BİRİNCİ FEN · BİRİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Mümkinü’l- vücud (mümkün varlıklar) olan cevherin beş türünü özetle
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Mümkinü’l- vücud,
varlığı mümkün olan bir nesne, eğer varlığının devamı süresince değişikliğe
uğramazsa ona cevher [öz] denir. Şayet değişikliğe uğrarsa ona da arâz
[sonradan olma varlık] denir. Çünkü varlık başka, varlığın kalıcılığı
başkadır. Nitekim, dıştan baktığınızda iki kişi varlık itibarıyla ortaktır.
Ancak bunlardan birinin varlığı yüz yıl, diğerinin varlığı on yıldan fazla
sürmez. O halde bir varlığın kalıcılığı, varlığın kendisinden başka bir şeydir,
aynı değildir. Mümkin olan bütün varlıklar (Allah dışında her şey) ya
cevherdir ya da arâzdır. Çünkü bir nesne bir başka nesneye ya ihtiyaç duyar
ve ona geçer, veya geçmez. Eğer muhtaç olup geçerse, bu geçişe hal (sıfat),
geçişin gerçekleştiği yere de mahal (madde) denir. Eğer bunlar (hal ve
mahal) birbirlerine muhtaç olurlarsa o takdirde maha le heyûlâ (kaos), hale
sûret-i cismiyye veya sûret-i nev’iyye denir. Eğer ihtiyaç bir taraflı olup hal
mahale muhtaç olursa, o mahale mevzû, o hale arâz denir. Bu durumda
arâz, mevzuda var olan nesnedir; renkler gibi.
Şayet hal ve mahal olmayıp ikisinden mürekkep bir şey ise, buna, cism-i
tabiî denir. Hal, mahal ve mürekkep olmayıp cisimlere tedbir ve
tasarrufuyla bağlı bulunursa ona, nefs-i insânî yye veya nefs-i felekiyye denir.
Ve eğer cisimlere tedbir ve tasarufuyla dahi bağlı bulunmazsa, ona akıl
denir. Dînî ıstılahta onun adı melek tir.
Cevherler beş kısımdır ki bunlardan biri heyûlâ (kaos), biri sûret-i
cismiyye ve biri cism-i tabiî dir. Bu üçü yakın cevherlerdir. Diğer ikisi farklı
cevherler olup biri nefs , diğeri akıl dır. Akıl [426] eğer, kendisiyle zorunlu
varlık arasında bir vasıta olmamışsa ona, akl-ı evvel ya da akl-ı küll de
denir . Şayet aklın arka planında başka bir akıl yoksa, o takdirde ona akl-ı
âşir yahut akl-ı fa‘al dahi denir. Ve eğer aklın iki tarafında akıllar varsa
buna, akl-ı mutavassıt denir. Aklın en şereflisi ve en latîf olanı, akl-ı
külldür. Bundan sonra sırasıyla ona yakın olan akıllar gelir.
Eğer nefs, basit cisimlerde tasarruf sahibiyse ona, nefs-i felekî
(atmosferik) nefs-i unsurî (öğesel) denir. Şayet nefis mürekkep cisimlerde
tasarruf sahibi olup [17/a] söz konusu cisimleri büyütüp geliştirmemişse, bu
takdirde o cisimlere madenler denir. Altın, gümüş, kırmızı yâkut ve taş gibi.
Ve eğer nefis mürekkep cisimlere büyüme ve gelişme sağlayıp da, his ve
hareket vermediyse o cisme nebât (bitki) denir; otlar, çiçekler, ağaçlar ve
meyveler gibi. Şayet nefis, mürekkep cisme büyüme ve gelişme ile birlikte
his ve hareket sağlayıp konuşma melekesi vermemişse bu takdirde ona,
hayvan-ı gayr-ı nâtık (konuşmayan canlı) denir; evcil ve vahşi hayvanlar ile
atlar ve kuşlar gibi. Eğer (yukarıda bahsedilen özelliklere ek olarak)
konuşma melekesi de sağlamışsa, ona insan derler ki varlığın özü ve bütün
yaratılmışların
özeti
odur.
Cihan
ağacının
meyvesi,
kâinâttaki
mükemmelliğin tamamlayıcı unsuru yine odur. Yukarıda sözü edilen bu
nefis her mertebede başka bir isimle adlandırılır. Bitkilerde nefs-i nebâtî ,
cansız varlıklarda nefs-i tabiî, h ayvanlarda nefs-i hayvanî, insanda ise, nefs-
i insânî ve nefs-i nâtık denir. Ve nefis artık bu aşamada her şeye bütünüyle
hâkim olup en iyi bir şekilde yönetici olur.
Cism-i
tabiî;
cisimlerin
bizzat
kendinde
miktarları
belirlenmiş
boyutlarıyla yani uzunluk, genişlik ve derinlik gibi ölçülendirilebilmesi
mümkün olan bir cevherdir. Bir cisim ya basit olur ya da mürekkep. Basit
cisim, kendisinin parçalarıyla tabiatı (özellikleri) birbirine benzeyen
cisimdir. Yani şekil ve özellikleri birbirinden farklı olan cisimlere
bölünemeyip tabiatı aynı kalan ve o tabiattan meydana gelerek tek bir tarz
üzere ortaya çıkan cisimdir. Bölündüğü takdirde, asıl unsurdan farklı
parçalar ortaya çıkmaz. Onun tabiatı şudur ki; ondan sâdır olan her şey bir
olur.
Cisim basit ise, ya ulvîdir ya da süflî. Ulvî olan ya parlak veya parlak
değildir. Parlak olan yıldızlardır. Parlak olmayan ise, ecrâm-ı esîrî ve âlem-i
ulvî de denilen feleklerdir. Basit, süflî cisimler, anâsır-ı erba’a (dört esas
unsur) olup bunlara erkân-ı erba’a da denir. Bunlar ; ateş, hava, su ve
toprak tır. Bu dört unsura ve bunların içinde bulunan mürekkep cisimlere
ise, âlem-i süflî ve âlem-i kevn ü fesâd da (oluş ve bozuluş âlemi) denir.
Mürekkeb (bileşik) cisim şudur: parçalarıyla (cüzleri) tabiatı benzeşmeyip
görünüşü ve tabiatları farklı olan cisimlere, bölünebilen dört temel unsurdan
meydana gelmiştir. Madenler, bitkiler ve hayvanlar gibi. Bunlara mevâlîd-i
selâse (doğurulmuş üç bileşik cisim) denir ki; babaları esîrî cisimler, anaları
ise unsurlardır. Mürekkeb (bileşik) cisimler de iki kısımdır; biri tamdır,
diğeri tam olmayandır.
Tam bileşik cisim, geçici bir zaman içinde, kendi bileşiminin sûretini
koruyan cisimdir; mevâlîd-i selâse üç bileşik (madenler, bitkiler ve
hayvanlar) gibi. Tam olmayan bileşik cisimler ise, bunun aksine kendi
terkibinin şeklini koruyamaz. Duman, bulutlar ve ateş saçan yıldızlar/gök
taşları gibi. Bütün basit cisimler kendi tabiatları üzere kalsalar şekilleri
küreye benzer, yani daire şeklinde yuvarlak bir top görünümündedir.
Şu halde bütün felekler, yıldızlar ve unsurlar küre şeklindedirler. Yukarıda
anlatılan akıl, nefs, heyûlâ (kaos), sûret ve beş cevherin kısımlarıyla
cisimden ibaret olan bunların hepsi aşağıdaki rubâîmizde yer almaktadır. İki
âlem bu cevherlerle ayakta durmakta ve devam etmektedir.
Rubâî
Bil evvelâ kâinâtı akıl ve candır
Pes hiss olunan, nüh felek-i gerdândır
Pes nâr u hevâ vü âb u hâk erkândır
Ma’denle nebât u hayvân ü insandır
Günümüz Türkçesiyle
Önce bil ki kâinât akıl ve candan ibarettir. Hissedilen, dönen şey değildir.
Ateş, hava, su ve toprak esas unsurlardır. Madenle, bitkiler, hayvanlar ve
insandır.

