KİTABIN MUKADDİMESİ · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Kâinâtın bazı durumlarını ve atmosferi bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şöyle demişlerdir: Hak
teâlâ yukarıda söz konusu yıldız denizinin altında bulunan hava denizinin
ortasında, yer ile gök arasında bir su denizi yaratmıştır. Buna bahr-ı mekfûf
(kapalı deniz) denir. Orada yüz binlerce çeşit yaratık balıklar gibi yüzüp
gezerler. Bu denizin suyu ile Nûh Tûfanı meydana gelmiş, Hazret-i Nûh’un
kavmi, bu denizin suyu ile helâk olmuştur.
Hak teâlâ yağmur yağdırmayı murad edince gökler üzerinde bulunan
bahri- erzâk (rızıklar denizi)nden belirli vakitlerde taksim edilmiş rızıkları
bir semâdan diğer semâya indirir ve bahr-ı mekfûf a ulaştırıp oradan rüzgara
yükler, bulutlara haber verir. Bunun üzerine bulutlar, rızıklarla donatılmış
suyu kalbur misali eleyip yağmur damlaları haline getirirler. Oradan
Allah’ın emriyle her yağmur damlasını bir melek indirip olması gereken
yere
bırakır.
Melekler
nûrdan
yaratılmış
varlıklar
olduklarından,
gökyüzünden yere yağmur damlası indirme gibi bir vazifeyi görürken,
aralarında çarpışma olmayıp ışık hüzmeleri gibi birbiri içinden geçebilirler.
Ve göklerden yeryüzüne ölçülüp hesap edilmeden bir damla bile yağmur
yağmaz. Her yağmur damlasının karaya ve denize pek çok faydaları vardır.
Eğer o damla rızık ile dolu ise, yerde bitkiler yeşerir, denizde de sedeflere
ulaşıp inci meydana gelir. Böylece, rızıklar bulunduğu denizden yağmur
denizi ne, oradan bulutlara, onlardan da karaya ve denizlere iner. Hak teâlâ
atmosfer de yani hava denizi nin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar
yaratmıştır. Yeryüzünün bir tarafına kar ve dolu gönderecek olduğunda
bununla görevli melek Mikâil (a.s.)’a emir verir. Mikâil de vekili olan
İsmail’e emir verir; o da her yağmur damlasını Hak tarafından murad
olunan yere ulaştırmak üzere bir melek görevlendirir. Nitekim Hak teâlâ:
“Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların) dan bir dolu indirir” (Nûr,
24/43) buyurmuştur.
Hak teâlâ yukarıda sözünü ettiğimiz yeşil cevherden suyu yaratınca, onun
buhârından rüzgarı yaratmıştır. Yer ile gökler arasında olan rüzgarlar üç
kısımdır. Biri rîh-ı akîm (kısır rüzgar)dır ki Âd Kavmi’ne gönderilmiştir.
Bir diğeri rîh-ı sevâd (kara rüzgar)dır ki yıldızlar denizini, yağmur denizini,
kar ve dolu dağlarını yüklenip atmosferde tutmuştur. Üçüncü çeşit rüzgar
ise yeryüzündekilerin rüzgarıdır. Doğu-batı, güney-kuzey yönlerinden
hareket eden havadır. O, bulutları ve buharları birleştirir ve ayırır, yağmuru
ve karı ineceği yerlere alıp götürür. Şu halde rüzgarların esmesi, Mîkâil
(a.s.)’ın tedbirine bağlı olup yönlendirmesine âmâdedir. Onun izniyle eser
ve dururlar. Hak teâlâ söz konusu havayı, yarattıklarının ruhlarına da
üflemiştir. Bu rüzgarı, varlıkların mutluluk, esenlik ve dirlik, düzen kaynağı
kılmıştır. Eğer rüzgar olmasaydı her şey bozulur ve kokuşurdu; [10/b] bütün
kara hayvanları yok olurdu.
Rüzgarın, yağmur yağması ve bitkilerin yeşermesi gibi pek çok şeye
yararı vardır. Yüzlerin güzelleşmesi, hayatın muhafazası ve eşyaya
tazeliğinin sağlanması gibi sayısız faydaları vardır. Hak teâlâ bulutları,
içleri boş ve saydam olarak yaratmıştır. Mikâil (a.s.)’ın yardımcıları onları
gökyüzünde toplayıp yeryüzüne yaklaştırınca gökyüzünü kaplarlar; yoğun
bulut tabakaları haline gelirler. Görevli melekler bulutları göklere kaldırıp
da yeryüzünden uzaklaştırınca, tekrar dağınık ve parlak hale gelirler. Hak
teâlâ bulutları sevk etmek için Ra’d adında bir küçük melek yaratıp onu
Mîkâil (a.s.)’ın emrine vermiştir. Onun demirden bir kırbacı (kamçısı)
vardır ki onunla bulutları deve sürülerini güder gibi sevk eder. Şiddetle
vurmasından dolayı kırbacından ateş çıkar. İşte o ateşe şimşek derler. Eğer
söz konusu ateşin bir kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler.
Şimşek çakması anında işitilen ürpertici gürültü küçük bir melek olan
Ra’d’ın sesidir ki o işini görürken hamd ile Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eder. Ve
öylece bulutları gidecekleri yerlere sevk edip gider. Nitekim Hak teâlâ
Kur’ân-ı Kerîm’inde: “Gök gürültüsü, Allah’ı hamd ile tesbih eder.
Melekler de heybetinden dolayı O’nu tesbih ederler.” (Ra’d, 13/13)
buyurmuştur. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki: “Havada meydana gelen yeşil
ve kırmızı kavis (yay), kavs-i kuzâh (gökkuşağı) değildir. Çünkü kuzâh
şeytanın adıdır. Belki de o, kavsullahtaki (Allah’ın yayı) rahmet belirtisi,
kudret alâmeti ve bereketin habercisidir.”
Hak teâlâ yeryüzüne yakın olan havayı yeryüzünde bulunan mahlukatın
koklayıp nefes almaları ve hayatlarını sürdürmeleri için latîf olarak
yaratmıştır. Bu havanın üstünde duman, onun üstünde beyaz bulutlar, onun
üstünde yağmur bulutları ve onun üstünde de uçan bir takım kuşlar
yaratmıştır ki bu kuşların ne gökleri çevreleyen denizde yuvaları vardır, ne
de yeryüzünde bir meskenleri vardır. Onlar ancak hava yerler, hava içerler,
havada uyurlar ve eşleriyle havada çiftleşip yumurtlarlar. Bu yumurta
canlanıp kanatları oluşup uçuncaya kadar bulunduğu yerden düşmeye
devam eder. Sonra yukarı doğru uçmaya başlar ve asıl ait olduğu mekâna
gider. Hak teâlâ söz konusu kuşların bulunduğu havanın üstünde kar ve
dolu dağlarını, onun üstünde yukarıda bahsi geçen gökleri çevreleyen
denizi, onun üstünde latîf hava tabakasını ve onun üstünde yıldızlar denizi ni
yaratmıştır. Güneş, ay ve yıldızların nûrları gerçekte pek büyük ve
şiddetlidir. Onlarla bizim aramızda bulunan hava latîf, deniz berrak, kar ve
bulut az olduğundan, tamamen engel oluşturmazlar. Eğer güneş ile yeryüzü
arasında yukarıda anılan hava, deniz, kar ve bulut o kadarcık bir perde
oluşturmasaydı, güneşin sıcaklığına hiçbir canlı varlık dayanamazdı.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Yedi denizlerin niceliğini, sekiz kaf dağını, yedi kat yer tabakasının
durumlarını; her bir tabakanın sâkinlerini, cehennemi ve yedi tabakasını,
her bir tabakasında bulunanları, kıyamet alâmetlerini ve o gündeki
durumları, kâinâtın yok oluşunu ve mahşerin durumlarını beş madde ile
açıklar.

