Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsan kalbinin nefis eğitimi (riyâzet) [265] ile kendi âlemine yolculuk yaptığını, akl-ı…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dokuzuncu Madde Dokuzuncu Madde İnsan kalbinin nefis eğitimi (riyâzet) [265] ile kendi âlemine yolculuk yaptığını, akl-ı küllden istifade ederek hikmet ilmiyle dolduğunu …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dokuzuncu Madde

Dokuzuncu Madde

İnsan kalbinin nefis eğitimi (riyâzet) [265] ile kendi âlemine yolculuk

yaptığını, akl-ı küllden istifade ederek hikmet ilmiyle dolduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Marifetullahı [266]

isteyen (tâlib) eğer bir tenhaya çekilip günlerce orada kalarak beş dış duyu

organını etkisiz kılar ve can u gönülden ism-i celâl (Allah) zikrine sessizce

devam ederse, nefsine haklarını verip hazlarından men ederek onunla

mücâdele (mücâhede) [267] ederse, kalbinden kötü ahlâkı tasfiye edip güzel

ahlâk ile süslerse sözleri, davranışları ve ahlâkı ile Habîb-i Ekrem’in (s.a.v.)

izinde giderse, bir gün bir gecede yüz dirhem yiyecekle iktifa edip dört saat

uyku ile yetinerek bu eğitimini (riyâzet) tamamlarsa; onun kalbi melekût

âlemi ile öyle bir derece münasebet elde eder ki, cisimler âleminden

habersiz olup gider. Göklerin melekûtunu seyran eder ve marifet devletine

erişir.

Beyt

Hikmet-i dünyâ vü mâ-fîhâ bilen ârif değil

Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâ-fîhâ nedir

Günümüz Türkçesiyle

Dünya hikmetini ve onun içindekileri bilen gerçek ârif değildir. Ârif odur

ki dünyayı da, içindekileri de bilmez.

Bu durumda melekut âleminin sırları ona açılıp başkalarının uyku hâlinde

rüya ile gördüğü şekilleri, halleri ve acayiplikleri o ârif, uyanıklık hâlinde

manevî olarak görür. Sonra meleklerle peygamberlerin ruhları ve evliyâlar

ona görünür. Onlardan, belki de Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ruhundan

istifade eder. Öyle muhteşem şeyler seyreder ki tarifle anlatılamaz.

Hakikatleri görülmedikçe bilinmez.

Nitekim Hak tealanın Kelâm-ı Kadîm’inde; “Böylece biz, kesin iman

edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu

gösteriyorduk.” (En’âm, 6/75) buyurması ve Hazret-i Habîb-i Ekrem

(s.a.v.)’in de; “ Bana yeryüzü açıldı; doğu taraflarını da batı taraflarını da

gördüm ” müşâhadesini duyurması, yukarıda bahsedilen keşiften ibarettir.

Hak teala Kur’ân-ı Mübîn’de; “Rabbinin adını an. Bütün varlığınla

O’na yönel. O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka ilah

yoktur. Öyleyse yalnız O’nun himâyesine sığın. Onların (müşriklerin)

söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl” (Müzzemmil, 73/ 8-

10) buyurması yukarıda sözü edilen sıkı riyâzet eğitimine işarettir ki, kişi

böylece zikir ve tefekkür ile meşgul olarak tevekkül makamını bulur.

Halktan ayrı kalıp (uzlete çekilerek) fayda ve zarar vermeleri korkusundan

uzaklaşarak emin olur. Kalbi düşmanlık kirlerinden temizlenir. Düşmanların

sıkıntı vermelerinden kalbi pâk olur ve duyu organlarının meşguliyetinden

kurtularak Hakk’ın cemâl ve celâlini müşâhade eder.

Çünkü insan kalbi öyle bir havuza benzer ki, kendisine dışarıdan beş nehir

akar. O beş nehir, zaman gelir temiz akar, [203/b] zaman gelir bulanık akar.

Bu sebeple o havuzun dibinde çok çamur ve tortu birikir. Zamanla havuz

kokuşup bozulur. Nitekim havuzun dibinde biriken kokuşmuş tortuları

çıkarıp onu temizlemek isteyen kimseye lâzım olan odur ki ilk önce o

dışarıdan akan nehirlerin önlerini kesip dışardan bir âletle o toprak

tortusunu hareket ettirsin. Böylece o havuzun dibinden pınarlar çıkıp aksın.

Kirli su ondan uzaklaşsın. O havuz temizlensin ve suyu güzel olsun. Aynen

bunun gibi, beş dış duyudan her an gelip kalbe dolan ve onu kaplayan türlü

türlü şekil ve bilgiler, fikir ve zanlar vardır. Bunların kimi düzgün, kimi

bozuk ve kimi de bozucudur. Kötü huylar ve özellikler gönül içinde

toplanıp yerleşip kalmıştır.

Tasfiye-i kalp [268] ve tezkiye [269] isteyen kimseye lazımdır ki ilk önce, beş

duyu organının yollarını kapatsın. Böylece işitilenlerden, görülenlerden,

koklananlardan, tadılanlardan ve giyilenlerden herhangi bir şeyin kalbe

girmeyip sonra zararlı düşünceleri (havâtır) uzaklaştırarak hafiyyen ism-i

celâl (Allah) zikrine devam etsin. Sonunda, gönlünde birlik (ahadiyet)

denizinden hikmet pınarları kaynasın. Havatırı, keduratı ve masivayı oradan

çıkartmış olsun. Gönlü Allah’tan uzaklaştıran şeylerden (mâsivâ)

temizlenerek kalp bilgisinde (ilm-i sudûr) hüner sahibi olmuş olsun.

Rubâî

İlmî ki hakîkîst der-sîne buved

Der-sîne buved her ân çi dersî ne-buved

Sad hâne to-râ kitâb sûdî ne-koned

Bâyed ki kitâbhâne der-sîne buved

Rubâî (nin tercümesi)

Gerçek ilim, sînede bulunur; bil ki derste söylenmeyenler de gönlün

içinde bulunur. Yüz ev dolusu kitabın olsa, faydası yok. Kitüaphanenin sîne

olması gerek.

Nazm

1-Mir’ât-ı kalbe cevr-i seferdir viren cilâ

Ger seyr-i Kâ‘be’dir seferin, ger reh-i gazâ

2-Tenden Hudâ’ya dilde seferdir, cihâd-ı nefs

Kat‘-ı tarîk-ı Kâ‘be-i cân tayy-i mâsivâ

3-Ârif ki, dilde seyr ü sefer eyler ol müdâm

Mir’ât-ı kalbidir ana câm-ı cihân-nümâ

4-Kalbinde kıl seyâhat ü ehl-i sa‘âdet ol

Ehl-i sakardır ehl-i sefer, kıl sen inzivâ

5-Dermânın istesen de ey derd-mend-i aşk

Dilden ırağa gitme ki, dildir sana şifâ

6-Rabbin dilersen iste, derûnunda bul karîb

Dilden ırağa gitme ki, dildir sana şifâ

7-Rabbin dilersen iste, derûnunda bul karîb

Dil-hâne-i Hudâ’dır, anı sanma sen cüdâ

8-Çün pîr-i aşk imiş seni irşâd iden müdâm

Hakkı, gönülde bul anı, sen gaflet etme hâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönül aynasını cilalayan, seferin meşakkatidir. Öyleyse seferin ya

Kâbe’ye ya gazâya olsun.

2-Nefis cihadı, tenden Hudâ’ya gönülde sefer etmektir. Can Kâbe’sinin

yoluna gitmek, mâsivâdan geçmektir.

3-Ârif ki gönülde seyr ü sefer eder daima. Kalp aynası ona, cihanı

gösteren sihirli kadehtir.

4-Kalbinde seyahat et ki saadet ehlinden ol. Başıboş gezenler cehennem

ehlidir, sen inzivâya çekil.

5-Dermanını istesen de, ey aşk dertlisi; gönülden ırağa gitme, gönüldür

sana şifâ.

6-Dilersen Rabbini iste, O’nu içinde yakın bul; gönül Hudâ’nın evidir,

onu boş sanma.

7-Madem aşk pîri imiş, seni daima irşâd eden. Hakkı, gönülde bul O’nu,

sen gaflet etme ha!