Marifetnâme · Haziran 27, 2026

Karaciğerden başlayan ecvef damarının bazı dallarını ve faydalarını

ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Karaciğerden başlayan ecvef damarının bazı dallarını ve faydalarını [134/b] bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Ecvef damarının başlangıç yeri …

ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Karaciğerden başlayan ecvef damarının bazı dallarını ve faydalarını

[134/b] bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Ecvef

damarının başlangıç yeri karaciğer içinde saç kılları misali yayılmıştır ki

yine saç telleri misali yayılmış olan kapı damarının şubelerinden gıdasını

çekip almıştır. Ecvef damarının şubeleri, karaciğerin tümsek tarafından

oluşmuştur. Kapı damarının şubeleri, karaciğerin derinliğinden boşluğa

gelir. Şu halde, ecvef damarının yukarıya doğru giden kısmı karaciğerin

tümsek tarafından doğup iki kısım olmuştur ki biri büyük biri küçük

olmuştur. Küçük kısmı yukarıya doğru çıkmıştır. Küçük kısmı “sâid”,

diyaframa geçip ona iki damar verip orada yayılmıştır ki ona gıda vermiştir.

Sonra “sâid damar” kalbin zarına beraber gelip ona pek çok şubeler

göndermiştir. Onda saç telleri misali dağılıp yayılmıştır. Kalp zarına gıda

ondan gelmiştir. Sonra “sâid damar” iki kısım olmuştur ki biri büyük ve

diğeri küçük olmuştur. Büyük kısmı kalbe gelip onun sağ kulakçığı

yanından içine girmiştir. Bu damarın kalp damarlarının en büyüğü

olmasının hikmeti, diğer damarlar hava çekimini tamamlayıp bu büyük

damar besin almak için kalmasıdır. Besin ise havadan daha katı ve ağır

olduğundan menfezi (damarı) daha geniş ve zarfı daha büyük olmaya

muhtaç olmuştur. Bu büyük damar kalbe girdiğinde ona üç zar verir ki söz

konusu faydalar dışardan içeri gelmiş olsun. Bu üç zar diğer zarlardan daha

sağlam olmuştur.

Böylece kalp uzama (açılma) ânında onlardan gıda çekip yayılma ânında

(gıdalar) geri dönmesin. Küçük kısım ise, yüreğe beraber çıktığında ona üç

kısım toplardamar göndermiştir ki bunlardan biri yürekten akciğer tarafına

gitmiştir. Atardamarların doğduğu yerde kalbin sol tarafına yakın gitmiştir

ve oradan kalbin sağ boşluğunda akciğer tarafına meyledip ona ulaşmıştır.

Bu bahsedilen toplardamarlar da atardamarlar gibi iki perdelidir. Onun için

tıp bilginleri bunlara “verîd-i şirkânî” (Pulmonar ven) demişlerdir. Bunun

faydası; buradan sızan kanın çok ince olması ve akciğer cevherine benzer

olmasıdır.

Çünkü bu kan ince ve yürekten çıkması yakın olduğundan, burada

pişirilmeyip toplardamar vasıtasıyla yüreğe vardığında, orada pişirilip

olgunlaştırılmıştır. Üç kısım toplardamarın ikincisi, kalp çevresinde dolaşıp

kalbin içinde yayılmıştır ki kalbe gıda ondan gelmiştir. Üçüncü kısmı

özellikle insanda sol tarafa meyledip sırt omurlarından beşinci omura gidip

dayanarak, ilk sekiz kaburgaya ve onlara yakın olanlara dağılmıştır.

“Sâid damar” kalp bölgesini geçtikten sonra orada göğsü iki eşit parçaya

bölen zarın yükseklerine tev’e [2] ve (thymus) [3] denilen yumuşak ete kılcal

damarlar şeklinde dağılmıştır. Yukarı doğru çıkan damar, köprücük kemiği

(terkût) yanına geldiğinde iki şubeye ayrılmıştır. Onlardan her biri

diğerinden uzaklaşarak köprücük kemiği bölgesine gelmiş ve her biri tekrar

iki kola ayrılmıştır. Biri sağdan, diğeri de soldan göğüs kemiklerine inmiş

ve oradan da hançerede nihayet bulmuştur. Yukarı doğru çıkan damar, üç

kısma ayrılmıştır. İki şubesi kaburgalar arasında bulunan kaslara dağılıp

ağızları orada yayılmış olan damarların ağızlarına uygunluk sağlayarak, bu

iki şubeden pek çok damar göğsün dışındaki kaslara dağılmıştır. Hançereyi

ikmal ettikten sonra bir grup damar da kürek kemiğini onararak orada

toplanıp yığılmış olan kaslara dağılmıştır. Bu iki [135/a] bir bölük damar

dahi, düz kasların altına inmiş ve şubeleri onlara dağılmıştır. Son kısımları

da, ileride açıklanacak olan boyun toplardamarından (verîd-i aczî) yukarı

çıkan kaslara ve damarlara bitişmiştir. Yukarı doğru çıkan damarın üçüncü

şubesi iki kürek kemiği bölgesine gıda vermiştir.

Hâlık ve Bâri olan Allah’ı tesbih ederiz. Bu ne güzel bir yaratma, ne

mükemmel bir sanat, şekillendirme ve hikmettir ki sanatının incelikleri

karşısında akıllar hayretler içerisinde kalmıştır.