Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Beşinci Madde

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Küllî feleklerin tabakalarının yapısını; cüz’î feleklerin hareketlerinin isbatını, günlük dönüş hareketlerinin (hareket-i devriyye-i yevmiyye) …

BİRİNCİ FEN · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Küllî feleklerin tabakalarının yapısını; cüz’î feleklerin hareketlerinin

isbatını, günlük dönüş hareketlerinin (hareket-i devriyye-i yevmiyye)

keyfiyetini, yönlerin sınırlanmasını ve yüksek gök cisimlerinin (ecrâm-ı

ulviye) mâhiyetini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki astronomi bilginleri (ehl-i hey’et) şöyle

demişlerdir: Her şeyi en güzel sanat eseri sûretinde yaratan, kâinâtın

yaratıcısı ve düzenleyicisi, hikmet sahibi Allah teâlâ hazretlerinin dilemesi

ve yaratması ile bütün feleklerin cisimleri ve unsurları; felekler ve

cisimlerden, dört ana unsurdan tâ toprağa ve iklimlerin çeşitlerine varıncaya

kadar her ne varsa dürülmüş yapraklar misali birbirinin içinde pek çok

küreler şeklinde olup bir sıra içinde cisimlerin büyüğü küçüğünü

kuşatmıştır. Her yönden birbirine teğet ve uyumlu olmak üzere bütün

cisimler birer küre şeklinde sarmalanarak her biri birer küre şekline girip

cisimler âlemi Rabbâni bir kudret ve hikmetle tesis edilip mükemmel bir

tertip ve nizam içinde resmedilip tesis edilmiştir.

Belki bu şaşırtıcı ve acayip bileşkeler heykelinin şekli ve yapısı; İslâm

filozoflarının tamamı ve din âlimlerinin çoğunun doğruya yakın

görüşleriyle aşağıda özetle aktaracağımız şekilde ele alınıp kabul edilmiştir

ki; cisimler âlemi (âlem-i ecsâm), birbirini çevreleyip kuşatan küreler ve

unsurlar üzerinde soğan gibi katmanlar halinde olup hepsi birlikte bir top

şeklini almıştır. Esîrî cisimler (ecsâm-ı esîriyye) [475] yani bütün felekler

(eflâk-ı külliye) dokuz tanedir. Bütün yüksek cisimler (ecrâm-ı âliyât) ve

alçak cisimlerin unsurlarının orta kısmında bir parça (cüz’) bulunduğu

varsayılmaktadır ki o âlemin merkezi ve her şeyin esasıdır.

Bu dokuz göğün en büyüğü atlas feleğidir (felek-i atlas). Dünyanın

yönleri bununla sınırlanır ve zamanın vakitleri bununla tayin edilir. Atlas

feleği diğer felekleri sanki avucunun içine alıp yirmi dört saatte bir kere

ışığı görülen sabit gezegen (sâbitât-ı seyyârât) ve yıldızlarla birlikte

(kevâkib-i neyyirât) doğudan batıya döner. Bu öyle daimi bir doğuş ve batış

ki gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık onun bu devri ile oluşur. Feleklerin

hepsi onun bu hareketine bağlıdır.

Dokuz feleğin sonuncusu ise, ay feleğidir ki (felek-i kamer) onun

atmosferi oluş ve bozuluş âlemini (âlem-i kevn ü fesâd) ve eşyayı her

taraftan kuşatmıştır. Dört esas unsurun (anâsır-ı erba’a) küreleri, ay

feleğinin içinde derecelerine göre sıralanıp yerleşmişlerdir.

Her durumda çevresi (cânib-i muhît) üst yönü, merkez tarafı alt yönü

olup; yeryüzünde ve suda yaşayanların ve diğer cisimlerin başlarının ay

feleği tarafına, ayak (alt) taraflarının ise yerin merkezine doğru durmakta

olduğu bir gerçektir. Dokuz felekle [34/b] içinde bulunan cisimler; saf,

ışıklı ve şeffaf olup saflık ve şeffaflığın kemâlinden onlara bazen billur,

bazen buz bazen de su demişlerdir.

Gerçi bütün feleklerin cüzlerinin tamamında ve unsurlarının parçaları

arasında herhangi bir fazlalık ve boşluk olmadığı konusunda filozoflar

ittifak etmişlerdir. Lâkin büyük feleğin gerisinde varlığından ısrarla söz

edilen boşluk hakkında ilk filozoflar; “maddî olmayan bir boyut” demişler,

kelâm âlimleri ise buna “hayalî bir boşluk (bu’d-ı mevhûm)” demişlerdir.

Çünkü (dokuz) feleğin belirlenmiş olması, göklerin durumunu bütünüyle

kavramaya yetmeyip astronomi bilginleri ancak, yedi gezegenle ilgili

durumları gözetlemişlerdir. Yani gezegenler bir hat üzere düz giderken

bazen duraklayıp yavaşlamakta, bazen sür’atle ilerlemekte, bazen

güzergâhından geri dönmekte, bazen Güneş gibi hareket ederek “en büyük

eğim”den (meyl-i küllî; gayetü’l-meyl) [476] ibaret olan iki gündönümü

noktaları (nokta-i inkılâb) [477] arasında gezinmekte, bazen diğer gezegenler

gibi gündönümü noktalarını güneye ve kuzeye iyice kaydırmakta, bazen

ışıkları azalmakta, bazen de çoğalmakta olup böyle haller ile bazen

yeryüzüne yakın, bazen de uzak olmaktadırlar.

Güneş ve ay tutulmaları bile yeknesak olmayıp bunların da bazen tam,

bazen yarım oldukları gözlenmiştir.

Velhasıl bütün bu gözlemler neticesinde astronomi bilginleri, göklerde

meydana gelen bu ve benzeri olayları uzun uzun gözetleyip incelediler.

Sebeplerini ve sonuçlarını bildikleri kadarı ile açıkladılar. Elde edilen

bulgulara dayanarak takvimlerde düzeltmelere gittiler.

Bütün feleklerin içlerinde yani merkezleri bitişik iki paralel düzlem

arasında mevcut olan boşluklarda yeryüzünü kapsayan ya da içine

kapsamayan bazı merkezleri ve kutupları birbirine bitişik ve ayrı, kalınlık

ve eşitlikte birbirine denk olan ve olmayan nice feleklerin bulunduğu

varsayımına bağlı olup bunları da insan bedeninin uzuvlarına benzetmişler

ve dönmekte olan ikinci felekler (eflâk-ı sâniye) olarak kabul etmişlerdir.

Şimdi biz, gökleri ve yeri birer san‘at hârikası olarak yoktan var eden,

hikmetli yaratıcı Allah teâlânın sanatının inceliklerini ve bu hikmetli

işleyişteki hakikatleri düşünerek, O’nu tanımayı arzu eden (mâ’rifet-i

Mevlâ) isteklilere ufuk açıp dokuz feleğin her birinin ele alınıp

incelenmesini kolaylaştırmayı arzu ettik.

Varsayılan daireleri ve varlığı bilinip hissedilenleri [aşağıdaki şekilde

görüleceği üzere] bir çizimle gösterdik. İstedik ki bu, elde mevcut bir veri

olsun, faydalanacak bir şekil olsun.

[Ma’rifetnâme’nin bütünlüğünü dokuyan konular içinde] bundan sonra,

feleklerin en dışından başlayarak dokuz feleği anlatmış olacağız. Tâ yerin

dibine varıncaya kadar anlatmaya devam edeceğiz.

Bu sebeple kendine gelip Rabb’ini tanıman için yukarıdan aşağıya doğru

işleyen bir anlatım metodunu takip edeceğiz. Bahsi geçen “eflâk-ı külliye”

aşağıdaki çizimde olduğu gibidir.

[35/a]