Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İnsanın içinin ve dışının, cihanın içine ve dışına uygun olduğunu hakimâne bildirir

BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde İnsanın içinin ve dışının, cihanın içine ve dışına uygun olduğunu hakimâne bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: İnsana ilk önce kendi …

BEŞİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

İnsanın içinin ve dışının, cihanın içine ve dışına uygun olduğunu

hakimâne bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki hikmet ehli şöyle demişlerdir: İnsana ilk önce

kendi nefsini bilmek lâzımdır ki bu sayede içi ve dışı (bâtın ve zâhir) ne

hakikattedir, ne yaratılıştadır, ne tür özellikleri ve tesirleri vardır, bilip

anlayabilir. Böylece bu sanatından sanatçısını (yaratıcısını) bilip O’nun isim

ve fiillerini, tecellî ve tesellîlerini iç ve dış âlemde bulur. Nefsinden

Rabb’ine, gönülden bir dönüş ile döner. Rabb’inin yoluna koyulur. Ona

eşyanın hakikatleri ve mânâların incelikleri ayan olur. Hakk’a yakınlık

(üns) makãmında sürekli kalır. Çünkü insan görünüşte bir küçük âlemdir ki

onun hâricindeki ise büyük âlemdir. Büyük âlemde her ne var ise onun

örneği bu küçük âlemde de bulunmuştur.

Nitekim büyük âlemin dört denizi olduğu gibi insan âleminin de dört

denizi olduğu ve ona uygun olduğu görülmüştür. Büyük âlemin dört denizi;

gizli hazine sevgisi, ilk cevher, melekût âlemi ve mülk âlemidir. İnsan

âleminin dört denizi ise; baba sulbündeki sperm, ana rahmindeki nutfe,

manevî ruh ve bedendir. Çünkü Hak teâlâ ezelî muhabbetiyle “ Ben bir gizli

hazine idim, bilinmekliğime muhabbet ettim” buyurmuş ve muhabbetin,

yaratılışın mayası olduğunu duyurmuştur.

Şu halde ilâhî muhabbet, büyük âlemin ilk denizi olmuştur. Bu muhabbet

denizi hareketlenince onun feyzinden ilk cevher vücuda gelmiştir. O da

büyük âlemin ikinci denizi olmuştur. Cevherin içi ve dışı vardır ki

bâtınından feleklerin ve unsurların hayatı meydana gelmiştir. Büyük âlemin

üçüncü denizi melekût âlemidir. O cevherin zâhirinden felekler ve unsurlar

olan basit cisimler vücuda gelmiştir. Bu da mülk âlemidir ki büyük âlemin

dördüncü denizi olmuştur. Bu şekilde büyük âlemin dört denizi son

bulmuştur.

Yedi gezegenin feleklerine “yüce atalar” dört tabiat ve unsura “aşağıdaki

analar” denilmiştir. Bu babalar ve analar [150/a] daima hareket

halindedirler. Bunlardan maden, bitki ve hayvan (mevâlîd-i selâse) vücuda

gelmektedir. Nitekim Hak teâlâ; “Nûn. Kaleme ve yazdıklarına

andolsun” (Kalem, 68/1-2) buyurmuştur. Yani nûnun gizli hazine

muhabbeti, kalemin ilk cevher, yazdıklarının ise mülk âleminin basit

varlıkları ve melekût âleminin manevî varlıkları olduğunu duyurmuştur.

Basit ve mürekkep varlıklar (müfredât ve mücerredât) her an kitaptadır. O

kitaptan bu mürekkep cisimler meydana gelmektedir ki bunlar bir kitabın

kelimeleri misali hikmetli bir şekilde düzenlenmiştir. Bu ilâhî kelimelerin

sonsuz olduğunu Hak teâlâ lutfu ile bizlere duyurmuştur. Nitekim

Kur’ân’da “Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez” (Lokmân, 31/27)

buyurmuştur.

Nazm

1-Âyâ nice bir devr ide bu çâr anâsır

Kîm ana ne evvel ola ma’lûm, ne âhir

2-Gâh eyleyeler âlem-i tefrîdde seyrân

Gâhî olalar âlem-i terkîbde sâ’ir

3-Tefrîdde de çâr ola ve nâçâr ola devri

Terkîbe gelince se mevâlîd ola zâhir

4-Bu cümle mezâhirde ola mu’teber insân

İnsânın ola cümle tufeylîsi mezâhir

Günümüz Türkçesiyle

1- Bu dört unsur nasıl ede devir ki ne evvel var ona ne âhir.

2- An gelir tefrîd âleminde seyrederler; an gelir terkib âleminde dolaşırlar.

3- Tefrid âleminde bu dördü kalır çaresiz; terkibde maden, bitki ve hayvan

ortaya çıkar.

4- Hep zuhûr yerlerinde en değerlisi insandır; bütün hizmetçileri zâhir

olandır.

İnsan âleminin yaratılış mayası; baba sulbündeki spermdir ki, o onun ilk

denizi bulunmuştur. İnsanın ilk cevheri ana rahminde bulunan nutfedir ki o

da onun ikinci denizi bilinmiştir. Nutfenin bir içyapısı ve bir şekli vardır ki

bu durum melekût ve mülk âlemlerine benzetilip tatbik olunmuştur.

Nutfenin bâtınından ceninin duyuları ve kabiliyetleri ortaya çıkmıştır ki bu

onun üçüncü denizi kılınmıştır. Nutfenin zâhirinden bebeğin çeşitli

organları vücuda gelmiştir ki onun dördüncü denizi kabul edilmiştir. İnsan

âleminin dört denizi de bu açıklamayla son bulmuştur. Çünkü sperm

babanın sulbünde gizli iken sırf muhabbet idi. Ondan bir hareketle kendini

gösterip ana rahminde ilk cevher olmuştur ki bebeğin cisim ve ruhunun dışı

ve içi olup insan âlemi vücuda gelmiştir. Büyük âlem bu insan âlemine

hizmetçi olmuştur.

Nazm

1-Nedir hikâyet-i Leylâ ki doldı arsa-i hâk

Ne idi hâlet-i Mecnûn ki mest-i dâmen-i çâk

2-Şarâb-ı aşk idi nûş itdi hüsn-i Leylâ’dan

Zihî şarâb-ı musaffâ zîhî piyâle-i pâk

3-Cemâl ü aşk-ı Hudâ’dan bulur bu mevcûdât

İlâhî ente ilâhî velâ ilâhe sivâk

4-Cihân, mezâhir-i sun‘-ı sıfât-ı Mevlâ’dır

Bu seyr-i zevkin ider cân-ı ârif-i çâlâk

5-Velîk mazhar-ı insân ki hâs-ı mazhar odur,

Kıyâs olunmaz ana gayrı mazhar it hâşâk

6-Felek-i mülkde yoğ insân misâli bir cevher

Hezâr bâr aradım anı bulmuşum derrâk

7-Kemâl-i illet-i gâiyye nev‘-i insândır

Delîli Hakkı idersen taleb oku “lev-lâk” [28]

Günümüz Türkçesiyle

1-Nedir Leylâ’nın hikâyesi ki dillerde. Mecnûn’un derdi neydi ki eteği

yerlerde.

2-Leylâ’nın güzelliğinden içilen bir şarap idi o; ne saf bir şarap ve ne

berrak kadeh idi.

3-Hakk’ın cemâlinin aşkından bulduk felah İlâhî; Rabbim sensin, yoktur

senden başka ilah.

4-Cihan Allah’ın mükemmel sıfatlarına aynadır; bunu zevk ile seyreden,

coşkun âlimin ruhudur.

5-Lâkin asıl maksat insandır, hususi mazhar odur; diğerleri onun yanında

çer-çöp kalır.

6-Varlıklar içinde insan gibi yok parlayan; binlerce kez aradım tek onu

buldum anlayan.

7-Yaratılışın gayesinin kemâli beşer cinsidir. Hakkı, buna delil ararsan,

oku “lev-lâk”