ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Karaciğerden biten ecvef damarın göğüs ve kürek kemikleri, alt ve üst
çeneler, boyun, baş ve şakaklarına çıkan kılcal damarlarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki anatomi bilginleri şöyle demişlerdir: Göğüs ve
kürek kemikleri kaslarına dağılmış olan iki şubenin geri kalanı bir çift
şubedir ki bunların her bir teki beşer şube olmuştur. Ancak şubeden her
birinin birer şubesi göğüste dağılmıştır ki göğüs kaburgalarından dört
kaburgaya onlardan gıda gelmiştir. İkinci şubeleri, kürek kemikleri
bölgesinde dağılmıştır ki o iki bölgede olan kaslar oradan gıdalarını
almışlardır. Üçüncü şubeleri, iki taraftan boyunda dağılmış olan kaslara
yayılmıştır ki o kaslar oradan gıda bulmuştur. Dördüncü şubeleri, boyun
omurlarının üstten altı omurunun deliklerine dağılmıştır. İki taraftan onlara
girip başa kadar çıkarlar. Başta olan kaslara bunlardan gıda gelmiştir.
Beşinci şubeleri hepsinden büyük olup iki yönden iki koltuk altına
dağılmıştır. Her biri orada dört kısma ayrılıp bu şubelerden her bir şubenin
bir kısmı göğüs üzerinde yayılarak kürek kemiğini hareket ettiren kaslara
dağılmıştır. İkinci kısımları, yumuşak ete, atardamarlara ve koltuk altına
yayılmıştır. Üçüncü kısımları, göğüs üzerinde uzayıp giderek öd kesesine
kadar inmiştir. Dördüncü kısımları büyükleridir ki bunlar üçe ayrılıp ikişer
parçaları kürek kemiğinin derinliklerine kadar gelmiştir. Oradaki büyük ve
küçük kaslara ve koltuk altlarında olan büyük kaslara dağılmışlardır.
Üçüncü kısımları en büyükleri olup her biri ikişer şubeye ayrılmıştır. Göğüs
üzerinde uzayıp giderek iki ellere ulaşarak oradaki kaslara dağılırlar. Tıp
uzmanları onlara koltuk altı derler.
Yukarı doğru çıkan damarın, üçüncü şubesi boyun bölgesine çıkarken iki
kısma ayrılmıştır ki bunlardan biri dış taraftaki boyun damarı, diğeri iç
taraftaki boyun damarı (şah damarı), şeklini almıştır. Dış boyun damarı
köprücük kemiğine yükseldiğinde iki kısım olmuştur. Biri ön taraftan
ayrıldığında ön tarafa yükselerek gelmiştir. İkinci kısmı ilk önce ön tarafa
inerek gelip oradan yükselerek köprücük kemiği dışına gidip önceki kısma
ulaşarak, orada karışmıştır. İki kısımdan “vidâc-ı ma’rûf” ortaya çıkar ki bu
“şahdamarı” ismini almıştır. Bu ikinci kısım birinci kısma karışmadan önce
kendisinden iki kısım ayrılmıştır ki bir kısmı yatay olarak gidip içeri
gireceği yerde iki köprücük kemiğinin birleşme noktasında (boyun çemberi)
ikisine yapışmıştır. İkinci kısım, boynun dış yüzeyinde sertleşmiş olup
burada iki kısımdan bire inmiştir. Bu iki çift damardan örümcek ağı gibi
ince damarlar çıkıp kürek kemiği üzerinde uzadıkları için her biri ketfî
damar (omuza ait boyun venin üst kısmı) namıyla şöhret bulmuştur ki
“kıfâl; baş damarı” bundan olmuştur. Bu damar, kürek kemiklerinin iki
tarafından [135/b] iki damar omuz üstüne kadar buna arkadaşlık etmiştir.
Lâkin biri orada tutulmuş ve dağıtılmıştır. Biri omuz üstünü geçip pazu
başına giderek, orada yayılmıştır. Ketfî damar (omuza ait boyun venin üst
kısmı) bunların ikisini de geçerek bedenin sonuna kadar gitmiştir.
Dış boyun damarlarının ikisi birbirine karıştıktan sonra iki kısım
olmuşlardır. Biri iç tarafta olup küçük kısmı çok ince dallara ayrılmış ve üst
çenede yayılmıştır. Büyük kısım da dallara ayrılarak alt çenede yayılır. Bu
iki şubeden pek çok damar dilin etrafına gelerek, yayılmıştır. Bunlardan
ikinci kısım dışta olup iki kulak ve başa yakın olan bölgeye dağılmıştır. İç
taraftaki boyun damarının (şah damarı) yemek borusuna arkadaşlık edip
onunla doğruca üst bölgeye gidip oraya dallar göndermiştir ki dış boyun
damarından gelen şubelerle karışmıştır. Hepsi yemek borusuna, gırtlağa ve
içeride olan kaslara karışmış olup sonunda en son derz-i lâmî’ye gelmiştir.
Oradan pek çok şubelere ayrılmıştır ki o şubeler birinci ve ikinci omurdan
çıkan sinirlere dağılmıştır. Oradan kıl gibi ince damarlar baş ve boyun
mafsalına gelmiştir. Oradan tekrar dallar ortaya çıkıp kafatasının zarlarına
ulaşmıştır. Kafatasının iki yarısının birleşme noktasına çıkıp orada
kafatasının içine dağılmıştır. Bahsi geçen dalları gönderdikten sonra kalan
damarlar derz-i lâmînin sonunda kafa kemiği içine girmiştir. Ve oradan
beyin zarlarına (membran) şubeler dağıtmıştır. İşte o zarlar gıdalarını bu
şubelerden almıştır. Zarlar etrafında bulunan parçalar ile bu şubeler
bağlanıp ondan ayrılmıştır. Ve bunlardan kafatasının örtülü kısmına gıda
gelmiştir.
Daha sonra “gışâ-i rakîk”ten beyine inip atardamarların dağıldığı gibi
orada dağılmıştır. Bütün atardamarları sağlam bağlayıp geniş bölümde
karşılamıştır ki ağızlarına kan dökülüp onlarda toplanıp pişsin. Sonra
beynin iki yarı küresi arasına dağılmıştır ki o “ma’sıra” adını almıştır. Orada
şubelere ayrılan kanallardan kanı alıp “orta karıncık”tan iki ön karıncığa
(batn-ı mukaddemîn denilen beynin iki karıncığı) uzanıp oradan yukarıya
çıkan atardamarlarla karşılaşmıştır. Buradaki damarlar, beyin zarı “şebeke-i
meşîmiyye” ile benzeşmişlerdir.
İşte bunların hepsi Allah teâlânın kudretinin yüceliğine birer işarettir. şânı
yüce, nimetleri herkese şâmil ve yaratması mükemmel olan Allah’ı her türlü
noksanlıktan tenzih ederiz. O’nun şânı yücedir.

