BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
İnsanın yaşına göre mizacının nasıl olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yaşların
mizacları farklı olmakla, insanın bütün çağları dört kısımdır. İlk olarak
büyüme ve gelişme yaşlarıdır (sinn-i nümüvv) ki yenilik ve tazelik çağları
da (sinn-i hadâset) derler. Bu çağın müddeti otuz yaşına kadardır. İkinci
olarak yerleşme ve oturuşma yaşlarıdır (sinn-i vukuf) ki gençlik çağları da
derler. Bunun müddeti kırk yaşına kadardır. Bundan sonra gizli düşüş ve
çöküş yaşlarıdır ki olgunluk çağları da denir. Bunun müddeti insanın altmış
yaşına kadardır. Bundan sonra belirgin düşüş ve çöküş yaşlarıdır ki yaşlılık
ve ihtiyarlık çağları da derler. Bunun müddeti ömrün sonuna kadar sürer.
Yenilik ve tazelik çağları iki kısımdır. Biri çocukluk yılları ki on beş
yaşına kadardır. Diğeri delikanlılık çağıdır ki bu dönemin sonuna kadar
sürer. Çocuğun mizacı dengelidir, delikanlının mizacı sıcak ve nemlidir.
Gençlerin mizacı sıcak ve öfkelidir. Oturuşma ve yerleşme çağının (sinn-i
vukuf) geçmesinden sonra tabiî hararetin maddesi olan tabiî nemi, bizi
kuşatmış olan hava çekip emdiği için sıcaklık azalmaya başlar. Çünkü –
geçen bölümde de anlatıldığı gibi- bedenin bütün kuvvetleri ve parçaları
sonludur. Bozulup gidenlerin yerini doldurmak için dengeli bir vaziyette
sürekli soğur ve güçsüzleşir. Fakat bozulma günbegün arttığından kazancı
masrafına yani [110/a] nem, gidenin yerine gelenle bir olmaz. Bu durumda
bedende kazançla sarfedilerek noksanlaşan ve birbirinden farklı olduğu için,
bedenin tabiî nemi yok olarak, vücudun tabiî sıcaklığı kaybolur ki tabiî
ölüm budur. Şu halde her bir şahsın birinci mizacı hasebince nemi korumayı
içeren kuvveti ne kadar ise, onun tabiî eceli de o kadardır. Eğer dıştan bir
kazaya uğramazsa onun tabiî ömrü odur.
Çünkü Allah’ın kudreti ile gök cisimlerinin (ecrâm-ı ulviye) dünyadaki
varlıklarda çeşitli etkileri aralıksız ve sürekli olduğundan, bütün
yaratılmışların şekilleri ve halleri, huyları ve mertebeleri henüz analarının
rahimleri içinde nutfe iken rastgelen baht ve kısmetleri onların etkilerinden
meydana gelmiştir. Ana rahmine nutfe girdiği vakitte baba ve annenin
bahtları ne tarafta ise ve her ikisinin yıldızları hangi yurda bakıyor ise,
mutluluk ya da uğursuzluk o nutfenin zâtına tesiriyle işlenir, kayıtlanır.
Mesela; iyilik ve kötülük, anlayış ve ahmaklık, cimrilik ve cömertlik,
korku ve cesaret, sevgi ve nefret, hırs ve kanaat, yüce ahlâk ve alçaklık,
fakirlik ve zenginlik, rahat ve zorluk, hayat ve ölüm, güzellik ve olgunluk,
bıkkınlık ve yorgunluk, her ne hal üzere ise o nutfenin zâtına doğar. Çünkü
o nutfe cenin halindeki cismin levh-i mahfûzudur. Levh-i mahfûz ise bu
âlemin mazharıdır. Şu halde saîd olan saâdetini ana karnında bulmuştur,
şakî olan da şekavetini ana karnında bulmuştur. Nitekim Habîb-i Ekrem
(s.a.v.): “ Saîd, anası karnında saîd olandır. Şakî, anası karnında şakî
olandır” [562] sözüyle herkesin yukarıda bahsedilen bahtına olan tesirleri bir
işaretle duyurmuştur. Çünkü halkın bütün şekil, vasıf ve karışımı,
yıldızların konumları gereğince ana rahimlerinde farklı farklı olmuştur. Şu
halde ecel-i müsemmâları dahi mizacları gereğince onda farklı farklı takdir
olunmuştur. Velhasıl çocukların ve delikanlıların bedenlerinin denge üzere
sıcak ve nemli olduğu gözlenmiştir. Gençlerin bedenleri şiddetli ateşlidir.
Yetişkinlerin ve yaşlıların bedenleri buhar olan ruhtan ve sıcak kandan –
yukarıda açıklandığı cihetle- uzaklaştıkları için soğuk ve kuru bulunmuştur.
Fakat kadınların mizacının erkeklerden daha soğuk ve rütûbetli olduğu
belirlenmiştir.
“Yaratan, yarattığına en güzel şekilde sûret veren, yaşatan ve öldüren, her
an diri olan, yüceliğinin sınırı olmayan, nimetleri herkese ulaşan Allah her
türlü noksanlıktan münezzehtir. O’ndan başka ilâh yoktur.” [563]

