BEŞİNCİ BÂB · İKİNCİ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
İnsanın kendi vücudundan Hâlık’ın varlığını idrak etmesinin yolunu
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki irfân ehli şöyle demişlerdir: İnsan kendi
vücuduna dikkatlice baktığında Hâlık’ının varlığını bilir ve “ârif-i billâh”
olur. İnsan şöyle bir düşünse; bu vücudundan henüz bir haber ve eser yok
iken, kendi vücudunun şimdiki halini görüp bilse ve kendi yaratılışına
dikkatlice baksa, hiç şüphesiz bilir ki bundan önce iki damla sperm idi. Ne
eti vardı ne de yağı; ne kemiği vardı ne de damarı; ne kanı vardı ne de canı;
ne aklı vardı ne de izânı. Ancak Allah’ın mükemmel yaratmasıyla sonradan
zâhirde birtakım acayiplikler ve bâtında birtakım tuhaflıklar meydana gelip
nice hünerli uzuvlarla ve güzel bir yaratılışla süslenmekten nasibini almıştır.
Çünkü insan bu söylenilenleri anlar ve muhakkak bilir ki cihanın bütün
zerrelerine sahip ve hepsinde tesir edici ve fâil bir yaratıcısı var. O, bütün
eşyanın zâhir ve bâtınını bilir ve her şeyi kuşatır. Her cismin her uzvunda,
her zerresinde, her zamanda; kudreti, hikmeti ve rahmeti mükemmel bir
şekilde devamlı olarak sürüp gider.
İnsan her ne kadar kendi beden yapısının mükemmelliğine, âzâlarının
fonksiyonlarının çokluğuna dikkat ederse; Hâlık’ının bilgisi ve Mevlâ’sının
muhabbeti o kadar ziyadeleşir. İnsan vücudunda sınırlı ve sayılı olarak
bulunan organlar, hisler, kuvvetler, ilimler, fenler ve sanatların hepsinin
Hazret-i Allah’ın insan cinsine lutuf ve cömertliğinden olduğunu bilir.
Bütün bunların yüce Allah’ın herkesi şâmil olan merhametiyle
esirgeyiciliğinden olduğunu anlar. Nitekim Ezelî Kelâm’ında “Çünkü
Allah, insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir” (Bakara, 2/143)
buyurmuştur. Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “Muhakkak Allah kuluna çok
merhametlidir. Bebeğine süt emziren bir anneden daha şefkatlidir” buyurup
Hak teâlânın âlemlerin Rabbi ve merhamet edenlerin en merhametlisi
olduğunu duyurmuştur. Anlatıldığı şekilde bir varlık bilgisi; Hayy ve Vedûd
olan Allah’ı bilmeye anahtar ve ayna olmakla mümkündür.
Allah’ım! Görünen âlemdeki yakınlığınla kendi vücudundan bizlere
kendimizi bilme irfânını ve ilmini nasip eyle! Ey Vedûd!
Nazm
1-Vücûd, cûd-ı ilâhî, hayat-bahş-ı kerîm
Nefes atıyye-i rahmet, kelâm fazl-ı kadîm
Beden binâ-yı Hudâ, ruh nefha-i tekrîm
Kuvâ vedî’a-i kudret, havâs sun‘-ı Hakîm
Bu kâr-hânede bilsem neyim, benim nem var
2-Bu kâr-hânede bir başka kâr u bârım yok
Ne var ise cümle anındır bir özge varım yok
Cihâna gelmede gitmekde ihtiyârım yok
Benim neyim diyecek elde bir medârım yok
Bu kâr-hânede bilsem neyim, benim nem var
3-Ademden itdi beni kudret-i ber-âverde
Gıdâmı eyledi âmâde rahm-i mâderde
Nevâl-i zâhir ü bâtınla itdi perverde
Benimle çekdi zuhûr-ı cemâline perde
Bu kâr-hânede bilsem neyim, benim nem var
Günümüz Türkçesiyle
1-İlâhî vücudun cömertliği hayat verir; nefes bir rahmet, konuşma ezelî
bir ihsan. Beden Hakk’ın binası, ruh yüce bir nefes; kãbiliyetler ve hisler,
kudretinin emaneti. Bu dünyada bilsem neyim, benim nem var?
2-Bu dünyada başka bir iş ve uğraşım yok; her şey O’nundur bir varlığım
yok. Dünyaya gelip gitmede irâdem yok; elde benim diye övünecek bir
şeyim yok. Bu dünyada bilsem neyim, benim nem var?
3-Kudretiyle yokluktan yarattı beni; ana karnında gıdamı hazır etti. Gizli
ve açık nimetlerle büyüttü; cemâlinin zuhûruna beni perde eyledi. Bu
dünyada bilsem neyim, benim nem var?

