Marifetnâme · Haziran 27, 2026

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Altıncı Madde

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Meskûn yerlerin ve şehirlerin mizacını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir. Su ve havanın, bulunduğu yerin arazi …

BİRİNCİ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · YEDİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Meskûn yerlerin ve şehirlerin mizacını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir. Su ve havanın,

bulunduğu yerin arazi şartlarıyla olan yakın ilgisi sebebiyle, hatta bu

ikisinin araziye karışmış olmasına binâen, şehirlerin özellikleri birbirinden

farklı olmuştur. Allah’ın hikmetiyle çeşitli etkilerden dolayı yerin mizacı

aynı olmakta ve su ile hava kısa sürede toprağa uyum sağlamaktadır. Esasen

her yerin mizacı başka başka olduğu için, sanki her şehir kendi halkını,

kendi mizacına göre eğitmiştir.

Sıcak bölgeler halkının mizacı: Buraların sâkinleri genellikle esmer

tenli, ve kıvırcık saçlı olurlar. Hazmı zayıf, bozuşması kuvvetli ve çabuk,

rutûbeti az, ürkek, bedeni naif, çöküşü ve ihtiyarlığa ermesi çabuk olurlar.

Habeşistan gibi. Çünkü o bölgenin sâkinlerinin ortalama ömrü ancak otuz

beş sene kadardır. Yaşı kırka varanların pek nâdir olduğu görülür.

Soğuk bölgelerde oturanların mizacı: Buraların sâkinleri genellikle

şecaatli ve kuvvetli olurlar. Hazımları kolay ve rahat olur. Soğuk bölgeler

rütûbetli olsa da, buralarda yaşayan ahâli etli butlu, iri cüsseli ve geniş

bedenli (yapılı) olurlar. Bedenleri teravet ve rahat içindedir; genellikle

beyaz tenli ve berrak olurlar. Yazları mutedil ve fakat kışları şiddetli soğuk

olur.

Rutûbetli bölgelerin mizacı: Buraların sâkinleri genellikle güzel yüzlü

ve yumuşak sözlü olurlar. İklim, buraların halkına gevşeklik verir; yaz ve

kış mevsimleri mutedil geçer. Humma, bâsur ve cilt hastalıkları sık görülür.

Kuru yerlerin mizacı: Buraların sâkinlerinin genellikle derileri, mizac ve

dimağları kuru olur. Yazları sıcak ve kışları soğuk olur.

Yüksek yerlerin mizacı: Buraların sâkinleri genellikle sıhhatli ve

kuvvetli olurlar. Halkın çoğu güzel ahlâk ile mesrûr, ilim ve olgunluk ile

mâmur, güzellikle hoş görünüşlü ve nurlu, sıhhatli uzun ömürle bahtiyâr

olurlar.

Çukur mevkilerin ve alçak bölgelerin mizacı: Buraların mahpusları

genellikle gamlı ve kederli olurlar. Suları sıcak ve durgun olur. Havası,

sâkinlerini hummaya maruz bırakır; yoğunluğu sebebiyle sıkıntılı kılar.

Çukur bölgelerin ahâlisinin anlayışları kıt ve mizacları illetli olur.

Açık

arazi

ve

taşlı

olan

yerlerin

mizacı:

[85/b]

Buralar,

çevresindekilerin bedenlerini kuvvetli, saçlarını gür ve boylarını kısa eyler.

Çoğu zekî ve reşit olur. Bu tip yerlerde yazlar sıcak ve şiddetli geçer.

Buraların insanı tabiatında kuruluk hâkim olduğu için sabahları gayet erken

uyanırlar. Bu sebeple harp etmeye ve kavgaya istekli olurlar.

Karlı dağların mizacı: Buraların iklim şartları, diğer şehirlerde olduğu

gibi kendi ahâlisini âdetâ terbiye eder. Bölgede kar kaldığı sürece esen

temiz rüzgarlar sâkinlerini de temizler.

Deniz kıyısındaki yerlerin mizacı: Buralar, kendi sâkinlerine sıcağı ve

soğuğu mutedil kılar. Buralarda rütûbet, kuruluğa üstün gelmiştir.

Kuzey bölgelerin mizacı: Soğuk memleketler ve soğuk mevsimler

gibidir. Buraların ahâlisinde zamanın hastalıkları sık görülür. Karınlarında

safra toplanması pek nâdir görülür. Hazımları kuvvetli, ömürleri uzun olur.

Nitekim onların çoğu yüz yıldan fazla yaşarlar. Onlarda bozuşma az olur.

Ancak damarları dolu ve geniş olduğundan burun kanaması sık görülür.

(Metânetleri sebebiyle) yaralanmaları daha az olur ve olduğunda çabuk şifâ

bulurlar. Bedenleri kuvvetli, kanları temiz ve yürekleri ateşli olur. Mizacları

yırtıcı hayvanların vasıflarına benzer.

Güney bölgelerin mizacı: Sıcak şehirler ve mevsimler gibi olup sularının

ekserisi tuzlu ve acıdır. Halkının genizleri rutûbet sebebiyle doludur. Duyu

organları hastalıklıdır. Vücut âzâları gevşek ve iştahları azdır. Mideleri ve

şehvânî arzuları zayıf görülmüştür. Yaraları zor iyileşir. Kadınları hastalık

sebebiyle sık sık çocuk düşürür; doğurganlıkları az ve hayız müddetleri çok

olur. Çoğuna sara ve humma hastalıklarının çeşitleri isâbet eder. Rutûbet

sebebiyle bu bölgelerde bâsur yaygın olur. Hatta otuz yaşını geçebilenler,

felçli olup giderler.

Doğu bölgesindeki meskûn mahallerin mizacı: Doğusu açık olan

bölgelerin mizacı sağlam ve hoş olur. Çünkü âlemin kandili mesâbesinde

bulunan güneş; öncelikle o şehirlerin halkı üzerine doğar. Havasını her

yerden önce ılımlı ve temiz kılar.

Batı bölgelerindekilerin mizacı: Buraların mizacı doğudakilerin

aksinedir. Buralarda yaşayan halkın mizacı genellikle rutûbetli olduğundan,

kaba ve soğuk olurlar. Çünkü güneş, batı bölgelerindeki ahâli üzerine günün

ilk saatlerinde ışıklarını salmaz. Tâ iyice yükselip de etrafı ısıtmadıkça

batıdakilerin üzerlerine gelmez. Oralarda geçen soğuk gecelerin ardından,

güneş ansızın üzerlerine doğar. Olanca hararetiyle bir anda onları istîlâ eder.

Bu sebeple söz konusu bölgleer ahâlisinin ekserisi balgamlı olur.

Özellikle Sonbahar’da sesleri kısılır; boğuk olur. Yukarıda özelliklerini

kısaca açıkladığımız bölgelerden birini seçip vatan tutmak isteyen

seyyahlara gereken odur ki, önce o yerin yükseklik ve alçaklığını

araştırsınlar. Sonra etrafının açık ya da kapalı olmasıyla ortaya çıkabilecek

özelliklerine dikkat etsinler. Nihayet yerleşmeyi düşündükleri şehrin

komşusu bulunan dağları, yakınında bulunan madenleri, varsa gaz

yataklarını ve bunların yönlerini araştırsınlar.

Bütün bu bulgulardan hareketle o şehir halkının mizacını tahmine

çalışsınlar. Hastalık ve sıhhat durumlarını, hazım ve sair kuvvetlerini,

görünüşlerini, ahlâk ve gidişâtlarını, meşreplerini, âdetlerini, mezheplerini

ve iffet duygularını tecrübe edip öğrenmeye çalışsınlar. Bundan sonra

binâlarına baksınlar; binâların dışları geniş midir ve içleri yüksek midir,

gözlesinler. Kapıları ve pencereleri doğuya açık mıdır, kuzeye mi dönüktür,

baksınlar.

Çünkü binâların (sıhhatli oluşunun) şartlarındandır ki evin içi geniş ve

yüksek olsun. Kapıları ve pencereleri ya doğuya ya da kuzeye doğru açık

olsun. Tâ ki sabah rüzgarı ve kuzey rüzgarı o eve girebilsin. Onunla ev

mâmur olsun, evdekiler hayat ve can bulsunlar. Gönülleri hoş olsun,

bedenleri sıhhat ve âfiyette kalsın.

Bina işlerinde en lüzumlu şey şudur ki, seher yeli ve kuzey rüzgarı hâneye

girebilsin. Güneşin ışığı evin tabanını bulsun, [86/a] havasının düzelmesi

doğu güneşi ile mümkün olsun. Gerçek şu ki (konumu bu şekilde bilinçle

seçilen bir evin halkı) temiz, latîf, akıcı, soğuk ve tatlı nehirleri dolaşıp

gelen seher yeli ile dost olur. Ve onlar, her nefes alıp vermede havayı

iştiyakla içlerine çekerler; nefesleri cana safâ, cisme şifâ ve kalbe cilâ olur.

Yukarıdaki maddelerde açıkladığımız konuları resmeden dairelerin burada

topluca verilmesi uygun görülmüştür.

[544] . Ekvatorun her derecesinden bir gün yarısı dairesinin geçtiği farz

olunmuştur ki bunların toplamı üç yüz atmış eder.

[545] . “Fe-sübhâne’s-sâni‘i’l-hakîm.”

. “Fe-sübhâne’s-sâni‘i’l-hakîm.”

. Ekvatorun her derecesinden bir gün yarısı dairesinin geçtiği farz

olunmuştur ki bunların toplamı üç yüz atmış eder.

“Bu işleyişi mükemmel bir san’atla yoktan var edip yürüten ve

yaptıklarında hikmet sahibi olan Allah teâlâ, her türlü noksan sıfatlardan

münezzehtir.”

“Görünür ya da hissedilir ufkun çapının mesafesi, yeryüzünde yirmi iki

bin beş yüz adımdan fazla değildir” denilmiştir. Ekvator dairesine gelince;

hareketli, büyük bir dairedir ki âlemin iki kutbundan ve belirlenmiş bulunan

başucu noktasından geçerek, ekvator dairesi ile kesişir. Felekleri ve yer

küreyi ikiye böler; bir kısmına doğu, diğer tarafına batı denilir. Gece yarısı

ve gün ortası vakitleri bununla bilinerek tayin olunmuştur. Gün eşitleyicinin

ve ekvatorun her parçasından her birine bir gün yarısı dairesi itibar etmek

mümkün görülmüştür.

[86/b]

[87/a]

SEKİZİNCİ FASIL

[87/b]

Boylam ve enlem daireleri ile yerkürenin satranç bölümleri gibi bölünmüş

bulunduğunu, enlem ve boylamların belirlenmesiyle yeryüzünde bulunan

şehirlerin ve bazı noktaların bulundukları yerlerin bilinmesini, yönleri ve

birbirlerine olan mesafeleri bakımından nisbetlerini, Hint dairesi yle zevâl

ve itidal çizgilerinin bilinmesini ve kıble nin tesbit edilmesini; âlemin kutbu

tarafında bulunan kutup yıldızı nın yüksekliğini, meridyen dereceleri nin

mesafelerini ve miktarlarını, bunların bilinmesi sâyesinde yerkürenin

çapının, çevresinin ve yüzölçümünün bulunabilmesini, karada ve denizlerde

ölçerek ve seyirle çeşitli noktaların uzaklığının bulunmasını, yeryüzünün

dörtte birini teşkil eden meskûn mahallerin burçlar üçgeni yle, yedi

gezegene mensup bulunan şehirlerin ve yönlerinin bulunmasını ve zamanın

on iki hayvan üzerinde deverânını, ve (burçların) yeryüzünde olan

tesirlerini altı madde ile hakîmâne beyân edip açıklar.