BEŞİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
İnsan organlarının görünüş ve şekillerine anlayış ve sezgiyle bakmanın
gönül ve ruha sağladığı emniyet ve selâmeti, fayda ve kerâmetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Âlemi bu sûrette
yaratıp nizam ve intizamını takdir eden hikmetli yaratıcı, onun benzeri olan
insan âlemini de, en güzel sûrette (ahsen-i takvîm) tasvir edip ruh üfleyerek
onu süsleyip nurlandrımıştır. Hayvan cinsi içinde, insan türünü en güzel ve
en mutedil kılıp mantık ve beyan ile fazîletli ve mükemmel yapmıştır. Gerçi
insanoğlunun hepsini özünde, yaratılışında (hilkatte) bir yaratmıştır. Lâkin
insan (tek tek) fertlerini sûret ve sîrette (görünüş ve ahlâkta) birbirine zıt ve
değişik yaratmıştır. Kendi lutuf ve inâyetiyle hikmetinin hakikatini,
sanatının inceliğini, insan âleminde ortaya koyup sûreti sîrete (ahlâka),
âzâyı ahlâka alâmet ve nişan etmiştir. Böylece insan önce kendi
kıyafetinden (görünüş) hareketle kendi sıfatlarını tamamıyla bilerek,
ihtimamla ahlâkını güzelleştirsin.
Sonra akran ve dostlarının kıyafetlerine (görünüşlerine) anlayış ve
sezgiyle bakıp her birinin zâtında gizli olan hallerine ve ahlâklarına vâkıf
olduğunda, onlara ya yaratılışlarına göre rağbet ve muhabbetle muamelede
bulunsun ya da aklınca davranıp idare edip gitsin veya hepsinden uzaklaşıp
(uzlet) emniyet ve selâmete, izzet ve rahata ersin. Ne kimseden incinsin ne
de kimseyi incitsin. Gönül hoşluğuyla yalnız oturup kalksın.
Nazm
Cihân bağında, ey âkil, budur makbûl-i ins ü cin
Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin
Günümüz Türkçesiyle
Ey akıllı kişi! Şu cihanda değerin şudur, ister insan ol ister cin. “Ne kimse
senden incinsin, ne de sen kimseden incin.”
Hadîsi şerifte “ İyiliği güzel yüzlüler yanında arayınız” buyurulmuştur.
Yani Hz. Peygamber (s.a.v.) iyi insandan güler yüz görülüp tatlı söz
işitildiğini, güzel huylar ve iyi işler meydana geldiğini herkese
duyurmuştur.
Beyt [143/b]
Kim ki hikmetle nâsa kıldı nazar
Her işi muktezâ-yı zât sezer
Günümüz Türkçesiyle
Kim ki insanlara hikmet gözüyle bakarsa, her işte hakikati sezer.
Allah teâlâ cömertliğinin kemâlinden, “ De ki herkes kendi mizac ve
meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu
Rabbiniz en iyi bilendir” (İsrâ, 17/84) ihtar ve müjdesini işaret
buyurmuştur. Aynı zamanda herkese Gafûr, Halîm, Kerîm, Raûf ve Rahîm
olduğunu lutfuyla buyurmuştur. Çünkü herkesin, kendine lâyık olanı
işlediğini herkes görmüştür.
“Allah’ım! Din ve dünya işlerinde bizi senin ehlinden eyle. Ey Mevlâmız!
(bu ikisinde de) bizi sana ehil olmayanlardan eyleme. Muhakkak sen,
ziyadesiyle bağışlayansın, Halîm’sin, çok cömertsin, Kerîm’sin, Raûf’sun,
merhametlisin. Kendisine hamd edilmeye ve ziyadesiyle övülmeye
lâyıksın.” [18]

