misalle görür ki ancak tabir ile bilinir. Beden duyularının
pencereleri, uyku ile örtülmüş olursa veya gönül aynası kötü huyların
kirlerinden temizlenerek cilâlanırsa, levh-i mahfûzun karşısına gelinir ve
onda yazılmış olan manevî suretler ve gayba ait işler kalp aynasına akseder.
Nice acayip şekilleri ve garip halleri seyreder, onları kendinde bulur.
Eğer insan uykudan gelip gönül hissedilenler ile meşgul olup yani kendi
âlemine
teveccüh
edemezse
ya
da
hayvanî
nefsin
kirlerinden
temizlenemezse, gönül kendi âleminde kuşatılmış olur ve hiçbir şey
seyredemez. Gerçekten de uyku esnasında bedenin dış duyuları etkisiz kalır,
fakat hayal kuvveti o durumda etkisiz kalmayıp gönül aynasından akseden
suretleri muhafaza [202/b] eder. O suretler hayalle zabt edildiği için açıkça
belli olmayıp ancak rüya hayalleri ile görünür. Ancak ölüm hâlinde,
bedenin hisleri tamamen kesilmiş olduğundan, cisim perdesi aradan
kalkarak, gönül melekût âlemini şimşek parlaması gibi seyredebilir. Gayb
âleminin sırlarından gereği gibi haberdar olur.
İkinci delil havâtır-ı ilhamdır. Kalbine düşünceler doğmayan ve fikrî
tesirleri olmayan hiçbir kimse yoktur. Yani herkes görüp işitmediği şeyleri
ilham yoluyla anlayabilir. Fakat gönül, melekût âleminde iken ondan yüz
çevirip bu şehâdet âleminde bedenin dış duyularının pencerelerinden
hissedilen varlıklarla meşgul olduğundan yahut hayvanî sıfatlarla
kirlendiğinden, kendi âleminden perdelenmiş ve vatanının seyrinden
yasaklanmış olur. Onun için ilham hâtıralarının ona nereden geldiğini
göremeyip hayrette kalır. Ancak kendisine gönderilen pencerelerden
anlayarak idrak edebilir.
Nazm
1-Ârifin âyîne-i kalbi musaffâ görünür
Vech-i dildârı ol âyînede peydâ görünür
2-Kendüyi görse ol âyînede küdret bulunur
Anı seyr eylese, ol âyîne asfâ görünür
3-Zahr-ı âyînede mahfîce nigâh eyler ana
Cân virür zevk ile çün ol ruh-ı zîbâ görünür
4-Aşk sevdâsına düş, dil kapısın bekle gice
Kim temâşâ-geh-i dilber bu süveydâ görünür
5-İsm-i cân-perverini şevk ile tekrâr idenin
Dil ü cânında iyân nûr-ı müsemmâ görünür
6-Nazar-ı himmet-i uşşâka görünmez dü cihân
Hüsn-i ma‘şûk ile hayretde o şeydâ görünür
7-Dolsa dil sâğarı ey Hakkı mey-i aşk ile havz
Anda hüsn-i ruh-ı sâkî ne hüveydâ görünür
Günümüz Türkçesiyle
1-Ârifin kalp aynası cilâlı görünür. Sevgilinin yüzü o aynada parlak
görünür.
2-Kendini görse o aynada, bulanık görünür. Onu seyreylese o ayna, parlak
görünür.
3-Aynanın ardından gizlice bakar ki ona; Can verir zevk ile çünkü o
güzelin yanağı görünür.
4-Aşk sevdasına düş, gece gönül kapısını bekle ki; sevgilinin seyredildiği
yer, bu kara nokta görünür.
5-Can verenin ismini şevk ile tekrar edenin; gönlünde ve canında nur -ı
müsemmâ apaçık görünür.
6-Âşığın himmetli nazarına iki cihan görünmez. Mâşuk’un güzelliğiyle
hayrette o şeydâ görünür.
7-Dolsa gönül kadehi ey Hakkı; aşk şarabıyla, havuz olsa; sâkînin
yanağının cemâli, onda ne güzel görünür.

