Marifetnâme · Haziran 27, 2026

İrfan mekânı olan insan kalbinin hallerini ve özelliklerini anlatır

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde İrfan mekânı olan insan kalbinin hallerini ve özelliklerini anlatır. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Gönül bir kubbe …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

İrfan mekânı olan insan kalbinin hallerini ve özelliklerini anlatır.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Gönül bir kubbe

misalidir ki, ona gelip giden düşünceler havâtır ve haller (ahvâl) için

dikilmiştir. Gönül öyle bir aynaya benzer ki her yönden ona gelen oklar ile

delinmiş bir hedef tahtası olarak dikilmiştir. Gönül temiz, güzel ve engin bir

derya gibidir ki şekiller ve suretler ona döner, o zâhirî ve bâtınî duyuların

toplanma yeridir. Gönül, her hikmetin kaynağıdır. Her sanatın üstâdıdır.

Kalp uyanıklığı gerçek uyanıklıktır. Onsuz sadece göz ile uyanık olmak,

mahvoluş ve yıkılıştır. Gönül de beden gibi bıkkınlık gösterir ve yorulur.

Ancak hikmet incelikleriyle neşe ve kuvvet bulup açılır.

Kalbin neşesi de olur, üzüntüsü de. İşlerinin yolunda gittiği de olur, ters

gittiği de. Sevinç ve istekle başlanılan işler iyidir. Üzüntü ve kederle yapılan

işlerin faydası ve lezzeti yoktur. Kalplerin derinlikleri, gayb âleminin

sırlarına vâkıf olmaya yakındır.

Midenin orucu, yeme ve içmeyi kesmek, dilin orucu lüzumsuz

konuşmaları terk etmektir. Kalbin orucu ise, (lüzumsuz) fikirleri ve

vehimleri terk etmektir. Kalbin orucu sâlihlerin âdetlerindendir.

Mâsivâdan boşalan bir gönül Mevlâ’nın huzurunun zevkini yaşar. Gözleri

kaybedip kör olmak basîreti (kalp gözü) kaybetmekten daha hafiftir. Çünkü

göz, önemsiz şeyleri görme yeridir, basîret ise asıl görülecek şeyleri

müşâhade mekânıdır.

Hakk’ı bulan gönül, halkın cümlesinden müstağnî olur. Nitekim bedenin

zâhirî duyu organları vardır ki onlarla şehâdet âlemini [214] idrak eder. Aynı

şekilde kalbin de manevî duyu organları vardır ki, onlarla gayb âlemini [215]

idrak eder. Çünkü kalbin de gözü vardır, onunla gayba ait şeyleri müşâhade

eder. Kulağı vardır, onunla gayb ehlinin sözlerini işitir. Koklama kuvveti

vardır, onunla gaybın kokularını alır. Tatma kuvveti vardır, onunla imanın

tadını, irfân gıdalarını ve cennetin muhabbet ve lezzetini alır. Ve nitekim

bedenin dokunma duyusu bütün organlarındadır, akıl cevheri de kalp

mertebesinin dokunma duyusu mesâbesindedir. Kalp onun vasıtasıyla

akledilebilir varlıkların hepsinden istifade eder.

Kalbin manevî duyu organlarının ruhlar âlemine açılması, bedenin zâhirî

organlarının, cisimler âlemine kapanmasına bağlıdır. Ne zaman ki bedenin

dış duyuları (havâss-ı zâhire) uyku ile ya da uzlet ile kendi idrak ettiği

şeylere kapanırsa, o zaman kalbin manevî duyularının yolları açılır. İşte bu

şekilde manevî değişim ortaya çıkar ve o kimsenin kalbinden dili üzerine

hikmet pınarları akar. Zaten melekût âleminin kaynağı gönüldür. Fakat akış

kanalında tıkanma olduğundan dış duyuların nehirleri, birçok bulanıklık

(keduret) ve kirlerle dışarı dökülüp ona dolmuştur. Orada toplanıp çürüyüp

kokuşarak onda kalmıştır. Şu halde eğer halvet [216] ile dış duyuların

nehirleri engellenip havâtırın [217] giderilmesiyle gönülden o toplanmış kan

çıkartılırsa; “ Kim kırk sabah sırf Allah için (ibadet ederse) onun kalbinden

diline hikmet pınarları dökülür” fehvasınca akış kanalları açılıp

“ahadiyyet [218] ” deryasından kalbe hikmet pınarları dolarak o gönül nurların

kaynağı [196/a] ve sırların mahzeni olur. Böyle bir gönül sâhibi, hâl dili ile

şu beyti okur:

Beyt

Ân ki ender cihân ne-mî gonced

Der dil-i teng-i men vatan dâred

Beyt (in tercümesi)

Cihana sığmayan benim daracık gönlüme sığar.

Beyt

Çünki gönül Beyt-i Hudâ’dır

Gönlüne gelmeyen Hudâ’dan cüdâdır

Günümüz Türkçesiyle

Gönül Allah’ın evidir, bu yüzden gönle girmeyen Allah’tan uzaktır

Beyt

Be-rov der-hod be-bîn dîdâr-ı dildâr

Ki cânet cây-ı hak dildâr-ı dildâr

Beyt (in tercümesi)

Git, Sevgili’nin yüzünü kendinde seyret. Çünkü gönlün, sevgililer

sevgilisi Cenâb-ı Hakk’ın makamıdır.

Beyt

Çünki gönül dergâh-ı Mevlâ’dır

Ana teveccüh elzem ü evlâdır

Günümüz Türkçesiyle

Çünkü gönül Mevlâ’nın dergâhıdır. O’na yönelmek mutlaka gerekli ve

önceliklidir.

Nazm

1-Sarây-ı «Lî-me‘a’llâhî» gönüldür

Tecellî-hâne va’llâhî gönüldür

2-Ne istersen yürü var andan iste

Hudâ’nın ulu dergâhı gönüldür

Günümüz Türkçesiyle

1-Allah’la beraber olma sarayı gönüldür. O’nun tecellîgâhı vallahi

gönüldür.

2- Ne istersen, yürü var, O’ndan iste. Hakk’ın yüce dergâhı gönüldedir

Beyt

Ka‘be-i merdân ne ez-âb u gilest

Tâlib-i dil şev ki Beytullah dil-est

Beyt (in tercümesi)

Hak erlerinin Kâbesi, su ile topraktan yapılan bina değildir. Sen gönlü ara,

gönle tâlip ol, çünkü gönüldür Beytullah.

Beyt

Ey gönül her ne dilersen sensin ol

Sen sana gel sende iste sende bul

Günümüz Türkçesiyle

Ey gönül! Her ne istersen işte o sensin. Sen sana gel; senden iste, sende

bul.

Mısra (ve tercümesi)

Her çi be hâhî rev hâh der to

Her ne dilersen var, iste sende

Beyt

Hızır-veş âb-ı hayâtı zulmet-i tende ara

Var seni var eyleyen Mevlâ’yı sen sende ara

Günümüz Türkçesiyle

Hızır gibi, Âb-ı hayâtı beden karanlığında ara. Var, seni var eyleyen

Mevlâ’yı sen sende ara.

Gâfilin kalbi, karanlık bir zindandan daha korkunç, daha ürpertici ve daha

dardır. Ârifin kalbinin ise Arş ve Kürsî’den daha geniş ve ferah olduğu

muhakkaktır.

Çünkü Arş, Kürsî ve ikisinin arasındakiler, “cisimler âlemi”dir. Kalb-i

selîm ise insan ruhudur ki o, Rabbânî bir emrdir. Şu halde can ve gönül,

irfânın mahalli ve Rahmân’ın arşıdır. Kalbini mâsivâdan temizleyen, ârif ve

kâmil insandır. Cihanın sultanıdır.

Nazm

1-Cennet-i a‘lâdan a‘lâdır ham-ı eyvân-ı dil

Anda lutfuyla tecellî eyler ol sultân-ı dil

2-Kendi nûrundan münevverdir behişt-âbâd-ı cân

Hüsn-i vechinden müzeyyendir nigâristân-ı dil

3-Çünki dil tahtında sultân-ı hakîkat hükm ider

Cümle canlar hubb ü tâ‘atle tutar fermân-ı dil

4-Cismdir bir perde-i pür-nakş can dergâhına

Can nedir bir perde-dâr-ı dergeh-i cânân-ı dil

5-Evveli bil âhiri bil, zâhiri bil bâtını

Andan anlarsın neden yapıldı çâr-erkân-ı dil

6-Dilde aşk eyler çü her dem, başka reng ile zuhûr

Lâ-cerem her demde başka reng olur elvân-ı dil

7-Cümle âlemdir muhît-i dilde bir mevc-i revân

Mevcden geç ol garîk-ı bahr-ı bî-pâyân-ı dil

8-Çün bisât-ı dilde bast olmuş simât-ı aşk-ı Hak

Ehl-i dil âlemde olmuş dem-be-dem mihmân-ı dil

9-Var iken âlemde Hakkı böyle bir âlî makâm

Kıble-i cân olmalıdır, hüsn ü hem ihsân-ı dil

Günümüz Türkçesiyle

1-Cennet-i âlâdan yücedir, gönül eyvanının tavanı. Lütfuyla orada tecellî

eder, o gönül sultanı.

2-Kendi nuruyla aydınlanır, can yurdunun bahçeleri. O’nun vechi

güzelliğiyle süslüdür, gönül tabloları.

3-Çünkü gönül tahtında hakikat sultanı hükmeder. Bütün canlar, gönül

fermânına severek boyun eğer.

4-Cisim can dergâhına nakışlı perdeden ibarettir. Can nedir ki? Gönül

sultanının dergâhında perde-dâr mı?

5-Evveli bil, âhiri bil, zâhiri bil, bâtını bil. O zaman anlarsın, gönlün dört

unsurunun [219] neden yapıldığını.

6-Çünkü aşk gönülde, her an başka bir renkle ortaya çıkar. Şüphesiz gönül

renkleri, her an başka bir hâl alır.

7-Bütün âlem, gönül deryasında gidip gelen bir dalgadır. Dalgadan geç de

sınırsız gönül deryasına dal.

8-Madem Hak âşığının sofrası, gönül sofrasına kurulmuştur; gönül ehli

âlemde, zaman zaman gönül misafiri olmuş.

9-Hakkı, âlemde böyle yüce bir makãm varken, gönül insanıyla güzelliği,

canın kıblesi olmalıdır.