ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Karaciğerden başlayan ecvef damarının bazı dallarını ve faydalarını
[134/b] bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Ecvef
damarının başlangıç yeri karaciğer içinde saç kılları misali yayılmıştır ki
yine saç telleri misali yayılmış olan kapı damarının şubelerinden gıdasını
çekip almıştır. Ecvef damarının şubeleri, karaciğerin tümsek tarafından
oluşmuştur. Kapı damarının şubeleri, karaciğerin derinliğinden boşluğa
gelir. Şu halde, ecvef damarının yukarıya doğru giden kısmı karaciğerin
tümsek tarafından doğup iki kısım olmuştur ki biri büyük biri küçük
olmuştur. Küçük kısmı yukarıya doğru çıkmıştır. Küçük kısmı “sâid”,
diyaframa geçip ona iki damar verip orada yayılmıştır ki ona gıda vermiştir.
Sonra “sâid damar” kalbin zarına beraber gelip ona pek çok şubeler
göndermiştir. Onda saç telleri misali dağılıp yayılmıştır. Kalp zarına gıda
ondan gelmiştir. Sonra “sâid damar” iki kısım olmuştur ki biri büyük ve
diğeri küçük olmuştur. Büyük kısmı kalbe gelip onun sağ kulakçığı
yanından içine girmiştir. Bu damarın kalp damarlarının en büyüğü
olmasının hikmeti, diğer damarlar hava çekimini tamamlayıp bu büyük
damar besin almak için kalmasıdır. Besin ise havadan daha katı ve ağır
olduğundan menfezi (damarı) daha geniş ve zarfı daha büyük olmaya
muhtaç olmuştur. Bu büyük damar kalbe girdiğinde ona üç zar verir ki söz
konusu faydalar dışardan içeri gelmiş olsun. Bu üç zar diğer zarlardan daha
sağlam olmuştur.
Böylece kalp uzama (açılma) ânında onlardan gıda çekip yayılma ânında
(gıdalar) geri dönmesin. Küçük kısım ise, yüreğe beraber çıktığında ona üç
kısım toplardamar göndermiştir ki bunlardan biri yürekten akciğer tarafına
gitmiştir. Atardamarların doğduğu yerde kalbin sol tarafına yakın gitmiştir
ve oradan kalbin sağ boşluğunda akciğer tarafına meyledip ona ulaşmıştır.
Bu bahsedilen toplardamarlar da atardamarlar gibi iki perdelidir. Onun için
tıp bilginleri bunlara “verîd-i şirkânî” (Pulmonar ven) demişlerdir. Bunun
faydası; buradan sızan kanın çok ince olması ve akciğer cevherine benzer
olmasıdır.
Çünkü bu kan ince ve yürekten çıkması yakın olduğundan, burada
pişirilmeyip toplardamar vasıtasıyla yüreğe vardığında, orada pişirilip
olgunlaştırılmıştır. Üç kısım toplardamarın ikincisi, kalp çevresinde dolaşıp
kalbin içinde yayılmıştır ki kalbe gıda ondan gelmiştir. Üçüncü kısmı
özellikle insanda sol tarafa meyledip sırt omurlarından beşinci omura gidip
dayanarak, ilk sekiz kaburgaya ve onlara yakın olanlara dağılmıştır.
“Sâid damar” kalp bölgesini geçtikten sonra orada göğsü iki eşit parçaya
bölen zarın yükseklerine tev’e [2] ve (thymus) [3] denilen yumuşak ete kılcal
damarlar şeklinde dağılmıştır. Yukarı doğru çıkan damar, köprücük kemiği
(terkût) yanına geldiğinde iki şubeye ayrılmıştır. Onlardan her biri
diğerinden uzaklaşarak köprücük kemiği bölgesine gelmiş ve her biri tekrar
iki kola ayrılmıştır. Biri sağdan, diğeri de soldan göğüs kemiklerine inmiş
ve oradan da hançerede nihayet bulmuştur. Yukarı doğru çıkan damar, üç
kısma ayrılmıştır. İki şubesi kaburgalar arasında bulunan kaslara dağılıp
ağızları orada yayılmış olan damarların ağızlarına uygunluk sağlayarak, bu
iki şubeden pek çok damar göğsün dışındaki kaslara dağılmıştır. Hançereyi
ikmal ettikten sonra bir grup damar da kürek kemiğini onararak orada
toplanıp yığılmış olan kaslara dağılmıştır. Bu iki [135/a] bir bölük damar
dahi, düz kasların altına inmiş ve şubeleri onlara dağılmıştır. Son kısımları
da, ileride açıklanacak olan boyun toplardamarından (verîd-i aczî) yukarı
çıkan kaslara ve damarlara bitişmiştir. Yukarı doğru çıkan damarın üçüncü
şubesi iki kürek kemiği bölgesine gıda vermiştir.
Hâlık ve Bâri olan Allah’ı tesbih ederiz. Bu ne güzel bir yaratma, ne
mükemmel bir sanat, şekillendirme ve hikmettir ki sanatının incelikleri
karşısında akıllar hayretler içerisinde kalmıştır.

