ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dokuzuncu Madde
Dokuzuncu Madde
İnsan kalbinin nefis eğitimi (riyâzet) [265] ile kendi âlemine yolculuk
yaptığını, akl-ı küllden istifade ederek hikmet ilmiyle dolduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Marifetullahı [266]
isteyen (tâlib) eğer bir tenhaya çekilip günlerce orada kalarak beş dış duyu
organını etkisiz kılar ve can u gönülden ism-i celâl (Allah) zikrine sessizce
devam ederse, nefsine haklarını verip hazlarından men ederek onunla
mücâdele (mücâhede) [267] ederse, kalbinden kötü ahlâkı tasfiye edip güzel
ahlâk ile süslerse sözleri, davranışları ve ahlâkı ile Habîb-i Ekrem’in (s.a.v.)
izinde giderse, bir gün bir gecede yüz dirhem yiyecekle iktifa edip dört saat
uyku ile yetinerek bu eğitimini (riyâzet) tamamlarsa; onun kalbi melekût
âlemi ile öyle bir derece münasebet elde eder ki, cisimler âleminden
habersiz olup gider. Göklerin melekûtunu seyran eder ve marifet devletine
erişir.
Beyt
Hikmet-i dünyâ vü mâ-fîhâ bilen ârif değil
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâ-fîhâ nedir
Günümüz Türkçesiyle
Dünya hikmetini ve onun içindekileri bilen gerçek ârif değildir. Ârif odur
ki dünyayı da, içindekileri de bilmez.
Bu durumda melekut âleminin sırları ona açılıp başkalarının uyku hâlinde
rüya ile gördüğü şekilleri, halleri ve acayiplikleri o ârif, uyanıklık hâlinde
manevî olarak görür. Sonra meleklerle peygamberlerin ruhları ve evliyâlar
ona görünür. Onlardan, belki de Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ruhundan
istifade eder. Öyle muhteşem şeyler seyreder ki tarifle anlatılamaz.
Hakikatleri görülmedikçe bilinmez.
Nitekim Hak tealanın Kelâm-ı Kadîm’inde; “Böylece biz, kesin iman
edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu
gösteriyorduk.” (En’âm, 6/75) buyurması ve Hazret-i Habîb-i Ekrem
(s.a.v.)’in de; “ Bana yeryüzü açıldı; doğu taraflarını da batı taraflarını da
gördüm ” müşâhadesini duyurması, yukarıda bahsedilen keşiften ibarettir.
Hak teala Kur’ân-ı Mübîn’de; “Rabbinin adını an. Bütün varlığınla
O’na yönel. O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka ilah
yoktur. Öyleyse yalnız O’nun himâyesine sığın. Onların (müşriklerin)
söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl” (Müzzemmil, 73/ 8-
10) buyurması yukarıda sözü edilen sıkı riyâzet eğitimine işarettir ki, kişi
böylece zikir ve tefekkür ile meşgul olarak tevekkül makamını bulur.
Halktan ayrı kalıp (uzlete çekilerek) fayda ve zarar vermeleri korkusundan
uzaklaşarak emin olur. Kalbi düşmanlık kirlerinden temizlenir. Düşmanların
sıkıntı vermelerinden kalbi pâk olur ve duyu organlarının meşguliyetinden
kurtularak Hakk’ın cemâl ve celâlini müşâhade eder.
Çünkü insan kalbi öyle bir havuza benzer ki, kendisine dışarıdan beş nehir
akar. O beş nehir, zaman gelir temiz akar, [203/b] zaman gelir bulanık akar.
Bu sebeple o havuzun dibinde çok çamur ve tortu birikir. Zamanla havuz
kokuşup bozulur. Nitekim havuzun dibinde biriken kokuşmuş tortuları
çıkarıp onu temizlemek isteyen kimseye lâzım olan odur ki ilk önce o
dışarıdan akan nehirlerin önlerini kesip dışardan bir âletle o toprak
tortusunu hareket ettirsin. Böylece o havuzun dibinden pınarlar çıkıp aksın.
Kirli su ondan uzaklaşsın. O havuz temizlensin ve suyu güzel olsun. Aynen
bunun gibi, beş dış duyudan her an gelip kalbe dolan ve onu kaplayan türlü
türlü şekil ve bilgiler, fikir ve zanlar vardır. Bunların kimi düzgün, kimi
bozuk ve kimi de bozucudur. Kötü huylar ve özellikler gönül içinde
toplanıp yerleşip kalmıştır.
Tasfiye-i kalp [268] ve tezkiye [269] isteyen kimseye lazımdır ki ilk önce, beş
duyu organının yollarını kapatsın. Böylece işitilenlerden, görülenlerden,
koklananlardan, tadılanlardan ve giyilenlerden herhangi bir şeyin kalbe
girmeyip sonra zararlı düşünceleri (havâtır) uzaklaştırarak hafiyyen ism-i
celâl (Allah) zikrine devam etsin. Sonunda, gönlünde birlik (ahadiyet)
denizinden hikmet pınarları kaynasın. Havatırı, keduratı ve masivayı oradan
çıkartmış olsun. Gönlü Allah’tan uzaklaştıran şeylerden (mâsivâ)
temizlenerek kalp bilgisinde (ilm-i sudûr) hüner sahibi olmuş olsun.
Rubâî
İlmî ki hakîkîst der-sîne buved
Der-sîne buved her ân çi dersî ne-buved
Sad hâne to-râ kitâb sûdî ne-koned
Bâyed ki kitâbhâne der-sîne buved
Rubâî (nin tercümesi)
Gerçek ilim, sînede bulunur; bil ki derste söylenmeyenler de gönlün
içinde bulunur. Yüz ev dolusu kitabın olsa, faydası yok. Kitüaphanenin sîne
olması gerek.
Nazm
1-Mir’ât-ı kalbe cevr-i seferdir viren cilâ
Ger seyr-i Kâ‘be’dir seferin, ger reh-i gazâ
2-Tenden Hudâ’ya dilde seferdir, cihâd-ı nefs
Kat‘-ı tarîk-ı Kâ‘be-i cân tayy-i mâsivâ
3-Ârif ki, dilde seyr ü sefer eyler ol müdâm
Mir’ât-ı kalbidir ana câm-ı cihân-nümâ
4-Kalbinde kıl seyâhat ü ehl-i sa‘âdet ol
Ehl-i sakardır ehl-i sefer, kıl sen inzivâ
5-Dermânın istesen de ey derd-mend-i aşk
Dilden ırağa gitme ki, dildir sana şifâ
6-Rabbin dilersen iste, derûnunda bul karîb
Dilden ırağa gitme ki, dildir sana şifâ
7-Rabbin dilersen iste, derûnunda bul karîb
Dil-hâne-i Hudâ’dır, anı sanma sen cüdâ
8-Çün pîr-i aşk imiş seni irşâd iden müdâm
Hakkı, gönülde bul anı, sen gaflet etme hâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönül aynasını cilalayan, seferin meşakkatidir. Öyleyse seferin ya
Kâbe’ye ya gazâya olsun.
2-Nefis cihadı, tenden Hudâ’ya gönülde sefer etmektir. Can Kâbe’sinin
yoluna gitmek, mâsivâdan geçmektir.
3-Ârif ki gönülde seyr ü sefer eder daima. Kalp aynası ona, cihanı
gösteren sihirli kadehtir.
4-Kalbinde seyahat et ki saadet ehlinden ol. Başıboş gezenler cehennem
ehlidir, sen inzivâya çekil.
5-Dermanını istesen de, ey aşk dertlisi; gönülden ırağa gitme, gönüldür
sana şifâ.
6-Dilersen Rabbini iste, O’nu içinde yakın bul; gönül Hudâ’nın evidir,
onu boş sanma.
7-Madem aşk pîri imiş, seni daima irşâd eden. Hakkı, gönülde bul O’nu,
sen gaflet etme ha!

![İnsan kalbinin nefis eğitimi (riyâzet) [265] ile kendi âlemine yolculuk yaptığını, akl-ı…](/wp-content/uploads/2026/06/marifetname.jpg)