ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Onuncu Madde
Onuncu Madde
İnsan kalbinin Marifetullah ile izzet ve lezzet bulduğunu, Rahmân’ın
muhabbeti ile iki cihanda mesud olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsan kalbinin
yüceliği ve lezzeti, Allah’ı tanımasıdır (marifetullah). En büyük nimeti ve
saadeti ise Allah sevgisidir. Çünkü her şeyin zevk ve mutluluğu, lezzet ve
huzuru, kendi tabiatı gereği kendi cinsine ulaşmasıdır. Nitekim kulağın
lezzeti, güzel sesler ile nağmeler ve güzel melodiler işitilmesindedir. Gözün
lezzeti, güzel suretler ve hoş şeyler seyredilmesindedir. Beynin lezzeti, türlü
türlü güzel kokular koklanmasındadır. Şehvet zevkinin lezzeti, yeme-içme,
uyku gibi nefsanî isteklerdir. Öfkenin lezzeti, sövüp sayma ve dövme ile
düşmandan intikam almadadır. Aynı şekilde aklın lezzeti, eşyanın
hakikatleri ve mânâların inceliklerini anlamadadır. Gönül, Hakk’ın cemâl
ve celâlinin seyrinden memnun olduğu için onun lezzeti, eşyanın en
lezzetlisine kavuşmadadır.
Şu halde, gönülden ibaret olan insanın lezzet ve saadeti, ancak Allah’ı
tanıma (marifetullah) ve Allah’ı sevmededir. İçinde marifetullah sevdâsı ve
Allah sevgisi isteği olmayan gönül, ancak duyu organlarının isteyicisi ve
şehvetlerin takipçisi olur. O gönül, faydalı yiyeceklere karşı bir isteği
olmayan, fakat toprak ve benzeri gıda olmayan [204/a] şeyleri yemeye
isteği olan bir hastaya benzer. Böyle bir hasta eğer derhal tedavi olup
faydalı gıdalara karşı bir iştah kazanmazsa, o bozuk mizac ile kalıp zararlı
şeyler yiyerek günden güne hastalığı tabiatına galip olur. Sonunda ölür ve
cismi yok olur. Dünya mutluluğu elinden gider. Aynı şekilde kalbi hasta
olan bir kimse Rabbânî ilimlerle, iyiliklerle, Allah’ı zikir ve fikir ile kalbini
tedavi etmez, kendisinde marifetullah sevdâsı ve Allah sevgisi isteği
oluşmasına gayret göstermezse, o bozuk fikirler ile başbaşa kalıp dünya
meşguliyeti ve Allah’tan uzaklaştıran şeylere rağbet ettiği için, her an kötü
vasıflı hastalıklar kalbine galip olur. Allah korusun, gafletle gönlü
mahvolup ebedî saadet elinden gider. Çünkü deniz dalgaları gibi olan geçici
hisler ile vücuda gelen geçici lezzetlerin hepsi doğal bir ölümle kesilir ve
elden gider. Ancak marifetullahın yüceliği ve kalbe bağlanmış olan Allah
sevgisi lezzeti, bâki kalır. Beş dış duyu ölüm ile ortadan kalkarsa, kalbin
nuru ve ışığı galip olup Hakk’ın cemâlini görme arzusu fazlalaşır.
Nazm
1-Gönül kimin mey-i mey-hânesin sorarsın sen
Kimin dü dîde-i mestânesin sorarsın sen
2-Ne hânümanları yakmış bu aşk-ı âlem-sûz
Kimin bu âteş ile hânesin sorarsın sen
3-Hezâr Kayser ü Hâkan ü Husrev oldı revân
Kimin ribât ile efsânesin sorarsın sen
4-Hezâr kân ile deryâ senin fakîrin iken
Kimin cevâhir-i dür-dânesin sorarsın sen
5-Cihân misâl-i fenerdir ki, şem‘isin ey cân
Kimin bu şem‘ile pervânesin sorarsın sen
6-Bu cümle âleme cânsın, kamuya cânânsın
Kimin bu hüsn ile cânânesin sorarsın sen
7-Yüceldi kasr-ı cinânın çü sakf-ı arş-ı Mecîd
Kimin bu kasr ile kâşânesin sorarsın sen
8-Sana çü hâl ola; subhânî a‘zemü şe’nî
Kimin bu hâl ile âyînesin sorarsın sen
9-Senin ki, cür‘a-i câmın denizdir, ey Hakkı
Kimin bu câm ile peymânesin sorarsın sen
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönül, kimin meyhânesindeki şarabı sorarsın sen? Kimin mest olmuş
iki gözünü sorarsın sen?
2-Âlemi yakan bu aşk, ne hâneler yakmış. Kimin bu ateş ile hânesini
sorarsın sen?
3-Binlerce Kayser, Hâkan ve Hüsrev gelip geçtiler. Kimin konağını, kimin
efsânesini sorarsın sen?
4-Binlerce hazine ile deryalar senin fakirin iken; kimin mücevherini, inci
tanesini sorarsın sen?
5-Cihan fener misalidir ki içindeki mum sensin ey can! Kimin bu mum ile
pervânesini sorarsın sen?
6-Bu cümle âleme cansın, herkese cânânsın; Kimin bu güzellikle hânesini
sorarsın sen?
7-Yüceldi gönül kasrın, Mecid olan Allah’ın arşı gibi; Kimin bu kasr ile
kâşânesini sorarsın sen?
8-Sana şu hâl ola ki; “Zâtımı tesbih ederim, şânım ne yücedir! ” [270]
Kimin bu hâl ile âyinesini sorarsın sen?
9-Senin ki kadehin içindeki okyanustur ey Hakkı! Kimin bu kadehle,
içkisini sorarsın sen?

