ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
İnsan kalbinin üstünlüğünü, kemâlini ve hâlinin şerefini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Vücûd-ı
akdes [243] (en kutsal varlık) olan âlem-i lâhûttan (ilâhî âlem) gelen her feyz,
[244] vücûd-ı mukaddes (temiz varlık) olan [200/b] âlem-i ceberûta [245]
(ilâhî kudret), oradan da âlem-i ervâh [246] (ruhlar âlemi) olan âlem-i
melekûta [247] (bâtın âlemi) iner. Oradan âlem-i ecsâm (cisimler âlemi) olan
âlem-i nâsûta [248] (insanlık âlemi) iner. Buna âlem-i mülk, âlem-i zahir,
âlem-i şehâdet, âlem-i dünya, âlem-i kevn ü fesâd ve âlem-i sûret de denilir.
Buradan da asıl kãbiliyetleri olan (istîdâd-ı aslî) insan âleminin içine
(âlem-i bâtın-ı insan) [249] iner. “Saîd anasının karnında saîddir ” [250] hadisi
bu toplu mânânın açıklaması mahiyetindedir. Yukarıda bahsi geçen yol, iniş
yoludur ki Rab’den kullarına (merbûb) gelen yoldur. O halde âlemlerin
Rabb’inin feyzi hangi yol ve hangi vasıf ile inerek kuluna geldiyse, yine o
yoldan o hâl üzere aynı şekilde âlemlerin Rabbi’ne dönüş yapar. Hakk’ın
benzersiz yardımının kendisini cezb etmesiyle makãmına yükselir. “ Allah’a
giden yollar, mahlûkatın nefeslerinin adedi kadardır” sözünün mânâsı
budur.
Çünkü insan kalbi, mâsivânın siyah noktasından (sevdâ-yı mâsivâ) zâhir
olur. Onda manevî âlemin (melekût) acayip gerçekleri zâhir olur ki, insan
aklı onları anlatmaktan âciz ve noksan kalır. Gerçi kalbin (cismânî) yeri her
ne kadar bu kozalak biçimli et (lahm-ı sanevberî) olsa da, (gerçekte) kendisi
yer ve mekândan münezzeh, ayıp ve noksanlardan uzaktır. Kalbin libâsı
dünyaya aittir (nâsûtî), fakat kendisi ilâhîdir (lâhûtî). Çünkü kalbin hayatı,
akl-ı küldür (rûh-ı izâfî).
Şu halde bu faydalı açıklama kalbi tanımak (mârifet) için yeterlidir.
Nitekim Hak teala bir kudsî hadisinde insan kalbinin yüceliğini kullarına
duyurmak için şöyle buyurmuştur: “ Benim Arş’tan büyük, Kürsî’den geniş,
melekûttan süslü, Cennet’ten temiz bir hazinem vardır. Onun yeri iman,
göğü marifet, güneşi şevk, ayı muhabbet, yıldızları düşüncelerdir. Bulutu
akıl, yağmuru merhamet, nehirleri hizmet, ağaçları ibadet, meyveleri güzel
huylar, köşkleri ise himmettir [251] . Onun dört direği vardır: Tevekkül [252] ,
tefvîz [253] , sabır ve rıza. Dört kapısı vardır: İlim, yumuşak huyluluk (hilm),
zikir ve üns. Dikkat ediniz; İşte o, kâmil ve ârif olan kulun kalbidir.”
Yaratılmışların en büyüğü, irfân ehlinin kalbidir ki o, Cenâb-ı Hakk’ın
feyzinin menbaı ve iki cihanın berzahını bir arada toplayandır. Gönül
âleminin gülistânıdır. Hakk’ın cemâlinin aynasıdır. İlim ve irfân hazinesidir.
Lütuf ve ihsan denizidir. Rahmân’ın evidir.
İnsan kalbinin üstünlüğünü ve kemâlini bilip nefsini tanıyarak
marifetullah kãbiliyetini bulmak için burada bu kadar bilgi ile yetinilmesi
uygun görülmüştür.
Çünkü dünyayı kuşatan okyanusların bir bardağa sığmadığı açıktır. Bunun
gibi, insan kalbinin hâllerinin de yazma ve okuma ile açıklanamayacağı
açıktır.
Kul ne zaman Allah’ın zikrine devam etmekle gönül aynasını cilâlı ve
tertemiz hâle getirirse, maneviyât güneşinin aksini kendisinde bulur. O ayna
kendisinde bir varlık görüp onunla övünmekle nice ârife gerçeği
söylemiştir.
İnsân-ı kâmil ise onun aksi olduğunu bilip aslına gitmiştir. Fakat kendi
isteği (ihtiyar) ile ortaya dökülmesi yasaklanmış olduğundan, o sırrı
gizlemiştir. Onu bilen söylemez. Söyleyen bilmez, mahrum olur.
O halde sen şimdi, irfân ehlinin rumuzlarına âşinâ olup tayy-ı mekân,
seyr-i âsumân, mîrâc, rahmânî cezbe, ruhların dirilişi, ittisâl-i eşbâh, insan
kalbi, cân-ı cânân, fakr u fenâ, lika ve bekã ne olduğunu anlamış oldun. İki
cihanın, insanın gönül ve canından bir nişan olduğunu bilmiş oldun.
Nazm
1-Âlem-i dilde Hakk’ın cennet ü bâğı vardır
Cân-ı uşşâkın o gülşende tuzağı vardır
2-Ehl-i dil dilde bulur ol gül ü gülzârı müdâm
Mest olur hoş kokudan ol ki, dimâğı vardır
3-Var iken dilde bu devlet feleğe yok minnet
Ârifin taşrada yok meyli, ferâğı vardır
4-Kalb ayağıyla bir ân içre cihânı devr it
Başka seyyâhdır ol başka ayağı vardır
5-Aşk u cân hacle-i kalb içre çü dâmâd u arûs
Bulsalar vuslat o dem kanda tuzağı vardır [201/a]
6-Hâne-i dil çü olur halvet, o dem vuslatdır
Böyle cânın ki, gam-ı aşk ile dâğı vardır
7-Taşradan havf ü recâ eyleme Hakkı, zîrâ
Şâh-ı aşkın harem-i dilde otağı vardır
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönül âleminde Hakk’ın cennet ve bağı vardır. O gülşende âşıkların
canına tuzağı vardır.
2- Gönül ehli, o gülü ve gül bahçesini gönülde bulur daima. Mest olur hoş
kokudan o ki dimağı vardır.
3-Gönülde bu devlet varken, feleğe minneti yoktur. Ârifin Allah’tan
başkasına meyli yoktur, ferağı [254] vardır.
4-Kalp ayağıyla bir an içinde cihanı dolaş. Çünkü o bir başka seyyahtır,
başka ayağı vardır.
5-Aşk ile can, kalbin gerdek odasında damatla gelin gibidir. Vuslatı
bulsalar, o anda nice tuzağı vardır.
6-Gönül hânesi ne zaman halvet olursa, o an vuslattır; Böyle canın ki, aşk
gamıyla dağı vardır.
7-Hakkı, taşradan korkun ve ümidin olmasın. Çünkü aşk pâdişâhının
gönül hareminde otağı vardır.

