BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Küllî feleklerin tabakalarının yapısını; cüz’î feleklerin hareketlerinin
isbatını, günlük dönüş hareketlerinin (hareket-i devriyye-i yevmiyye)
keyfiyetini, yönlerin sınırlanmasını ve yüksek gök cisimlerinin (ecrâm-ı
ulviye) mâhiyetini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri (ehl-i hey’et) şöyle
demişlerdir: Her şeyi en güzel sanat eseri sûretinde yaratan, kâinâtın
yaratıcısı ve düzenleyicisi, hikmet sahibi Allah teâlâ hazretlerinin dilemesi
ve yaratması ile bütün feleklerin cisimleri ve unsurları; felekler ve
cisimlerden, dört ana unsurdan tâ toprağa ve iklimlerin çeşitlerine varıncaya
kadar her ne varsa dürülmüş yapraklar misali birbirinin içinde pek çok
küreler şeklinde olup bir sıra içinde cisimlerin büyüğü küçüğünü
kuşatmıştır. Her yönden birbirine teğet ve uyumlu olmak üzere bütün
cisimler birer küre şeklinde sarmalanarak her biri birer küre şekline girip
cisimler âlemi Rabbâni bir kudret ve hikmetle tesis edilip mükemmel bir
tertip ve nizam içinde resmedilip tesis edilmiştir.
Belki bu şaşırtıcı ve acayip bileşkeler heykelinin şekli ve yapısı; İslâm
filozoflarının tamamı ve din âlimlerinin çoğunun doğruya yakın
görüşleriyle aşağıda özetle aktaracağımız şekilde ele alınıp kabul edilmiştir
ki; cisimler âlemi (âlem-i ecsâm), birbirini çevreleyip kuşatan küreler ve
unsurlar üzerinde soğan gibi katmanlar halinde olup hepsi birlikte bir top
şeklini almıştır. Esîrî cisimler (ecsâm-ı esîriyye) [475] yani bütün felekler
(eflâk-ı külliye) dokuz tanedir. Bütün yüksek cisimler (ecrâm-ı âliyât) ve
alçak cisimlerin unsurlarının orta kısmında bir parça (cüz’) bulunduğu
varsayılmaktadır ki o âlemin merkezi ve her şeyin esasıdır.
Bu dokuz göğün en büyüğü atlas feleğidir (felek-i atlas). Dünyanın
yönleri bununla sınırlanır ve zamanın vakitleri bununla tayin edilir. Atlas
feleği diğer felekleri sanki avucunun içine alıp yirmi dört saatte bir kere
ışığı görülen sabit gezegen (sâbitât-ı seyyârât) ve yıldızlarla birlikte
(kevâkib-i neyyirât) doğudan batıya döner. Bu öyle daimi bir doğuş ve batış
ki gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık onun bu devri ile oluşur. Feleklerin
hepsi onun bu hareketine bağlıdır.
Dokuz feleğin sonuncusu ise, ay feleğidir ki (felek-i kamer) onun
atmosferi oluş ve bozuluş âlemini (âlem-i kevn ü fesâd) ve eşyayı her
taraftan kuşatmıştır. Dört esas unsurun (anâsır-ı erba’a) küreleri, ay
feleğinin içinde derecelerine göre sıralanıp yerleşmişlerdir.
Her durumda çevresi (cânib-i muhît) üst yönü, merkez tarafı alt yönü
olup; yeryüzünde ve suda yaşayanların ve diğer cisimlerin başlarının ay
feleği tarafına, ayak (alt) taraflarının ise yerin merkezine doğru durmakta
olduğu bir gerçektir. Dokuz felekle [34/b] içinde bulunan cisimler; saf,
ışıklı ve şeffaf olup saflık ve şeffaflığın kemâlinden onlara bazen billur,
bazen buz bazen de su demişlerdir.
Gerçi bütün feleklerin cüzlerinin tamamında ve unsurlarının parçaları
arasında herhangi bir fazlalık ve boşluk olmadığı konusunda filozoflar
ittifak etmişlerdir. Lâkin büyük feleğin gerisinde varlığından ısrarla söz
edilen boşluk hakkında ilk filozoflar; “maddî olmayan bir boyut” demişler,
kelâm âlimleri ise buna “hayalî bir boşluk (bu’d-ı mevhûm)” demişlerdir.
Çünkü (dokuz) feleğin belirlenmiş olması, göklerin durumunu bütünüyle
kavramaya yetmeyip astronomi bilginleri ancak, yedi gezegenle ilgili
durumları gözetlemişlerdir. Yani gezegenler bir hat üzere düz giderken
bazen duraklayıp yavaşlamakta, bazen sür’atle ilerlemekte, bazen
güzergâhından geri dönmekte, bazen Güneş gibi hareket ederek “en büyük
eğim”den (meyl-i küllî; gayetü’l-meyl) [476] ibaret olan iki gündönümü
noktaları (nokta-i inkılâb) [477] arasında gezinmekte, bazen diğer gezegenler
gibi gündönümü noktalarını güneye ve kuzeye iyice kaydırmakta, bazen
ışıkları azalmakta, bazen de çoğalmakta olup böyle haller ile bazen
yeryüzüne yakın, bazen de uzak olmaktadırlar.
Güneş ve ay tutulmaları bile yeknesak olmayıp bunların da bazen tam,
bazen yarım oldukları gözlenmiştir.
Velhasıl bütün bu gözlemler neticesinde astronomi bilginleri, göklerde
meydana gelen bu ve benzeri olayları uzun uzun gözetleyip incelediler.
Sebeplerini ve sonuçlarını bildikleri kadarı ile açıkladılar. Elde edilen
bulgulara dayanarak takvimlerde düzeltmelere gittiler.
Bütün feleklerin içlerinde yani merkezleri bitişik iki paralel düzlem
arasında mevcut olan boşluklarda yeryüzünü kapsayan ya da içine
kapsamayan bazı merkezleri ve kutupları birbirine bitişik ve ayrı, kalınlık
ve eşitlikte birbirine denk olan ve olmayan nice feleklerin bulunduğu
varsayımına bağlı olup bunları da insan bedeninin uzuvlarına benzetmişler
ve dönmekte olan ikinci felekler (eflâk-ı sâniye) olarak kabul etmişlerdir.
Şimdi biz, gökleri ve yeri birer san‘at hârikası olarak yoktan var eden,
hikmetli yaratıcı Allah teâlânın sanatının inceliklerini ve bu hikmetli
işleyişteki hakikatleri düşünerek, O’nu tanımayı arzu eden (mâ’rifet-i
Mevlâ) isteklilere ufuk açıp dokuz feleğin her birinin ele alınıp
incelenmesini kolaylaştırmayı arzu ettik.
Varsayılan daireleri ve varlığı bilinip hissedilenleri [aşağıdaki şekilde
görüleceği üzere] bir çizimle gösterdik. İstedik ki bu, elde mevcut bir veri
olsun, faydalanacak bir şekil olsun.
[Ma’rifetnâme’nin bütünlüğünü dokuyan konular içinde] bundan sonra,
feleklerin en dışından başlayarak dokuz feleği anlatmış olacağız. Tâ yerin
dibine varıncaya kadar anlatmaya devam edeceğiz.
Bu sebeple kendine gelip Rabb’ini tanıman için yukarıdan aşağıya doğru
işleyen bir anlatım metodunu takip edeceğiz. Bahsi geçen “eflâk-ı külliye”
aşağıdaki çizimde olduğu gibidir.
[35/a]

