Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde İnsanın yaşına göre mizacının nasıl olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yaşların mizacları farklı olmakla, …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

İnsanın yaşına göre mizacının nasıl olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Yaşların

mizacları farklı olmakla, insanın bütün çağları dört kısımdır. İlk olarak

büyüme ve gelişme yaşlarıdır (sinn-i nümüvv) ki yenilik ve tazelik çağları

da (sinn-i hadâset) derler. Bu çağın müddeti otuz yaşına kadardır. İkinci

olarak yerleşme ve oturuşma yaşlarıdır (sinn-i vukuf) ki gençlik çağları da

derler. Bunun müddeti kırk yaşına kadardır. Bundan sonra gizli düşüş ve

çöküş yaşlarıdır ki olgunluk çağları da denir. Bunun müddeti insanın altmış

yaşına kadardır. Bundan sonra belirgin düşüş ve çöküş yaşlarıdır ki yaşlılık

ve ihtiyarlık çağları da derler. Bunun müddeti ömrün sonuna kadar sürer.

Yenilik ve tazelik çağları iki kısımdır. Biri çocukluk yılları ki on beş

yaşına kadardır. Diğeri delikanlılık çağıdır ki bu dönemin sonuna kadar

sürer. Çocuğun mizacı dengelidir, delikanlının mizacı sıcak ve nemlidir.

Gençlerin mizacı sıcak ve öfkelidir. Oturuşma ve yerleşme çağının (sinn-i

vukuf) geçmesinden sonra tabiî hararetin maddesi olan tabiî nemi, bizi

kuşatmış olan hava çekip emdiği için sıcaklık azalmaya başlar. Çünkü –

geçen bölümde de anlatıldığı gibi- bedenin bütün kuvvetleri ve parçaları

sonludur. Bozulup gidenlerin yerini doldurmak için dengeli bir vaziyette

sürekli soğur ve güçsüzleşir. Fakat bozulma günbegün arttığından kazancı

masrafına yani [110/a] nem, gidenin yerine gelenle bir olmaz. Bu durumda

bedende kazançla sarfedilerek noksanlaşan ve birbirinden farklı olduğu için,

bedenin tabiî nemi yok olarak, vücudun tabiî sıcaklığı kaybolur ki tabiî

ölüm budur. Şu halde her bir şahsın birinci mizacı hasebince nemi korumayı

içeren kuvveti ne kadar ise, onun tabiî eceli de o kadardır. Eğer dıştan bir

kazaya uğramazsa onun tabiî ömrü odur.

Çünkü Allah’ın kudreti ile gök cisimlerinin (ecrâm-ı ulviye) dünyadaki

varlıklarda çeşitli etkileri aralıksız ve sürekli olduğundan, bütün

yaratılmışların şekilleri ve halleri, huyları ve mertebeleri henüz analarının

rahimleri içinde nutfe iken rastgelen baht ve kısmetleri onların etkilerinden

meydana gelmiştir. Ana rahmine nutfe girdiği vakitte baba ve annenin

bahtları ne tarafta ise ve her ikisinin yıldızları hangi yurda bakıyor ise,

mutluluk ya da uğursuzluk o nutfenin zâtına tesiriyle işlenir, kayıtlanır.

Mesela; iyilik ve kötülük, anlayış ve ahmaklık, cimrilik ve cömertlik,

korku ve cesaret, sevgi ve nefret, hırs ve kanaat, yüce ahlâk ve alçaklık,

fakirlik ve zenginlik, rahat ve zorluk, hayat ve ölüm, güzellik ve olgunluk,

bıkkınlık ve yorgunluk, her ne hal üzere ise o nutfenin zâtına doğar. Çünkü

o nutfe cenin halindeki cismin levh-i mahfûzudur. Levh-i mahfûz ise bu

âlemin mazharıdır. Şu halde saîd olan saâdetini ana karnında bulmuştur,

şakî olan da şekavetini ana karnında bulmuştur. Nitekim Habîb-i Ekrem

(s.a.v.): “ Saîd, anası karnında saîd olandır. Şakî, anası karnında şakî

olandır” [562] sözüyle herkesin yukarıda bahsedilen bahtına olan tesirleri bir

işaretle duyurmuştur. Çünkü halkın bütün şekil, vasıf ve karışımı,

yıldızların konumları gereğince ana rahimlerinde farklı farklı olmuştur. Şu

halde ecel-i müsemmâları dahi mizacları gereğince onda farklı farklı takdir

olunmuştur. Velhasıl çocukların ve delikanlıların bedenlerinin denge üzere

sıcak ve nemli olduğu gözlenmiştir. Gençlerin bedenleri şiddetli ateşlidir.

Yetişkinlerin ve yaşlıların bedenleri buhar olan ruhtan ve sıcak kandan –

yukarıda açıklandığı cihetle- uzaklaştıkları için soğuk ve kuru bulunmuştur.

Fakat kadınların mizacının erkeklerden daha soğuk ve rütûbetli olduğu

belirlenmiştir.

“Yaratan, yarattığına en güzel şekilde sûret veren, yaşatan ve öldüren, her

an diri olan, yüceliğinin sınırı olmayan, nimetleri herkese ulaşan Allah her

türlü noksanlıktan münezzehtir. O’ndan başka ilâh yoktur.” [563]