Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Kâinâtta tabiî varlıklardan sayılan tam bileşiklerin usûl ve maddelerini, tam terkiplerin cinslerini ve türlerini özetle bildirir. Ey azîz! …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ONUNCU FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Kâinâtta tabiî varlıklardan sayılan tam bileşiklerin usûl ve maddelerini,

tam terkiplerin cinslerini ve türlerini özetle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir. Oluş ve bozuluşlar

âleminde meydana gelen atmosfer ve üç bileşik (mevâlîd-i selâse), yüksek

mertebedeki ataların düşük mertebedeki analarda oluşan tesiri neticesinde

meydana gelir. Yani ay feleğinin içinde meydana gelen bileşik cisimlerin

tam olanları ve tam olmayanlarının tamamı, (daha önceki maddelerde

saymış olduğumuz) yedi gezegenin dört temel unsurunda (anâsır-ı erba’a)

yaptığı tesirle meydana gelir. Tabiatıyla bu yedi gezegen, gece ve gündüz

(her zaman) Hakk’ın emrine itaatkâr olup boyun eğmektedirler. Bunların

hepsi de şüphesiz Allah’ın kendilerine bahşettiği güç ve kuvvetle hareket

etmekte ve tesir göstermektedir. Nitekim Hak teâlâ Nazm-ı Kerîm’inde

buyurmuştur ki: “ Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş

vaziyette (yaratan O’dur.) İyi bilin ki yaratma ve emir verme O’nundur.

Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. ” (A’râf, 7/54)

Beyt

Çün yedi erden müdâm hâmiledir çâr zen

Tıfl-ı mevâlîd hem doğmadadır dem-be-dem

Günümüz Türkçesiyle

Yedi erkekten dört kadın daima hâmiledir; bunlardan da her ân üç

bileşikler doğmaktadır.

Ateş, su, hava ve topraktan ibaret olan dört unsurun (anâsır-ı erba’a)

birbiriyle uyumlu bir şekilde kaynaşıp birleşmesinden tam bileşik cisimlerin

-yani üç bileşiğin- birincisi olan madenler meydana gelir; taş çeşitleri de

bunlardandır. İkincisi: Bitki çeşitleridir ki ağaç türleri de bu sınıftandır.

Üçüncüsü: Hayvan cinsi olup insan da bu tür içinde yer alır. Dört unsur

başlangıçta dumanlara, buharlara ve özlere dönüşür ve değişir. Ancak

dumanlar, yer (deki maddeler) in latîf halleridir ki güneşin ısıtmasıyla

havaya yükselip onunla karışırlar. Buharlar ise nehir ve deniz sularının

latîflikleridir ki yine güneşin ısıtması neticesinde havaya yükselip onunla

karışırlar. Buhar ve dumandan, tam olmayan “ yarı bileşikler” meydana

gelir ki yukarıda özellikleri açıklanan atmosfer tabakasıdır.

Suların özleri, kar ve yağmur kütleleridir ki yerin altına çekildiği zaman

orada toprak parçalarıyla karışıp yoğunlaşır. Bundan sonra yerkürenin

derinliklerine tesir eden güneşin harareti, yoğunlaşan söz konusu özleri

kaynatıp maden, bitki ve hayvan maddeleri haline getirir ki bahsi geçen üç

bileşikler, dikkatle inceleyenleri hayrette bırakacak bir tertip ve intizam

içinde birleşip güzel bir düzen ve şaşırtıcı bir uyum içinde sûret

bulmuşlardır. Bütün bunları intizam içinde yapıp yaratan Allah teâlâ,

zâlimlerin onun hakkında söylediği çirkin sıfatlardan münezzehtir. Şu halde

kâinâttaki oluşumun ilk mertebeleri yoğun bir topraktır. Son mertebeleri ise,

temiz bir nefistir ki son derece latîftir. Çünkü madenlerin -oluşumdaki

aşamaları itibâriyle- evveli toprak ve suya, sonrası ise bitkilere bağlıdır.

Bitkilerin öncesi madenlere, sonu hayvanlara bağlıdır. Hayvanların ise

öncesi bitkilere, sonu insana bağlıdır. İnsânî nefislerin ise evveli hayvana ve

sonu da melek sıfatlı temiz nefislere kadar ulaşır. Ve insanın kemâle ermesi

ancak bu mertebede mümkün olur.

Nazm

1-Bu kâinât-ı cihân hep tebeddül eyler ümîd

Semâdan arza dek ve zerrelerle tâ hûrşîd

2-Cihân-ı kevn ü fesâd içre cümle rağbetle

Kemâlini taleb eyler mürebbîden câvîd

3-Kemâl-i hâk, nebât ve kemâli hayvândır

Kemâl-i hayvân insândır oldur asıl nüvîd

4-Kemâl-i âdem olur hem visâl-i aşk-ı cemîl

Ki oldur asl-ı murâdât u gâyet-i her ümîd

5-Çü bahr-ı mevc olur andan buhâr u gaym u matar

Matar ki seyl olur aslın bulur karîb ü ba‘îd

6-Çü aşk seyr ider eşyâyı devr ider dâ’im

Her anda kevn ü fesâd oldu başka halk-ı cedîd

7-O kim cihânı bu hikmetle seyr ider Hakkı

Ol ehl-i dildir o vâsi‘-dil oldı arş-ı mecîd

Günümüz Türkçesiyle

1- Bu cihan, kâinâtı bir ümitle hep değişmektedir. Göklerden yere, tâ

zerrelere kadar umut devşirir.

2-Oluş ve bozuluş cihanı içinde her şey rağbetle; olgunluk ister, ol

Cömert Terbiyeci’den ümitle.

3-Toprağın kemâli bitki, bitkinin kemâli hayvandır. Hayvanın kemâli

insan ki her şeyin gayesi, özü odur.

4-İnsanın kemâli odur ki; Ol Güzel’in aşkına ermek; her muradın aslı

O’dur çünkü, ümidin gayesi O’na varmak.

5-Denizler dalgalanır; buhar olur, bulut olur, yağmur olur. Yağmur ki

sonunda sel olup aslını bulur, uzak ve yakın.

6-Bu aşk sarmalı, eşyayı böylece daima devrân eder. Her an oluş ve

bozuluştur, O her an yeniden yaratmadadır.

7-Kim ki cihanı ibret gözüyle seyreder, Hakkı! O gönül ehlidir; yüce arş

sanki o deryâ gönlün tahtıdır. [102/b]