ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
İrfan mekânı olan insan kalbinin hallerini ve özelliklerini anlatır.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Gönül bir kubbe
misalidir ki, ona gelip giden düşünceler havâtır ve haller (ahvâl) için
dikilmiştir. Gönül öyle bir aynaya benzer ki her yönden ona gelen oklar ile
delinmiş bir hedef tahtası olarak dikilmiştir. Gönül temiz, güzel ve engin bir
derya gibidir ki şekiller ve suretler ona döner, o zâhirî ve bâtınî duyuların
toplanma yeridir. Gönül, her hikmetin kaynağıdır. Her sanatın üstâdıdır.
Kalp uyanıklığı gerçek uyanıklıktır. Onsuz sadece göz ile uyanık olmak,
mahvoluş ve yıkılıştır. Gönül de beden gibi bıkkınlık gösterir ve yorulur.
Ancak hikmet incelikleriyle neşe ve kuvvet bulup açılır.
Kalbin neşesi de olur, üzüntüsü de. İşlerinin yolunda gittiği de olur, ters
gittiği de. Sevinç ve istekle başlanılan işler iyidir. Üzüntü ve kederle yapılan
işlerin faydası ve lezzeti yoktur. Kalplerin derinlikleri, gayb âleminin
sırlarına vâkıf olmaya yakındır.
Midenin orucu, yeme ve içmeyi kesmek, dilin orucu lüzumsuz
konuşmaları terk etmektir. Kalbin orucu ise, (lüzumsuz) fikirleri ve
vehimleri terk etmektir. Kalbin orucu sâlihlerin âdetlerindendir.
Mâsivâdan boşalan bir gönül Mevlâ’nın huzurunun zevkini yaşar. Gözleri
kaybedip kör olmak basîreti (kalp gözü) kaybetmekten daha hafiftir. Çünkü
göz, önemsiz şeyleri görme yeridir, basîret ise asıl görülecek şeyleri
müşâhade mekânıdır.
Hakk’ı bulan gönül, halkın cümlesinden müstağnî olur. Nitekim bedenin
zâhirî duyu organları vardır ki onlarla şehâdet âlemini [214] idrak eder. Aynı
şekilde kalbin de manevî duyu organları vardır ki, onlarla gayb âlemini [215]
idrak eder. Çünkü kalbin de gözü vardır, onunla gayba ait şeyleri müşâhade
eder. Kulağı vardır, onunla gayb ehlinin sözlerini işitir. Koklama kuvveti
vardır, onunla gaybın kokularını alır. Tatma kuvveti vardır, onunla imanın
tadını, irfân gıdalarını ve cennetin muhabbet ve lezzetini alır. Ve nitekim
bedenin dokunma duyusu bütün organlarındadır, akıl cevheri de kalp
mertebesinin dokunma duyusu mesâbesindedir. Kalp onun vasıtasıyla
akledilebilir varlıkların hepsinden istifade eder.
Kalbin manevî duyu organlarının ruhlar âlemine açılması, bedenin zâhirî
organlarının, cisimler âlemine kapanmasına bağlıdır. Ne zaman ki bedenin
dış duyuları (havâss-ı zâhire) uyku ile ya da uzlet ile kendi idrak ettiği
şeylere kapanırsa, o zaman kalbin manevî duyularının yolları açılır. İşte bu
şekilde manevî değişim ortaya çıkar ve o kimsenin kalbinden dili üzerine
hikmet pınarları akar. Zaten melekût âleminin kaynağı gönüldür. Fakat akış
kanalında tıkanma olduğundan dış duyuların nehirleri, birçok bulanıklık
(keduret) ve kirlerle dışarı dökülüp ona dolmuştur. Orada toplanıp çürüyüp
kokuşarak onda kalmıştır. Şu halde eğer halvet [216] ile dış duyuların
nehirleri engellenip havâtırın [217] giderilmesiyle gönülden o toplanmış kan
çıkartılırsa; “ Kim kırk sabah sırf Allah için (ibadet ederse) onun kalbinden
diline hikmet pınarları dökülür” fehvasınca akış kanalları açılıp
“ahadiyyet [218] ” deryasından kalbe hikmet pınarları dolarak o gönül nurların
kaynağı [196/a] ve sırların mahzeni olur. Böyle bir gönül sâhibi, hâl dili ile
şu beyti okur:
Beyt
Ân ki ender cihân ne-mî gonced
Der dil-i teng-i men vatan dâred
Beyt (in tercümesi)
Cihana sığmayan benim daracık gönlüme sığar.
Beyt
Çünki gönül Beyt-i Hudâ’dır
Gönlüne gelmeyen Hudâ’dan cüdâdır
Günümüz Türkçesiyle
Gönül Allah’ın evidir, bu yüzden gönle girmeyen Allah’tan uzaktır
Beyt
Be-rov der-hod be-bîn dîdâr-ı dildâr
Ki cânet cây-ı hak dildâr-ı dildâr
Beyt (in tercümesi)
Git, Sevgili’nin yüzünü kendinde seyret. Çünkü gönlün, sevgililer
sevgilisi Cenâb-ı Hakk’ın makamıdır.
Beyt
Çünki gönül dergâh-ı Mevlâ’dır
Ana teveccüh elzem ü evlâdır
Günümüz Türkçesiyle
Çünkü gönül Mevlâ’nın dergâhıdır. O’na yönelmek mutlaka gerekli ve
önceliklidir.
Nazm
1-Sarây-ı «Lî-me‘a’llâhî» gönüldür
Tecellî-hâne va’llâhî gönüldür
2-Ne istersen yürü var andan iste
Hudâ’nın ulu dergâhı gönüldür
Günümüz Türkçesiyle
1-Allah’la beraber olma sarayı gönüldür. O’nun tecellîgâhı vallahi
gönüldür.
2- Ne istersen, yürü var, O’ndan iste. Hakk’ın yüce dergâhı gönüldedir
Beyt
Ka‘be-i merdân ne ez-âb u gilest
Tâlib-i dil şev ki Beytullah dil-est
Beyt (in tercümesi)
Hak erlerinin Kâbesi, su ile topraktan yapılan bina değildir. Sen gönlü ara,
gönle tâlip ol, çünkü gönüldür Beytullah.
Beyt
Ey gönül her ne dilersen sensin ol
Sen sana gel sende iste sende bul
Günümüz Türkçesiyle
Ey gönül! Her ne istersen işte o sensin. Sen sana gel; senden iste, sende
bul.
Mısra (ve tercümesi)
Her çi be hâhî rev hâh der to
Her ne dilersen var, iste sende
Beyt
Hızır-veş âb-ı hayâtı zulmet-i tende ara
Var seni var eyleyen Mevlâ’yı sen sende ara
Günümüz Türkçesiyle
Hızır gibi, Âb-ı hayâtı beden karanlığında ara. Var, seni var eyleyen
Mevlâ’yı sen sende ara.
Gâfilin kalbi, karanlık bir zindandan daha korkunç, daha ürpertici ve daha
dardır. Ârifin kalbinin ise Arş ve Kürsî’den daha geniş ve ferah olduğu
muhakkaktır.
Çünkü Arş, Kürsî ve ikisinin arasındakiler, “cisimler âlemi”dir. Kalb-i
selîm ise insan ruhudur ki o, Rabbânî bir emrdir. Şu halde can ve gönül,
irfânın mahalli ve Rahmân’ın arşıdır. Kalbini mâsivâdan temizleyen, ârif ve
kâmil insandır. Cihanın sultanıdır.
Nazm
1-Cennet-i a‘lâdan a‘lâdır ham-ı eyvân-ı dil
Anda lutfuyla tecellî eyler ol sultân-ı dil
2-Kendi nûrundan münevverdir behişt-âbâd-ı cân
Hüsn-i vechinden müzeyyendir nigâristân-ı dil
3-Çünki dil tahtında sultân-ı hakîkat hükm ider
Cümle canlar hubb ü tâ‘atle tutar fermân-ı dil
4-Cismdir bir perde-i pür-nakş can dergâhına
Can nedir bir perde-dâr-ı dergeh-i cânân-ı dil
5-Evveli bil âhiri bil, zâhiri bil bâtını
Andan anlarsın neden yapıldı çâr-erkân-ı dil
6-Dilde aşk eyler çü her dem, başka reng ile zuhûr
Lâ-cerem her demde başka reng olur elvân-ı dil
7-Cümle âlemdir muhît-i dilde bir mevc-i revân
Mevcden geç ol garîk-ı bahr-ı bî-pâyân-ı dil
8-Çün bisât-ı dilde bast olmuş simât-ı aşk-ı Hak
Ehl-i dil âlemde olmuş dem-be-dem mihmân-ı dil
9-Var iken âlemde Hakkı böyle bir âlî makâm
Kıble-i cân olmalıdır, hüsn ü hem ihsân-ı dil
Günümüz Türkçesiyle
1-Cennet-i âlâdan yücedir, gönül eyvanının tavanı. Lütfuyla orada tecellî
eder, o gönül sultanı.
2-Kendi nuruyla aydınlanır, can yurdunun bahçeleri. O’nun vechi
güzelliğiyle süslüdür, gönül tabloları.
3-Çünkü gönül tahtında hakikat sultanı hükmeder. Bütün canlar, gönül
fermânına severek boyun eğer.
4-Cisim can dergâhına nakışlı perdeden ibarettir. Can nedir ki? Gönül
sultanının dergâhında perde-dâr mı?
5-Evveli bil, âhiri bil, zâhiri bil, bâtını bil. O zaman anlarsın, gönlün dört
unsurunun [219] neden yapıldığını.
6-Çünkü aşk gönülde, her an başka bir renkle ortaya çıkar. Şüphesiz gönül
renkleri, her an başka bir hâl alır.
7-Bütün âlem, gönül deryasında gidip gelen bir dalgadır. Dalgadan geç de
sınırsız gönül deryasına dal.
8-Madem Hak âşığının sofrası, gönül sofrasına kurulmuştur; gönül ehli
âlemde, zaman zaman gönül misafiri olmuş.
9-Hakkı, âlemde böyle yüce bir makãm varken, gönül insanıyla güzelliği,
canın kıblesi olmalıdır.

