Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Kâinâtın bazı durumlarını ve atmosferi bildirir

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Kâinâtın bazı durumlarını ve atmosferi bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şöyle demişlerdir: Hak teâlâ yukarıda söz konusu yıldız denizinin …

KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Kâinâtın bazı durumlarını ve atmosferi bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şöyle demişlerdir: Hak

teâlâ yukarıda söz konusu yıldız denizinin altında bulunan hava denizinin

ortasında, yer ile gök arasında bir su denizi yaratmıştır. Buna bahr-ı mekfûf

(kapalı deniz) denir. Orada yüz binlerce çeşit yaratık balıklar gibi yüzüp

gezerler. Bu denizin suyu ile Nûh Tûfanı meydana gelmiş, Hazret-i Nûh’un

kavmi, bu denizin suyu ile helâk olmuştur.

Hak teâlâ yağmur yağdırmayı murad edince gökler üzerinde bulunan

bahri- erzâk (rızıklar denizi)nden belirli vakitlerde taksim edilmiş rızıkları

bir semâdan diğer semâya indirir ve bahr-ı mekfûf a ulaştırıp oradan rüzgara

yükler, bulutlara haber verir. Bunun üzerine bulutlar, rızıklarla donatılmış

suyu kalbur misali eleyip yağmur damlaları haline getirirler. Oradan

Allah’ın emriyle her yağmur damlasını bir melek indirip olması gereken

yere

bırakır.

Melekler

nûrdan

yaratılmış

varlıklar

olduklarından,

gökyüzünden yere yağmur damlası indirme gibi bir vazifeyi görürken,

aralarında çarpışma olmayıp ışık hüzmeleri gibi birbiri içinden geçebilirler.

Ve göklerden yeryüzüne ölçülüp hesap edilmeden bir damla bile yağmur

yağmaz. Her yağmur damlasının karaya ve denize pek çok faydaları vardır.

Eğer o damla rızık ile dolu ise, yerde bitkiler yeşerir, denizde de sedeflere

ulaşıp inci meydana gelir. Böylece, rızıklar bulunduğu denizden yağmur

denizi ne, oradan bulutlara, onlardan da karaya ve denizlere iner. Hak teâlâ

atmosfer de yani hava denizi nin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar

yaratmıştır. Yeryüzünün bir tarafına kar ve dolu gönderecek olduğunda

bununla görevli melek Mikâil (a.s.)’a emir verir. Mikâil de vekili olan

İsmail’e emir verir; o da her yağmur damlasını Hak tarafından murad

olunan yere ulaştırmak üzere bir melek görevlendirir. Nitekim Hak teâlâ:

“Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların) dan bir dolu indirir” (Nûr,

24/43) buyurmuştur.

Hak teâlâ yukarıda sözünü ettiğimiz yeşil cevherden suyu yaratınca, onun

buhârından rüzgarı yaratmıştır. Yer ile gökler arasında olan rüzgarlar üç

kısımdır. Biri rîh-ı akîm (kısır rüzgar)dır ki Âd Kavmi’ne gönderilmiştir.

Bir diğeri rîh-ı sevâd (kara rüzgar)dır ki yıldızlar denizini, yağmur denizini,

kar ve dolu dağlarını yüklenip atmosferde tutmuştur. Üçüncü çeşit rüzgar

ise yeryüzündekilerin rüzgarıdır. Doğu-batı, güney-kuzey yönlerinden

hareket eden havadır. O, bulutları ve buharları birleştirir ve ayırır, yağmuru

ve karı ineceği yerlere alıp götürür. Şu halde rüzgarların esmesi, Mîkâil

(a.s.)’ın tedbirine bağlı olup yönlendirmesine âmâdedir. Onun izniyle eser

ve dururlar. Hak teâlâ söz konusu havayı, yarattıklarının ruhlarına da

üflemiştir. Bu rüzgarı, varlıkların mutluluk, esenlik ve dirlik, düzen kaynağı

kılmıştır. Eğer rüzgar olmasaydı her şey bozulur ve kokuşurdu; [10/b] bütün

kara hayvanları yok olurdu.

Rüzgarın, yağmur yağması ve bitkilerin yeşermesi gibi pek çok şeye

yararı vardır. Yüzlerin güzelleşmesi, hayatın muhafazası ve eşyaya

tazeliğinin sağlanması gibi sayısız faydaları vardır. Hak teâlâ bulutları,

içleri boş ve saydam olarak yaratmıştır. Mikâil (a.s.)’ın yardımcıları onları

gökyüzünde toplayıp yeryüzüne yaklaştırınca gökyüzünü kaplarlar; yoğun

bulut tabakaları haline gelirler. Görevli melekler bulutları göklere kaldırıp

da yeryüzünden uzaklaştırınca, tekrar dağınık ve parlak hale gelirler. Hak

teâlâ bulutları sevk etmek için Ra’d adında bir küçük melek yaratıp onu

Mîkâil (a.s.)’ın emrine vermiştir. Onun demirden bir kırbacı (kamçısı)

vardır ki onunla bulutları deve sürülerini güder gibi sevk eder. Şiddetle

vurmasından dolayı kırbacından ateş çıkar. İşte o ateşe şimşek derler. Eğer

söz konusu ateşin bir kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler.

Şimşek çakması anında işitilen ürpertici gürültü küçük bir melek olan

Ra’d’ın sesidir ki o işini görürken hamd ile Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eder. Ve

öylece bulutları gidecekleri yerlere sevk edip gider. Nitekim Hak teâlâ

Kur’ân-ı Kerîm’inde: “Gök gürültüsü, Allah’ı hamd ile tesbih eder.

Melekler de heybetinden dolayı O’nu tesbih ederler.” (Ra’d, 13/13)

buyurmuştur. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki: “Havada meydana gelen yeşil

ve kırmızı kavis (yay), kavs-i kuzâh (gökkuşağı) değildir. Çünkü kuzâh

şeytanın adıdır. Belki de o, kavsullahtaki (Allah’ın yayı) rahmet belirtisi,

kudret alâmeti ve bereketin habercisidir.”

Hak teâlâ yeryüzüne yakın olan havayı yeryüzünde bulunan mahlukatın

koklayıp nefes almaları ve hayatlarını sürdürmeleri için latîf olarak

yaratmıştır. Bu havanın üstünde duman, onun üstünde beyaz bulutlar, onun

üstünde yağmur bulutları ve onun üstünde de uçan bir takım kuşlar

yaratmıştır ki bu kuşların ne gökleri çevreleyen denizde yuvaları vardır, ne

de yeryüzünde bir meskenleri vardır. Onlar ancak hava yerler, hava içerler,

havada uyurlar ve eşleriyle havada çiftleşip yumurtlarlar. Bu yumurta

canlanıp kanatları oluşup uçuncaya kadar bulunduğu yerden düşmeye

devam eder. Sonra yukarı doğru uçmaya başlar ve asıl ait olduğu mekâna

gider. Hak teâlâ söz konusu kuşların bulunduğu havanın üstünde kar ve

dolu dağlarını, onun üstünde yukarıda bahsi geçen gökleri çevreleyen

denizi, onun üstünde latîf hava tabakasını ve onun üstünde yıldızlar denizi ni

yaratmıştır. Güneş, ay ve yıldızların nûrları gerçekte pek büyük ve

şiddetlidir. Onlarla bizim aramızda bulunan hava latîf, deniz berrak, kar ve

bulut az olduğundan, tamamen engel oluşturmazlar. Eğer güneş ile yeryüzü

arasında yukarıda anılan hava, deniz, kar ve bulut o kadarcık bir perde

oluşturmasaydı, güneşin sıcaklığına hiçbir canlı varlık dayanamazdı.

DÖRDÜNCÜ FASIL

Yedi denizlerin niceliğini, sekiz kaf dağını, yedi kat yer tabakasının

durumlarını; her bir tabakanın sâkinlerini, cehennemi ve yedi tabakasını,

her bir tabakasında bulunanları, kıyamet alâmetlerini ve o gündeki

durumları, kâinâtın yok oluşunu ve mahşerin durumlarını beş madde ile

açıklar.