BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
İnsanın içinin ve dışının, cihanın içine ve dışına uygun olduğunu
hakimâne bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: İnsana ilk önce
kendi nefsini bilmek lâzımdır ki bu sayede içi ve dışı (bâtın ve zâhir) ne
hakikattedir, ne yaratılıştadır, ne tür özellikleri ve tesirleri vardır, bilip
anlayabilir. Böylece bu sanatından sanatçısını (yaratıcısını) bilip O’nun isim
ve fiillerini, tecellî ve tesellîlerini iç ve dış âlemde bulur. Nefsinden
Rabb’ine, gönülden bir dönüş ile döner. Rabb’inin yoluna koyulur. Ona
eşyanın hakikatleri ve mânâların incelikleri ayan olur. Hakk’a yakınlık
(üns) makãmında sürekli kalır. Çünkü insan görünüşte bir küçük âlemdir ki
onun hâricindeki ise büyük âlemdir. Büyük âlemde her ne var ise onun
örneği bu küçük âlemde de bulunmuştur.
Nitekim büyük âlemin dört denizi olduğu gibi insan âleminin de dört
denizi olduğu ve ona uygun olduğu görülmüştür. Büyük âlemin dört denizi;
gizli hazine sevgisi, ilk cevher, melekût âlemi ve mülk âlemidir. İnsan
âleminin dört denizi ise; baba sulbündeki sperm, ana rahmindeki nutfe,
manevî ruh ve bedendir. Çünkü Hak teâlâ ezelî muhabbetiyle “ Ben bir gizli
hazine idim, bilinmekliğime muhabbet ettim” buyurmuş ve muhabbetin,
yaratılışın mayası olduğunu duyurmuştur.
Şu halde ilâhî muhabbet, büyük âlemin ilk denizi olmuştur. Bu muhabbet
denizi hareketlenince onun feyzinden ilk cevher vücuda gelmiştir. O da
büyük âlemin ikinci denizi olmuştur. Cevherin içi ve dışı vardır ki
bâtınından feleklerin ve unsurların hayatı meydana gelmiştir. Büyük âlemin
üçüncü denizi melekût âlemidir. O cevherin zâhirinden felekler ve unsurlar
olan basit cisimler vücuda gelmiştir. Bu da mülk âlemidir ki büyük âlemin
dördüncü denizi olmuştur. Bu şekilde büyük âlemin dört denizi son
bulmuştur.
Yedi gezegenin feleklerine “yüce atalar” dört tabiat ve unsura “aşağıdaki
analar” denilmiştir. Bu babalar ve analar [150/a] daima hareket
halindedirler. Bunlardan maden, bitki ve hayvan (mevâlîd-i selâse) vücuda
gelmektedir. Nitekim Hak teâlâ; “Nûn. Kaleme ve yazdıklarına
andolsun” (Kalem, 68/1-2) buyurmuştur. Yani nûnun gizli hazine
muhabbeti, kalemin ilk cevher, yazdıklarının ise mülk âleminin basit
varlıkları ve melekût âleminin manevî varlıkları olduğunu duyurmuştur.
Basit ve mürekkep varlıklar (müfredât ve mücerredât) her an kitaptadır. O
kitaptan bu mürekkep cisimler meydana gelmektedir ki bunlar bir kitabın
kelimeleri misali hikmetli bir şekilde düzenlenmiştir. Bu ilâhî kelimelerin
sonsuz olduğunu Hak teâlâ lutfu ile bizlere duyurmuştur. Nitekim
Kur’ân’da “Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez” (Lokmân, 31/27)
buyurmuştur.
Nazm
1-Âyâ nice bir devr ide bu çâr anâsır
Kîm ana ne evvel ola ma’lûm, ne âhir
2-Gâh eyleyeler âlem-i tefrîdde seyrân
Gâhî olalar âlem-i terkîbde sâ’ir
3-Tefrîdde de çâr ola ve nâçâr ola devri
Terkîbe gelince se mevâlîd ola zâhir
4-Bu cümle mezâhirde ola mu’teber insân
İnsânın ola cümle tufeylîsi mezâhir
Günümüz Türkçesiyle
1- Bu dört unsur nasıl ede devir ki ne evvel var ona ne âhir.
2- An gelir tefrîd âleminde seyrederler; an gelir terkib âleminde dolaşırlar.
3- Tefrid âleminde bu dördü kalır çaresiz; terkibde maden, bitki ve hayvan
ortaya çıkar.
4- Hep zuhûr yerlerinde en değerlisi insandır; bütün hizmetçileri zâhir
olandır.
İnsan âleminin yaratılış mayası; baba sulbündeki spermdir ki, o onun ilk
denizi bulunmuştur. İnsanın ilk cevheri ana rahminde bulunan nutfedir ki o
da onun ikinci denizi bilinmiştir. Nutfenin bir içyapısı ve bir şekli vardır ki
bu durum melekût ve mülk âlemlerine benzetilip tatbik olunmuştur.
Nutfenin bâtınından ceninin duyuları ve kabiliyetleri ortaya çıkmıştır ki bu
onun üçüncü denizi kılınmıştır. Nutfenin zâhirinden bebeğin çeşitli
organları vücuda gelmiştir ki onun dördüncü denizi kabul edilmiştir. İnsan
âleminin dört denizi de bu açıklamayla son bulmuştur. Çünkü sperm
babanın sulbünde gizli iken sırf muhabbet idi. Ondan bir hareketle kendini
gösterip ana rahminde ilk cevher olmuştur ki bebeğin cisim ve ruhunun dışı
ve içi olup insan âlemi vücuda gelmiştir. Büyük âlem bu insan âlemine
hizmetçi olmuştur.
Nazm
1-Nedir hikâyet-i Leylâ ki doldı arsa-i hâk
Ne idi hâlet-i Mecnûn ki mest-i dâmen-i çâk
2-Şarâb-ı aşk idi nûş itdi hüsn-i Leylâ’dan
Zihî şarâb-ı musaffâ zîhî piyâle-i pâk
3-Cemâl ü aşk-ı Hudâ’dan bulur bu mevcûdât
İlâhî ente ilâhî velâ ilâhe sivâk
4-Cihân, mezâhir-i sun‘-ı sıfât-ı Mevlâ’dır
Bu seyr-i zevkin ider cân-ı ârif-i çâlâk
5-Velîk mazhar-ı insân ki hâs-ı mazhar odur,
Kıyâs olunmaz ana gayrı mazhar it hâşâk
6-Felek-i mülkde yoğ insân misâli bir cevher
Hezâr bâr aradım anı bulmuşum derrâk
7-Kemâl-i illet-i gâiyye nev‘-i insândır
Delîli Hakkı idersen taleb oku “lev-lâk” [28]
Günümüz Türkçesiyle
1-Nedir Leylâ’nın hikâyesi ki dillerde. Mecnûn’un derdi neydi ki eteği
yerlerde.
2-Leylâ’nın güzelliğinden içilen bir şarap idi o; ne saf bir şarap ve ne
berrak kadeh idi.
3-Hakk’ın cemâlinin aşkından bulduk felah İlâhî; Rabbim sensin, yoktur
senden başka ilah.
4-Cihan Allah’ın mükemmel sıfatlarına aynadır; bunu zevk ile seyreden,
coşkun âlimin ruhudur.
5-Lâkin asıl maksat insandır, hususi mazhar odur; diğerleri onun yanında
çer-çöp kalır.
6-Varlıklar içinde insan gibi yok parlayan; binlerce kez aradım tek onu
buldum anlayan.
7-Yaratılışın gayesinin kemâli beşer cinsidir. Hakkı, buna delil ararsan,
oku “lev-lâk”

